ABD Yüksek Mahkemesi, Donald Trump yönetiminin göçmenleri kendi ülkeleri dışındaki üçüncü ülkelere derhal sınır dışı etme politikasını, bu uygulamanın hukuka uygun olup olmadığına ilişkin davayı karara bağlayıncaya kadar sürdürebileceğine hükmetti.
Mahkeme, salı günü 6'ya karşı 3 oyla aldığı kararında, Boston federal yargıcı Brian Murphy'nin göçmenlere gönderilecekleri ülkede işkence veya zulüm riski bulunduğunu ileri sürebilecekleri gerçek bir fırsat tanınmasını zorunlu kılan kararının uygulanmasını durdurdu. Birinci Bölge Federal Temyiz Mahkemesi de 18 Eylül'de Murphy'nin kararının büyük bölümünü onamıştı.
Mahkemenin göçmenler bir yandan kitlesel olarak sınırdışı edilirken, aralıkta tarafların sözlü savunmalarını dinlemesi bekleniyor.
Göçmenler ABD hükümeti nereye gönderirse oraya gidecek
“Üçüncü ülkeye sınır dışı” uygulamasında ABD'deki bir göçmen, kendi ülkesine değil, Washington yönetiminin kabul anlaşması yaptığı herhangi bir ülkeye gönderiliyor.
Trump yönetimi, kendi ülkelerine gönderilemeyen veya hükümetlerince kabul edilmeyen kişilerin üçüncü ülkelere gönderilmesini sınır dışı politikasının en önemli enstrümanlarından biri haline getirdi.
Associated Press'in mahkeme belgelerine dayandırdığı verilere göre Trump yönetimi bu yöntemle şimdiye kadar yaklaşık 25 bin kişiyi 20'yi aşkın ülkeye gönderdi. Sınır dışı edilenlerin en büyük bölümü Meksika'ya gönderilirken, ABD'nin anlaşma yaptığı veya sınır dışı işlemlerinde kullandığı ülkeler arasında göçmenlerin çoğunun daha önce hiçbir bağının bulunmadığı Güney Sudan, Esvatini, Liberya ve Guyana gibi, ülkeler de yer almıştı.
Burundi hükümeti, salı günü ABD'den gelecek üçüncü ülke vatandaşlarını kabul etmeye hazır olduğunu açıkladı. Hükümet sözcüsü Nancy Ninette Mutoni, kabul edilecek kişilerin terörizm bağlantısı veya devam eden bir ceza kovuşturması bulunmaması koşulunu ileri sürdü; kaç kişinin ne zaman gönderileceği konusunda ise bilgi vermedi.
Bozulan karar: "Önce tehlikeyle karşılaşacak mı diye sorun"
Hükümetin uygulamasına karşı açılan davanın esasını, ABD bir kişiyi üçüncü bir ülkeye göndermeye karar verdiğinde, o kişiye nereye gönderileceğini ne zaman bildirmesi gerektiği ve itiraz için ne kadar süre tanıması icap ettiği oluşturuyordu.
Federal Yargıç Brian Murphy, hükümetin göçmenleri yeterli ön bildirim yapmadan üçüncü ülkelere göndermesinin hukuka uygun olmadığına hükmetmişti.
Murphy'nin kararına göre hükümet, kişiye hangi ülkeye gönderileceğini bildirmesi ve göçmenin orada işkence veya zulüm görme riski bulunduğunu ileri sürmesi için gerçek bir fırsat tanıması gerekiyordu.
Trump yönetimiyse, bu koşulların sınır dışı işlemlerini gereksiz biçimde yavaşlattığını ve yürütmenin göç politikası üzerindeki yetkisine müdahale ettiğini savundu. Yönetim, göçmenleri kabul eden devletlerden kişilerin kötü muameleye uğramayacağına ilişkin diplomatik güvenceler aldığını belirtiyor.
BM uzmanları karardan bir gün önce uygulamanın durdurulmasını istemişti
Yüksek Mahkeme kararını, 10'u aşkın BM insan hakları uzmanının Washington'a uygulamayı durdurması çağrısı yapmasının ertesi günü açıkladı.
BM uzmanları, üçüncü ülkelere gönderilen kişilerin işkence, zulüm, keyfi gözaltı ve diğer ağır insan hakları ihlalleriyle karşılaşabileceği uyarısında bulundu. Uzmanlar özellikle kadınlar, çocuklar, engelliler, insan ticareti mağdurları, LGBTİ+ kişiler, vatansızlar ve insan hakları savunucuları açısından risklere dikkat çekti.
