ABD Başkanı Trump ve Savaş Bakanlığı, "dünyadaki bütün savaşları sona erdirme" iddiasıyla başladıkları iiktidarlarında, Venezuela Başkanını kaçırıp, ülkenin petrol işletmelerine el koyarken, Çin Denizi'ndeki ABD donanması vurma tehdidiyle İran açıklarına ulaştı.
Küba sıfır petrol sevkiyatı ile boğulmak üzere kuşatma altındayken Trump pazartesi günü, bir kez daha Kanada, Grönland ve Venezuela'nın ABD'nin eyaleti olacaklarını iddia etti.
Le Monde Diplomatiqe'den Barbara Koeppel, yeni işgaller ve hükümet darbeleri arifesinde ABD'nin işgal ve müdahale siciline kısaca göz atıyor.
20. yüzyıl başlarından beri ABD, dünyanın dört bir yanında darbe girişimlerine öncülük ederek, muhalif figürlerin ve isyan eden orduların, politikalarından nefret ettikleri liderleri devirmelerine yardımcı oldu. Neden? Bu devlet başkanları, toprak reformuna, işçi sendikaları ile sağlık ve eğitim sistemlerini güçlendirme ve sanayileri millileştirmeye yönelik programlar başlatmışlardı. Washington, bunların "komünist" veya "sosyalist" olduğunu ve Amerika’nın egemenliğine ve şirketlerin çıkarlarına tehdit oluşturduğunu iddia ediyordu.
Eski güzel günlerde, bu entrikalar gizli kalıyordu, çünkü ABD, zorla rejim değişikliğinin yasadışı olduğunu belirten Birleşmiş Milletler ve Amerikan Devletleri Örgütü şartlarının imzacıları arasındaydı.
Marifetlerle övünme devri
Ancak ABD'li politikacılar 1990'lara gelindiğinde, gizliliğe son vererek her şeyi olduğu gibi anlatmaya başladılar. Örneğin, Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'nin öncülerinden William Kristol ve Robert Kagan gibi sağcı düşünürler, 1998’de New York Times'da ABD ve Irak ilişkileri konusundaki makalelerinde, ABD'nin Saddam Hüseyin rejimini "Amerika'nın büyüklüğünü göstermek için" devirmesi gerektiğini savunuyorlardı.
O zamandan bu yana her şey masaya yatırıldı. Kristol ve Kagan'ın yanı sıra Dick Cheney, Donald Rumsfeld, Paul Wolfowitz, Lewis "Scooter" Libby ve Richard Perle de oğul Bush ekibine katıldı. Hiçbir tereddüte yer vermeksizin, ABD'nin Washington'ın yol haritasını reddeden tüm rejimlere her yerde müdahale etmesi gerekliliğinde ısrarcı oldular.
Venezuela, hedef listesinde sırası gelen son ülkeydi. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine (ABD'nin beş katı) sahip olan ülkenin önceki başkanı Hugo Chávez ve onun arkasından gelen Nicolás Maduro bağımsız bir yol seçtiler. ABD yaptırımlarına karşın Venezuela, Çin'e (aslan payını alan ülke) ve ayrıca Hindistan, Küba, Türkiye ve hatta İtalya ve İspanya'ya düşük miktarlarda petrol sevkiyatı yaptı.
Trump, Hegseth, Rubio üçlüsünün devri
Böylece, ABD’nin kavga meraklısı triosu – Trump, Hegseth ve Rubio – Venezuela karasularına savaş gemileri, savaş uçakları, füzeler ve 15 bin asker gönderdi. Eylülden aralık ortasına kadar ABD, 76 Venezuela teknesine el koydu ya da tekneleri havaya uçurdu ve bu teknelerdeki 95 kişinin tamamını öldürdü. Trio, bu tekneleri batırmanın ABD'ye fentanil akışını durduracağı iddiasındaydı, ancak gemilerde bu uyuşturucunun – veya başka bir uyuşturucunun – bulunduğuna ilişkin hiçbir kanıt sunmadılar. Yine de Trump, her teknenin 25 bin Amerikalıyı öldürmeye yetecek kadar fentanil taşıdığı konusunda ısrarlı oldu.
ABD 11 Aralık'ta, Venezuela'nın bir petrol tankerine, ocak başlarında da yedisine el koymuştu. Bu noktada Washington, fentanil kurgusunu bir kenara bıraktı. İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem övünerek, ABD'nin Venezuela'nın petrol satışını engellemek için uyguladığı yaptırımlardan "kaçmasının" önünü kesmek için "şimşek hızıyla bir saldırı" düzenleyeceklerini söyledi. "Sizi bulacağız ve durduracağız," diye uyardı.
