İzmir’in bir dağ köyünde, anne ve babamın evindeyim. Annemin bahçede kullanması gereken, uzatılmayı bekleyen kabloyla bakışıyorum.
Bir elektrik tesisatçısının uzakta bir köye gelmesi ile Mars’a otoban yapılması neredeyse aynı uzaklıkta ihtimaller. Benim nazarımda bir elektrik tamirat işi yapabilmem de keza benzer uzaklıkta bir ihtimal. Aklımda hemen en kötü senaryo canlanıyor; tamir etmeye çalıştığım kablodan birden kıvılcımlar saçılıyor ve ben yanarak kömür oluyorum.
Tam da o günlerde Instagram akışında karşıma gencecik, kendinden emin, eli tornavidalı bir kadın çıkıyor; “Bacım bak anlatmadan söylüyorum, kaydet lazım olur. Evdesin, prizin koptu, Y kromozomlu birinden isteyeceksin de yapacak… Boşver!”.
21 yaşındaki Songül Emen’in bu sözleri beni kalbimden vuruyor ve sonrasında elektrikle ilgili ihtiyacım olan temel bilgileri paylaştığı videolar aracılığıyla öğrenmeye nihayet ikna oluyorum.
Öğrenilmiş çaresizliğime içimden bir tekme savurup “uzaya füze fırlatmıyoruz ya, en fazla biraz çarpılır, iyice kendimize geliriz” diye kendimi telkin ediyorum.
Songül’ün İzmir’de yaşadığını öğreniyorum. Merakım büyüdükçe büyüyor. Hazır ben de İzmir’deyken kendisiyle tanışmak istediğimi belirten bir mesaj atıyorum. Buluşma teklifime olumlu cevap veren Songül ile onun çalıştığı elektrik şirketinin atölyesinde koyu bir sohbete dalıyoruz.
Sizleri fırsat eşitliğinden toplumsal cinsiyet eşitliğine, Z jenerasyonundan geçmişine ve hayallerine dek uzun uzun konuştuğum Songül’ü daha yakından tanımaya davet ediyorum.
Nasıl bir ailede doğup büyüdün? Eğitim hayatın ve varsa etrafında sana rol model olan kadınları da merak ediyorum bir yandan. Songül’ü bugüne getiren, erkek işi olarak kodlanan bir alanda var olma cesaretini yaratan hikaye neydi?
Mardin Kızıltepe’de 5 çocuklu bir ailede doğup büyüdüm ben. 21 yaşındayım. Ekonomik olarak ve bilgi düzeyi bakımından güçlü bir aileden gelmiyorum ben. Ama kısıtlandığımı ve baskılandığımı da söyleyemem. Çok küçük yaşlardan beri çalışıyorum ve kendi işimi kendim yapmayı öğrendim. Bu biraz karakter meselesi belki. Ben hep aktif ve bir şeyleri oldurmaya çalışan, meraklı biriydim.
Geceleri yatağa girdiğimde hep daha iyisini nasıl yaparım diye düşünürdüm. Okulda da genel olarak başarılı bir öğrenciydim ben. Rol modelim kimdi diye düşününce annem geliyor aklıma ilk. Okuyabilseydi, elinde başka imkanlar olsaydı çok başka bir yerde olabilirdi. Hep mücadele etti, emek verdi ve yıllardır da engelli kardeşime bakıyor. Ben gücümü ve başarma inadımı ondan aldım.
"Videolarımda ne süsleme bir ne de bir güzelleme yaptım"

İzmir’e gelişin ve elektrik işleriyle tanışman nasıl gelişti?
19 yaşımda üniversite sınavında Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümünü kazanmamın ardından İzmir’e geldim. Bugün hâlâ kalmakta olduğum öğrenci yurduna yerleştim geldiğimde. Çalışmak zorundaydım. Üniversitenin ikinci haftasında şu an çalıştığım elektrik işini buldum.
İşletme öğrencisi olduğum için Exel tabloları hazırlamamı, ön muhasebeyi tutmamı ve yeri geldiğinde müşterilere gidip proje sunumu yapmamı istediler. Bunların hiçbirini bilmiyordum ve beni pek sarmıyordu açıkçası. Misal proje görüşmek için müşteriye gidiyorum, teknik bilmediğim için işi anlatamıyorum. Daha kendim anlamamışım, müşteriye nasıl satayım diye düşündüm. Ben bu teknik işini çözerim dedim. Matkap tutabilir misin diye sordular, yaparım dedim.
