Avukat Aynur Tuncel Yazgan, Açık Radyo’da yayımlanan Hukuk Güvenliği programında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin davanın son duruşmalarını değerlendirdi.
Yazgan, üç gün boyunca duruşma salonunda bulunduğunu, yaşananların yalnızca hukuki değil, aynı zamanda insani açıdan da son derece ağır olduğunu söyledi.
Özellikle tutuklu sanıkların duruşma salonuna getiriliş biçimine dikkat çeken Yazgan, jandarmanın sanıklarla aileleri ve avukatları arasındaki iletişimi kesmeye yönelik tavır sergilediğini, selamlaşma ve el sallama gibi insani tepkilerin dahi engellenmeye çalışıldığını anlattı.
Tutukluların cezaevinden duruşma salonuna beşerli gruplar halinde çıkarıldığını ifade eden Yazgan, salona girdikleri sırada yakınlarının alkış ve seslenişlerine karşılık vermelerinin dahi güvenlik güçlerince engellenmeye çalışıldığını söyledi. Bu müdahalelerin zaman zaman fiziksel zorlamaya dönüştüğünü belirten Yazgan, bir sanığın arkasına dönüp bakması üzerine itilip sürüklendiğini, avukatların buna sert tepki gösterdiğini aktardı.

İBB DAVASINDA DÖRDÜNCÜ GÜN
Mahkeme başkanı, gazetecilerin yerini değiştirmek istedi, gazeteciler çıkmayınca duruşmayı erteledi
Yazgan, Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre sanığın duruşmaya “bağsız” olarak alınması gerektiğini vurgulayarak, fiziki kelepçe olmasa da jandarma personelinin sanıkların etrafında adeta “etten duvar” örerek fiili bir kısıtlama yarattığını savundu. Bu uygulamanın savunma hakkı ve insan onuru bakımından kabul edilemez olduğunu dile getirdi.
Mahkeme itirazları dikkate almadı
Programda, duruşmanın usul yönünden de ciddi sorunlar taşıdığı ifade edildi. Yazgan’a göre mahkeme, duruşmanın başlangıcında yapılması gereken yoklama, kimlik tespiti, tarafların belirlenmesi ve iddianamenin kabul kararının okunması gibi temel usul işlemlerini yerine getirmedi. Ayrıca, sorgu sırasının avukatlara önceden resmi biçimde bildirilmediği, buna karşın bazı bilgilerin basına önceden yansıdığı da öne sürüldü.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarının, yargılamanın usulüne ilişkin itirazlarda bulunduğunu belirten Yazgan, mahkemenin bu itirazları dikkate almadığını ve reddi hâkim taleplerinin de “yargılamayı uzatmaya yönelik” olduğu gerekçesiyle geri çevrildiğini söyledi. Yazgan, bu yaklaşımın adil yargılanma hakkını zedelediğini savundu.
Davanın kapsamının olağanüstü geniş olduğuna dikkat çeken Yazgan, dosyada 400’ü aşkın sanık, 100’ü aşkın tutuklu ve çok sayıda farklı suçlama bulunduğunu, böyle bir yargılamanın ceza muhakemesinin olağan işleyişini fiilen kilitlediğini ifade etti. İhaleye fesat karıştırma, rüşvet, kara para aklama, dolandırıcılık ve örgüt suçlamaları gibi çok sayıda isnadın aynı dosyada yer aldığını hatırlatan Yazgan, bu büyüklükteki bir davanın sağlıklı yürütülmesinin başlı başına sorun haline geldiğini belirtti.
Yazgan, sanıkların uzun süredir tutuklu bulunduğunu, büyük bölümünün aylar boyunca tek kişilik odalarda tutulduğunu ve bu koşullar altında savunma hazırlamanın son derece güçleştiğini söyledi. “Bu insanlar savunma haklarını kullanmaya geliyor; ancak onlara insan gibi davranılmıyor” diyen Yazgan, yaşananların yalnızca hukuka değil, temel insani değerlere de aykırı olduğunu vurguladı.
Programda ayrıca, davanın Türkiye yargısı açısından sembolik bir önem taşıdığına işaret edildi. Bahri Bayram Belen, yargılamanın hem iç kamuoyu hem de uluslararası çevreler tarafından dikkatle izlendiğini belirterek, böyle bir davanın “acemice” yönetilmesinin kabul edilemeyeceğini söyledi.

İBB davasının ilk gününden notlar
Yazgan, gelinen noktada hukuken sağlıklı bir kovuşturma sürecinin henüz kurulamadığını savunarak, “Soruşturma aşaması bitmiş görünse de kovuşturmanın temel kuralları fiilen işletilmiyor. Bu nedenle hukuken dava açılmış sayılmaz” dedi.
Programın tamamını buradan dinleyebilirsiniz.
(EMK)









