Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül seçimlerini yüzde 43,8 oyla kazanan AfD, bir ay sonra eyalet parlamentosunun Başkanlığını ve 2 başkanvekilliğinden birini alarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında bir eyalet parlamentosunun başına geçen ilk protofaşist parti oldu.
AfD parlamento grup başkanı ve eyalet teşkilatı genel sekreteri Tobias Rausch, salı günü 83 üyeli yeni Landtag’ın (eyalet parlamentosu) açılış oturumunda kullanılan 82 geçerli oyun 48’ini alarak ilk turda Landtag Başkanı seçildi. 29 milletvekili hayır oyu kullandı, 5 milletvekili çekimser kaldı.
AfD’nin Landtag’ta 39 milletvekili var. 5 milletvekilli BSW seçimden önce Rausch’u destekleyeceğini açıklamıştı. İki grubun toplamı 44 oy ediyor. Rausch’un aldığı 48 oy, AfD ve BSW dışından en az 4 milletvekilinin daha kendisine oy verdiğini gösteriyor.
BSW’nin beş milletvekili Rausch’a açık destek verirken, AfD ile BSW’nin toplam 44 sandalyesine karşı Rausch 48 oy aldı. SPD, Yeşiller ve Sol Parti’nin karşı oy kullanacaklarını açıklamış olması, dört fazla oyun CDU sıralarından geldiği konusunda kuşkuya yer bırakmıyor.
BSW desteğini gizlemedi
BSW’nin tutumu açıktı. Parti yönetimi seçimden önce en büyük grubun Landtag Başkanlığını almasını doğal bulduğunu ve Rausch’u destekleyeceğini duyurmuştu.
Böylece BSW’nin seçimden sonra AfD ile görüşmeye başlamasının ardından ilk somut parlamenter işbirliği Landtag Başkanlığı seçiminde gerçekleşti. AfD yönetimi, bunu partinin yıllardır karşılaştığı dışlamanın kırılması olarak yorumladı ve CDU’ya “yangın duvarı” politikasından vazgeçme çağrısı yaptı.
Yeşiller ve Sol Parti ise özellikle BSW’nin tutumunu eleştirdi. CDU cephesi de Rausch’un AfD ve BSW toplamından daha fazla oy almasını siyasi açıdan sorunlu buldu ancak dört ek oyun kendilerinden çıktığı tespitini doğrulamadı.
AfD başkanvekilliğini de aldı
Landtag Başkanlığı AfD’nin gün içindeki tek kazanımı olmadı.
AfD’nin sertlik yanlılarından Hans-Thomas Tillschneider, başkanvekilliği seçiminde 44 evet, 38 hayır oyuyla seçildi; çekimser oy çıkmadı. AfD ile BSW’nin toplam sandalye sayısı da 44. Sonuç iki grubun birlikte hareket etmiş olmasıyla tam olarak örtüşüyor.
Tillschneider, AfD’nin olası eyalet hükümeti program taslağını kaleme alanlar arasında Programda göç ve “remigrasyon” (gçömenlerin geldiği yere gönderilmesi) politikalarının sertleştirilmesini öngören başlıklar da bulunuyor.
Diğer başkanvekilliğine SPD adayı Armin Willingmann'ı geçen CDU’lu Carsten Borchert seçildi.
Landtag Başkanı yalnızca oturum yönetmiyor
Rausch’un seçilmesinin önemi yalnızca sembolik değil. Landtag Başkanı oturumları yönetiyor, parlamentoyu dışarıya karşı temsil ediyor ve Landtag idaresinin başı. Parlamento personeli üzerinde idari yetkiye sahip.
Daha önemlisi, Saksonya-Anhalt Anayasası başkana Landtag binalarında “Hausrecht und Polizeigewalt”, yani bina üzerindeki yönetim ve polis yetkisini veriyor. Polis ve savcılığın parlamento binasındaki bazı işlemleri de başkanın iznine bağlı.
