Eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği Kurucu (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ve beraberindeki Ankara Barosu'na kayıtlı bir grup avukat, Akın Gürlek'in Adalet Bakanlığı'na atanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararının iptali istemiyle Danıştay'da dava açtı.
Başvuruda, atama işleminin Anayasa'nın birden fazla maddesini ihlal ettiği savunularak yürütmenin durdurulması istendi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıklamalarına 80 barodan ortak tepki
Danıştay önünde sürece dair açıklamalarda bulunan Eminağaoğlu, Akın Gürlek'in yargıdaki resmi görevi sona ermeden bakan olarak atanmasının, Anayasa'nın 140. maddesindeki "ikinci görev yasağı" hükmüne aykırı olduğunu ifade etti. Bakanlık sıfatının Resmi Gazete'de yayımlanma anı itibarıyla başladığını belirten Eminağaoğlu, şunları kaydetti:
"Anayasa Mahkemesi'nin, Yargıtay'ın, Danıştay'ın ve Yüksek Seçim Kurulu'nun yerleşik kararlarına göre milletvekili seçilme anı oy vermenin bittiği andır. Yani kesin seçim sonuçlarının açıklanması, mazbata alınması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yemin yapılması gibi işlemler kurucu işlemler değil, sonuca etkili işlemler değildir. Bu bağlamda bakan olarak atanma anı, bakanlık hak ve sorumluluklarının başladığı andır. Meclisteki yemin etme anının hukuki olarak bakanlık sıfatının başlamasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla Resmi Gazete'de atanma işleminin yayımlanması ile bakanlık görevi başlamış ve ikinci görev yasağına aykırılık ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Akın Gürlek'in atanma işlemi anı itibarıyla bakanlık görevi başlamış olduğu için bu yönden iptal istemiyle başvurumuzu yaptık."
İdari işlem çelişkisi
Eminağaoğlu, atama kararının bir diğer hukuki engelinin ise Anayasa'nın 139. maddesinde düzenlenen "savcılık teminatı" olduğunu savundu. Bir savcının görevine idari bir kararla son verilemeyeceğini hatırlatan Eminağaoğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Kaldı ki tüm bu durumlar gözetilmeden bir an için Akın Gürlek'in bakan olarak atanması ile savcılık görevinin sona erdiği kabul edilecek olsa, o durumda da Akın Gürlek'in Anayasa'nın 139. maddesinde belirtilen savcılık görevinden azli, yani savcılık görevinin sonlandırılması söz konusu olacaktır ki bu Anayasa'ya göre yasaktır, aykırıdır. Bir idari işlemle savcılık görevi sonlandırılamaz. Hiç kimse savcılıktan azledilemez. Bu yönüyle de Anayasa'ya aykırılık ortaya çıkmış, bu da ayrıca iptal nedeni yapılmıştır. Savcı Akın Gürlek'in bu koşullar altında Adalet Bakanı olarak atanması Anayasa'ya açıkça aykırıdır. ‘Atama işlemi' denilse de yapılan hukuka tecavüzdür."
Gürlek hakkında şikayetler
Dava dilekçesinde, Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olmasıyla birlikte Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı sıfatını kazanmasının yaratacağı denetim sorununa da dikkat çekildi. Eminağaoğlu, Anayasa'nın 6. maddesindeki "Hiç kimse kaynağını Anayasa'dan almayan devlet yetkisi kullanamaz" hükmünü hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
"Cumhurbaşkanı'nın bir bakanı atayabilmek için bir başka bakanın görevden affı ve bu affın kabulü gibi Anayasa'da yer almayan bir durumdan da atama kararnamesinde söz edilmiştir. Akın Gürlek hakkında oldukça fazla suç duyurusu vardır. O suç duyurularına HSK Başkanı olarak kendisi bakacaktır. HSK Genel Kurulu sonlandıracaktır. HSK, Akın Gürlek'in yargı görevini yaptığı dönemle ilgili olarak devre dışı bırakılmaktadır. Bu da açıkça Anayasa'ya aykırıdır. Bu yönleriyle atanma işleminin iptali ve HSK'da yapacağı, Adalet Bakanlığı'nda yapacağı işlemlerin giderilmesi güç ve olanaksız hukuki sorunlar ortaya çıkarmaması için de yürütmenin durdurulması talebinde bulunulmuştur."
"Savunma hakkı kısıtlanamaz"
Gazetecilerin, Gürlek'in avukatların tutuklularla görüşmelerine sınırlama getirilmesine yönelik geçmişteki açıklamalarını sorması üzerine Eminağaoğlu, savunma hakkının kısıtlanamayacağını vurguladı. Eminağaoğlu, konuya ilişkin değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
"Şu an Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, savunma hakkı çerçevesinde avukatların müvekkilleriyle, tutuklularla görüşmelerinin yapılacağı ve kısıtlanamayacağı konusunda hüküm vardır. Bu, savunma hakkının kutsallığını ve savunma hakkının kısıtlanamayacağına yönelik evrensel kuralı yansıtan bir düzenlemedir. Savunmanın kısıtlanması anlayışı, adeta kişilerin savunma hakkı kullandırılmadan mahkum edilmesi anlayışını yansıtır ve çağdaş ceza yargılaması sistemiyle hiçbir şekilde örtüşmez."
(AB)

