Akın Gürlek, atv'de çıktığı ilk yandaş söyleşide daha önce Cumhuriyet savcısı ve hâkim sıfatlarıyla yaptığı temel norm ihlallerini bakan sıfatıyla tüm yargıç ve savcılar için yeni normal kılma, yapamadıklarını ise TBMM'ye AKP üzerinden dayatarak mevzuatı rejimin ihtiyaçlarına uydurma kararlılığını ilan etti.
Meşruiyetini Erdoğan tarafından atanmakta bulan Gürlek, misyonunu da Türkiye'nin Anayasa'nın 90. Maddesi itibariyle cari mevzuata üstün kıldığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin rejimin otoriter yönelişleri önüne koyduğu engelleri aşmak olacağını müjdeledi.
İBB Operasyonuna devam etti
Akın Gürlek, kendisinin başlattığı ve süregiden İBB operasyonu ve diğer CHP Belediyelerine yönelik operasyonlar konusunda da, söyleşiye katılan AKP'li "gazeteciler"in teşvikleri eşliğinde "silahların eşitliği" ilkesinin tabutuna son çivileri çaktı. "86 milyon"un yarısından çoğunun seçtiği belediyelerin yönetimlerinin "suç örgütü" oldukları iddiasını tek yanlı olarak, Adalet Bakanı sıfatıyla iddianın arkasına devletin hukuki ve siyasal varlığını da yığarak yineledi.
Bakanın tüm hukuksal ve etik müktesebatı çiğneyerek dile getirdiği iddialara Cumhuriyet Halk Partisi'nden hızlı tepki geldi.
CHP: "Makamının sorumluluk sınırlarını aştı"
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Gürlek'i Bakan olarak Anayasal sorumuluğunun sınırlarını aşmakla suçladı:
"Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu akşam yaptığı açıklamalarla, Adalet Bakanlığı makamının taşıması gereken anayasal sorumluluğun sınırlarını bizzat aşan bir tablo ortaya koymuştur. Adalet Bakanı sıfatını taşıyan bir kişinin, henüz yargılaması devam eden dosyalar hakkında ayrıntılı değerlendirmelerde bulunması ve etkin pişmanlık beyanlarını savunma konusu yapması yargı bağımsızlığı ilkesinin özüyle açıkça çelişmektedir. Adalet Bakanı, geçmişte savcı sıfatıyla imza attığı iddianameleri bugün kamuoyu önünde savunur konuma yerleşmiştir. Bu tutum, dosyaya bakan hakim ve savcılar üzerinde nesnel bir baskı zemini üretmektedir.
Gürlek'in atv söyleşisinde AKP'li gazetecilerle "al gülüm ver gülüm" havasında sürdürdüğü "söyleşiden" ortaya dökülen inciler arasından en çok meşruiyetinin kaynağı olarak Erdoğan'ı işaret eden sözleri ve Adalet Bakanı olarak rejimin savunma hakkını kısıtlamaya yönelik siparişlerini yerine getirme aceleciliği dikkati çekti. Gürlek'in bu konulardaki argümanları doğruluk testini geçemedi.
"Adalet ihtiyacınızı ben gidereceğim"
"Şunu unutmamamız gerekiyor: Seksen altı milyon vatandaşımızın Adalet Bakanıyım ben. Ben sadece bir siyasi kimliğin dışında adalet ihtiyacı olan seksen altı milyon vatandaşımızın yanındayım. Onların bakanıyım. Hakka, hukuka kim ihtiyaç duyuyorsa ben onların yanındayım. Seksen altı milyon vatandaşımızın hak ve hukuk sorunlarının, mağduriyetlerini dinlemek için bu göreve atandım. "
"Savunma hakkını daraltacağım"
Tutuklu ve hükümlü ayrımı var. Tutuklularda cezaevinde avukatla istediği zaman yirmi dört saat görüşebilir. Yani gece üçte de avukata gitse tutukluyla görüşebilir. Ama hükümlülerde böyle bir şey yok. Yani özellikle tutuklularda böyle bir boşluk var. Avukatlar rahat bir şekilde görüşebiliyor, ona şahsi notlarını verebiliyor, mektubunu verebiliyor. Yani burada kanunda, yani bu düzenleme yapılması gerekiyor. Özellikle tutuklularla avukatların görüşmesi, birbirlerine not vermesi, bunların rahat bir şekilde dışarı gitmesi konusunda bir eksiklik var. Ama tutuklularda yasal mevzuat boşluğu olduğu için notlar rahat bir şekilde avukatlara verilebiliyor, avukatlar aracılığıyla diğer şahıslara verilebiliyor. Bu konuda bir yasal düzenleme yapılması lazım.
Tutuklunun savunma haklarının hükümlüyle aynı düzeyde daraltılması, bu ilkeyle bağdaşmaz.Avukatla gizli ve etkili görüşme hakkı AİHS m.6/3(c)’nin çekirdeğidir; devlet güvenlik gerekçesiyle sınırlama getirebilir ama bu sınırlama savunmanın özünü zedeleyemez.
Tutukluların avukatla görüşmesini sistematik biçimde daraltan bir düzenleme, AİHS m.6’nın ihlali riskini açıkça doğurur; tutukluyu fiilen hükümlü gibi muameleye tabi tutmak Sözleşme standardıyla bağdaşmaz.
(AEK)