3 Ocak'ta, tüm bahaneler bir kenara bırakılarak, ABD Venezuela'ya saldırdı, Başkan Maduro ve eşini yakaladı, New York'a uçurdu ve uyuşturucu kaçakçılığıyla suçladı. Trump ayrıca Küba, Panama, Grönland ve Kolombiya'nın da sırada olabileceğini ima etti. ABD, 125 yıldır yaptığı gibi, yine istediği ülkeleri işgal etti.
Şimdi de İran hedef tahtasında. Donald Trump hükümetin baskısına karşı çıkıyor, ancak konunun İran'ın dünyanın üçüncü büyük petrol rezervlerine sahip olması olduğuna hiç değinmiyor. Bunun yerine, protestoculara odaklanıyor ve onlara "yardım yolda" sözü veriyor.
"Yardım", Güney Çin Denizi'nden demir alma emri almış olan bir uçak gemisiydi ve savaş gemileri eşliğinde 26 Ocak'ta Orta Doğu'ya ulaştı. Donanma, İran'ın derinliklerine kadar ulaşabilecek seyir füzeleri taşıyor.
ABD ayrıca bölgedeki on ülkedeki (Bahreyn, Kıbrıs, Cibuti, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Türkiye ve BAE) askeri üslerinde 40 ila 50 bin asker bulunduruyor. Ayrıca İsrail'de de büyük bir mühimmat ve silah cephaneliğine sahip.
Trump, 1 Şubat'ta ABD ve İran arasında bir anlaşmaya varılmasını umduğunu söyledi. Ancak CNN'e verdiği demeçte, "O yöne doğru yol alan çok büyük, güçlü gemilerimiz var" dedi.
Eski ABD istihbarat yetkilisi Drop, Site News'e, "Bu [harekat], nükleer silahlar veya füze programıyla ilgili değil, rejim değişikliğiyle ilgili" dedi. Saldırı, yola çıkarılan silahlarla İran'ın nükleer, balistik ve askeri tesislerini vururuken, İran hükümetini devirmeyi de hedefleyecek.
ABD'nin "Kontra" sicili
Coğrafyalar değişmiş olsa da, bunların hiçbiri yeni değil. Soğuk Savaş sırasında CIA, tıpkı 1980'lerin başlarında Nikaragua’da “Kontralar”la yaptığı gibi, rejimleri devirmeyi, muhalif şahsiyetleri finanse etmeyi ve silahlı güçleri eğitmeyi hedefleyen gizli operasyonlar yürütmüştü.
ABD’nin başka ülkelere yönelik müdahalelerinin sayısı çok kabarık. Bazı ülkelerde CIA seçimlere müdahale etti. Hong Kong Üniversitesi'nden siyaset bilimci Dov Levi, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana ABD'nin 81 ülkede seçimlere müdahale ettiğini yazdı. Listenin 19. yüzyıl sonuna kadar geriye götürüldüğünde iki kat daha uzayacağını da ekledi. İkinci sıradaki Rusya'nın ise 36 seçime müdahaleyle ikinci sırada yer aldığını belirtti.
Örneğin, İtalya'daki 1948 seçimleri öncesinde CIA, yasal Komünist Partisi’nin adaylarını itibarsızlaştırmaya çalışmıştı. Komünistler, İkinci Dünya Savaşı'nda direnişin bel kemiği oldukları için pek çok komünistin seçimleri kazanma olasılığı vardı. Bu nedenle CIA, bel altından vuran milyonlarca utanç verici sahte mektup yaydı ve komünistlerin kazanması halinde yaşayacağı felaket konusunda ülkeyi uyaran yayınlar yaptı. Taktikler çoğunlukla başarılı oldu.
Ancak seçimlere yönelik müdahaleler, CIA'nın gizli operasyonları arasında en az ölümcül olanlardı. Sonraki yetmiş yıl boyunca, CIA Panama'da (1941 ve 1989'da), İran'da (1953), Guatemala'da (1954), Kongo'da (1960), Brezilya'da (1964), Endonezya'da (1965-1967), Dominik Cumhuriyeti'nde (1965), Bolivya'da (1971), Şili'de (1973), Arjantin'de (1976), Grenada'da (1983), Haiti'de (1991), Libya'da (2011), Ukrayna'da (2014) ve şimdi de Venezuela'da (2025) hem seçilmiş hem de seçilmemiş liderlerin devrilmesi veya katledilmesine yardımcı oldu.