Beni biraz da çıtı pıtı görüyorlardı, başta pek ihtimal vermediler. Bir yandan iş çok yoğun burada ve kimsenin uzun uzun eğitim verecek fırsatı da yok. Ben kafaya koydum. Onlar iş yaparken izledim. Bir yandan internetten eğitim videoları izledim.
Mesela ışığın skalası, voltaj bilgileri vesaire bunları kimse öğretmedi bana. Çoğu şeyi kendi çabamla öğrendim ve öğrendikçe de burada atölyede uyguladım. O zamandan bu zamana kendimi geliştirdim. Mesela şu an önümde bir fabrikanın aydınlatma işi var. Haftaya kadar 72 tane tavan aydınlatmasının montajını tek başıma tamamlayacağım.
Elektrik gibi teknik bir alana girmen başlı başına bir işken bunu sosyal medyada paylaşma ve içerik üreticisi olma fikri nasıl gelişti?
Ben aynı zamanda çalıştığım firmanın sosyal medya hesaplarını da yönetiyorum. Aslında şu an ürettiğim içeriklerin benzerlerini firmanın sosyal medya hesaplarında paylaşarak insanlara temel elektrik tamiratı hakkında bilgilendirici videolar paylaşmak istedim ancak bunun kurumsal bir yaklaşım olmayacağını düşündüler.
Ben zaten halihazırda atölyede bu işleri yapıyorum. O zaman neden ben kendi hesabımda paylaşmayayım ki diye düşündüm.
Paylaştığın videolar sıradan elektrik tamiratı içerikleri değil. Kadınları odağına alan, onlara bacım diye seslenen ve erkekleri Y kromozomu olarak kodlayan bir duruşun var. İçeriklerini bu şekilde planlamaya nasıl karar verdin?
İlk başta kadın erkek ayrımı yapmadan, videolarımda herkese sesleniyordum. Eli matkaplı, erkek işi olarak görülen bir alanda tamirat yapan ve bunu öğretmeye çalışan bir kadın olarak erkekler tarafından yargılanmaya başladım. Daha çok dm’den mesajlar atarak rahatsız etmeye uğraştılar. Bu durum canımı epey sıktı. Sonrasında karar verdim.
Benim artık kadınlara ulaşmam lazım dedim. O noktadan sonra her şey değişti. Kadınlar beni yüreklendirdi ve sahiplendi. Öyle güzel mesajlar aldım ki kadınlardan, doğru yoldayım dedim. Bir de yaptığım işin kadınlar tarafından görülüyor olması, onlara bir fayda sağlaması beni çok mutlu etti. Bir kız kardeşlik ve dayanışma ruhu oluştu ve beni çok mutlu etti.
Videolarımda ne süsleme bir ne de bir güzelleme yaptım. Kendi dilimle anlattım ki ben orada açıkçası bazı şeylere karşı protestoda bulunuyorum. Yani bir kadının dış görünüşüyle yargılanmasından başlayarak, cinsiyetçilikten ve kadının kendine koyduğu kotaya kadar kadar kendimce mesajlar vermeye çalışıyorum.
Teknik alanlarda iş yapan birçok kadın olsa da görünür değiller. Dürüst olmak gerekirse şimdiye kadar tanıştığım ilk kadın elektrik işi yapan kişi sensin. Bu çağda hala tesisat, teknik bilgi ya da fiziki güç gerektiren işler “erkek işi” olarak tanımlanıyor. Bir yandan kadınların bir kısmı da bu konuda hemfikir olabiliyorlar. “Kavanoz kapağını erkeğe açtır, dişil enerjini düşürme” gibi bir yaklaşım da söz konusu olabiliyor kimi zaman. Sen nasıl bakıyorsun bu duruma?
Kadınların bunu sorgulaması bana daha enteresan geliyor. İşte kadınlara öğretilmiş çaresizlik derler ya, birçok kadında bu var. Kadın olacağım derken aslında kadınlığını kaybetmişler, benim nezdimde. Çünkü zaten kadın dediğin şey güçlü bir şey. Çünkü doğurma, üretme, var etme gücü var. Kadınlar, kendi bünyenizin, kendi fizyolojinizin farkında mısınız?
Hiçbir şey yapmadan bile senin vücudun sana o kadar hizmetlerde bulunuyor ki… Her ay yenileniyorsun bir kere. Senin daha fazla şey üretebilme, zihin olarak yapabilme kapasiten var. Çok daha komplike düşünebiliyorsun. Onun için diyorum ki, bir kadının kendi işini kendi görmesi, evdeki bir prizi tamir etmesi dişil enerjisine nasıl zarar verebilir ki? O kavanoz kapağını kendi başıma açabiliyorken neden açamıyormuş gibi davranayım? Bu bence karşımdaki erkeğe de ayıp.
