Iván Cepeda, Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun seçim zaferinin arkasındaki sol ittifak olan Pacto Histórico’nun (Tarihsel İttifak) senatörü; aynı zamanda 31 Mayıs 2026’daki başkanlık seçimlerinde Petro’nun yerine geçmesi beklenen ittifakın adayı. Cepeda, uzun bir siyasi kariyere sahip bir insan hakları aktivisti. Çeşitli zamanlarda Komünist Parti, Yurtseverler Birliği, Petro’nun da üyesi olduğu ve 1990’da M-19 gerillalarının silah bırakmasının ardından ortaya çıkan Demokratik İttifak M-19 ve daha sonra diğer gruplarla birlikte şu anda Pacto Histórico’nun bir parçası olan Polo Democrático’de faaliyet gösteriyor.
Cepeda, artık dağılmış olan Kolombiya Silahlı Devrimci Kuvvetleri (FARC) ve müzakerelerde başarısız olan birçok girişimden sonra hâlâ aktif olan gerilla grubu Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) ile çeşitli barış süreçlerindeki rolüyle tanınıyor. Babası Manuel Cepeda, FARC ile yapılan bir barış sürecinden doğan bir parti olan Unión Patriótica’nın milletvekiliydi ve 1994 yılında, bu partinin liderlerini ortadan kaldırma kampanyasının bir parçası olarak paramiliterler tarafından öldürüldü. Bu olay nedeniyle Kolombiya devleti, Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi tarafından kınanmıştı. Babasının öldürülmesinden sonra Iván Cepeda, devlet aktörleri ve paramiliter gruplar tarafından öldürülenler için adalet sağlamak amacıyla Ulusal Mağdurlar Hareketi’ni başlattı.
Cepeda, eski cumhurbaşkanı Álvaro Uribe’nin paramiliter gruplarla olan bağlantılarıyla ilgili bir davada, tanık manipülasyonu suçlamasıyla ilk kez mahkûm edilmesine yol açan davaya da katıldı. Davanın sonucu belirsizliğini korusa da, Kolombiya tarihinin en önemli davası haline geldi ve Kolombiya sağ kanadının merkezi figürlerinden biri olmaya devam eden Uribe’yi zayıflattı.
ABD’nin Venezuela’ya saldırısı ve Donald Trump’ın emriyle Nicolás Maduro’nun ve eşi Cilia Flores’in kaçırılmasının üzerinden henüz bir hafta bile geçmeden, Trump ayrıca Kolombiya Devlet Başkanı’nı defalarca tehdit etmişti. Çarpıcı üslubu ve sosyal medyayı yoğun kullanımıyla tanınan Petro’nun aksine, Cepeda kararlı ama ölçülü bir üslupla tepki gösteriyor. Jacobin’den Pablo Castaño, Cepeda ile Madrid’de, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile görüştüğü ve ülkedeki çok sayıda Kolombiyalı diasporayla görüşmeler yaptığı gezisi sırasında konuştu.
Cengiz Onur, bu röportajın, Latin Amerika ve Karayipler’deki siyasi ve toplumsal gelişmeleri takip eden amerika21 internet sitesinde yer alan Almanca çevirisini Türkçeye çevirdi.
“Yeni ABD doktrininin bir parçası”
Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya saldırısını ve Donald Trump’ın Kolombiya ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik tehditlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunları tesadüfi veya münferit olaylar olarak görmüyorum. Bunların hepsi, Aralık ayında yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde açıkça belirtilen, Batı Yarımküre için yeni ABD doktrininin bir parçası. “Monroe Doktrini’ne Trump Eki” başlıklı bölümde, Amerika Birleşik Devletleri’nin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek ve bölge üzerinde siyasi, ekonomik ve askeri kontrolünü sağlamak için tüm Batı Yarımküre üzerinde hegemonya kurma hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmiştir.
