Kürtçe, Türkiye’de en fazla konuşulan ikinci dil. Ancak buna rağmen, sosyal yaşama dâhil olması ve kültür-sanat alanında Kürtçe üretim uzun yıllar boyunca çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya kaldı.
Son yıllarda bu baskı kısmen hafiflemiş olsa da Kürtçe üretim yapanlar hâlâ pek çok zorlukla mücadele ediyor.
Diyarbakır ve Van merkezli ŞanoGel Tiyatro Topluluğu’nun oyuncuları Başur Gezici ve Barış Görecek ile; anadillerinde tiyatro yapmaya nasıl karar verdiklerini, karşılaştıkları ekonomik zorlukları, kayyım dönemlerinden bugüne Kürtçe tiyatronun seyrini, güvenlik kaygılarını ve Kürtçe oyun sahnelemenin onlar için ne ifade ettiğini konuştuk.
“Anadilimizi sanatımızda da yaşatmak adına bir kararlılığımız vardı”
Kürtçe tiyatro yapmaya nasıl karar verdiniz?
Başur Gezici: Tiyatroyla tanışmam anadilim sayesinde oldu. Başta ilgimi çeken nokta buydu. Üzücü bir şey ama anadilimde bunun yapıldığını görene kadar da tiyatroyla tanışmamış, herhangi bir yerde faaliyet göstermemiştim. Daha sonra ilk adımımı üniversitedeki ekibimle attım. İki yıl kadar o ekiple devam ettim. Sonrasında o ekipten ayrıldım; ama bende yaşam tarzı haline gelmiş bir “şanoya zimana zikmakî” (Anadilinde oyun sahnelemek) bilinci vardı ve bir yerlerde bunu yapmaya devam etmezsem eksikliğini yaşayacağımı biliyordum. Yine üniversite ekibinden yol arkadaşlarım ve yakın çevremizden birkaç kişinin varlığıyla ŞanoGel ekibi kuruldu. Hepimizi ortak paydada buluşturan temel faktör anadili iken yine bu doğrultuda toplumsal eksenli tüm engelleyici faktörleri geride tutup “halkın tiyatrosu” olabilecek bir ekip olsun istendi. Ben de bu ekibin içinde hem kadın hem de Kürt kimliğimle bulunmak istedim. Öncesinde yine arkadaşlarımızın da kurucularından olduğu üniversite tiyatro ekibinde Kürtçe üretimler yapıyorduk. Üniversitedeki ekibimizden ayrıldıktan sonra da bunu kendimizde görev, bilinç, ihtiyaç doğrultusunda bir ideoloji olarak benimsemiştik. Anadilimizi sanatımızda da yaşatmak, özel ve stratejik yapay bir baskının karşısında durabilmek adına bir kararlılığımız vardı ve bunu bu şekilde yaptık.
Barış Görecek: Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Halihazırda Diyarbakır Barosu’nda staj yapıyorum. Yaklaşık yedi yıldır da kendi dilimde tiyatro yapıyorum ve şu anda da ŞanoGel’in genel sanat yönetmenliğini üstleniyorum. Kendi dilimle tiyatro yapma kararı, Kürtçe oyunları izledikten sonra gelişti. Oyunları izlerken “Bunu ben de yapmalıyım, ben niye kendi dilimde sanatımı icra etmiyorum?” sorularıyla birlikte üniversitede bir tiyatro kulübünde tiyatro ile ilgilenmeye başladım.

“Bizim açımızdan şartlar her geçen gün zorlaşıyor”
Türkiye’de özel tiyatrolar ciddi bir ekonomik darboğazdan geçiyor. Kürtçe tiyatro yapan bir ekip olarak bu koşullar sizi nasıl etkiliyor? Seyircinin ilgisi ve desteği, bu ekonomik yükle başa çıkma konusunda sizi ne ölçüde motive ediyor?
Başur: Tabii ki özel bir ekip olarak bizi zorladığı birçok noktası var. Çünkü sahnelenecek bir oyun, hazırlık süreci uzun olan ve hem bireysel hem de ekip açısından ciddi masraflar gerektiren bir üretim sürecini içeriyor. Çoğu zaman kendi imkânlarımızla var olmaya çalışıyoruz. Bu noktada belki de hepimizi en çok motive eden, seyirciyi anadiliyle buluşturmak ve anadilimizle zanaat değil sanat yapıyoruz, diyebilmektir. Çünkü bu hakikati maddi kaygılarla değil; tamamen gönüllülük ve istek doğrultusunda yaşatmaya eğilim gösteriyoruz.
