Türkiye'de "bir koyup üç almak" deyimi ile kendini ifade eden, paradan para kazanma eğilimi uzun süredir gündemden düşmüyor. Hatta giderek "üç almak" kar marjı düşük bir yatırım olarak görülmeye başladı ve gözler daha yukarılara çevrildi.
Fon krizi ile ortaya dökülen bilgilere bakılırsa "3" artık çok masum bir katsayı. Bu tür girişimlerin ortak yanı piramitin tepesinde yer alanların çok kazanması ve kaybetmeye başladığı anda paraları alıp kaçmaya çalışması. Piramitin altında yer alanlar ise tıpkı eski Mısır'da olduğu gibi piramitin yükselmesi için sürekli çalışıyorlar ama hep kaybeden oluyorlar.
Yakın tarihe baktığımız zaman kamuoyunda uzun süre yer tutan ve hafızalara kazınan örnekleri toparlamaya çalıştık. Bankerler krizini, Banker Mangır ve Titan davaları; ardından teknoloji ve tarım yatırımı görünümündeki sistemler izledi. Bu vakalar, para toplama yöntemleri ve hukuki nitelikleri bakımından birbirinden ayrılıyor.
1980’lerde bankerlerin sunduğu yüksek faiz, 1990’larda yeni üyeler kazandırarak gelir elde etme sözü, 2010’larda bilgisayar kiralama ve sanal çiftlik yatırımları, 2023’te ise “yüksek getirili gizli fon”… Türkiye’de insanların birikimlerini kaybettiği vakalarda yatırımın konusu değişse de yüksek kazanç beklentisi ve güven ilişkileri belirleyici oldu.
Kamuoyunda sıklıkla “saadet zinciri” olarak adlandırılan bu yapıların tamamı aynı yöntemle işlemiyor. Ponzi sisteminde önceki yatırımcılara yapılan ödemeler, yeni katılımcılardan toplanan parayla karşılanıyor ve yatırım getirisi gibi sunuluyor. Piramit sistemlerde ise kazanç, ağırlıklı olarak yeni üyelerin sisteme dahil edilmesine dayanıyor. Yüksek faizle para toplama vakalarının Ponzi olarak tanımlanabilmesi için paranın nasıl kullanıldığının ayrıca ortaya konulması gerekiyor.
Ponzi adı nereden geliyor?
Ponzi adı, 1920’de ABD’nin Boston kentinde büyük bir dolandırıcılık gerçekleştiren İtalyan göçmen Charles Ponzi’nin soyadından geliyor.
Ponzi, farklı ülkelerdeki uluslararası posta cevap kuponlarının fiyat farklarından kazanç sağladığını söylüyordu. Yatırımcılara 45 günde yüzde 50 kâr vaat ediyordu. Ancak ödemeleri iddia ettiği ticari kazançtan değil, sisteme sonradan katılanların yatırdığı paradan yapıyordu. İlk yatırımcıların ödeme alması güven yaratıyor, daha fazla insanın para getirmesini sağlıyordu.
Bu nedenle bugün gerçek yatırım geliri yerine yeni katılımcıların parasıyla eski katılımcılara ödeme yapılan dolandırıcılık düzenleri “Ponzi sistemi” olarak adlandırılıyor. Yeni para girişi yavaşladığında veya çok sayıda kişi parasını geri istediğinde sistem çökmeye başlıyor.
Türkiye'de 'yatırımcının' bitmeyen çilesi
1981–1982: Bankerler krizi
Türkiye’de yüksek faiz vaadiyle para toplamanın kitlesel kayıplara yol açtığı başlıca dönemlerden biri, 1981–1982 bankerler kriziydi. Birçok sanatçı dönemin tek kanalında şarkılar söyleyerek insanları yüksek faiz elde etmeye çağırdı.
1980’deki finansal serbestleşme sürecinde bankerler, bankalarla ve birbirleriyle tasarruf sahiplerinin parasını çekmek için rekabete girdi. Yüksek faiz vaatleriyle büyüyen yapıların devamı, sisteme yeni para girişine bağımlı hale geldi.
