“Bir insanın somut bir delil ortaya konulmadan özgürlüğünden mahrum bırakılmasına alışmamız bekleniyor. Ben buna alışmayı kabul etmiyorum, hiçbirimiz de alışmamalıyız.”
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Parti Meclisi üyesi Ahmet Saymadi, tutukluluğunu anlatırken yalnızca kendi özgürlüğünden değil, giderek olağanlaştırıldığını söylediği bir adaletsizlikten söz ediyor. TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkındaki iddialarının ardından kendisinin ve Beyoğlu’ndaki işletmesinin sosyal medyada hedef gösterildiğini anlatan Saymadi, işletmesine düzenlenen narkotik baskınında herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığını, buna rağmen tutuklandığını söylüyor.
Savcılıkta uyuşturucu suçlamasına ilişkin somut bir fiilin sorulmadığını, Ahmet Şık’la ilişkisi ve hesap hareketleri hakkında sorular yöneltildiğini aktarıyor.
Saymadi, “Bir insanın neden tutuklu olduğunu açıklamak, onu tutuklayan makamların görevidir” diyor. Ona göre mesele yalnızca kendi tahliyesi değil; hukukun, özgürlüğü kısıtlanan herkes için güvence oluşturması.
Saymadi ile hedef gösterilme sürecini, tutuklanmasına ilişkin itirazlarını, cezaevinde geçen günlerini ve adalet arayışını konuştuk.
“Soruşturmanın nereye varacağını bilememek başlı başına bir belirsizlik”
Nasılsın, iyi misin? Tutuklandığından beri neler yaşıyorsun? İlk günlerden bugüne ruh halinde ve gündelik yaşamında neler değişti?
Ruh hâlim iyi. İkinci tutukluluğum olduğu için biraz daha deneyimliyim. En azından başıma neler gelebileceğini bildiğim bir süreç. Ne yazık ki insan zamanla böyle şeylere de hazırlıklı olmayı öğreniyor.
Elbette insanın yaşamından, sevdiklerinden, yıllardır emek verdiği işinden ve alışkanlıklarından bir anda koparılması kolay değil. Hele ki neden burada olduğunu, ne zaman çıkacağını, hakkındaki soruşturmanın nereye varacağını bilememek başlı başına bir belirsizlik.
Ancak beni asıl düşündüren kendi yaşadıklarımdan çok, bunların artık olağan karşılanması. Bir insanın somut bir delil ortaya konulmadan özgürlüğünden mahrum bırakılmasına alışmamız bekleniyor. Ben buna alışmayı kabul etmiyorum, hiçbirimiz de alışmamalıyız.
“Savcı uyuşturucuyu değil Ahmet Şık’la ilişkim soruldu”
TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında gündeme getirdiği iddiaların ardından senin ve işletmenin sosyal medyada hedef gösterildiğini yazdın. Bu paylaşımlarda neler yer aldı? Hedef gösterilmenle hakkındaki soruşturma arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsun?
Tutuklanmama giden süreç TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın Akın Gürlek’in fon soruşturmasında payı olduğuna dair iddiaları gündeme getirmesiyle başladı.
Ardından sosyal medyada “Ankara Kuşu” adlı hesap üzerinden önce Ahmet Şık, sonra ailesi hakkında paylaşımlar yapıldı. Sonrasında Ahmet Şık’la ortak olduğumuz iddia edilerek ben ve işletmem hedef gösterildik. İşletmem hakkında ağza alınmayacak şeyler yazıldı. Bu paylaşımların ardından narkotik ekibi işletmeme baskın düzenledi. 19 yıldır Beyoğlu’nda işletmecilik yapıyorum. Bugüne kadar hiçbir işletmem böylesi bir baskınla karşılaşmadı.
Aramalarda uyuşturucu maddeye veya herhangi bir suç unsuruna rastlanmadı. Buna rağmen gözaltına alındım ve tutuklandım. Daha ilginci, savcılıkta bana isnat edilen uyuşturucu suçuyla ilgili somut bir fiil sorulmadı. Savcı, hakkımdaki ihbardan söz ettikten sonra Ahmet Şık’la ilişkimi ve hesap hareketlerini sordu.
