Her şey, Almanya’da 1945’ten bu yana ilk kez aşırı sağcı bir partinin yeniden iktidara geleceğine işaret ediyor. Ulrich Siegmund 6 Ekim’de eyalet başbakanlığına seçilebilir. Magdeburg’daki yeni eyalet meclisinde başbakanlık seçiminin üçüncü turunda basit çoğunluk yeterli olacak. BSW çekimser kalacağını açıkladı. Bu durumda Siegmund’un CDU sıralarından gelecek yalnızca bir çekimser oya ya da gizli oylamada verilecek tek bir “evet” oyuna ihtiyacı var.
AfD’nin iktidara geldiğinde ılımlılaşacağını düşündürecek hiçbir belirti yok. Tam tersine, parti, iktidara yaklaştıkça daha radikal ve daha kaba bir çizgi izledi. İnsan haklarını umursamıyor. Bunun söylem düzeyinde kalmayacağından kaygılanmak için yeterince neden var. AfD’nin yönettiği bir hükümet, eyalet meclisinde çoğunluğa sahip olmasa bile pek çok insanın hayatını cehenneme çevirebilir. Okul kitaplarını sansürleyebilir, polise emir verebilir, istihbarat teşkilatını ve savcılıkları yönlendirebilir. 6 Eylül’le birlikte Alman demokrasisi ciddi bir sınavla karşı karşıya.
Buna karşılık alışılagelmiş siyasi tepkiler bir o kadar da şaşırtıcıydı. Başbakanlık Müsteşarı Nina Warken, “başla[ttıkları] reform çizgisini şimdi de sürdürmek” istediklerini dile getirdi. SPD Başkanı Bärbel Bas, “Öncelikle şunu söylemek gerekir: Önceki sonucumuzu koruduk,” dedi. Felix Banaszak ise Yeşiller’in aldığı “harika sonuca” seviniyor.
İnsanın bunları yakalarından tutup silkeleyesi geliyor: “Alo, evde kimse var mı?” Felaket kapıya dayanmış, merkezin temsilcilerinin aklına ise bildik boş sözlerden başka bir şey gelmiyor. Oysa buna hazırlıklı olmak mümkündü.
Peki, bu tarihî seçim gecesinden hangi sonuçlar çıkarılabilir? İşte altı tez.
1. Federal Cumhuriyet’in parti sistemi dağılıyor
Başta Doğu Almanya olmak üzere ülkede yeni bir parti sistemi şekilleniyor. Bu sistem iki bloktan oluşuyor. Bir tarafta Orbán tarzı “illiberal bir demokrasi” hedefleyen AfD; diğer tarafta ise Sol Parti’den CDU’ya kadar uzanan demokratik partiler var. Bu partiler arasında yalnızca küçük bir azınlık aşırı sağcılarla işbirliği yapmak istiyor. Sven Schulze gibi bir muhafazakârın siyasi açıdan Sol Partili Eva von Angern’le ortak noktaları, AfD’nin kanaat önderlerinden Hans-Thomas Tillschneider türü karanlık kültür devrimcileriyle olanlarından çok daha fazla.
Bu yeni cepheleşme, yalnızca zorunluluktan doğmuş olmayan; içerik bakımından da temelleri bulunan bir birlik. Onu salt bir “yangın duvarı”ndan ayıran da bu. Yalnızca CDU ya da SPD’nin öncülüğünde, sağlam çoğunluklara dayanan hükümetleri normal kabul eden Batı Almanlar, Saksonya’daki istişare mekanizmasını bir tür koltuk değneği olarak görüyor. Oysa Federal Cumhuriyet’in bu normalliği sona eriyor. Parti sistemi açısından Doğu, Batı’nın geleceğini işaret ediyor. Önümüzdeki pazar bir federal seçim olsa, AfD’ye karşı şimdiden üç partili bir ittifak gerekecek.
