Almanya'da protofaşist AfD'ye yönelik hacker saldırısıyla ortalığa saçılan yaklaşık 421 bin e-posta ve 281 gigabaytlık belge, partinin 2013'teki kuruluşundan eylül 2026'ya kadar uzanan iç işleyişine ilişkin bir çok yeni bilgiyi kamuoyunun gözleri önüne koydu.

Almanya: AfD'nin dijital arşivi patladı, Nazi hayranlığı ve ırkçılık dolu mesajlar ortalığa döküldü
Belgeler üzerinde CORRECTIV, ZDF, n-tv, NDR/WDR ve The Local'in gerçekleştirdiği incelemeler, partinin kamuoyu önündeki söylemiyle iç örgütlenmesi arasındaki çelişkileri irdeleme olanağı sağladı.
Belgeler arasında Hitler'in doğduğu eve yapılan ziyaretle ilgili parti içi soruşturma, neonazi çevrelerle ilişkiler, anayasal denetimden kaçmaya dönük iletişim stratejileri, yabancı hükümetlerle temaslar ve yasadışı parti bağışlarına ilişkin yazışmalar bulunuyor.
19 Ekim'de internete yayılan belgelerin tamamı henüz doğrulanmadı. Ancak araştırmacı gazeteciler, teknik kayıtlar ve başka belgelerle karşılaştırdıkları yazışmalar üzerinden yeni bulgular yayımlıyor.
Aşırı sağcı örgütlerle ilişki: "Ayrı yürüyelim, birlikte vuralım"
CORRECTIV'in 28 Ekim araştırmasının en önemli bulgularından biri, AfD'nin aşırı sağcı Kimlikçi Hareket'le (Identitäre Bewegung) ilişkilerini nasıl düzenlemeyi tartıştığını ilişkin çarpıcı bilgiler veriyor.
Bu kapsamda AfD'li Petr Bystron, 2017 tarihli yazışmasında partide Kimlikçi Hareket'ten bütünüyle uzaklaşmak isteyenler ve onunla bütünleşmeyi savunanlar şeklinde bir iç ayrılık doğduğunu tespit ediyor ve partiye başka bir yol öneriyor: "Ayrı yürüyelim, birlikte vuralım."
Bystron, AfD'nin bu kuruluşlarla örgütsel bağlarını keserken aynı zamanda onların "parlamenter koruyucu kalkanı" olmasını savunuyordu.
Partinin resmî kuralları, Kimlikçi Hareket, eski NPD ve Blood & Honour gibi örgütlerle üyelik bağını yasaklıyor. Ancak CORRECTIV, belgeleri değerlendirerek bu çevrelerle ilişkili kişilerin AfD milletvekili bürolarında ve gençlik örgütlenmesinde çalıştığını belgeledi.
AfD'nin anayasal denetimden sorumlu çalışma grubu da 2018'den başlayarak yöneticilere hangi ifadelerin hukuki sonuç doğurabileceğini anlatan rehberler hazırlamıştı. Bunlardan birinde, parti hesaplarında Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın incelemesini kolaylaştıracak paylaşımların bırakılmaması isteniyordu.
AfD'yi "Anayasa partisi" olarak sunma stratejisi
Sızan belgeler, AfD'nin 2019'da Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın incelemelerine karşı bir halkla ilişkiler stratejisi geliştirmek için yaklaşık 16 bin avro ödediğini gösteriyor.
Hazırlanan belgelerden biri "AfD – Gerçek Anayasa Koruyucusu" başlığını taşıyordu.
Strateji, devletin istihbarat ve anayasal denetim kurumlarının faaliyetlerini ifade özgürlüğüne saldırı olarak sunmayı, AfD'nin ise anayasal düzenin savunucusu olduğu algısını güçlendirmeyi öngörüyordu.
CORRECTIV'in değerlendirmesine göre bu söylem, partinin sonraki yıllardaki kamuoyu stratejisinde de etkili oldu.
Hitler'in doğduğu eve ziyaret ve parti içi soruşturma
n-tv ve The Local'in incelediği belgeler, Thüringen AfD'sindeki bazı kişilerin 2015'te Hitler'in doğduğu Avusturya'nın Braunau kentini ziyaret etmesiyle ilgili 2018'de ortaya çıkan olayın parti içindeki ele alınışını aydınlatıyor.
Ziyarette Nazi sembollerinin bulunduğu bir örtünün önünde fotoğraf çekildiği ve bir katılımcının mum yaktığı bildirilmişti.