Şimdi bütün bu olayların sıralamasına bakalım. Önce Ahmet Şık, Akın Gürlek hakkında iddialarda bulunuyor. Ardından kendisi, ailesi ve yakınları hedef gösteriliyor. Sonra ben hedef gösteriliyorum, işletmem basılıyor ve uyuşturucuyla ilgili hiçbir suç unsuru bulunmamasına rağmen tutuklanıyorum. Bunun tesadüf olduğuna inanmakta zorlanıyorum.
Ben daha önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Twitter’da eleştirdim, beni engelledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirdim, hakkımda dava açıldı. Akın Gürlek’i ise ben değil, bir dostum eleştirdi; ben tutuklandım. Görünen o ki artık Akın Gürlek’i eleştirmenin maliyeti günden güne artıyor. Dolayısıyla şu soruyu sormak zorundayım: Benim hakkımda gerçekten uyuşturucuyla ilgili bir suç şüphesi mevcut mu, yoksa bir başkasının siyasi açıklamalarının bedelini mi ödüyorum?
“Ortada ciddi bir özgürlük kısıtlaması var”
Fon dolandırıcılığı soruşturmasında tutuklanan kişilerle aynı dosya kapsamında değerlendirilmeyi eleştiriyorsun. Senin bu soruşturmayla bağlantın tam olarak ne?
Benim bu soruşturmayla aslında hiçbir ilgim yok. Fon meselesini kamuoyu gibi ben de haberlerden öğrendim ve gelişmeleri takip ettim. Buna rağmen bugün o dosya kapsamında tutukluyum aslında. Peki ben neden bu dosyadayım? Ahmet Şık, Akın Gürlek'in fon soruşturmasındaki rolüne ilişkin iddialarını gündeme getirdi. Bu iddialara doğrudan yanıt verilmek yerine, Şık’ın çevresindeki insanların hedef alınarak cezalandırıldığını düşünüyorum. Benim tutukluluğum da bunun bir parçası.
Avukatlarım 2025 yılında açılan ve kamuoyunda ünlüler soruşturması olarak bilinen dosyaya dahil edildiğimi söylediler. Ben ünlü değilim. Bir yerde sahne almıyorum, dizilerde oynamıyorum, mirasyedi değilim, Boğaz’daki yalımda partiler vermiyorum. Ama bütün bunlara rağmen kendimi o dosyanın içerisinde buldum. Fon meselesiyle ilişkim de sorulmadı. Uyuşturucuyla ilgili somut bir olay da sorulmadı. Benim bu soruşturmayla nasıl bir bağlantım olduğu açıklanmış değil. Ortada böylesine ciddi bir özgürlük kısıtlaması varken, bu sorunun cevapsız bırakılması da kabul edilebilir değil.
İddianamenin neye göre hazırlanacağını, hakkımda ne tür deliller ileri sürüleceğini bilmiyorum. Belki de iddianame düzenlenmeyecek, soruşturma sürüncemede kalacak ama ben bu süre boyunca hapis yatmış olacağım. Bir insanın neden tutuklu olduğunu açıklamak, onu tutuklayan makamların görevidir. Benim görevim işlemediğim bir suçla neden ilişkilendirildiğimi tahmin etmeye çalışmak olmamalı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın fon soruşturmasında “lekelenmeme hakkı” vurgusuna değinerek senin de aynı hakka sahip olup olmadığını sordun. Soruşturma ve tutukluluk sürecinde bu hakkın ihlal edildiğini düşündüğün somut uygulamalar neler?
Elbette ben de aynı hakka sahibim. Herkes sahip. Ama belli ki bu ülkede herkesin lekelenmeme hakkı aynı ölçüde korunmuyor. Benim yaşadığım süreçte yalnızca lekelenmeme hakkının değil, masumiyet karinesinden kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına kadar ceza hukukunun en temel güvencelerinin ihlal edildiğini düşünüyorum. Bunları soyut olarak söylemiyorum. Yaşadıklarımı sırasıyla anlatayım.