Magdeburg’da ise şu an karmaşık bir tablo şekilleniyor: AfD ve demokratik blok birbirlerini kilitliyor; üstelik CDU’da güven vermeyen unsurlar da var. BSW ise bu iki taraf arasında yalpalıyor. Seçim gecesinin en büyük sürprizi bu. Sahra Wagenknecht bir kez daha siyasal sezgilerinin güçlü olduğunu gösterdi: AfD dışında da “her şey değişsin” hedefini paylaşan yeterince seçmen bulunduğunu biliyor.
Henüz hiçbir şey kesinleşmiş değil, ancak BSW’nin aşırı sağcıların iktidara yükselişinin basamağı olması pekâlâ mümkün. Güya parti, aslında AfD’den oy almak amacıyla kurulmuştu. Bu tür manevralar yeni parti sisteminin tipik özelliklerinden. İtalyanlar buna ancak yorgun bir gülümsemeyle bakacaktır.
2. Sağcıların keyfi daha yerinde
Uzunca bir zaman, seçimlere katılımın yüksekliğinin demokrasi açısından iyi olduğu düşünülegelmişti. Bugün bundan artık o kadar emin olamayız. AfD sandığa gitmeyen seçmeni şimdiye kadar hiç olmadığı ölçüde harekete geçirdi. Çoktandır umulduğunun aksine, mobilizasyon kapasitesinin sınırına ulaşan AfD değildi. Bu sınıra Demokratlar çarptı.
Neden? Bir yanıt şu: AfD’ye oy vermek insanın keyfini yerine getiriyor. Daha kısa süre önce AfD seçmenlerinin çoğu terkedilmiş ve mağduriyetle malul mızmızcılar olarak niteleniyordu.
Ama artık kötü ruh hali taraf değiştirdi. Neyin yapılamayacağını sıralayıp duranlar merkez partileri. Aşırı sağcılarsa insanları selfie çekmeye çağırıyor, gülümsüyor ve afişlerine “Her şey güzel olacak” yazıyor.
3. Ulrich Siegmund’a kazandıran duygu
Ulrich Siegmund’un başarısı, Zohran Mamdani’nin New York’taki zaferini akla getiriyor. İkisi de mevcut siyasal düzen açısından dışarlıklı, güler yüzlü adaylar olarak gelip kazandılar. İkisi de genç, 30’larının ortasındalar ve geleceğe iyimserlikle bakıyorlar. Kişilikleri —kelimenin gerçek anlamıyla— her şeyin üzerinde parıldıyor. İkisi de mevcut siyasi düzenin karşısına açıkça ama neşeli bir tavırla çıktılar: Mamdani, geçinilebilir bir yaşam için uygulanması mümkün eşitlikçi fikirlerle; Siegmund ise tatlı ama zehirli vaatlerle. Alman işçiler “üç kuruş fazla kazanmak için” hasta bakmaya gittikleri İsviçre’yi bırakıp güzelim AfD ülkesine geri dönecekler —dünyada Anhalt gibi diyar mı var?
İçerikleri açısından her şeyleri, dünyaya açık demokratik sosyalisti aşırı sağın vitrindeki yüzünden ayırıyor. Fakat ikisi de insanları iyimserlik ve “sen önemlisin” duygusuyla sosyal medyada harekete geçirdi. İkisi de gururun önemli olduğu mesajını verdi. Mamdani, Müslüman ve sosyalist olduğu için özür dilemeyi reddetmişti; Siegmund ise Saksonya-Anhalt’ta seçim kampanyasını doğulu seçmenlerin gururuna seslenmek üzerine kurdu.
Bu, seçimlerin kişiselleştirme yoluyla kazanıldığına dair basmakalıp bir tespitten öte bir şey. Eski kitle partilerinin genel merkezlerinin şaşkınlıkla izlediği yeni siyasi model bu.
4. Şimdi lütfen Batı Alman kültür savaşından uzak durun
Cimriliği dillere destan Svabya'nın Başbakanı Cem Özdemir’in maliye bakanı Magdeburg’da bir AfD hükümeti kurulması halinde merkezden bu eyalete akacak ödeneklerin kesilmesini öneriyor. Bazı Batı Almanlar daha şimdiden Doğu’ya sövüyor. En azından Spiegel ve FAZ’a bakılırsa, Batı Alman burjuvazisinin sabrının gerçekten tükenmekte olduğu görülüyor: “Dayanışma vergisini biz ödeyelim, onlar da gidip faşistlere oy versinler, öyle mi?”