BM'nin İşkenceye Karşı Komitesi'nin yerleşik yorumu kapsamında, bir kişi işkence görebileceği konusunda öngörülebilir, kişisel, güncel ve gerçek bir risk bulunan bir ülkeye gönderilemez. Bu koruma, yalnızca kişinin doğrudan kendi ülkesine gönderilmesini değil, üçüncü bir devlet üzerinden nihayetinde tehlikede olacağı ülkeye gönderilme ihtimalini de kapsar.
Bu ilke, uluslararası hukukta geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi olarak biliniyor.
Üçüncü ülkede de güvende olmayabilirler
Kararı mahkemeye taşıyan göçmenlerin avukatları, diplomatik güvencelerin kişilerin gerçekten korunmasını sağlamadığını savunuyor.
Reuters'ın dava belgelerinden aktardığı bilgilere göre, üçüncü ülkelere gönderilen bazı kişiler gözaltına alındıklarını, dövüldüklerini veya başka kötü muamelelere uğradıklarını bildirdiler. Bazı vakalarda ise üçüncü devletler göçmenleri ABD'nin doğrudan gönderemediği kendi ülkelerine geri gönderdi.
Sorun bu noktada yalnızca ABD'den çıkarılma işleminden ibaret değil. Bir kişinin işkence veya zulüm göreceği bir ülkeye doğrudan gönderilmesi yasaksa, önce başka bir ülkeye gönderilip oradan aynı tehlikeye maruz bırakılması da geri göndermeme ilkesinin ihlali sonucunu doğurabilir. BM insan hakları mekanizmaları bu durumu dolaylı geri gönderme olarak değerlendiriyor.
Orta Afrika Cumhuriyeti'ne gönderilen “Aylin” vakası
Uygulamanın nasıl işlediğine dair çarpıcı örneklerden biri, Türkiye'den ABD'ye sığınan ve mahkeme belgelerinde “Aylin” adıyla anılan LGBTİ+ sığınmacının dosyasıydı.
ABD makamları Aylin'in Türkiye'ye gönderilmesi halinde zulüm görme riski bulunduğunu kabul ederek Türkiye'ye sınır dışı edilmesine karşı koruma sağlamıştı. Buna rağmen Trump yönetimi onu hiçbir bağının bulunmadığı Orta Afrika Cumhuriyeti'ne göndermişti.
Can korkusundan Türkiye'ye dönmek zorunda kaldı
Ne var ki, Aylin Orta Afrika Cumhuriyeti'nde kalmadı. Bir süre Bangui'de yaşadıktan sonra kendi isteğiyle Türkiye'ye döndü.
CNN'in birkaç gün önce yayımladığı haber dosyasına göre Aylin, Bangui'de haftalarca bir sitede kaldı. Eşcinsellere yönelik yaygın düşmanlık nedeniyle dışarı çıkmaktan korktuğunu, orada da kendi kimliğiyle yaşayamadığını anlattı. ABD'ye dönemiyor, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde kendini güvende hissetmiyor, Türkiye'ye dönmekten de korkuyordu. Sonunda Türkiye'ye dönmek zorunda bırakıldı.
Oysa, ABD göçmenlik yargısı Aylin'in Türkiye'ye gönderilmesi halinde cinsel yönelimi nedeniyle zulüm görme tehlikesi bulunduğunu kabul etmişti. ABD kendi yasaları uyarınca onu doğrudan Türkiye'ye gönderemedi; Orta Afrika Cumhuriyeti'ne gönderdi. Orada yaşayamayınca, Aylin sonunda ABD'nin hukuken gönderemediği Türkiye'ye kendi iradesiyle geri dönmek zorunda bırakıldı.
CNN'in haberine göre Aylin, Türkiye'ye döndükten sonra ailesine cinsel yöneliminin “değiştiğini” söylediğini anlatmış; CNN'e ise gerçek planının bir iş bulup para biriktirmek ve daha sonra gizlice Avrupa'ya ya da başka bir yere gitmek olduğunu, Türkiye'de kendisi gibi yaşayamadığını söylemiş.
Nihai karar aralık duruşmasından sonra
Yüksek Mahkeme salı günkü kararıyla üçüncü ülkelere sınır dışı politikasının hukuka uygun olduğuna hükmetmedi. Karar, alt mahkemenin getirdiği güvenceleri dava görülürken askıya alan geçici bir tedbir niteliğinde.
Ancak kararın şimdiden somut bir sonucu var: Aralıktaki duruşma ve çıkacak nihai karar beklenirken ABD Yüksek Mahkemesi'nin verdiği yetkiyle, Trump yönetimi, başlattığı politikayı göçmenleri kendi ülkeleri dışındaki ülkelere hızlıca göndererek sürdürecek.
(AEK)