Endonezya, Brezilya, Şili, Arjantin darbeleri
Örneğin, CIA Endonezya'da, Başkan Sukarno'yu devirip General Suharto'yu iktidara getirmeye yardımcı oldu. Muhalif grupları ve anti-komünist propagandayı finanse etti, askeri grupları eğitti, istikrarsızlık yaratmak için psikolojik operasyonlar yürüttü ve isyancıların isimlerini ifşa etti. Ayrıca başrol oyuncusu Sukarno maskesiyle oynayan bir pornografik film de üretti. Darbe sonrasında Suharto rejimi 750 bin ila 1 milyon dolayında insanı öldürdü.
Brezilya'da, CIA, ABD hükümetiyle birlikte ezilmesi gereken bir solcu olduğunu düşündükleri Başkan Joao Goulart’a karşı generallerin darbesini destekledi. Bu, en az 1.000 siyasal muhalif ve aktivistin öldürüldüğü veya "kaybolduğu" 24 yıllık bir askeri diktatörlüğe yol açtı. Ayrıca, ABD'nin bölgeye müdahale stratejisini de destekledi.
Şili'de, Richard Nixon, CIA ve Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, demokratik seçimlerle iş başına gelmiş başkan Salvador Allende'yi deviren ve saldırı sırasında intiharına neden olan 1973 Pinochet darbesini destekledi. Kissinger, Şili için Başkan Nixon'ı şu konuda uyarmıştı: "Şili'deki başarılı bir Marksist hükümet örneği, dünyanın diğer bölgelerini kesinlikle etkileyecek ve oradaki konumumuzu önemli ölçüde dengeleyecektir."
ABD Arjantin'de de benzer şekilde, "solcu" tehditlere karşı koymak gerekçesiyle 1976 askeri darbesini destekledi. CIA, muhalefeti yok etmek amacıyla askeri cuntaya istihbarat ve lojistik destek sağladı. Ve taktikler başarılı oldu. Ardından, generallerin sistematik olarak kaçırdıkları, işkence ettikleri ve öldürdükleri -hatta bazılarını uçaklardan attıkları en az 30 bin kişi "kayboldu". ABD, bütün bunlara, cuntanın bölgeyi istikrara kavuşturması ve Amerikan çıkarlarını koruması beklentisiyle göz yumdu.
Castro'ya yönelik başarısız komplolar
Bu planların çok azı başarısız oldu. Örneğin, CIA on yıllarca Fidel Castro'yu öldürmeye çalıştı. Mongoose Operasyonu kapsamında , CIA Castro’ya patlayıcı purolar, zehirli yiyecekler, tükenmez kalemler ve dalış kıyafetleri gönderdi. Ancak Castro, 2016'da 90 yaşında doğal nedenlerle ölene kadar hayatta kalmayı başardı.
Sovyet Devrimine yenilen askeri müdahale
On yıllar önce de ABD, İngiltere, Fransa ve Japonya Bolşeviklerin zaferini engellemek için 1918 İç Savaşı'nda Rusya'ya ordular göndermişlerdi. Beyaz Ordu yenildi ve Sovyetler 1989'a kadar iktidarı elinde tuttu.
ABD Deniz Piyadeleri Generali Smedley Butler, 1935'te emekli olduğunda, şu sözüyle ünlenmişti: "Zamanımın çoğunu büyük işletmeler ve bankacılar için üst düzey bir body-guard olarak geçirdim. Kapitalizmin gangsteriydim."
Amerikan Askeri Üniversitesi istihbarat çalışmaları başkan yardımcısı Dr. David Kirk, Nisan 2025'te, ABD'nin planlarını düşmanlarından gizlemek için "inkar ve hileye başvuracağını" açık sözlülükle ifade etmişti. Ancak, son otuz yılda gizlilik stratejileri terk edildi: ABD sadece asker veya bomba gönderiyor.
Ancak içe işlemiş gizli faaliyet alışkanlıkları kolay kolay ölmez. Pentagon sözcüsü Yarbay Bryon McGarry, ABD'nin 2023'ten beri İsrail ve Ukrayna'ya gönderdiği silahlar hakkındaki soruma "[...]belirli detaylar hakkında yorum yapmıyoruz." diye yanıt vermişti. Kurt Vonnegut'un sık sık yazdığı gibi, "İşte öyle..."
(AEK)

