ABD Başkanı Donald Trump'ın, Venezuella Başkanı Nicholas Maduro'nun kaçırılması talimatı ile aynı zamanlarda dile getirdiği Grönland'ın işgali NATO müttefiklerini karşı karşıya getirdi. ABD ve Danimarka'nın NATO üyesi olması ittifakı çözümsüz hale getirdi.
Trump'ın Danimarka egemenliğindeki Grönland'ı gerekirse işgal edecekleri açıklaması AB ülkelerini harekete geçirdi. Bazı AB ülkelerinin adaya asker göndermesi üzerine Trump bu kez de asker gönderen ülkelere yönelik vergileri arttırma kararı aldı.
Avrupa başkentleri, NATO'ya ve Avrupa güvenlik düzenine zarar vermeden, Trump'ın zafer ilan etmesini sağlayabilecek bir formül üretmeye çalışıyor. BBC Türkçe servisi yaşanabilecek olası senaryolara cevap bulmaya çalıştı.
1- NATO neden sessiz kaldı?
Grönland konusundaki gerginlik başladığından bu yana çok sayıda kurumsal düzeyde açıklama yapıldı. Gerek Avrupa başkentleri gerekse AB kurumlarının yöneticileri görüşlerini açık şekilde paylaştı. NATO yönetimiyse kurumsal düzeyde açıklama yapmadı.
"NATO'nun sessizliği" bazı çevrelerce yadırgandıysa da bu durum örgütün işleyişiyle ilgili. Grönland'a ilişkin sorunun iki tarafı olan ABD ve Danimarka, NATO üyesi. İki ülkenin yaklaşımları şu aşamada birbirinden tamamen farklı. Bu da kurumsal açıklama için gerekli olan konsensüse ulaşılmasını engelliyor.
Kurumsal açıklama yapılmaması NATO'nun bu konuda hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmiyor.
2- NATO'nun somut planı var mı?
NATO, Grönland konusunu karar organı olan Kuzey Atlantik Konseyi'nde ele aldı. Bazı ittifak üyeleri bölgede yeni bir misyon başlatmak, daha fazla ekipman konuşlandırmak veya tatbikatlar düzenlemek gibi önerilerde bulundu.
Ancak görüşmeler henüz başlangıç aşamasında ve somut bir plan oluşmadı. Somut sonuç doğurma aşamasına gelinmesi için ABD de dahil tüm NATO müttefiklerinin aynı çizgide olması gerekiyor.
Solda Grönland Hükümet Başkanı Jens-Frederik Nielsen sağda ise Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen kürsülerin arkasında açıklama yapıyor. İki liderin yanlarında bayraklar var. Önde oturan iki kişinin arkadan başı görünüyor.
NATO, müttefiklerin uzlaşıya varması halinde, Arktik Bölgesi'nde, Baltık Denizi'nde başlattığına benzer, gözleme ve caydırma stratejilerine dayalı bir misyon başlatabilir.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 13 Ocak'ta Brüksel'de yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"NATO'da hepimiz hemfikiriz ki Arktik Bölgesi'nin korunması söz konusu olduğunda birlikte çalışmalıyız ve tam olarak bunu yapıyoruz."
Rutte, sonraki adımları detaylandırmak için çalıştıklarını belirtti.
NATO yetkilileri bu adımlar konusunda fazla detaya girmemeye özen gösteriyorlar.
3- Askeri müdahale olası mı?
ABD askeri opsiyonu tercih ederse bu İttifak tarihinde bir ilk olur. Amerikan yönetiminin üst düzey isimlerinin yaptığı açıklamalardan, ilk tercihin askeri müdahale olmadığı anlaşılıyor.
Kopenhag'daki hakim görüş de ABD'nin Grönland'a yönelik bir askeri saldırısının henüz yüksek olasılıklı bir senaryo olmadığı yönünde. Bununla birlikte Trump'ın öngörülemez oluşu bu ihtimali göz ardı edilemez kılıyor.
Aralarında eski NATO büyükelçilerinin ve üst düzey Amerikalı yetkililerin de yer aldığı 14 isim tarafından kaleme alınan 9 Ocak tarihli ortak bir açıklamada, Trump'ın tehditlerinin tamamen gereksiz olduğu belirtilerek şu ifadeler kullanıldı:
"Mevcut başkanın, müttefikimiz Danimarka'dan Grönland'ı almak için askeri güç veya diğer zorlayıcı önlemler kullanma tehditleri, hem kısa hem de uzun vadede stratejik olarak aptalca bir harekettir."
NATO'da oldukça zorlu müzakereler yaşanması ihtimali üzerinde duran bir diplomat, ABD'nin Grönland'ı askeri unsurlar kullanarak elde etme aşamasına halen oldukça uzak olunduğunu düşündüğünü söyledi.