Barış: Doğru. Türkiye’de tiyatroların bir bölümü Devlet ve Şehir Tiyatroları gibi ödenekli yapılar olarak varlığını sürdürürken; bizim gibi özel ve bağımsız tiyatrolar ise seyirciden gelen destekle ayakta kalmaya çalışıyor. Açıkçası bizim açımızdan şartlar her geçen gün gittikçe zorlaşıyor. Bir oyun çıkardığımızda genellikle zamanımızdan ve cebimizden veriyoruz. Fakat bunun sürdürülebilir olmadığını da biliyoruz. Seyircilerin gelip bağımsız tiyatro ekiplerinin oyunlarını izlemesi gerekiyor ki onlar da ayakta kalabilsin. Sağ olsunlar, seyircilerimiz ellerinden geldiğince gelip izlemeye çalışıyorlar; fakat yetmiyor, daha fazla seyirciye ulaşıp daha çok kişiye oynamamız gerekiyor. Motivasyon kaynağımız yaptığımız iş, anadilinde sanat.
Önceki soruyla bağlantılı olarak sormak isterim: Genellikle genç kuşakların Kürtçeyle kurduğu bağın zayıfladığından söz ediliyor. Genç seyircilerin oyunlarınıza olan ilgisini nasıl gözlemliyorsunuz?
Başur: Daha önce de belirttiğim gibi, dil üzerinde özel, stratejik ve yapay bir baskının varlığı söz konusu. Genç izleyicilerimiz oluyor; ama genelde aynı kitleye oynuyoruz. Biz ekip olarak elimizden geldikçe üniversiteden olsun, dışarıdan olsun gençlere ulaşmaya çalışıyoruz. Onları anadillerinde sanat izlemeye teşvik ediyor, iletişim halinde olmaya gayret gösteriyoruz.
Barış: Aslında genç kuşak seyircimiz daha fazla, bu açıdan olumlu bir noktadayız. Fakat gelen seyircilerimizin çoğunun anadillerine yabancı olduklarını görüyoruz. Herkesin kendi dilinde okuması, yazması ve ona hâkim olması gerekiyor ki, izlediklerinde oyunu tam anlamıyla anlayabilsinler.
“Kayyımın gidişi olumlu etkiler yarattı fakat…”
Diyarbakır’ın, pek çok Kürt kenti gibi kayyım geçmişi var. Belediyenin son seçimde tekrar DEM Parti’ye geçmesi sizin açınızdan neleri değiştirdi, bu yeni dönemde kültür-sanat alanındaki beklentileriniz neler?
Başur: Kayyım dönemiyle birlikte kültür-sanat alanlarının büyük bir kısmı da dönüştü; ekonomik yetersizlikler derinleşti, kurumsal destekler büyük ölçüde ortadan kalktı. Bu değişim-dönüşüm kültür ve sanat alanında geri gitmeye, Kürtçenin daha az görünür olmasına ve doğal olarak asimilasyona hizmet eden bir noktaya vardı. Sanata ilgi, anadilinde sanatın gelişimi, erişilebilirlik kısıtlanmış durumdaydı. Belediye yönetiminin tekrar halk iradesine geçtiği bu son dönemde sanata canlılık geldi. Kürt halkı her zaman kendi sanatını samimiyetle yapmış bir toplumdu. Bunun açlığını kayyımın olduğu iki dönem boyunca çektik. Bu dönemin bizim açımızdan bir diğer olumlu yanı, görece daha rahat bir alanın oluşmuş olması. Kurumlara erişim bir nebze kolaylaştı; ancak hâlâ ciddi eksikler var. Özellikle özel ekipler için imkânlar sınırlı kalmaya devam ediyor. Hem maddi koşullar hem de sahne kurma ve mekâna erişim gibi yapısal sorunlar, üretimi zorlaştıran başlıca etkenler arasında. Yeni dönemden beklentimiz, yalnızca bizim için değil, Kürtçe üretim yapan tüm ekipler için bu sorunlara kalıcı çözümler üretilmesi. İmkânların artırılması, Kürtçe tiyatronun önünün daha fazla açılması; bu sayede gençlere ulaşılabilmesi ve alanın daha geniş bir perspektifle ele alınması, atılması gereken ilk adımlar olarak görülebilir.
Barış: Kayyım döneminde sadece Diyarbakır özelinde değil birçok şehirde tiyatro etkinliklerinde ciddi şekilde azalmalar, müdahaleler görüldü. Fakat buna rağmen o dönemde de dayanışma kültürü ile bu durumun üstesinden gelindi. Kayyımın gidişi kültür-sanat alanında olumlu etkiler yarattı, yaratmaya da devam ediyor. Fakat bu konuda hem belediyelerin hem de kültür-sanat topluluklarının birbiriyle işbirliği içinde olup koordineli bir biçimde daha fazla üretim yapması gerekiyor. Yeni dönemde özellikle belediyelerin Kürtçe kültür-sanat toplulukları başta olmak üzere şehirde üretim yapan, yapmak isteyen ekiplere ulaşıp destek olması gerekiyor.

