Almanya'da Friedrich Merz'in Hristiyan Demokrat (CDU/CSU)– Sosyal Demokrat (SPD) hükümetinin, Berlin'de kurulması beklenen Die Linke, Yeşiller ve SPD koalisyonunun büyük emlak şirketlerinin ellerindeki konutları toplumsal mülkiyete geçirme planını engellemek amacıyla hazırladığı yasa, Sosyal Demokratları ayağa kaldırdı.
Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt'in (CSU) geçtiğimiz pazar açıkladığı Yatırımları Koruma Yasası (Investitionsschutzgesetz) taslağına karşı 28 Ekim'de Berlinli SPD milletvekilleri Hakan Demir ve Ruppert Stüwe'den yeni itirazlar yükseldi.
Demir, Die Welt gazetesine yaptığı açıklamada, Dobrindt'in tasarısını “hukuki Bermuda üçgenine doğru bir hayalet uçuş” olarak niteledi. Bakanın federal hükümetin yetkilerini aştığını ileri süren Demir, toplumsallaştırmayı fiilen olanaksızlaştıracak bir yasanın Anayasa Mahkemesi'nden döneceğini savundu.
Demir, böyle bir tasarıya Federal Mecliste destek verip vermeyeceği sorulduğunda, tasarının parlamentoya hiç ulaşmamasını umduğunu söyledi.
SPD'li bir başka Berlin milletvekili Ruppert Stüwe de Anayasa'nın toplumsallaştırmaya açıkça izin verdiğini hatırlatarak federal hükümetin bu yetkiyi sınırlandırmasını doğru bulmadığını açıkladı.
Toplumsallaştırmayı yasaklamadan engelleme girişimi
Dobrindt'in yasa önerisi konutların toplumsallaştırılmasını doğrudan yasaklamıyor. Bunun yerine uygulamayı mali ve hukuki bakımdan son derece güçleştirecek üç koşul getiriyor: Buna göre eyalet yönetimleri önce toplumsallaştırmanın zorunlu olduğunu kanıtlayacak, yeni inşaat ve teşvikler dahil bütün alternatiflerin tüketildiğini gösterecek ve mülk sahiplerine bilirkişilerin belirleyeceği tam piyasa değerinden tazminat ödenecek. Bu tutarın tamamı derhal nakit olarak karşılanacak.
Dobrindt, Bild gazetesine verdiği demeçte yasayı şöyle savundu:
“Keyfî solcu toplumsallaştırma fetişizminin Anayasa'yla bağdaşmadığını bir Yatırımları Koruma Yasası'yla açıklığa kavuşturacağız”
Berlin'de üç partinin üzerinde anlaştığı program ise yaklaşık 160 bin dairenin kamu mülkiyetine geçirilmesi için en fazla 16 milyar avro tazminat öngörüyor. Oysa federal hükümetin "tam piyasa değeri" ve "peşin ödeme" şartları, konutların devrini Berlin'in karşılayamayacağı kadar pahalı hale getirebilir.
Böylece yasayla, konut şirketlerinin mülkiyetinin değiştirilmesi hukuken mümkün görünmeye devam ederken uygulamada aşılması olanaksız ekonomik engellerle karşılaşması sağlanmak isteniyor.
Elif Eralp: "160 bin konut piyasa mantığının dışına çıkarılacak"
20 Eylül Berlin seçimlerini yüzde 25,7 oyla birinci tamamlayan Die Linke, SPD ve Yeşillerle 17 Ekim'de “Daha çok ortaklık, daha çok Berlin” başlıklı bir koalisyon ön mutabakatına ulaşmıştı.
Anlaşmaya göre Berlin'de 10 binden fazla konuta sahip şirketler, bu sınırı aşan mülklerini tazminat karşılığında toplumsal mülkiyete devredecek. Kooperatifler ve kamu yararına çalışan kuruluşlar kapsam dışında kalacak.
Die Linke'nin başbakan adayı Elif Eralp, mutabakatın açıklanması sırasında, “Böylece Berlin yaklaşık 160 bin konutu piyasa mantığının dışına çıkaracak” dedi.
Planın kapsamına giren başlıca şirketler Vonovia ve diğer büyük özel konut şirketleri.