Birincisi, hakkımdaki soruşturma hiçbir somut delille desteklenmeyen bir ihbarla başladı. İşletmemde uyuşturucu kullanılmasının kolaylaştırıldığı iddia edilmiş. E-mail ile cumhuriyet başsavcılığına gönderilen bu ihbar üzerine 3 Ekim Cumartesi gecesi, saat 23.00 civarında yaklaşık 50 kişilik narkotik ekibi işletmeme geldi.
İkincisi, ihbarı doğrulayacak hiçbir suç unsuruna rastlanmadı. İşletmede uyuşturucu veya uyarıcı madde bulunmadı. Uyuşturucu kullanılması için özel olarak hazırlanmış bir yer, donanım veya malzeme tespit edilmedi. Çalışanlarda ve müşterilerde de ihbarı doğrulayan herhangi bir bulguya rastlanmadı. Buna rağmen soruşturma sona erdirilmedi; gözaltına alındım ve sonunda tutuklandım. Peki kimin uyuşturucu kullanmasını kolaylaştırmışım? Kime, nerede, hangi imkânı sağlamışım? Hangi somut davranışım bu suçun kapsamına giriyor? Bu soruların hiçbirinin cevabı yok.
Üçüncüsü, tek şüpheli olmama rağmen gözaltı sürem bir gün uzatıldı. Gözaltı süresinin uzatılması sıradan, kendiliğinden uygulanabilecek bir işlem değil. Kanunda bunun koşulları var. Benim dosyamda tek şüpheli bulunmasına ve aramalar tamamlanmış olmasına rağmen gözaltım uzatıldı.
Dördüncüsü, savcılıkta bana isnat edilen suçla ilgili somut bir fiil sorulmadı. Bana bir ihbar olduğu söylendi. Bunun üzerine Ahmet Şık'la ilişkim ve aramızdaki para transferleri soruldu. O transferlerin de borç ödemeleri olduğunu açıkladım. Şimdi soruyorum: Ahmet Şık'la arkadaşlığımın veya aramızdaki para hareketlerinin TCK 190'la ne ilgisi var?
Beşincisi, tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller açıklanmadı. Kararda ifademden, arama ve tespit tutanaklarından, kolluk belgelerinden ve dosya kapsamından söz ediliyor. Bunların önemli bir kısmı suç unsuruna rastlanmadığını ortaya koyan belgeler.
Altıncısı, tutuklama dışında neden başka bir tedbir uygulanamayacağı somut olarak açıklanmadı. Ben oldukça uzun süredir aynı şehirde işletmecilik yapan, ikametgâhı, işi ve yaşamı belli olan bir insanım. Kaçacağıma, delilleri karartacağıma veya tanıklar üzerinde baskı kuracağıma ilişkin hangi somut olgu var? Bunlar ortaya konulmadan tutuklama gibi en ağır koruma tedbirinin uygulanmasını hukuken açıklayamıyorum. Tutuklama burada bir cezalandırma aracına dönüştürülmüş durumda.
Yedincisi, tutuklama kararına yaptığımız itiraz da sonuçlandırılmıyor. Avukatlarım 8 Ekim'de tutukluluğuma itiraz etti. Bugün 22 Ekim. Aradan 14 gün geçti. Hâlâ bir karar verilmedi. Özgürlüğümün hukuka uygun olup olmadığını denetlemesi gereken mekanizma dahi işlemiyor. Bunun nedenini de bilmiyoruz.
Sekizinci nokta, bütün bu süreç boyunca masumiyet karinesi ve suçun şahsiliği ilkelerinin gözetilmediğini düşünüyorum. Ahmet Şık'ın kamuoyunu ilgilendiren son derece ciddi iddiaları gündeme getirmesi, demokratik bir toplumda korunması gereken ifade özgürlüğünün bir parçasıdır. Yapılması gereken, bu iddiaları dile getirenleri veya onların yakın çevresini hedef almak değil, iddiaların doğruluğunu araştırmak ve kamuoyuna cevap vermektir. Burada mesele yalnızca suçun şahsiliği ilkesinin ihlal edilmesi değil; bir milletvekilinin dile getirdiği iddiaların, çevresindeki insanlara yönelik işlemler aracılığıyla susturulmaya çalışıldığı yönündeki ciddi kuşkudur.