Sızıntıda yer alan 17 sayfalık parti içi inceleme raporu, katılımcıların davranışlarını ele almakla birlikte olayın yöneticilere karşı bir karalama kampanyası olduğu sonucuna varıyordu.
Rapora göre ziyaretle bağlantılı olduğu belirlenen parti üyeleri daha sonra AfD'den ayrılmıştı. Thüringenli AfD yöneticisi Stefan Möller de olayın 2018'den beri bilindiğini savunuyor.
Belgelerin yeni yanı ziyaretin kendisi değil, parti yöneticilerinin bildikleriyle ulaştıkları sonuç arasındaki ilişkinin görülebilmesi.
Weidel ve Höcke: On yıl içinde değişen ilişki
n-tv'nin yazışmalara dayanan araştırması, AfD Eş Başkanı Alice Weidel'in Björn Höcke'ye yaklaşımındaki değişimi de gösteriyor.
Weidel, Höcke'nin 2017'de Nazi geçmişinin ele alınmasına karşı yaptığı ve Berlin'deki Holokost Anıtı'nı hedef alan konuşmasından sonra hakkında partiden ihraç işlemi başlatılmasını desteklemişti.
Ancak sonraki yıllarda Höcke ile ilişkileri yakınlaştı. Weidel, 2025'te Höcke'yi kamuoyu önünde öven açıklamalar yaptı.
CORRECTIV'e göre Höcke, 2026'da aşırı sağcı örgütlerle üyelik bağdaşmazlığı listesinin gevşetilmesini de gündeme getirdi. Önerge oylanmadı; Weidel, federal yönetimin konuyu ele alacağını söyledi.
Rusya ve Esad yönetimiyle temaslar
Belgeler AfD'nin yabancı devletlerle ilişkilerine de ışık tutuyor.
ZDF frontal'in 29 Ekim araştırması, AfD Federal Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Markus Frohnmaier'in 2018'de gizlilik dereceli bazı resmî belgelerin özel e-posta adresine yönlendirilmesine izin verdiğini ortaya koydu.
Frohnmaier'in, aynı yıl New York'ta Suriye'nin dönemin BM Büyükelçisi Beşşar Caferi'yle görüştüğü ve Esad yönetiminin ilgisini çekebilecek bir yardım programı hakkında bilgi sağlayacağını bildirdiği de yazışmalardan anlaşılıyor.
Frohnmaier temasları doğruladı; ancak yabancı devletlere gizli bilgi aktardığını reddetti. ZDF de sızan belgelerin böyle bir aktarımın gerçekleştiğini kanıtlamadığını belirtti.
Frohnmaier'in Rusya'ya seçim gözlemcisi olarak yaptığı ziyaretler ve Moskova'yla ilişkileri ise daha önce kamuoyuna yansımıştı.
Tarihçiler: Aşırı sağın yönetime alınması onu ılımlılaştırır mı?
Tarihçi Ilko-Sascha Kowalczuk, 11 Temmuz'da n-tv'ye verdiği söyleşide AfD'yi faşizm kavramıyla değerlendirdi:
"AfD'nin ideolojisi ırkçılık ve faşizmdir."
Faşizm Bir Görüş Değildir kitabının yazarı Kowalczuk'a göre faşist hareketlerin ortak özellikleri arasında otoriter devlet anlayışı, düşman imgeleri, geçmişin idealize edilmesi ve iç düşmanlar yaratılması bulunuyor.
Tarihçi Martin Sabrow ise Nisan 2025'te ARD'ye verdiği söyleşide aşırı sağın yönetime dahil edilerek ılımlılaştırılması düşüncesini tarihsel deneyim üzerinden eleştirdi.
Sabrow, 1933'te Alman milliyetçi muhafazakârlarının Nazileri hükümet içinde denetim altında tutma girişimini hatırlatarak bu stratejinin başarısız olduğunu belirtti:
"Radikalleşme her şeyi silip süpürdü."
Aşırı sağ araştırmacısı Matthias Quent de 29 Ağustos'ta ARD'ye verdiği söyleşide AfD'nin yerel siyasette kökleşmesinin, toplumun bir bölümünde partinin aşırılıkçı olarak algılanmasını zayıflattığını anlattı.
Quent'in değerlendirmesi şöyleydi:
"Ahlaki tabu etkisini kaybediyor."