Bir kadının kendine kota koymasını doğru bulmuyorum. Misal aynı evde yaşayan bir kadın ve erkeğin evdeki iş dağılımını düşünelim; erkek daha fazlasını yapmak istiyorsa buyursun yapsın zaten. Buna bir sözüm yok. Hiçbir şey yapmadığında sorun başlıyor.
O zaman zaten iki adım atıp evin dışına çıksın mümkünse. Bir de çok erkek vardır, evinde günlerdir yapılmayı bekleyen bir priz vardır yapmaz ama misafirliğe gittiği evde kendini göstermek için canla başla yapar.
Son derece aklı başında, hayattan ne istediğini bilen ve bunun için canla başla mücadele eden bir kadın olarak görüyorum seni buradan. Bir yandan da bir kesim tarafından yerden yere vurulan Z kuşağına mensup olan bir yaştasın. Tüm şanssızlıklarına rağmen benim çok umutlu olduğum Z kuşağını bir Z kuşağı mensubu olarak sen nasıl değerlendiriyorsun?
Bence bizim kuşağımızdan çok şey çalındı. Önce büyük vaatler verip sonra ümidi kesiyorlar. Bu hırsızlık değil de ne? Bizim kuşağımız için “çok konuşuyor” diyorlar. Konuşacağız tabii. Sizler sustunuz da ne oldu? Dünya çok mu iyi bir yerde? Bizim en büyük şanssızlığımız sosyal medyaya fazla maruz kalmamız. Keza ben de bir sürü kişi görüyorum sosyal medyada; ailesinden daha iyi olanaklar almış, daha iyi eğitimi görmüş ve çok farklı hayatlar yaşıyorlar.
İşte orada insanın kendini yetersiz hissettiği anlar oluyor. Eşitsizliğe şahit oluyoruz her an. Kendileriyle barışıklıkları kesiliyor insanların. Bizim kuşağın özellikle de. Diyoruz ki insanlar neler yaşıyor, biz ne yapsak yetişemeyiz gibi bir noktaya geliyor. Çok şükür ben hiçbir zaman öyle bir duyguya gelmedim. Çünkü kıyasla olacak şeyler değil bunlar. Belki bu benim erkenden fark etmemdendir dünyayı, hiç bilmiyorum ama gözlemlediğim şey bu dengesizliğin insanları kolaya kaçmaya itmesi. Üretmek istemekten çok şunu diyorlar; “Ben bu kadar okudum bunun için mi?” Çünkü bize başta dediler ki “Okuyun, hayat sizin olsun”.
Ben hem okuyorum hem de çalışıyorum. Ama okul bittikten sonra hayat benim olmuyor, daha çok sürünüyorum. O zaman ben de kendime diyorum ki; “Songül, senin kendini garantiye alman lazım”. Garantiye almak için kusura bakma ama bugün bir şeylerden vereceksin. Olur zamanından vereceksin, olur enerjinden vereceksin.
Birçok kişi bunu kabul etmiyor. Çünkü diyor ki bize en başta dayatılan şey bu değil. Yıllarca okuyoruz, yıllarca emek veriyoruz. Ben 9 Eylül'de okuyorum ama ODTÜ’'de okuyan bir sürü insan var, Boğaziçi'nde okuyan bir sürü insan var. Bunlar benim için gerçek başarı kıstası değil. Herkes için demiyorum bunu ama şimdi daha iyi koşullardan gelmiş bir kişinin oraya gitmesi çok olası bir şey zaten. Bu konuda da çok eşitsizlik var bizim kuşakta. Bundan dolayı böyle bir kıyas ve kötü hissetme duyguları da var bence.
Buradan yola çıkarak bu eşitsizliği de konuşmak istiyorum seninle. Benim kuşağımda nispeten daha adil bir eğitim hayatı mümkündü. Örnek vermek gerekirse kazancı iyi bir tüccarın çocuğu ile işçi bir ailenin çocuğu bir devlet okulunda aynı sırayı paylaşabiliyordu. Şimdi arada bir uçurum var. Bu kesimler sosyal hayatta neredeyse birbirilerine temas etmeden yaşıyor. Belki geldiğin koşullar, belki karakterin çok daha dirayetli kıldı seni. Ancak bunu herkesten beklemek de bir haksızlık sanırım. Senin mücadeleni ve bitip tükenmeyen temponu çevrendeki yaşıtların nasıl değerlendiriyor?