4- NATO'nun seçenekleri neler?
Olası bir askeri müdahale durumunda NATO'nun nasıl hareket edeceği gerek basında gerekse akademik çevrelerde yoğun şekilde tartışılıyor. NATO'nun kurucu belgesi olan Washington Antlaşması'nda, bir müttefike yapılan saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağı vurgusu yer alıyor.
Sorun ise ortak savunma ilkesini düzenleyen 5. maddenin müttefikler arası bir askeri çatışma halinde nasıl hareket edileceğini düzenlememiş olması. Saldırının içeriden gelmesi NATO açısından hayal edilir bir durum değil ve İttifak'ın kuruluş prensiplerine tamamen aykırı.
Böyle bir tablonun oluşması halinde rehberlik edecek bir emsal de yok. Normal şartlarda bu olasılık diğer ülkelerin baskısıyla ortadan kaldırılabilirdi. Sorunun taraflarından birinin ABD olması işleri çok daha karmaşık ve zor hale getiriyor.
5- Askeri yolla ilhak NATO'nun sonunu getirir mi?
Ortak savunma ilkesi temelinde kurulmuş NATO'nun, bir müttefikin diğerine saldırması durumunda hayatta kalmasının mümkün olmadığı görüşü sıkça dillendiriliyor. Bunu açıkça dile getiren ilk isimlerden biri Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen oldu.
AB Savunma Komiseri Andrius Kubilius, 12 Ocak'ta İsveç'te düzenlenen bir konferansta, Frederiksen'in bu görüşüne katıldığını söyledi.
Grönland kime ait, Trump neden adaya ilgi gösteriyor?
ABD'nin askeri güce başvurmayacağı görüşünde olan liderler arasında yer alan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 9 Ocak'ta düzenlediği basın toplantısında, bu yönde bir hamlenin NATO açısından vahim sonuçları olacağını belirtti:
"Bunun kimsenin çıkarına olmayacağına inanıyorum. Açıkçası, bunun ABD'nin bile çıkarına olmayacağını düşünüyorum."
ABD'nin NATO'daki eski Daimi Temsilcisi Nicholas Burns de askeri opsiyon eşliğinde ilhakın NATO'yu yıkacağı görüşünde olanlardan. NATO'nun dağılmasını ihtimal dahilinde görmeyen ve soruna bir şekilde çözüm bulunacağını uman ülkeler hâlâ çoğunlukta.
Bununla birlikte NATO'nun geleceği konusunda düşünülemez olanı düşünme zamanının geldiği görüşü zemin kazanıyor.
6- AB'nin savunma maddesi '42.7' alternatif olur mu?
Grönland'a olası bir Amerikan saldırısı halinde Danimarka'nın AB'yi yardıma çağırma imkanı var. Lizbon Antlaşması'nda koruma ve destek amaçlı, NATO'nun 5. maddesine benzeyen ortak savunma maddesi var.
Lizbon Antlaşması'nın 42.7 maddesinde şu ifadelere yer veriliyor:
"Bir üye devletin topraklarında silahlı saldırıya uğraması halinde, diğer üye devletler, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca, ellerindeki tüm imkanlarla bu üye devlete yardım ve destek sağlama yükümlülüğü altındadır. Bu durum, bazı üye devletlerin güvenlik ve savunma politikalarının özel niteliğini etkilemez."
Bu madde şu ana kadar sadece bir kez aktive edildi.
Fransa, 2015'teki terör saldırıları nedeniyle diğer AB ülkelerinden yardım talep etti.
Trump Grönland için harekete geçerse NATO ve AB'nin yüzleşeceği zor sorular
Bu çağrıya oybirliğiyle olumlu yanıt verildi ve Fransa'ya destek olundu.
Maddenin aktive edilebilmesi için saldırı altında olan ülkenin talebi gerekiyor.
Madde aktive edildikten sonraki adımları da büyük ölçüde talepte bulunan ülke yönlendiriyor.
42.7'nin devreye sokulması olası bir saldırı karşısında mutlaka askeri yardımda bulunulacağı anlamına gelmiyor.
Dolayısıyla Danimarka'nın bu maddeyi aktive etme aşamasına gelmesi halinde tüm boyutları dikkate almış ve oybirliği sağlanacağından emin olması gerektiği yorumları yapılıyor.
Kubilius'a göre, ilgili madde üye ülkelerin harekete geçmesini zorunlu kılıyor:
"Bu, büyük ölçüde Danimarka'nın nasıl tepki vereceğine, tutumunun ne olacağına bağlı olacaktır.
Ancak, bir üye devlet askeri saldırıya maruz kalırsa üye devletlerin karşılıklı yardımlaşma yükümlülüğü olduğu kesindir."
(BBC/Mİ)