Üç parti ayrıca kamu konut şirketlerinin yönettiği yaklaşık 440 bin dairede yıllık kira artışlarını yüzde 2 ile sınırlandırmayı, 2031'e kadar 100 bin yeni konut için inşaat izni vermeyi ve bu konutların en az yarısının kamu şirketleriyle kamu yararına çalışan kuruluşlar tarafından yapılmasını hedefliyor.
Fahiş kiraları denetlemek üzere yeni bir kurum ve savcılık bünyesinde özel bir birim oluşturulması da anlaşmada yer alıyor.
Ancak toplumsallaştırma hemen başlamayacak. Yasanın 2028 ortasında parlamentoya sunulması, uygulamanın ise en erken 2029'da başlaması öngörülüyor.
2021 referandumundan koalisyon uzlaşmasına
Konutların toplumsallaştırılması girişiminin arkasında beş yıllık bir halk hareketi var.
26 Eylül 2021'de yapılan “Deutsche Wohnen ve Benzerlerini Kamulaştırın” referandumunda 1 milyon 35 bin 950 seçmen, yani oy kullananların yüzde 57,6'sı büyük konut şirketlerinin mülklerinin toplumsallaştırılması yönünde oy verdi.
Ancak bu bağlayıcı bir yasa değil, Senatoyu yasa hazırlamaya sevk eden bir karar niteliğindeki bu referandumun kararı önceki hükümetlerce uygulanmadı.
Öte yandan, yeni koalisyon mutabakatı da referandumun başlangıçtaki hedeflerinin gerisinde.
Referanduma giden halk hareketi 3 bini aşkın konuta sahip şirketlerin toplumsallaştırılmasını isterken yeni anlaşma bu sınırı 10 bine çıkarıyor. Üstelik bu şirketlerin ilk 10 bin konutu korunacak ve 2021 sonrasında inşa edilen daireler de kapsam dışında bırakılacak.
Die Linke bu anlaşmayla toplumsallaştırma hedefini koalisyon ortaklarına kabul ettirirken kapsamını daraltmayı ve uygulamayı ileri tarihe ertelemeyi kabul etmiş oldu.
SPD'nin federal ve eyalet hükümetlerindeki çelişkisi
Bu mücadelede SPD'nin konumu belirleyici: Federal düzeyde parti, Dobrindt'in önerisinin hazırlanmasını kararlaştıran CDU/CSU–SPD hükümetinin ortağı. Berlin'de ise Die Linke ve Yeşillerle toplumsallaştırma anlaşmasına imza atan partilerden biri.
Berlin SPD'sinin önde gelen ismi Steffen Krach, seçim kampanyasında toplumsallaştırmaya karşı çıkmıştı. Ancak parti yönetimi, Berlin seçimlerinde yüzde 12,1'e gerilemesinin ardından Die Linke'nin önderliğinde koalisyon görüşmelerine başlanmasını kabul etmek zorunda kaldı.
SPD ve Yeşillerin yetkili organları 19 Ekim'de müzakerelere onay verdi. Die Linke ise kararını bu hafta sonu, 31 Ekim'de toplanacak eyalet kongresinde verecek.
Federal SPD içindeki itirazlar yalnızca siyasal açıdan önemli olmakla kalmıyor. Merz koalisyon hükümeti Federal Meclisteki kıl payı çoğunlukla ayakta duruyor. SPD milletvekillerinin bir bölümünün karşı oy kullnması, Dobrindt'in tasarısının yasalaşmasını engelleyebilir.
Die Linke'nin federal eş başkanı Luigi Pantisano da bu çelişkiden hareketle, SPD'ye Bundestag'da “Kira mafyasının mı, kiracıların mı tarafındasınız?” sorusunu yöneltti.
Anayasa'nın 15. maddesi üzerindeki mücadele
Tartışma Almanya Anayasası'nın 15. Maddesi etrafında dönüyor. Bu madde toprak, doğal kaynaklar ve üretim araçlarının yasa yoluyla toplumsal mülkiyete geçirilmesine izin veriyor.
Berlin yönetiminin planı da belirli bir mülkün kamu yararı için istimlak edilmesini düzenleyen 14. Maddeye değil, toplumsallaştırmayı düzenleyen 15. Maddeye dayanıyor.