Tartışma, insanı 1990’lara geri götüren zamanda bir yolculuk gibi. Vesayetçi Batı, söz dinlemeyen Doğulu veledi harçlığını kesmekle tehdit ediyor.
Aşırı sağcılara para yok: İlk bakışta anlaşılır görünse de, zehirli bir yaklaşım. Bu, bölünmelerden beslenen AfD stratejisinin yankısından başka bir şey değil: Almanlar göçmenlere, Doğu Batı’ya karşı.
Bir AfD eyalet başbakanı anayasayı ihlal ederse Berlin, Anayasa’nın 37. Maddesinde öngörülen federal zorlama yoluna başvurarak eyalete para musluğunu kapatabilir. Böyle bir durum ortaya çıkarsa, o zaman konuşulur. Şimdi değil. Üstelik Batı’nın cezalandırma fantezilerine kapılmadan, soğukkanlı bir biçimde.
5. Sonuç bir şok ama sürpriz değil
Bu seçim sonucu bir şok; yalnızca Saksonya-Anhalt’taki demokratlar açısından değil, başlı başına yıkıcı bir sonuç. Ama şaşırtıcı değil.
Merkez partiler yıllardır AfD’yi durdurmanın bir yolunu bulamadı. Parti sürekli büyüyor. Friedrich Merz, AfD’nin desteğini yarıya indirmek istiyordu; şimdi kendisi Saksonya-Anhalt’ta CDU’nun desteğinin yarıya inmesine katkıda bulundu. Birlik partilerinin yenilgisi, aynı zamanda federal hükümetten duyulan hayal kırıklığının nasıl büyüdüğünü de gösteriyor.
Berlin’deki siyah-kırmızı koalisyon mevcut çizgisini —sosyal kesintiler ve silahlanma— sürdürürse, Saksonya-Anhalt’taki, AfD’nin son seçim zaferi olarak kalmaz. Demokratik partilerin başka bir şey düşünmesinin zamanı geldi de geçiyor.
6. Demokratik bir alternatif gerekiyor
Tartışma yıllardır AfD çevresinde dönüp duruyor. Doğu Almanya’da sivil toplum çalışması yürüten insanlarla konuşulduğunda, sık sık bezginlikle ifade edilen şu sözler duyuluyor: “Bir kere de kendi meselelerim hakkında konuşmak istiyorum; sürekli ‘Bu aşırı sağcılara yarar mı verir, zarar mı?’ sorusunu tartışmak istemiyorum.”
Herkes AfD’ye karşı —bu strateji başarılı olmadı. Bu sahada yalnızca kaybedilebilir, çünkü her durumda tüm ilgiyi AfD üzerine çekiyor. Yapılması gereken çatışmanın eksenini değiştirmek.
Çok da uzun olmayan bir zaman evvel, yeniden bölüşüm —asgari ücret— talebiyle ve bir duyguyu —saygı— öne çıkararak Başbakanlığa gelen bir SPD’li siyasetçi vardı. Hatırlayanınız var mı?
Berlin’deki mevcut seçim kampanyası da kiralar ve kamulaştırma tartışması, yani bir iktidar ve bölüşüm meselesi etrafında keskinleşmiş durumda ve AfD bu tartışmada hiçbir varlık gösteremiyor.
Doğru anda bölüşüm meselelerini öne çıkarmak, her türlü “yangın duvarı”ndan çok daha etkili.
_________________________
* Taz'ın 7 Eylül tarihli internet baskısında "Gut gelaunter Rechtsextremismus" başlığıyla yayımlanan makalenin Türkçe mealinde başlık dahil bazı ifadeler, özgün Almanca metinle kelime kelime özdeş olmamakla metnin anlam bütünlüğünün korunmasına özen gösterildi.
(AEK)