Mehmet Fatih Güner ve Kemal Coşkun’un bankerler krizini inceleyen araştırmasına göre, 1981 ve 1982’de iki dalga halinde yaşanan kriz, 500’den fazla bankerin iflasına ve yüz binlerce yatırımcının tasarruflarını kaybetmesine neden oldu. Araştırmacılar, piyasa bankerliğinin bu dönemdeki işleyişinin Ponzi sistemine güçlü biçimde benzediği sonucuna ulaştı.
Krizin simgesi, “Banker Kastelli” adıyla tanınan Cevher Özden oldu. Kastelli’nin şirketleri, bankaların mevduat sertifikalarını halka pazarlıyordu. Haziran 1982’de bankaların bankerler aracılığıyla sertifika satmama kararı ve Kastelli’nin yurt dışına çıkışı, krizin dönüm noktaları arasındaydı.
1990–1992: “Banker Mangır” davaları
1990’ların başında bu kez Kadıköy’de eczacılık yapan Zeynep Mangır’ın adı, yüksek faizle para toplama ve karşılıksız çek davalarıyla gündeme geldi.
Dönemin basınında “Banker Mangır” olarak anılan Mangır, Ekim 1990’da yakalandı. Hakkında yüzün üzerinde dava açıldı; 23 kişiye verdiği yaklaşık 1,5 milyar liralık 50 çekin karşılıksız çıkması nedeniyle toplam 50 yıl hapis cezası istendi.
Soruşturma ilerledikçe Mangır’ın yaklaşık 500 kişiden yüksek faiz karşılığında dönemin parasıyla 19 milyar lira topladığı iddiası yer aldı. Aynı haberde, dört ayrı dosyadan 28 yıl 4 ay daha hapis cezasına çarptırıldı.
Süren davalar ile birlikte Zeynep Turgay Mangır’a verilen cezaların toplamı 126 yıla ulaştı; Mangır beş yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi. Mangır, savunmasında, eşinin mali durumunun bozulmasının ardından faizle para toplamaya başladı ve verdiği çeklerin karşılıksız çıkması üzerine tutuklandığını söyledi. Kişisel iflasına karar verilen Mangır hakkında daha sonra ticari defterlerini İflas İdaresi’ne teslim etmemesi nedeniyle yeni dava açıldı.
1994–1995: Nasrullah Ayan ve Türkinvest’in iflası
1994 ekonomik krizinde yatırımcıların kayba uğradığı başlıca aracı kurum vakalarından biri, Nasrullah Ayan’ın büyük ortağı olduğu AOG Türkinvest’ti. Sermaye Piyasası Kurulu, karşılıksız repo işlemleri ve mali yapısındaki bozulma nedeniyle şirketin faaliyetlerini Nisan 1994’te durdurdu. Şirket hakkında 13 Ocak 1995’te iflas kararı verildi.
İflas kararını onayan Yargıtay kararında, müşterilerin emanete bıraktığı hisse senetlerinin rızaları alınmadan satıldığı ve bedellerinin kullanıldığı belirtildi. Yatırımcılardan toplanan paralarla bazı şirketlerin çoğunluk hisselerini ele geçirmeye yönelik işlemler yapıldığı da aktarıldı. Kararda, hukuka aykırı işlemler sonucunda şirketin taahhütlerini yerine getiremez duruma düştüğü değerlendirmesine yer verildi.
Ayan ise 2004’te bütün alacaklılara faizleriyle ödeme yaptığını ileri sürerek iflas kararının kaldırılması için mahkemeye başvurdu.
1997–1998: Titan ve üyelik zinciri
Kenan Şeranoğlu ile tanınan Titan, 1990’ların ikinci yarısında “saadet zinciri” ifadesini Türkiye gündemine taşıdı. Sisteme katılım ücreti ödeyenlere, başka kişileri de üye yapmaları karşılığında kazanç vaat ediliyordu. Yapının büyümesi, yeni katılımcıların bulunmasına bağlıydı. Bu yönüyle Titan, piramit sistemin bilinen örneklerinden biri oldu.
Titan yöneticileri Şubat 1998’de tutuklandı. Aralarında Kenan Şeranoğlu ve babasının da bulunduğu yedi sanığa dolandırıcılık suçundan 25’er yıl hapis cezası verildi.

