Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 175’inci maddesinde yer alan ve boşanma sonrası yoksulluğa düşecek eşin diğer eşten “süresiz olarak” nafaka talep edebilmesine olanak tanıyan ibarenin iptaline ilişkin kararının gerekçesi Resmî Gazete’de yayımlandı.
AYM, 4 Haziran 2026 tarihli kararında “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetti. Kararın yürürlüğe girmesini dokuz ay erteledi.
Kararı bianet’e değerlendiren Avukat Deniz Yazgan, AYM’nin nafaka yükümlüsünün uzun yıllar ekonomik bir yük altında kalmasına ilişkin değerlendirmesine dikkat çekerek kadınların evlilik süresince üstlendiği ücretsiz bakım emeğinin de hesaba katılması gerektiğini söyledi.
Yazgan, “Kararda beni en çok düşündüren, tarafların hakları arasında denge kurulurken kadınların hayatındaki eşitsizliğin yeterince hesaba katılmaması” dedi.
“Evlilikte oluşan ekonomik eşitsizlik boşanmayla ortadan kalkmıyor”
AYM’nin nafaka ödeyen kişinin evliliğin ekonomik sonuçlarıyla uzun yıllar bağlı kalmasını ağır bir yük olarak değerlendirdiğini söyleyen Yazgan, kadınların evlilik nedeniyle çalışma hayatından uzaklaşmasının ve bakım emeğinin de aynı ağırlıkla ele alınması gerektiğini belirtti.
Yazgan şöyle konuştu:
“Boşanma kararı verildiğinde evlilik hukuken sona eriyor. Ama evlilikte oluşan ekonomik eşitsizlik, o gün ortadan kalkmıyor.
Bir kadın yıllarca çocuklara bakmış, evin bütün işlerini üstlenmiş, belki yaşlı veya engelli bir aile üyesinin bakımını yürütmüş olabilir. Bu sırada diğer eş çalışmaya devam eder; mesleki deneyim, gelir ve emeklilik hakkı biriktirir. Kadının emeği, bu birikimi mümkün kılan koşulların bir parçasıdır.
Boşanırken yalnızca kimin maaşı olduğuna bakarsak bu ilişkiyi göremeyiz. Kadının bugün gelirinin bulunmamasını, geçmişteki iş bölümünden bağımsız bir durum gibi ele almış oluruz.
Üstelik bakım sorumlulukları boşanmadan sonra da devam edebilir. Kaybedilen yılların ve fırsatların etkisi, nafaka için belirlenen süre dolunca sona ermiyor.”
“Başlangıçta bitiş tarihi olmaması, ödemenin koşulsuz sürmesi demek değil”
Yazgan, nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün de korunması gerektiğini ancak mevcut hukukta nafakanın kişinin mali durumuyla ilişkilendirildiğini söyledi.
“Ödeme gücü elbette dikkate alınmalı. Nafaka yükümlüsünün geçimini sağlayabilmesi de korunması gereken bir hak” diyen Yazgan, koşullar değiştiğinde nafakanın azaltılması veya kanundaki şartlar gerçekleştiğinde kaldırılması için mekanizmalar bulunduğunu hatırlattı.
Yazgan, şöyle devam etti:
“Buradaki ayrım önemli: Başlangıçta kesin bir bitiş tarihi belirlememek, koşullar ne olursa olsun aynı ödemeyi sürdürmek anlamına gelmiyor. Mahkemenin, mevcut uyarlama mekanizmalarının neden yetersiz kaldığını daha güçlü biçimde ortaya koyması gerekirdi. Bir yükümlülüğün uzun sürme ihtimali, tek başına ölçüsüz olduğunu göstermiyor.”
“Kadınlar ve erkekler aynı koşullarda nafakaya ihtiyaç duymuyor”
Kararın eşitlik yaklaşımına da dikkat çeken Yazgan, AYM’nin Anayasa’nın 10’uncu maddesiyle ilgili değerlendirmesini eleştirdi.
“Kararda Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgili görülmemesinin belirtilmesini çok sorunlu buluyorum. Çünkü bu madde devlete kadınlarla erkekler arasındaki eşitliği yaşama geçirme görevi veriyor” diyen Yazgan, hukuki metinlerin kadınlar ve erkekler açısından aynı olmasının, bu hükümlerin sonuçlarının da aynı olacağı anlamına gelmediğini söyledi.
Yazgan şöyle konuştu:
“Nafaka hükmü kadınlar ve erkekler için aynı ifadelerle yazılmış olabilir. Ama insanların o hükme ihtiyaç duydukları koşullar aynı olmayabilir. Bakım sorumlulukları, gelir olanakları ve çalışma geçmişleri farklıysa, yapılacak değişikliğin sonuçları da farklı olur.
Anayasal değerlendirmede bunları görmek zorundayız.