“Anadilimizde sanat yapmak bile bizi hedef haline getiriyor”
Kürtçe üretim yapan sanat kurumlarına yönelik polis gözetimleri ve operasyonlar yaşanabiliyor. En son 2023’te Amed Şehir Tiyatrosu oyuncularına yönelik bir operasyon düzenlenmiş, gözaltına alınan oyuncular üç-dört gün sonra serbest bırakılmıştı. Bu tür müdahaleler, metin seçimi ya da sahneleme süreçlerinde sizde herhangi bir güvenlik kaygısı yaratıyor mu? Otosansür uyguladığınız ya da daha temkinli davranmak zorunda hissettiğiniz anlar oluyor mu?
Başur: Bu tabii ki her zaman kaygı nedeni. Anadilimizde sanat yapmak bile bizi hedef haline getiriyor. Bahsettiğiniz örnekte, sadece anadilinde tiyatro yapılmıştı. Hem de kayyım döneminde belediyede çalışan, tiyatroya gönül vermiş oyuncuların işten atıldıktan sonra kurduğu Amed Şehir Tiyatrosu’nda. Buradan da anlıyoruz ki, önce belediyelerden uzaklaştırılmaları, ardından yılmadan üretime devam etmelerinin engellenmeye çalışılması; asıl sansürlenmek istenen şeyin dil olduğuna işaret ediyor. Sahnede kullandığımız dile ve metinlerimize elbette dikkat ediyoruz; ancak vermek istediğimiz her mesajı, imkânlar dâhilinde bir şekilde seyirciyle buluşturmaya da gayret ediyoruz. Bu noktada kendimize uyguladığımız bir otosansür var diyemem; ama elbette temkinliyiz.
Barış: Baskıcı politikalardan bizler de etkileniyoruz. Gerek oyun seçimlerinde gerekse dil tercihinde, ister istemez “Acaba bir sorun yaşar mıyız, bir yasaklamayla karşı karşıya kalır mıyız?” sorusunu kendimize soruyoruz. Arka planda her zaman bir tedirginlik ve temkin hâli var. Fakat hem oyun seçiminde hem de dil kullanımında kesinlikle kendimize otosansür uygulamıyoruz.
“Mücadele ruhunun dinginleştiği alanlarından biri”
Kürtçe tiyatro yapmanın zorluklarından söz ettik. Peki, Kürtçe oyun sahnelemenin güzellikleri neler? Hangi duygular size güç veriyor ve tüm bu koşullara rağmen Kürtçe oyun sahnelemeye devam etmenizi sağlıyor?
Başur: Kürtçe oyun yapmak bizim için mücadele ruhunun en dinginleştiği alanlarından biri oluyor. Yaşamı ruhumuzda hissediyor, birçok şeyin hakikatini bununla sahne üzerinde gerçekleştiriyoruz. En önemlisi ise kendimizi “xwebûn” (kendi olma, benlik) olmanın özüne bir adım daha yakın hissediyoruz.
Barış: Kürtçe oyun sergilemenin birçok güzel yanı var. Benim açımdan en güzel yanı sahnede rolümü oynarken kendimi özgür hissetmem. Daha önce Türkçe tiyatro oyunlarında da oynadım. Fakat aralarında siyahla beyaz arasındaki gibi bir fark var. Bir diğer olumlu yanı da toplumumuzun her kesimine hitap etmesi. Toplumumuzda Türkçe bilmeyen, özellikle büyüklerimizin sanata ulaşmalarını sağlamak yaşattığı en güzel duygulardan biri.
Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Başur: Sizin aracılığınızla sanatseverlere, halkımıza ve kurumlara seslenmek isterim: Kısıtlı imkânlar içinde bu alana gönül vermiş bizlerin yanında olun. Çünkü sanatımız, en az yaşamak kadar önemli bir noktada. Çünkü biz bunu anadilimizi, tarihimizi, mücadelemizi sürdürmek, genişletmek için yapıyoruz. Kürtçe tiyatromuz gelişsin, dönüşsün, önü açılsın ve çok daha özgün metaforlarla kendini inşa etsin. Bunu sadece tiyatrocular olarak biz yapamayız; ancak birlikte inşa edebiliriz.
Barış: Tüm halkımıza oyunlarımıza gelmelerini; eksik ya da fazla gördükleri noktalarla ilgili eleştirilerini bizimle paylaşmalarını ve kendi dillerinde okuyup yazmayı sürdürmelerini istiyorum. (YAH/TY)