1990’lar–2000’ler: Ortaklık ve “faizsiz kazanç” vaatleri
1990’larda, özellikle Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmenlerin birikimlerini Türkiye’deki şirketlere yönlendiren para toplama faaliyetleri yaygınlaştı. Kombassan, Yimpaş, Jet-Pa ve Endüstri Holding gibi şirketlere para yatıranların geri ödeme talepleri, sonraki yıllarda uzun süren davalara ve siyasi tartışmalara konu oldu. Jet-Pa'nın sahibi olması nedeniyle Jet Fadıl ismi ile bilinen Fadıl Akgündüz, Proton markasının Türkiye temsilcisiydi. İmza adıyla yerli bir araba üreteceğini açıkladı. Bir süre sonra milletvekili seçilmeyi dahi başardı. Yüksek Seçim Kurulu (YSK), sübut bulan usulsüzlükler nedeniyle Siirt seçimlerini iptal etti. Bu karar sonucunda Akgündüz'ün milletvekilliği düştü. Yenilenen 9 Mart 2003 Siirt ara seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan milletvekili seçilerek meclise girdi ve ardından başbakanlık görevini üstlendi. Akgündüz'ün vekilliğinin düşmesi ve seçimlerin yenilenmesi, Erdoğan'ın siyaseten önünü açan kritik bir basamak oldu.
Para toplama faaliyetlerinde Türkiye’de fabrikalar kurulacağı, istihdam yaratılacağı ve faiz yerine yüksek kâr payı dağıtılacağı anlatılıyordu. Bazı yatırımcılara iş olanakları da vaat ediliyordu. Dini aidiyet ve Türkiye’nin kalkınmasına katkıda bulunma isteği, yatırım kararlarını etkileyen güven unsurları arasındaydı.
Bu dosyalardaki temel uyuşmazlıklardan biri, para verenlerin hukuken şirket ortağı mı yoksa parasının iadesini isteyebilecek alacaklı mı sayılacağıydı. İzinsiz halka arz işlemleri ve ortaklık ilişkilerinin niteliği, SPK incelemelerinin ve davaların konusu oldu.
2001: İhlas Finans’ın faaliyet izni kaldırıldı
1995’te faaliyete başlayan İhlas Finans, faizsiz finansman esaslarıyla çalışan bir özel finans kurumuydu. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, 10 Şubat 2001 tarihli ve 171 sayılı kararıyla kurumun faaliyet iznini kaldırdı. Böylece hesap sahiplerinin paralarını geri alma mücadelesine yol açan tasfiye süreci başladı.
Dönemin haberlerinde, yönetim sorunları ve kredilerin büyük bölümünün aynı gruptaki şirketlere kullandırılması, kurumun yaşadığı sorunların nedenleri arasında gösterildi. Özel Finans Kurumları Birliği Başkanı Yunus Nacar da Şubat 2001’deki açıklamasında, İhlas Finans’taki sorunların diğer özel finans kurumlarına genellenemeyeceğini savundu.
İhlas Finans’ın tasfiyesi, TMSF’ye devredilen bankalardan farklı yürütüldü. BDDK, faaliyet izninin kaldırıldığı tarihteki düzenlemeler uyarınca özel finans kurumlarının TMSF’ye devredilmediğini ve genel hükümlere göre tasfiye edildiğini açıkladı. Temmuz 2001’de yaptığı ikinci açıklamada ise İhlas Finans’ın tasfiye sürecinde kendisinin yetki ve sorumluluğu bulunmadığını bildirdi.
Hesap sahiplerinin alacaklarının ödenmesi ve tasfiyenin denetlenmesi, yıllar sonra da TBMM gündemine taşındı. 2020’deki görüşmelerde, tasfiyenin TMSF tarafından yürütülmesi önerisi ve mağduriyetlerin giderilmesi talepleri yeniden dile getirildi.
İhlas Finans'a para yatıranlar şirketin ortağı olarak görüldüğü için paralarını geri alamadıkları gibi bir de para piyasalarında yasaklı duruma düştü
2015–2017: Kairos’un teknoloji vaadi
Türkiye’de 2015’ten itibaren üye toplayan Kairos, gelir kaynağını bilgisayarların kullanılmayan disk alanlarının kiralanması olarak tanıtıyordu. Üyeler ücretli paketlerle sisteme katılıyor; bilgisayarlarını belirli süre açık tutarak dolar üzerinden gelir kazanacakları söyleniyordu. 2016’nın sonunda ödemelerin aksadığına ilişkin haberler yayımlandı.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, 3 Ocak 2017’de Kairos Technologies Limited hakkında suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.
