20 Eylül seçimlerini büyük tedirginlikle izleyen göçmenler ve azınlıklar açısından seçim sonrası tartışma, AfD’nin Saksonya-Anhalt’tan sonra Mecklenburg-Pomeranya'da (Vorpommern) da birinci parti konumuna yükselmesiyle oluşan tablo üzerinde sürüyor.
"Tehdit altındaki insanlar"
Almanya Türk Toplumu (Türkische Gemeinde in Deutschland - TGD) Federal Başkanı Gökay Sofuoğlu, sonuçların kesinleşmesinin ardından yaptığı açıklamada “Artık yeter” dedi ve tartışmanın yalnızca seçim aritmetiğine indirgenmemesini istedi.
Anka'nın haberine göre Sofuoğlu, “İki hafta içinde AfD ikinci eyalette en güçlü parti oldu. Artık tehdit altındaki insanlar hakkında ne zaman konuşacağız?” diye sordu. Özellikle göçmen kökenlilerin günlük yaşamlarında kendilerini ne ölçüde güvende hissedebileceklerinin siyasi tartışmanın merkezine alınmasını istedi.
“AfD iktidara gelmeden de etkili oluyor”
Mecklenburg-Pomeranya Mülteci Konseyi (Flüchtlingsrat Mecklenburg-Vorpommern) daha geniş bir açıdan değerlendirdiği seçim sonuçlarıyla ilgili olarak AfD’nin eyalette yüzde 38,2’ye çıkmasını “utanç verici” olarak niteledi; ancak bu sonucu yalnızca AfD’nin etkinliğiyle sınırlamadı.
Konsey eş yöneticileri Sabine Ziesemer ve René Fuhrwerk, yıllardır siyaset dünyasında geniş bir kesimin göç ve ilticayı kamuoyuna ülkenin en acil sorunlarıymış gibi sunduğunu belirterek, bu söylemin de AfD’nin güçlenmesine zemin hazırladığını savundular.
Kuruluş açıklamasında şu değerlendirmeyi vurguladı: AfD’nin hükümete girmemesi tek başına yeterli değil. AfD’nin dili, sorunu tanımlayışı ve göç politikası talepleri diğer partilerce devralındığı ölçüde, parti, iktidarda olmasa bile siyasi gündemi belirleyebiliyor.
Mülteci Konseyi, yeni eyalet hükümetinden göçmenleri hedef alan politikalar yerine konut, eğitim, ücretler, sağlık ve toplumsal katılım gibi herkesin gündelik hayatını etkileyen sorunlara odaklanmasını istedi.
"Göçmenler temsil edilmeden demokrasi eksik kalıyor”
Doğu Almanya Göçmen Örgütleri Çatı Birliği (Dachverband der Migrant*innenorganisationen in Ostdeutschland-DaMOst) ve Mecklenburg-Pomeranya'daki Migranet ve Saksonya-Anhalt’taki LAMSA kuruluşları, seçimlerden önce de göçmen kökenli nüfusun siyasal karar mekanizmalarında yeterince temsil edilmemesine dikkat çekmişti.
Üç kuruluş, partilerden göçmen kökenlileri yalnızca sembolik olarak değil, listelerde seçilebilecekleri sıralardan aday gösterilmelerini istemiş; “demokrasi katılımla yaşar” çağrısı yapmıştı. Seçim sonuçları bu talebi daha da hissedilir kılıyor: AfD’nin en güçlü olduğu eyaletlerde, göçmenlerin siyasi temsilinin aynı hızda artmadığına dikkat çekiliyor.
TGD’nin kaygısı: "Söylem şiddete dönüşebilir"
Sofuoğlu özellikle Saksonya-Anhalt'ta AfD başbakan adayı Ulrich Siegmund’un “remigrasyon ve sınır dışı operasyonları” bağlamındaki sözlerini hatırlattı.
TGD Başkanı, bu tür ifadelerin yalnızca seçim propagandası olarak görülmemesi gerektiğini, aşırı sağcı şiddet yanlılarının bu söylemlerden cesaret alabileceğini söyledi. İnsanların, hangi parti iktidarda olursa olsun, polis ve itfaiyenin kendilerini eşit biçimde koruyacağına güvenebilmesi gerektiğini vurguladı.
Yahudiler ve Romanlar da
Mecklenburg-Pomeranya'da AfD’nin yükselişi, seçimler öncesinde Yahudiler için de bir kaygı kaynağı olarak dile getirilmişti. Rostock Yahudi Cemaati Başkanı Juri Rosov, seçim öncesinde kaleme aldığı yazıda Yahudilerin ve diğer dini azınlıkların ancak demokratik ve hoşgörülü bir toplumda gelişebileceğini söylemiş, “etnik milliyetçiliğin boğucu atmosferinde Yahudi yaşamının geleceği yok” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Almanya Sinti ve Romanları Merkez Konseyi, seçim kampanyası sırasında AfD Eş Başkanı Tino Chrupalla hakkında, Mecklenburg-Vorpommern’deki bir mitingde Romanlara yönelik kullandığı ifade nedeniyle halkı kin ve nefrete tahrik ve hakaret suçlamalarıyla savcılığa başvurmuştu.