Ancak Almanya'da 15. Madde bugüne kadar hiç uygulanmadığı için toplumsallaştırmanın koşulları ve tazminatın hesaplanmasına ilişkin yerleşmiş anayasa yargısı içtihadı yok.
Anayasa hukukçusu Ulrich Battis, Dobrindt'in tam piyasa bedeliyle tazminat ödeme zorunluluğu getirmesinin anayasal açıdan özellikle sorunlu olabileceğini belirtti. Battis'e göre Anayasa, tazminatın belirlenmesinde yasa koyucuya takdir alanı tanıyor.
Bu nedenle, Berlin'in hazırlayacağı yasanın da federal hükümetin engelleme girişiminin de Anayasa Mahkemesine taşınması olasılığı var.
Berlin koalisyonu içindeki diğer gerilimler
Konut politikası, kurulması beklenen sol koalisyonun tek anlaşmazlık konusu değil.
SPD ve Yeşiller, Die Linke milletvekili Vanessa Emde'nin Filistin konusundaki açıklamaları ve antisemitizmle mücadeleye ilişkin ortak metin üzerindeki ayrılıklar nedeniyle 13 Ekim'de görüşmeleri askıya almıştı.
Taraflar 15 Ekim'de antisemitizmle mücadele anlaşmasını gelecekteki koalisyon sözleşmesine geçirme konusunda uzlaşarak görüşmelere yeniden başladı. Ancak bu gelişme, üç partinin Filistin ve İsrail politikalarındaki farklılıkların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Berlin koalisyonunun göç programı da federal hükümetin doğrultusunda değil. İnsani nedenlerle oturma izinlerinin genişletilmesi, mülteci çocukların genel eğitim sistemine alınması ve Almanya'da 5 yıldır yaşayanlara yerel ve eyalet seçimlerinde oy hakkı tanınması için girişimde bulunulması öngörülüyor.
Bununla birlikte Berlin'deki konut mülkiyeti mücadelesi, koalisyonun hem ekonomik hem anayasal bakımdan en kapsamlı girişimi olarak öne çıkıyor.
91 sandalyelik çoğunluğun sınavı
Kesin seçim sonuçlarına göre Die Linke, Yeşiller ve SPD'nin Berlin Eyalet Meclisi'ndeki toplam sandalye sayısı 91. Bu çoğunluk, 153 üyeli parlamentoda hükümet kurmak için yeterli.
Ancak parlamenter çoğunluk, büyük konut şirketlerinin ekonomik gücü ve federal devletin müdahale olanaklarını dengeleyebilecek bir maddi ölçek oluşturmuyor.
Berlin'deki mücadelenin bir tarafında 2021 referandumunun uygulanmasını isteyen kiracılar ve toplumsallaştırma hareketi, diğer tarafında ise mülkiyet ve yatırım haklarını savunan konut şirketleri ile federal hükümetin girişimi bulunuyor.
SPD'nin farklı yönetim düzeylerindeki çelişkili konumu ve Die Linke'nin koalisyon için verdiği ödünler de çatışmanın yalnızca Berlin ve federal hükümet arasında değil, oluşturulması beklenen hükümetin içinde de süreceğini gösteriyor.
31 Ekim'deki Die Linke kongresinin kararı, mücadelenin gelecek siyasal aşamasını belirlemek açısından önemli.
Kongre hangi yöne bakıyor?
31 Ekim Die Linke Berlin Kongresi'nin, SPD ve Yeşillerle koalisyon görüşmelerine büyük çoğunlukla onay vermesi bekleniyor.
Ancak konutların toplumsallaştırılması konusunda önemli bir taviz var: Şirketlerin elinde kalacak konut sayısının 2021 referandumundaki 3 bin konuttan 10 bine çıkarılmasıyla yaklaşık 70 bin konut kamulaştırma kapsamı dışında kalıyor.
Kongre'nin yanıt bulacağı soru, bu tavizi kabul mü etmekyoksa toplumsallaştırmanın kapsamını genişletmek ve uygulamayı hızlandırmak için koalisyon görüşmelerine koşullar mı koymak?
Mevcut işaretler Kongre'nin uzlaşmanın kabulü yönünde oy kullanacağını gösteriyor.