Bakanlık incelemesinde, yeni üye kazandırmanın karşılığında verilen ödülün kira gelirinden çok daha yüksek tutulduğu belirtildi. Alt basamaklardaki üyelerden sağlanan gelirlerin üst basamaklara aktarıldığı ve yapının tipik piramit sistem özellikleri taşıdığı tespit edildi.
2016–2018: Çiftlik Bank
Mehmet Aydın’ın kurduğu Çiftlik Bank, sanal hayvan satın alma ve tarımsal üretimden gelir elde etme vaadini bir araya getirdi. Gerçek çiftliklerin de kurulduğu sistemde katılımcılara yüksek gelir sözü verildi.
Savcılığın Mart 2018’de kamuoyuna yansıyan tespitlerine göre, 31 Temmuz 2016’dan itibaren 132 bin 222 katılımcıdan yaklaşık 1 milyar 140 milyon lira toplandı. Aynı dönemde katılımcılara yaklaşık 688 milyon lira geri ödeme yapıldı. Şirketlerin 2017 yılındaki toplam zararı ise yaklaşık 22,5 milyon liraydı.
Savcılık yazısında, sistemin vaat ettiği ödemeleri karşılayabilecek ticari değer üretemeyeceği değerlendirmesi yer aldı. Para yatıran 132 bin 222 katılımcı sayısı, davadaki şikâyetçi sayısından; toplanan para da toplam zarardan farklı bir göstergeydi.
Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Şubat 2025’te Mehmet ve Fatih Aydın’a bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve örgüt yöneticiliği suçlarından 45 bin 376 yıl 6’şar ay hapis cezası verdi.
2018: Diğer çiftlik sistemlerine soruşturmalar
Çiftlik Bank’ın ardından tarım ve hayvancılık temalı başka yapılar da incelemeye alındı.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, 22 Mart 2018’de denetime alınan 65 şirketin 30’u hakkındaki işlemlerin tamamlandığını ve bunlardan 19’unun piramit sistem olduğunun belirlendiğini açıkladı. Elit Çiftlik, Çılgın Tavuklar ve BB Çiftliği de bakanlığın piramit sistem olarak tanımladığı yapılar arasında yer aldı.
Aynı dönemde Anadolu Farm hakkında da soruşturma yürütüldü. Çiftlik kurma ve canlı hayvan satın alma vaadiyle para toplayan yapının kurucusu olarak tanıtılan İsa Karademir, yurt dışına çıkarken yakalanmasının ardından tutuklandı.
2023: “Yüksek getirili gizli fon” dosyası
Nisan 2023’te ortaya çıkan Seçil Erzan dosyasında ise para toplamanın merkezinde özel bir yatırım fonu bulunduğu iddiası vardı.
Banka şube müdürü Erzan’ın, aralarında futbolcuların ve iş insanlarının bulunduğu kişilere yüksek getirili ve sınırlı sayıda kişinin katılabildiği bir fon olduğunu söylediği ileri sürüldü. İddianameye göre, gerçekte böyle bir fon bulunmuyordu. Banka şube müdürlüğünün yarattığı güven, banka kaşeli belgeler ve tanınmış kişilerin de fona katıldığı anlatısı, para toplama sürecinde kullanılmıştı.
Erzan’ın mahkemede bir kişiden aldığı parayı başka kişilere ödeme yapmak için kullandığını anlatması, dosyanın Ponzi sistemiyle ilişkilendirilmesinin temelini oluşturdu. Erzan ise yargılama sırasında suçlamaları reddetti ve baskı altında kaldığını savundu.
İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Aralık 2025’te Erzan’a toplam 102 yıl 4 ay hapis cezası verdi. Ancak hüküm, istinaf mahkemesince usule ilişkin gerekçelerle bozuldu. 12 Eylül 2026’da yeniden başlayan yargılamada Erzan’ın tutukluluğunun devamına karar verildi; duruşma 9 Ekim’e ertelendi. Böylece “gizli fon” dosyasında yargılama sürerken, yüksek getiri vaadiyle toplanan paraların nasıl kullanıldığı ve kimlere aktarıldığı sorusu davanın merkezinde kalmaya devam etti.
(Mİ)