Son olarak, beni ve işletmemi bu suçlamayla ilişkilendiren ihbarın kendisinin de araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Elbette herkes savcılığa ihbarda bulunabilir. Savcılık da ihbarı araştırabilir. Ancak ihbarı doğrulayan hiçbir bulguya rastlanmadığında, bunun hangi koşullarda ve ne amaçla yapıldığının da incelenmesi gerekir. Özellikle sosyal medyada hedef gösterilmemin hemen ardından böyle bir ihbarla karşılaşmış olmam, ihbarın kaynağı ve amacı konusunda ciddi sorular doğuruyor. Avukatlarım bu ihbarı yapanlar hakkında da suç duyurusunda bulunacaklar.
Bir insanı uyuşturucuyla ilişkilendirmek, hele ki işletmesini de bu suçlamanın parçası hâline getirmek çok ağır bir itham. Bu suçlamanın yalnızca benim üzerinde değil, yıllardır emek verdiğim işletmem, çalışanlarım ve çevrem üzerinde de sonuçları var. Tutuklanmamış olsaydım da bu sonuç değişmeyecekti.
İşletmene düzenlenen narkotik baskınında herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığını söyledin. Baskın günü neler yaşandı? Gözaltına alınma sürecinde sana nasıl davranıldı, savcılıkta hangi sorularla karşılaştın? Tutuklanmana gerekçe gösterilen somut deliller hakkında sana ne söylendi?
Baskın çok sertti. Yaklaşık 50 kişilik bir ekiple 80 kişi kapasiteli bir restoranın aranmasından söz ediyoruz. Bir tarafta kendi hâlinde yemek yiyen, içen insanlar vardı. Diğer tarafta narkotik polisleri. Polisler dahi girdikleri yerin bir restoran olduğunu görünce şaşırdı. Aramalarda herhangi bir suç unsuruna rastlanmadı. İşletmede, çalışanlarda ve müşterilerde uyuşturucuyla ilgili bir bulguya ulaşılamadı. Müşterilerimin üstü neden arandı ve neden GBT kontrolü yapıldı, bunlar ayrıca sorulması ve cevaplanması gereken sorular.
Hiçbir şey bulunmamasına rağmen gözaltına alındım. Kan, idrar ve saç örneklerim alındı. Bu inceleme elbette ki lehime sonuçlanacak ancak bunun da suçlamayla ilişkisini kuramadım. Bana uyuşturucuyla ilgili somut bir fiil sorulmadı, Ahmet Şık’la ilişkim ve hesap hareketlerim soruldu. İki insan arasındaki para hareketinin uyuşturucu kullanılmasını kolaylaştırmak suçuyla nasıl ilişkilendirildiğini anlamıyorum. Bu soruşturmayla adeta “Seni bir suçlamayla aldık ama tutuklama sebebimiz başka” denildi.
Anlayacağınız, tutuklanmama gerekçe gösterilen somut deliller hakkında bana hiçbir şey söylenmedi. Aslına bakarsanız ortada o kadar az şey vardı ki savcılık tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edilmemi isteyene kadar tutuklanabileceğime dair bir endişemiz dahi yoktu. Çünkü işletmemde yapılan aramalarda hiçbir suç unsuruna rastlanmamıştı. Uyuşturucu yoksa, suçu da olamamalıydı.
Sulh ceza hâkimliğindeki sorgum sırasında avukatlarım da tam olarak bu soruyu yöneltti. Hangi somut delile dayanılarak tutuklanmam isteniyordu? Ancak hâkimden aldığımız cevap, “Burada sorguyu ben yapıyorum” oldu.
“Burada geçirdiğim zamanın hesabını kim verecek?
