Afşin-Elbistan A Termik Santrali'nin yanı başında kurulan Çoğulhan'da nüfus 40 yıl sonra, 10 binlerden 500'ün altına geriledi. Geride kalanlar, yıllardır soludukları havayı, kaybettikleri yakınlarını, terk edilen evleri ve değişen tarım arazilerini anlatıyor. Bölge halkının tanıklıkları, Türkiye COP31'e hazırlanırken kömürün insan hayatındaki bedelini yeniden gündeme getiriyor.
Afşin-Elbistan'da kömürün hikâyesi 1970'lerde başladı. Bölgedeki büyük linyit rezervlerinin keşfedilmesinin ardından kurulan termik santral, bir dönem Türkiye'nin kalkınma hamlesinin simgelerinden biri oldu. Hatta 5 bin liralık banknotların arkasında yer aldı.
Santralin kurulmasıyla birlikte çevresinde yeni bir hayat da başladı. Çalışanlar ve aileleri için kurulan Çoğulhan büyüdü, belde statüsü kazandı. Kasabada sinema vardı, otel vardı, parklar ve spor alanları vardı. Çarşısı canlıydı. Bugün Çoğulhan'ın sokaklarında bambaşka bir manzara var. Çok sayıda ev terk edilmiş, dükkânlar ve sosyal tesisler kapanmış durumda. Nüfus 500'ün altına gerilemiş. Kasabanın hemen yanı başındaki santral ise çalışmaya devam ediyor.
🟢 Bölgede çevre davalarını takip eden Greenpeace Türkiye avukatı Gökhan Candoğan, yeni ünitelerle ilgili mahkeme kararının önemini şöyle değerlendirdi: 🗣️“4-5 yıllık hukuki mücadelenin sonunda geldiğimiz nokta bu santralin ekonomik ve hukuki ömrünü doldurduğu noktasıdır. Belki de COP31'e ev sahipliği yaptığımız dönemde Türkiye açısından çok önemli bir kara da çıkabilir.” #COP31 🎬 @elanrbrnc
— bianet (@bianetorg_) October 27, 2026
"Hiçbiri 70'ini yaşamadı"
Afşin-Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu Sözcüsü Mehmet Dalkanat, sağlık sorunları nedeniyle imkânı olan ailelerin bölgeden ayrıldığını anlatıyor.
Ona göre santralin yarattığı sorunlar yalnızca hava kirliliğinden ibaret değil. İnsanlar hem sağlıklarını hem geçim kaynaklarını hem de doğup büyüdükleri toprakları kaybetme endişesi taşıyor.
Dalkanat, yaşananları şu sözlerle özetliyor:
“Bu hem doğayı öldürüyor hem bizi öldürüyor hem de toprağımızı elimizden alıyor.”
Doğduğundan beri Elbistan’da yaşayan Mehmet Dalkanat, buradaki ekokırımlara karşı mücadele ediyor:
“2015’ten beri bölgedeki çevre felaketlerini durdurmak için Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu adıyla Afşin ve Elbistan bölgesindeki termik santrallerin, bu bölgeye verdiği zararlarını gündeme getirmek, kamuoyuyla paylaşmak ve bu ölüm bacalarından kurtulmak için mücadele ediyoruz.”
Termik santrallerin en büyük etkisinin sağlıkla ilişkili olduğunu belirten Dalkanat, “Bağışıklık sistemi en iyi insan bile burada 10-15 sene dayanabiliyor. 15 yıl sonra ya KOAH'tır, ya kanserdir, ya astımdır. Bunun yanında çok değişik kanser türleriyle de karşılaşabiliyoruz. Benim burada çalışan memur arkadaşlarım vardı. Hiçbiri 70'i yaşamadı. Hepsi öldüler” diyor.
“Üç abim kanserden öldü, eşim de kanser”
Nurettin Doğan'ın hikâyesi ise santralin çalışanları açısından da başka bir gerçeği görünür kılıyor.
Doğan, Afşin-Elbistan Termik Santrali'nde yaklaşık 15 yıl çalıştıktan sonra emekli oldu. Üç ağabeyini kanser nedeniyle kaybettiğini, eşinin de kansere yakalandığını anlatıyor. Yıllarca çalıştığı, hayatını kurduğu Çoğulhan'dan sonunda ayrılmak zorunda kaldı.
Doğan'ın anlattıkları, bölgedeki ailelerin yaşadığı kayıpların ve sağlık endişelerinin en yakın örneği. Bu tanıklıklar, hastalıkların doğrudan santralden kaynaklandığını tek başına kanıtlamıyor. Ancak insanların neden yaşadıkları yerden ayrıldığını, neden temiz hava ve güvenli yaşam koşulları istediğini anlamak için önemli.
Bölgedeki sağlık risklerine ilişkin bilimsel araştırmalar da bulunuyor. Temiz Hava Hakkı Platformu'nun Kara Rapor çalışmasında aktarılan hesaplamalara göre Afşin-Elbistan'daki termik santrallerin kuruluşlarından 2020 yılına kadar yol açtığı hava kirliliğiyle bağlantılı yaklaşık 17 bin 500 erken ölüm tahmin ediliyor. Bu rakam, tek tek tespit edilmiş ölüm vakalarını değil, hava kirliliğinin sağlık üzerindeki etkilerine dayanan istatistiksel bir hesaplamayı ifade ediyor.