Araştırmacıya göre AfD'nin iktidara katılması yalnızca partiye yeni meşruiyet kazandırmakla kalmayacak; kamu kurumları ve federal karar mekanizmaları üzerinde de etki alanını genişletecek.
Anayasa hukukçuları: Belgeler tek tek değil, bütün olarak incelenmeli
Köln Üniversitesi anayasa hukukçusu Prof. Dr. Markus Ogorek, 30 Ekim'de beck-aktuell'e verdiği söyleşide, yasa dışı yollarla elde edilen belgelerin olası bir parti kapatma davasında kullanılmasının ilke olarak bütünüyle yasak olmadığını söyledi.
Ancak Ogorek'e göre belgelerin doğrulanması, açıklamaların partiye atfedilip atfedilemeyeceğinin belirlenmesi ve parti lehine kanıtların da değerlendirilmesi gerekiyor.
Hukuki tartışma, anayasal düzene aykırı eğilimlerin münferit üyelerle mi sınırlı kaldığı, yoksa bütün partinin niteliğini mi belirlediği ayrımına odaklanıyor.
Federal düzeyde AfD'nin kesinleşmiş aşırı sağcı örgüt olarak sınıflandırılması, Köln İdare Mahkemesi'nin 26 Şubat 2026 tarihli ihtiyati kararıyla durdurulmuştu. Mahkeme, parti içindeki anayasal düzene aykırı eğilimlere ilişkin güçlü bulgular bulunduğunu, ancak bunların bütün partinin niteliğini belirlediğinin bu aşamada yeterince kanıtlanmadığını bildirmişti.

Almanya: İdare Mahkemesi, protofaşist AfD'nin, henüz "aşırılıkçı" sayılmayabileceğine hükmetti
Buna karşılık Lüneburg Yüksek İdare Mahkemesi, 29 Ekim'de AfD'nin Aşağı Saksonya örgütünün kapsamlı anayasal denetim altında tutulmasına karşı başvurusunu reddetti. Esas yargılama henüz tamamlanmadı.
CDU/CSU içinde normalleştirme tartışması
Belgelerin açığa çıkması, Hıristiyan Demokratlar arasında AfD'ye karşı izlenecek stratejinin yeniden tartışıldığı döneme rastladı.
Avrupa Halk Partisi Başkanı ve CSU yöneticisi Manfred Weber, 10 Ekim'de AfD'yle keskin siyasi ayrışmanın yumuşatılmasını savunmuştu:
"Ya onlar ya biz anlamındaki güvenlik duvarı tarihe karışmalı."
Weber, AfD'yle siyasi konularda açık tartışmanın partinin etkisini kırabileceği görüşünü dile getirdi.
Buna karşılık Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, 29 Ekim'de PHOENIX televizyonunda CDU/CSU'nun AfD'yle işbirliği yapmayacağını açıkladı:
"Böyle bir işbirliği söz konusu değil. Birlik partileriyle bu olmaz."
Siyaset bilimci Wolfgang Merkel ise AfD'ye bazı parlamenter görevlerin verilmesinin, partinin dışlandığı iddiasıyla yürüttüğü mağduriyet söylemini zayıflatabileceğini savunuyor.
Tarihçi Sabrow ve aşırı sağ araştırmacısı Quent ise bu beklentinin tarihsel ve siyasal dayanaklarını sorguluyor.
AfD: "Demokrasiye saldırı"
AfD yönetimi, siber saldırının hukuka aykırı olduğunu ve özel bilgilerin yayımlanmasıyla partinin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını savunuyor.
Partinin 20 Ekim açıklamasında sözde skandalların bağlamlarından koparıldığı ileri sürüldü. AfD, veri sızıntısını Alman parti sistemine ve demokrasiye saldırı olarak nitelendirdi.
Araştırmacı gazeteciler de bütün belgelerin doğrulanmadığını, yapay zekâyla üretilen otomatik özetlerin özgün kanıt yerine kullanılamayacağını belirtiyor.
Bununla birlikte teyit edilen yazışmalar, Almanya'da AfD'nin niteliği ve diğer partilerin onunla ilişkileri hakkındaki tartışmaya yeni malzeme sunuyor.
Tartışmanın odağında artık yalnızca AfD'de radikal eğilimlerin olup olmadığı değil; parti yönetiminin bu eğilimlerle ilişkisi ve Sağcı partilerin AfD'yi parlamenter düzen içinde nasıl konumlandıracağı yer alıyor.
(AEK)