CEDAW Komitesinin yaklaşımı da evlilik ve boşanmanın ekonomik sonuçlarında ücretsiz emeğin, kaybedilen fırsatların ve fiilî eşitsizliklerin dikkate alınmasını gerektiriyor.”
“Sadece ‘çalışabilir’ demek soruları yanıtlamıyor”
Nafakanın belirli bir süre sonra sona ermesinin kadınları çalışma hayatına yönelteceği yaklaşımını da değerlendiren Yazgan, ekonomik bağımsızlığın yalnızca hukuki bir yükümlülükle sağlanamayacağını söyledi.
“Kadınların güvenceli işlerde çalışabilmesini, kendi gelirlerine sahip olmasını hepimiz isteriz. Bunun maddi koşullarını konuşmalıyız” diyen Yazgan, şu sorulara dikkat çekti:
“Yıllarca çalışma hayatından uzak kalmış bir kadının iş bulabilmesi için hangi olanaklar var? Çocuk bakımını kim üstlenecek? Erişebileceği bir kreş var mı? Bulabileceği işin geliri barınmasına ve geçimine yetecek mi? Yaşı, sağlığı veya engelliliği nedeniyle karşılaştığı engeller nasıl giderilecek?
Sadece ‘çalışabilir’ demek, bu soruları yanıtlamıyor. Nafakanın kesileceği tarihi belirlemek de kendiliğinden iş, gelir veya bakım hizmeti yaratmıyor.”
“Kusursuzluk ekonomik kayıpları ortadan kaldırmıyor”
AYM’nin kararında nafaka ödeyen eşin boşanmada kusursuz olabileceğine yapılan vurguya da değinen Yazgan, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur ile evlilik içinde oluşan ekonomik eşitsizliğin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Bir eş boşanmada kusursuz olabilir. Buna rağmen diğer eş, ortak hayatı sürdürebilmek için işinden ayrılmış, bakım sorumluluğunu üstlenmiş ve ekonomik olanaklarını kaybetmiş olabilir” diyen Yazgan, şöyle devam etti:
“Kusursuzluk, bu kayıpları veya diğer eşin emeğinden sağlanan yararı ortadan kaldırmıyor.”
“Nafaka güvencesinin zayıflaması boşanma kararını etkileyebilir”
Nafaka güvencesindeki değişikliklerin özellikle şiddet içeren ilişkilerden ayrılmak isteyen kadınlar açısından sonuçları olabileceğini belirten Yazgan, ekonomik güvencenin boşanma kararında önemli bir unsur olduğunu söyledi.
Yazgan, “Özellikle şiddetin bulunduğu bir ilişkiden ayrılmak isteyen kadın için barınma ve geçim güvencesi çok belirleyici olabilir. Ayrıldıktan sonra nasıl yaşayacağını bilememek, ayrılmayı zorlaştırabilir; boşanma görüşmelerinde ekonomik haklarından vazgeçme baskısını artırabilir” dedi.
“Bu nedenle nafakayı değerlendirirken kadının ayrılma kararını özgürce verebilmesini de düşünmeliyiz” diye ekledi.
“Kadınların gerçek yaşam koşulları merkeze alınmalı”
Yazgan, yeni düzenlemede somut ihtiyaç, ödeme gücü, evlilikteki iş bölümü ve devam eden bakım sorumluluklarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Yoksulluğun belirli bir tarihte sona ereceği varsayımına dayanan düzenlemelerden kaçınılmalı. Hâkimin değerlendirmesi de toplumsal cinsiyet kalıplarına karşı açık güvenceler içermeli” diyen Yazgan, devletin kamusal bakım hizmetleri, ücretsiz kreşler, güvenceli istihdam, barınma ve gelir destekleri konusunda da sorumluluğu bulunduğunu vurguladı.
Yazgan sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu karar yoksulluk nafakasını bütünüyle kaldırmıyor; ‘süresiz olarak’ ibaresini iptal ediyor ve yürürlüğü dokuz ay erteliyor. Önümüzdeki dönemde yapılacak düzenlemenin merkezinde kadınların gerçek yaşam koşulları bulunmalı. Kadınların bağımsız yaşayabilmesini sağlayacak olanakları kurmak, eşitlik yükümlülüğünün somut gereğidir.”
Mevcut düzenleme ne diyor?
Medeni Kanunu’nun 175. maddesi, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın, kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması koşuluyla, karşı tarafın mali gücü oranında nafaka talep edebilmesini düzenliyor.
AYM daha önce de aynı maddede yer alan “süresiz olarak” ifadesine ilişkin başvuruları incelemişti. Mahkemenin 2012 tarihli bir kararında söz konusu hükmün iptali istemi reddedilmişti.
Son kararla birlikte ise kanundaki “süresiz olarak” ifadesinin iptaline hükmedildi.
(EMK)







