Barış mümkün, peki gençler sürecin neresinde?
1 Eylül Dünya Barış Günü, bu yıl Türkiye’de yeni çözüm sürecinin önemli bir aşamasına denk geliyor. Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte, barışın nasıl kurulacağı kadar bu sürecin kimlerle ve nasıl yürütüleceği de yeniden tartışılıyor.
Peki bütün bu gelişmeler gençlerin penceresinden nasıl görünüyor?
Hafıza Merkezi ile GoFor’un ortak araştırması, gençlerin yüzde 70’ten fazlasının toplumsal barışın mümkün olduğuna inandığını, ancak müzakere sürecine desteğin yaklaşık yüzde 50’de kaldığını gösteriyor.
Araştırmaya göre gençler barışı yalnızca çatışmaların sona ermesi olarak görmüyor. Hukuk devleti, bireysel özgürlükler, eşit yurttaşlık, toplumsal cinsiyet eşitliği, geçmişle yüzleşme ve sosyoekonomik eşitsizliklerin giderilmesi de barış tahayyülünün parçaları arasında.
1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle Hafıza Merkezi Eş Direktörü Olcay Özer’le gençlerin barıştan ne anladığını, çözüm sürecine neden temkinli yaklaştıklarını, karar alma mekanizmalarına nasıl dahil olabileceklerini ve hafıza çalışmalarının toplumsal barıştaki rolünü konuştuk.
“Gençlerin barışa dair umudu var”
Özer’e göre gençlerin barışa desteği ile müzakere sürecine yaklaşımı arasındaki fark, barış fikrine karşı olmalarından değil, sürece ne ölçüde dahil olabileceklerine ilişkin kaygılarından kaynaklanıyor.
“Gençlerin barışa dair umudu var ve bu barış umudu bir hayal değil, gerçekten bir gelecek tahayyülü,” diyen Özer, barış kavramının gençler, karar alıcılar ve devlet tarafından nasıl doldurulduğu konusunda ise belirsizlik bulunduğunu söylüyor.
Araştırmada gençlerin barış sürecini takip etme oranı yüzde 60’larda seyrederken, komisyondaki gençlik oturumundan haberdar olanların oranı yüzde 12’ye kadar düşüyor. Özer, bunun arkasında iki temel neden olduğunu belirtiyor: Barış ve siyaset hakkında konuşmanın yarattığı tedirginlik ile karar alıcıların gençleri dikkate alacağına dair inancın düşük olması.
Gençlerde sürece ya da barışa karşı öfkeden çok yoğun bir kaygı var. Araştırmada yüzde 42 öfke duyduğunu, yüzde 52 ise kaygı duyduğunu söylüyor. Biz bunu kıymetli buluyoruz. Çünkü kaygı dönüştürülebilir.
Barış yalnızca silahların susması değil
Özer, gençlerin barışı yalnızca silahsızlanma ya da güvenlik üzerinden tanımlamadığını vurguluyor.
Hukuk devletinin güçlenmesi, bireysel özgürlükler, eşit yurttaşlık, toplumsal cinsiyet eşitliği, geçmişle yüzleşme ve sosyoekonomik eşitsizliklerin giderilmesi gençlerin öne çıkardığı başlıklar arasında.
Barış çok daha fazla gasp edilmiş hakların yeniden alınması üzerine kuruluyor. Bunların başında eşitlik, eşit vatandaşlık ve bireysel özgürlükler geliyor.
Özer’e göre bu nedenle gençler arasında tek bir barış tanımından söz etmek mümkün değil; barış tahayyülü farklı toplumsal kesimlere ve coğrafyalara göre çeşitleniyor.
ANKARA NOTLARI
19 Mart’ta gençler, bugün seçilmiş CHP yöneticileri aynı yolu gösterdi: Umut sokakta
İlkelerde ortaklaşma, taleplerde ayrışma
Araştırma, gençlerin temel hak ve özgürlükler konusunda yüksek oranda ortaklaştığını ancak somut taleplerde farklılaştığını gösteriyor.
Gençlerin yaklaşık yüzde 92’si bireysel özgürlükleri ve eşit vatandaşlığı desteklerken, Kürtçenin resmi dil olarak tanınmasına destek yüzde 49 düzeyinde kalıyor. Terörle Mücadele Kanunu kapsamında tutuklananların tahliyesine yönelik yasal düzenlemeye destek ise yüzde 53.