Bu yetkiler sınırsız değil; başkan anayasa, yasalar ve içtüzükle bağlı ve üçte iki çoğunlukla görevden alınabiliyor. Ancak AfD artık parlamentonun gündelik işleyişinin merkezindeki kurumsal bir makamı elinde tutuyor.
4 fazla oy Aralık için neden önemli?
Günün siyasi açıdan en önemli bilinmeyeni Rausch’a verilen 4 fazla oy. Bu durum özellikle Aralıktaki başbakanlık seçimi açısından önemli AfD’nin eyalet lideri Ulrich Siegmund başbakanlığa aday olacağını açıkladı. AfD’nin 39 sandalyesi buna yetmiyor.
Landtag Başkanlığı için verilen fazla oylar AfD’nin gizli oylamalarda kendi grubu dışından oy alabildiğini ilk kez ölçülebilir biçimde gösterdi.
Üçüncü turda çekimserler belirleyici olabilir
Saksonya-Anhalt Anayasasına göre başbakan seçiminde ilk iki turda mutlak çoğunluk gerekiyor. Bu sağlanamaz ve erken seçim kararı da çıkmazsa üçüncü turda kullanılan oyların çoğunluğunu alan aday seçiliyor.
Bu nedenle üçüncü turda yalnız “evet” oyları değil, çekimserler ve oylamaya katılmayanlar da önem kazanıyor. Yeterli sayıda milletvekilinin çekimser kalması, kazanmak için gereken oy sayısını aşağı çekebilir.
Bu, AfD’nin Aralık stratejisinin mutlaka başka partilerden açık destek almak zorunda olmadığı anlamına geliyor. Diğer gruplardaki milletvekillerinin nasıl oy kullandığı kadar, oy kullanıp kullanmadıkları da sonucu etkileyebilir.
AfD hükümeti kurmadı, ama parlamentonun tepesine yerleşti
CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti AfD ile koalisyon kurmayacaklarını açıklamış durumda. Yeni başbakan seçilene kadar CDU’lu Sven Schulze görevi vekâleten sürdürecek.
Ancak 6 Ekim'deki iki oylama yeni Landtag’ın aritmetiğine ilişkin ilk somut veriyi üretti. Oylamalarda yalnızca Almanya’daki ilk AfD’li Landtag Başkanının seçilmiş olmadı, aynı zamanda AfD ile BSW arasındaki kurumsal işbirliğinin ilk kez açık biçimde parlamentonun yönetimine yansıdı ve gönlü AfD'de olan CDU'luların mahcubiyet çıtasını da aşağı çekti.
Berlin seçimleri sonrasında Die Tagesspiegel gazetesinin konuştuğu Holokost tarihçisi Wolfgang Benz AfD'nin tırmanışını şöyle değerlendirmişti:
"On yıllardır dünya genelinde şu mesajı verdim: 1933 yılı bir daha yaşanmamalı. Ancak AfD'nin baş döndürücü yükselişi beni tedirgin ediyor. NPD ve Cumhuriyetçiler (Die Republikaner) gibi selefleri sonunda kendi kendilerini bitirmişlerdi. AfD ise demokrasiyi, bizzat demokrasinin kendi kurallarıyla baltalamak istiyor.
"Bir tarihçi olarak Weimar Cumhuriyeti dönemine dönüp bakıyorum. Süreç, 1930'da Nazi Partisi'nin (NSDAP) Thüringen'de bir koalisyon hükümetine dahil olmasıyla başlamıştı. İki yıl sonra ilk eyalet başbakanlarını atadılar. Ardından demokrasinin kalesi konumundaki Prusya'nın yapısı dağıtıldı ve Sosyal Demokrat hükümet muhafazakârlar tarafından devrildi. 1933'te ise Hitler, Franz von Papen gibi muhafazakârlar tarafından iktidara getirildi. Elbette, benzer bir durum yeniden yaşanabilir. Nitekim bir yıl önce, Almanya'nın mevcut Şansölyesi, AfD'nin (Almanya için Alternatif) oylarıyla bir tasarıyı Bundestag'dan geçirmişti."
(AEK)