Seçim sonuçlarıyla birlikte AfD’nin yükseliğine yönelik kaygının yalnızca Türkiye kökenli ya da yeni göç etmiş topluluklarla sınırlı kalmadığı görülüyor: Yüzyıllardır Almanya'da yaşayan Yahudi, Sinti ve Roman örgütleri de partinin söylemlerini kendi güvenlikleri ve Almanya’daki azınlık hakları açısından izliyor.
BSW neden ayrıca izleniyor?
Seçimlerin ardından dikkatlerin çevrildiği bir diğer parti Sahra Wagenknecht İttifakı (Bündnis Sahra Wagenknecht-BSW).
BSW, Mecklenburg-Pomeranya'da yüzde 4,8 oyla parlamento dışında kaldı. Ancak iki hafta önce Saksonya-Anhalt’ta seçimden birinci parti çıkmasının ardından AfD’nin görüşme çağrısını CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti reddederken, BSW görüşmeyi kabul eden tek parlamento partisi olmuştu.
BSW yöneticileri AfD ile koalisyonu dışladıklarını, ancak enerji, eğitim, medya politikası ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi alanlarda konu temelinde işbirliğine açık olduklarını söylüyorlar. BSW Eş Başkanı Amira Mohamed Ali, AfD ile yalnızca sınırlı ortak noktaları bulunduğunu söylerken, “parti sınırlarını aşan” konu temelli işbirliğini reddetmediklerini açıkladı.
Bundan da önemlisi, BSW’nin haziranda AfD yönetimine gönderdiği mektupta “yangın duvarı” siyasetini -yani her tür siyasi işbirliğini dışlama- reddettiği ve eyalet parlamentolarında AfD’nin de dahil olduğu değişken çoğunluklarla yönetim fikrini savunduğu ortaya çıkmıştı.
Bu siyaseti nedeniyle BSW göç ve azınlık hakları açısından yalnızca kendi göç politikası dolayısıyla değil, AfD’nin siyasal tecrit altında tutulmasına ilişkin yerleşik tavrı zayıflatmasından ötürü kaygı kaynağı olarak görülüyor.
Berlin’de Elif Eralp'in başarısı bir umut ışığı
Aynı gün Berlin’de ise başka bir tablo ortaya çıktı. Elif Eralp’in başını çektiği Sol Parti, yüzde 25,7 ile seçimi açık ara birinci tamamladı ve 2023’teki yüzde 12,2’ye kıyasla sonucunu iki kattan fazla artırdı. Böylece parti Berlin tarihinde ilk kez eyalet parlamentosu seçiminden birinci çıktı.

Berlin'de sol parti adayı Elif Eralp kazandı
TGD Başkanı Sofuoğlu, açıklamasında Eralp’in başarısını özellikle vurguladı ve Berlin’in ilk kez Türkiye kökenli bir yönetici belediye başkanına sahip olabileceğini söyledi. Bunun Türkiye ile Almanya arasındaki İşgücü Anlaşması’nın 65. Yılına rastlamasının ayrıca simgesel bir anlam taşıdığını belirtti.
Ancak Eralp’in yönetici belediye başkanı olup olmayacağı henüz koalisyon görüşmelerine bağlı. Seçim zaferi bu sonucu otomatik olarak getirmiyor. Kurulu düzen yanlıları konut sorununu emlak şirketlerinin kamulaştırılması yoluyla çözme vaadiyle seçimlerden birinci çıkan Sol Parti ve Eralp'i içermeyen koalisyon aritmetiklerinin mümkünlüğünü öne çıkarıyor.
Eralp seçim öncesinde BSW ile koalisyonu da açık biçimde reddetmiş, gerekçe olarak partinin Saksonya-Anhalt’ta AfD ile işbirliğine açık tutumunu göstermişti.
Göçmenler nüfusun dörtte biri, Bundestag'ın onda biri
Almanya’da 2025 rakamlarıyla 21,8 milyon kişinin göç geçmişi var; bu, özel hanelerde yaşayan nüfusun yüzde 26,3’ü'ne denk geliyor. 25-34 yaş grubundaysa, oran yüzde 36’ya kadar çıkıyor.
Buna karşılık 2025’te seçilen 630 üyeli Federal Meclis’te halen göç geçmişi bulunan en az 73 milletvekili var; oran yüzde 11,6. Mediendienst Integration’ın kullandığı daha geniş “göçmen kökeni” tanımıyla nüfustaki oran yüzde 29,7, seçmenler arasındaki oran ise yüzde 14,4. Bu nedenle doğrudan nüfusla karşılaştırıldığında siyasi temsil belirgin biçimde daha düşük; ancak seçmen kitlesiyle karşılaştırıldığında fark daralıyor.
Partiler arasında da büyük fark var: göç geçmişi bulunan milletvekillerinin oranı Yeşiller’de yüzde 20, Sol Parti’de yüzde 18,8, SPD’de yüzde 17,5, CDU/CSU’da yüzde 6,3 ve AfD’de yüzde 5,9.
(AEK)