Özer, “Taleplerde ortaklaşma, barışın koşullarındaki ortaklaşmadan çok daha düşük ve değişken,” diyor.
Ancak bu farklılaşmayı olumsuz görmüyor. Farklı taleplerin ve gelecek tahayyüllerinin birlikte tartışılmasının barışın toplumsallaşmasının bir parçası olduğunu belirtiyor.
“Gençler kendilerini sürecin parçası olarak görmüyor”
Araştırmaya göre gençlerin yalnızca üçte biri kendisini sürece dahil hissediyor. Özer, bunun gençlerin sürece katılmak istemediği anlamına gelmediğini söylüyor:
Gençler bu sürecin bir parçası olarak görmüyorlar kendilerini. Ama bunun, sürece dahil olmak istemedikleri şeklinde okunmaması gerekiyor. Muhatap alınmadıklarına ilişkin bir kaygıları var. Gençlerin barış meselelerine, barış tartışmalarına dahil olmak ve bu konularda üretmek konusunda çok büyük bir hevesleri var. Birçoğu bunları konuşacak, üretecek alanlarının gasp edildiğini söylüyor.
Siyaseti konuşacak alanlar daralıyor
Araştırmaya göre gençlerin yüzde 49’unun evinde siyaset konuşulmuyor. Ana dili Kürtçe olan gençlerde bu oran yüzde 58,6’ya yükseliyor.
Özer, üniversitelerin ve kamusal alanların da gençlerin tartışabileceği alanlar olmaktan giderek uzaklaştığını söylüyor:
Gençler alternatif barış tahayyüllerini, barış ve demokrasinin geleceğini konuşabilecekleri, bunun için üretimler yapabilecekleri alanlar arıyorlar.
Özer’e göre araştırmanın en önemli sonuçlarından biri, gençlerin barışı özgürce tartışabilecekleri alanların yeniden yaratılması ihtiyacı.
Kürt illerinde çocuk ve gençlere yönelik yaşam hakkı ihlalleri veritabanı açıldı
“Barış geçmişle yüzleşmeden kurulamaz”
Özer, hafıza çalışmalarının toplumsal barış açısından da merkezi bir yerde durduğunu düşünüyor.
Hafıza Merkezi’nin özellikle 1990’lardaki zorla kaybetmeler ve ağır insan hakları ihlalleri üzerine yürüttüğü çalışmaların, o dönemi yaşamayan kuşakların geçmişle ilişki kurabilmesi açısından önemli olduğunu söylüyor.
“Geçmişte ne olduğunun, taleplerin ne olduğunun duyurulmasının barışın inşasında vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz.”
Özer, hafızalaştırma çalışmalarına onarıcı adalet perspektifini de dahil ettiklerini belirterek, “Barışın ancak öncelikle geçmişle yüzleşerek mümkün olduğuna inanıyoruz,” diyor.
“Başlangıç noktası özgür tartışma alanları”
Peki karar alıcılar gençlerin sesini gerçekten duymak istese nereden başlamalı?
Özer’in yanıtı net: “Özgür tartışma alanlarının yaratılması.”
Toplumsal barışın tepeden inme biçimde kurulamayacağını söyleyen Özer, farklı barış tahayyüllerinin konuşulabilmesi ve insanların birbirini duyabilmesi gerektiğini vurguluyor:
Tek tip bir barış ya da tepeden inme bir barış tahayyülünün içselleştirilmesi zor. Gençlerin birbirleriyle bir araya geldiği, beraber ürettikleri, katıldıkları ya da katılmadıkları barış tahayyülleri üzerine konuştukları özgür tartışma alanlarının yeniden mümkün kılınması lazım. Bence başlanması gereken nokta bu.
(NÖ)
İsveç seçimlerine doğru Kadir Kasirga: Refah devleti mi, büyüyen eşitsizlik mi?
Demirtaş’tan İsveç seçimleri öncesi Sosyal Demokratlara mesaj
“Sınırda Çocuk Var” diyerek Kapıköy’den Kilis’e yürüyecek
Okul masrafı büyüyor: Eski çanta dikiliyor, yedek forma alınamıyor
Diyarbakır’da köpeklerin toplandığı alan için ‘yaşam hakkı’ çağrısı