Şimdi açıkça söylemem gerekirse okul ortamındayken benim arkadaşlarımın en çok yaptığı aktiviteler genellikle bir kafede buluşmak.
Bu benim için bir yetkinlik değil. Benim nezdimde bir sosyalleşmek açısından yetkinlik ne olur; alırsın çadırını, gerekirse rezil olursun. Bir dağda yürüyüş yaparsın, bir kamp kurarsın, başka bir şehire gitmeye çalışırsın. Ama öğrencilerde hem para kısıtlı hem de isteseler de gerçekten yapamıyorlar. İş aramak istediklerinde de gerçekten deneyimsiz ve tecrübesiz diye atfediliyorlar. Bundan dolayı kolayı seçip pes eden de çok oluyor ve tembellik de beraberinde geliyor.
Benim durmadan mücadele etmem bazı yerlerde arkadaşlarımdan tarafından yargılanmama da sebep olabiliyor. Ben çalışmak zorundayım. Zaten okula gidiyorum ve geri kalan vaktimi de kendimi geliştirebileceğim aktivitelere harcıyorum. Her akşam İngilizce konuşma kulübüne gidiyorum. Vakit oldukça da tango ve tenis derslerine… Derken ne kimseyle buluşabilecek ne de bir kafeye gidip bi kahve içecek vaktim kalıyor. Zaten gece gittiğimde o kadar yorgun oluyordum ki benim tek yapabileceğim şey sabah için enerji toplamak ve uyumak. Ben mesela şu an yurtta kalıyorum. O kadar zorlanıyorum ki.
Çok fazla çalışıyorum. Üretmeye çalışıyorum. Belki yapmak istediklerimden dolayı kendimi çok fazla yoruyorum. Bazen kendimi kötü hissettiğim anlar oluyor.
Bu kadar emek verirken, bu emeği hiç vermeden dünyaya belli şartlarda gelmiş kişilerin senden hep bir adım ötede olması… Sonra kendime hatırlatıyorum; kıyasla olmaz bu işler diye. Kimse kimseden üstün değil aslında benim için.
Ben sabahlara kadar düşünüyorum, uyuyamıyorum çoğu zaman. Diyorum ki şimdi ben bir şekilde bir yola girmişim ve yoruluyorum. Hani bunun sonucu ne olacak? Mesela hani diyorlar ya Z kuşağı şöyle tembel… Ben bile bu kadar çalışırken halen çıkmazda olabiliyorum. Halen geleceğim nasıl olacak diye düşünüyorum. Bu kötü bir durum aslında. Çok kötü hem de.
İçinde bulunduğun tüm bu eşitsizliklerin yanı sıra durmadan verdiğin mücadelenin bir karşılığı olacağına yürekten inanıyorum. E Ticaret ve girişimcilikle de ilgileniyorsun bir yandan. Nasıl bir gelecek planı yapıyorsun? Sosyal medyadaki duruşundan yola çıkarsak, iş hayatında gelecekte kadınlara yönelik bazı planların da var mı?
Ben sadece masa başı bir iş yapmak istemediğimi çok iyi anladım. Öncelikle insanların neyi sevdiğinin farkına varmasını çok önemli. Elektrik işlerini çok sevdiğimi anladım. Eğitim sertifikam da olsun diyorum. Hem de paylaşayım hem de farkında olmayan kadınların en azından farkında olmasını sağlayayım istiyorum. Ben mesela bu sektörde olmadan önce bu sektörü bilmiyordum.
Hem esnaf hem kurumsal hem de bir öğrenci olarak tüm dalların içerisinde bir nevi kendimi geliştirmiş oldum. Çünkü ben bir de dünya çapında yapılan etkinliklere de katıldığım için, mesela tango gibi olsun, o alanda da çok kişiyle tanıştım. Ben halkın tam içinden geliyorum. Sokakta bir insanla da çok iyi iletişim kurarım, İtalya'nın bir yerinden gelmiş profesör olmuş bir kişiyle de dans ettim mesela. Ben ne olursam olayım kendime esnaf diyeceğim. Her şeyin biraz zaman istediğinin farkındayım.
Çok hızlı olan şeyler çok hızlı tepetaklak düşüyor. Yani inşallah, öncelikle kendime faydam dokunsun ki, başkalarına da faydam dokunabilsin. Kendi yaptığım işleri zaten büyütmek istiyorum. Çok emek veriyorum. Onun için zaten iyi bir gelir elde edip insanlara istihdam sağlamayı hayal ediyorum. Özellikle kadınlara ama hak eden genç erkeklere de aynı şekilde.
(KA/EMK)