Bu belgede nasıl hareket edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir: Hükümetler ya dost ya da ABD’nin stratejik çıkarlarına karşı çıkan düşman olarak sınıflandırılmalıdır. Sonuç olarak, Washington’un talimatlarına uymadıkları takdirde şantaja ve baskıya maruz kalırlar. Ya da Venezuela’da gördüğümüz ve şimdi Kolombiya’da da görmeye başladığımız gibi, doğrudan devrilir veya ortadan kaldırılırlar. Bunlar ayrı ayrı analiz edilmesi gereken rastgele eylemler değil, uluslararası neo-faşist aşırı sağın küresel vizyonunun bir parçasıdır.

ABD'nin rejim değiştirme siciline yeniden bakış
“Trump’ın tehditleri ciddiye alınmalı”
Sizce Trump’ın Başkan Gustavo Petro’ya yönelik tehditleri ciddiye alınmalı mı?
Bu tehditler kesinlikle ciddiye alınmalıdır. Bunların doğrudan bir müdahaleye işaret edip etmediğini bilmiyorum, ancak Trump ve ABD hükümetinin bizim hükümetimize karşı düşmanca bir tutum sergilediğini ve Kolombiya’da ilerici hareketin ilerlemesini engelleme niyetinde olduğunu açıkça gösteriyor. Başkan Petro, ABD’nin uyuşturucu kaçakçısı veya uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı varlıkların sahibi olarak sınıflandırdığı kişilerin yer aldığı “Clinton listesi”ne dahil edildi. Bu, herhangi bir kamuoyu açıklaması yapılmadan gerçekleştirilen açıkça düşmanca bir eylemdir. Kolombiya’da bir cumhurbaşkanına karşı ilk kez böyle bir önlem alınmaktadır.
Kıyılarımızda bombalamalar gördük ve ayrıca Kolombiya, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek için büyük çaba sarf ettikten sonra, ABD tarafından uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele eden ülke statüsünü kaybetti. Her şey, Petro hükümetinin hareket kabiliyetini giderek zorlaştıran ve benim seçilme şansımı ortadan kaldıran bir yolun izlendiğini gösteriyor.
Yaklaşan seçimlere ABD’nin doğrudan müdahalesi olacak mı?
Evet, çünkü bir yabancı güç seçim döneminde bir hükümete karşı görüşler dile getirip, bu hükümetin suç örgütlerine iyi niyetli baktığını ve bölgeye olumsuz etkiler yapabileceğini iddia ediyorsa, bunun arkasında belirli bir amaç vardır. Başkan Trump’ın çevresindeki kişiler, aralarında kongre üyeleri ve hükümet üyeleri de olmak üzere, bu yönde açıklamalar yaptılar.

İNSAN HAKLARI TEMELLİ PARADİGMA HEDEFTE
Trump Kolombiya Devlet Başkanı Petro'yu "uyuşturucu lideri" ilan etti
“Gerçek bir tehlike var”
Açıklamaların dışında; bu yılki seçim kampanyası sırasında, Kolombiya’daki başkanlık ve parlamento seçimlerinde ABD hükümetinin daha doğrudan müdahale edebileceğini düşünüyor musunuz?
Göreceğiz. Gerçek bir tehlike var. Önceki örnekler var.
8 Ocak’ta Petro ve Trump arasında yapılan telefon görüşmesi durumu çözüyor mu, yoksa sadece bir ara mı veriyor?
Eğer amaç düşmanlığı azaltmaksa, bu memnuniyet verici bir gelişme. Ancak şüphesiz ki durum telefon görüşmeleriyle çözülecek bir şey değil. Bariz gerçekler var: Kolombiya kıyılarında devasa bir uçak gemisi demirlemiş durumda, eşi benzeri görülmemiş bir askeri varlık söz konusu ve başkan uyuşturucu kaçakçıları listesinde yer alıyor. Telefon görüşmeleri memnuniyet verici olsa da, bu gerçekler değişmiyor.

"TRUMP'IN PETROL TAKINTISI HERKESİ ÖLDÜRECEK"
Gustavo Petro: "İnsanlığın çıkışı Trump'ın değişmesinde"
“Stratejik bir pozisyon tanımlamalıyız”
2025 yılında Trump, birçok Latin Amerika ülkesine karşı düşmanca eylemler gerçekleştirdi. Ancak Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) veya Güney Amerika Uluslar Birliği (UNASUR) gibi hiçbir bölgesel örgüt ortak bir tutum üzerinde anlaşmaya varamadı. Venezuela’ya yapılan saldırıdan sonra, muhafazakâr hükümetlerle bile beraber bölgede daha büyük bir birlik sağlanabilir mi?