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ
10 Kişiden 9’u Temiz Hava Solumuyor
Temiz Hava Hakkı Platformu ve Türk Tabibler Birliği Temsilcisi Prof. Dr. Gamze Varol, özellikle uzun süreli maruziyetin risklerine dikkat çekiyor:
“Kömürlü termik santrallerin etkisini yalnızca bacalardan çıkan dumanla değerlendiremeyiz. Hava kirliliğinin uzun süreli etkileri, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunanlar açısından ciddi halk sağlığı riskleri yaratır. Afşin-Elbistan'da bağımsız çevresel ölçümlerin ve sağlık verilerinin şeffaf biçimde paylaşılması büyük önem taşıyor.”
Yalnızca insanlar değil, tarım da çekiliyor
Bölgenin hikâyesi yalnızca boşalan evlerden ve yaşanan sağlık sorunlarından oluşmuyor. Türkiye'nin önemli tarım alanlarından Elbistan Ovası'nda çiftçilerin de uzun yıllardır dile getirdiği sorunlar var.
Mehmet Dalkanat, geçmişte bölgede yetiştirilen ürünlerin artık eskisi gibi yetişmediğini anlatıyor. Şeker pancarı ekilen alanların daraldığını, fasulyenin yeterince gelişmemesi nedeniyle fasulye tarımının terk edildiğini söylüyor.
Bu değişimin nedenlerini ortaya koymak için bağımsız tarımsal araştırmalara ihtiyaç duyulsa da yerel halkın anlattıkları, ovadaki üretimin nasıl değiştiğine dair önemli ipuçları veriyor.
Mehmet Dalkanat'ın dikkat çektiği bir başka sorun ise su. Dalkanat, maden sahasındaki yeraltı sularını tahliye etmek amacıyla yaklaşık bin 500 pompanın kullanıldığını ve bu işlemin ovanın su dengesini bozduğunu savunuyor. Pompa sayısı ve su kaynaklarına etkisi bağımsız ölçümlerle doğrulanmayı bekliyor.
Yerel kaynaklarda yaklaşık 143 bin hektarlık büyüklüğüyle anılan Elbistan Ovası'nda termik santrallerin ve kömür madenciliğinin tarım arazileri üzerindeki baskısı, bölge halkının temel kaygılarından biri.
Yeni kömür üniteleri gündemde
Bölge halkı yıllardır mevcut santrallerin etkilerini tartışırken Afşin-Elbistan A Termik Santrali'ne iki yeni ünite eklenmesi de gündeme geldi.
Toplam 688 megavat kapasiteli 5 ve 6. üniteler için Aralık 2024'te verilen ÇED Olumlu kararı, Temmuz 2026'da mahkeme tarafından iptal edildi. Mahkeme, insan sağlığına, tarım arazilerine, su kaynaklarına ve ekolojik yapıya yönelik etkilerin yeterince değerlendirilmediğine dikkat çekti. Karara karşı temyiz başvurusu yapıldı.

COP31 öncesi kömür sınavı: Bakanlık Afşin-Elbistan’da yeni üniteleri savundu
Santralin 4. ünitesine ilişkin ayrı bir davada hazırlanan bilirkişi raporunda da hava emisyonlarının insan sağlığı, tarım, su kaynakları ve ekosistem açısından ciddi riskler oluşturduğu belirtildi.
Bölgede çevre davalarını takip eden Greenpeace Türkiye avukatı Gökhan Candoğan, yeni ünitelerle ilgili mahkeme kararının önemini şöyle değerlendirdi:
“Yeni ünitelere ilişkin ÇED kararının mahkeme tarafından iptal edilmesi, enerji yatırımlarında çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerin eksiksiz değerlendirilmesinin önemini gösteriyor. COP31 öncesinde Türkiye'nin iklim hedefleri kadar çevre hakkının korunmasına yönelik uygulamaları da tartışılmalı.”

Afşin-Elbistan’da termik santrale yer yok: Bilirkişi raporu ‘Mevcut santral de riskli’ dedi
COP31 öncesinde Çoğulhan'ın anlattığı gerçek
Türkiye, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek COP31'e hazırlanıyor. İklim kriziyle mücadele, fosil yakıtlardan uzaklaşma ve adil dönüşümün tartışılacağı zirve öncesinde Afşin-Elbistan'daki tablo dikkat çekiyor.
Zirveye işaret eden Dalkanat, şunları aktarıyor:
“Başkanlığını Türkiye'nin ve Avustralya'nın yaptığı bu iklim zirvesinde savundukları ikliminin değişmemesi için verdikleri mücadeleyle buradaki pratik uyuşmuyor. Yani eğer iklim zirvesinin başkanlığını yapıyorsanız bu garabeti ve bu faciayı buradan kaldırın. Yenilerini de yapmayın. Artık kaldı ki 70'li ve 75'li, 80'li yıllarda değiliz. Yenilenebilir enerji gibi bir imkanımız var. Afşin Elbistan Ovası buna müsait.”
Mehmet Dalkanat, mevcut santraller çalışmaya devam ederken yeni kömür yatırımlarının gündemde tutulmasına tepki gösteriyor:
“Afşin ve Elbistan Ovası'nda yeni termik santrallerin yapılması, mevcut santrallerin çalışmaya devam etmesi, COP31 başkanlığını üstlenen bir ülke için büyük bir çelişki oluşturuyor.”
(CA)

