Anayasa Mahkemesi (AYM), 29 Aralık 2025’te Resmî Gazete’de yayımlanan, 10 Eylül 2025 tarihli kararında Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesinin "Bakaya kalma ve yoklama kaçağı suçlarından açılan ceza davalarında" 25/6/2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun bazı kuralların Anayasaya aykırı olduğu kanısıyla yaptığı ihlal başvurusunu redderek, bu kurallar uyarınca verilen cezaların hukuka aykırı olmadığına karar verdi.
Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi başvurusunda suçların başlangıç tarihlerinin belirsizliği, aynı fiil için hem idari para cezası hem hapis cezası verilmesi ve aynı eylem nedeniyle birden fazla dava açılmasını hukuka aykırılık iddiasının dayanağı olarak göstermişti.
AYM, kararında yoklama kaçağı ve bakaya suçlarının kesintisiz suç niteliğinde olduğu görüşüyle aynı kişi hakkında aynı eylem nedeniyle tekrar dava açılmasının hukuka aykırılığı itirazını reddetti.
AYM askerlik çağrılarının TRT ve e-Devlet üzerinden yapılan duyurularla tebliğ edilmiş sayılmasının da hak kaybına yol açmadığını vurguladı.
Başkan Kadir Özkaya, Başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan, Başkanvekili Basri Bağcı, Üye Engin Yıldırım, Üye Rıdvan Güleç, Üye Recai Akyel, Üye Yusuf Şevki Hakyemez, Üye Yıldız Seferinoğlu, Üye Selahaddin Menteş, Üye İrfan Fidan, Üye Kenan Yaşar, Üye Muhterem İnce, Üye Yılmaz Akçıl ve Üye Ömer Çınar'dan oluşan heyet kararı oybirliğiyle aldı.
AİHM yargısı karşısında AYM kararının anlamı
AYM’nin E.2024/203, K.2025/189 (10.09.2025; RG 29.12.2025) kararında özetle: “Yoklama kaçağı/bakaya” fiillerini kesintisiz (temadi eden) suç sayıp, kişinin kendiliğinden gelmesi / yakalanmasıyla temadinin kesildiğini, kesildikten sonra yükümlülüğe aykırılığın sürmesi hâlinde bunun “yeni bir suç” olarak ayrıca cezalandırılmasının kanun koyucunun takdiri olduğunu söylüyor; ayrıca ne bis in idem (aynı fiilden iki kez yargılanmama/cezalandırılmama) ihlali için “aynı fiil” şartının oluşmadığını değerlendiriyor.
Uluslararası insan hakları hukukunda (özellikle Avrupa sistemi içinde) vicdani ret bağlamında asıl mesele, “aynı çağrıya” karşı tekrarlanan işlemlerin iç hukukta parçalara bölünerek her seferinde yeniden ceza üretmesinin, kişiyi yıllarca süren bir ceza/kovuşturma sarmalına sokmasıdır.
AİHM, Türkiye bakımından bu tabloyu "Ülke kararı"nda çok net çerçevelemişti: Çok sayıda kovuşturma ve mahkûmiyetin toplam etkisi ve “ömür boyu yeniden ceza tehdidi”, kişiyi “neredeyse sivil ölüme (civil death)” iten bir rejim yaratıyor; bu bütün olarak Avrupa İnsan Haklları Sözleşmesi'nin (AİHS) 3. Maddesi'nin (insanlık dışı/aşağılayıcı muamele) ihlali sonucunu doğuruyor.
AYM’nin “kesintisiz suç–kesilme–yeniden suç” kurgusu, tam da AİHM’nin 3. Madde bakımından problem gördüğü bu “interminable series/bitimsiz kovuşturma” olgusunu anayasal denetimden geçirip geçerli saymış oluyor. Bu, uluslararası düzeyde “vicdani ret hakkını tanımama ve döngüsel cezalandırma” eleştirisinin de ötesine giden bir sonuç doğuruyor.
AİHS Ek 7 No’lu Protokol'ün 4. Maddesi, ne bis in idem güvencesini getirse de Türkiye’nin bu protokolü onaylamamış olması nedeniyle AİHM, Türkiye bakımından bu hükme dayalı şikâyetleri çoğu kez inceleyemiyor (Arslan/Türkiye kararı).
Bununla birlikte AİHM bütün kararlarında devletin, vicdani retçiyi aynı askerlik yükümlülüğü karşısında bitimsiz ceza döngüsüne sokamayacağı; bu döngüyü kıracak şekilde hukuki statü ve prosedür (tanıma mekanizması ve genellikle sivil/cezalandırıcı olmayan alternatif hizmet) oluşturmak zorunda olduğu sonucuna varıyor.
AYM’nin kararı, vicdani retçilerin maruz kaldığı tekrarlı kovuşturma/ceza sarmalını “kesintisiz suç” tekniğiyle anayasal bakımdan meşrulaştırırken, AİHM’nin Ülke kararından beri “sivil ölüm/3. Madde ihlali” diye tarif ettiği sorunu derinleştiren bir iç hukuk çerçevesi yaratıyor.
(AEK)