Cezaevindeki bir günün nasıl geçiyor? Sabah uyandığından gece yatana kadar gününü nasıl geçiriyorsun? Kitap okuyabiliyor, yazabiliyor, haberleri takip edebiliyor musun? Cezaevi koşulları ve diğer mahpuslarla ilişkilerin nasıl?
İkinci tutukluluğum olduğu için cezaevi hayatına tamamen yabancı değilim. Bu yüzden ilk defa tutuklanan bir insana göre biraz daha hazırlıklıyım. Ama insanın ikinci kez tutuklanması, özgürlüğünden mahrum bırakılmasını normalleştirmiyor. Dışarıdaki hayat akmaya devam ederken sen onun dışında kalıyorsun.
Burada insanın zamanı daha fazla oluyor. Düşünmek, okumak, yazmak ve olup biteni anlamaya çalışmak günlük hayatın önemli bir parçası hâline geliyor. Benim açımdan asıl mesele, cezaevindeki gündelik zorluklardan çok, ne kadar süreceği belli olmayan bir tutuklulukla karşı karşıya olmak. Böyle bir durumda insan ister istemez şunu düşünüyor: Burada geçirdiğim zamanın hesabını kim verecek?
Tutuklanmak, alıştığın hayatın ve Beyoğlu’ndaki işletmecilik yaşamının bir anda dışında kalmak anlamına da geliyor. Dışarıdaki hayatından en çok neyi özlüyorsun? Ailenle, arkadaşlarınla ve siyasi çevrenle görüşebiliyor musun? Bu süreçte seni ayakta tutan şeyler neler?
Hayatımın çok büyük bir kısmı Beyoğlu’nda geçti. İşim, dostlarım, arkadaşlarım, gündelik alışkanlıklarım, yıllar içerisinde kurduğum ilişkiler orada.
Elbette insan en çok sevdiklerini ve kendi hayatını yaşayabilmeyi özlüyor. Ama benim için özgürlüğün anlamı yalnızca dışarıda olmak değil. İstediğin insanla görüşebilmek, düşündüğünü söyleyebilmek, itiraz edebilmek, çalışabilmek ve hayatına kendin karar verebilmek. Bugün bütün bunlardan mahrum bırakılmış durumdayım.
Beni ayakta tutan şeylerden biri de yaşadıklarımın yalnızca benimle ilgili olmadığını bilmek. Benim başıma gelenler, benzer bir durumda kalabilecek herkes açısından önemli. Dolayısıyla bu süreci yalnızca kişisel bir mağduriyet olarak görmüyorum.
“İtirazımız henüz sonuçlanmadı”
SYKP Parti Meclisi üyesi olarak tutuklanman siyasi çalışmalarını nasıl etkiledi? Avukatların aracılığıyla hukuki girişimlerde bulunuldu mu, tutukluluğuna yapılan itirazlar hangi aşamada? Tahliye edilmen için yürütülen hukuki çalışmalar hakkında neler söyleyebilirsin?
Siyasi faaliyetlerimden ve gündelik hayatımdan koparılmış durumdayım. Ama siyasi düşüncelerimden vazgeçmiş değilim. Avukatlarım sürecin en başından beri gerekli bütün hukuki girişimlerde bulunuyor. Ancak başvurularımızın akıbetine baktığımızda oldukça düşündürücü bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Öncelikle belirtmek isterim ki tutuklanmamdan önce de sosyal medyada hedef gösterilmemiz nedeniyle suç duyurusunda bulunmuştuk. İşletmemiz hakkında gerçeğe aykırı içerikler paylaşımlar yapılmıştı. Bu paylaşımları yapan kişiler hakkında soruşturma yürütülmesini talep ettik. Ancak aradan geçen zamana rağmen henüz bu kişilerin kimliklerinin dahi tespit edilmediğini görüyoruz.
Ardından yukarıda detaylıca açıkladığım üzere tutuklanma sürecim yaşandı. Bunun üzerine avukatlarım, bu kez hakkımdaki asılsız ihbarı gerçekleştiren kişilerin tespit edilmesi, ihbarın hangi amaçla yapıldığının araştırılması ve sorumlular hakkında gerekli işlemlerin yapılması için ayrıca suç duyurusunda bulundu.
Yani ortada iki ayrı suç duyurumuz var. İlki, tutuklanmamdan önce başlayan hedef gösterilme süreciyle ilgili. İkincisi ise tutuklanmama kadar uzanan sürecin başlangıcını oluşturan ihbarla ilgili. Beni hedef gösterenlerin kimlikleri tespit edilemiyor, hakkımda ihbarda bulunanların kim olduklarının araştırılmasını istiyoruz; ancak aynı süreçte hiçbir somut suç delili ortaya konulmamasına rağmen ben tutuklanıyorum.
Bunun yanında avukatlarım tutuklama kararına itiraz etti. Aradan 14 gün geçti ve itirazımız hâlâ sonuçlandırılmadı. Avukatlarım yalnızca tutuklamamın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ortaya koymakla kalmıyor, soruşturmanın başlangıcından itibaren yaşanan hukuka aykırılıkların da araştırılması için girişimlerde bulunuyor.
Şimdi bütün bu tabloya bakınca ister istemez şu soruyu soruyorum: Benim hakkımda yapılan bir ihbar üzerine bir gecede onlarca polis harekete geçebiliyor ama beni hedef gösterenlerin ve hakkımda ihbarda bulunanların araştırılması söz konusu olduğunda neden aynı süratle hareket edilmiyor? Dahası, tutuklama kararımın hukuka uygun olup olmadığının incelenmesi bile günlerce bekletiliyor.
Hukukun yalnızca beni tutuklamak söz konusu olduğunda hızlı, haklarımı korumak söz konusu olduğunda ise hareketsiz kalmasını kabul etmiyorum. Önümüzde nasıl bir hukuki süreç olduğunu da bilmiyorum. İddianame hazırlanacak mı, hazırlanırsa hangi somut delile dayanacak, bunlar belirsiz. Ama benim talebim çok açık: Hakkımdaki isnat somut delillerle ortaya konulsun. Ortaya konulamıyorsa özgürlüğüm daha fazla kısıtlanmasın.
Tahliye sonrasında nasıl bir yol izlemeyi düşünüyorsun? Okurlara ve dışarıdaki arkadaşlarına iletmek istediğin bir mesaj var mı?
Öncelikle hakkımdaki bu hukuksuzluğun sona ermesini istiyorum. Özgürlüğüme kavuştuğumda hayatıma, işime ve siyasi mücadeleme devam edeceğim. Ama yaşadıklarımın üzerinin örtülmesini istemiyorum. Benim hakkımda yapılan ihbarın nasıl ortaya çıktığı, aramaların hiçbir suç unsuru bulunmadan sonuçlanmasına rağmen neden tutuklandığım, tutukluluğuma yapılan itirazın neden günlerce bekletildiği açıklığa kavuşturulmalı.
Çünkü mesele yalnızca benim tahliye edilmem değil. Ben tahliye edildikten sonra da aynı uygulamalar başka insanların başına gelebilir. Dışarıdaki arkadaşlarıma ve okurlara söylemek istediğim şu: Bugün bir insanın hiçbir somut delil ortaya konulmadan tutuklanmasına sessiz kalırsak yarın aynı şeyin başkasının başına gelmesine de şaşırmayız. Ben şaşırmıyorum artık. Ama şaşırmamız gerektiğini düşünüyorum.
TCK 190 ne diyor?
Türk Ceza Kanunu’nun 190. maddesi, “Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma” suçunu düzenliyor.
Maddeye göre suç; uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırmak amacıyla özel yer, donanım ya da malzeme sağlamak, madde kullananların yakalanmasını zorlaştıracak önlemler almak ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanım yöntemleri hakkında başkalarına bilgi vermek gibi fiilleri kapsıyor. Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımını alenen özendirmek ya da bu yönde yayın yapmak da aynı madde kapsamında değerlendiriliyor.
TCK 190 kapsamında 5 yıldan 10 yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörülüyor.
(EMK)