Tek bir olaydan ziyade, içinde bulunduğumuz siyasi ve tarihi anı ve ABD yönetiminin izlediği açık yönü anlamak gerekir. Bu daha geniş perspektif olmadan, tepkisel veya uyarlanabilir davranışlara düşülür. Olaylar arka arkaya geliyor ve kaotik açıklamalar yapılıyor. Her darbe bir öncekinden daha sert, ancak bu eğilimi tersine çevirmek hala mümkünmüş gibi tepki veriliyor.
Tek tek olayların ötesine geçen stratejik bir bakış açısıyla hareket etmeliyiz. Stratejik bir pozisyon tanımlamalıyız. Biz egemen bir kıtayız. Biz bağımsız ülkeleriz. Uzun süredir devam eden birleşme süreçlerimiz güçlendirilmelidir. Biz bir barış bölgesiyiz. Ve dışarıdan müdahaleyi kabul etmiyoruz. Hükümetler ve halklar işte böyle hizalanmalıdır.
“Aşırı sağ, Kolombiya’ya ABD müdahalesini savunuyor”
Şili, Honduras, Arjantin ve Bolivya’daki son seçimlerde sol, birçok durumda aşırı sağ tarafından yenilgiye uğratıldı. Son yıllarda Latin Amerika’da aşırı sağın hızlı yükselişini nasıl açıklıyorsunuz?
Her vaka ayrı ayrı analiz edilmelidir. Spesifik koşulları dikkate almadan genel açıklamalar yapılabileceğini düşünmüyorum. Ancak Trump yönetiminin etkisi oldukça büyük. Miami ve Florida, yarımküredeki aşırı sağın çabalarının koordine edildiği uluslararası politikanın merkezi haline geldi. Bunun arkasında her türlü yönteme başvuran güçlü şirketler var. Solun politikasının aksine, aşırı sağın politikasında kirli yöntemler gündemdedir. Kıtadaki bu stratejik saldırı kilit rol oynuyor. Bazı ülkelerde solun da güçlendiği, tüm ülkelerde ise toplumsal seferberliklerin yaşandığı görülüyor.
Kolombiya sağı Trump’ın tehditlerine nasıl tepki verdi?
Aşırı sağ, Trump ve ABD’deki en gerici çevrelerle, en önde gelen temsilcileri Álvaro Uribe başta olmak üzere, aynı safta yer alıyor. Her gün medyada Kolombiya’ya ABD müdahalesini savunuyorlar.
Bu tutum seçimlerde size zarar verebilir mi?
Şüphesiz. Bu pozisyona, onurdan yoksun bazı çevrelerden destek gelebilir, ancak ülkede egemenlik ve ulusumuza saygı duygusu var. Bunun seçimleri etkilediğine inanıyorum.

Pembe Dalga’nın sönüşü: Latin Amerika’da aşırı-sağın yükselişi
“Somut sosyal reformlara odaklanmalıyız”
Sol, dört yıl önce Kolombiya’da ilk kez iddialı bir sosyal reform programıyla iktidara geldi. Gustavo Petro hükümeti hakkındaki bilançonuz nedir?
Bu, sosyal değişimi gerçekleştiren ilk hükümettir; ancak tüm hedeflerine ulaşamadı ve bu süreç kusursuz, eksik ve hatalı değildi (örneğin, yolsuzlukla mücadele etmek zorunda kaldı; bu, ortadan kaldırılması gereken ciddi bir sorundur ve sol bir hükümet altında tekrarlanmaması için gerekli koşulların yaratılması gerekmektedir). İstatistiksel veriler, uluslararası kuruluşlar ve son derece geniş bir sosyal destek tabanının geliştirilmesiyle kanıtlanan açık sosyal kazanımlar vardır.
Bu, benzeri görülmemiş miktarda toprak dağıtarak ve köylü, Afrika kökenli ve yerli topluluklar için mülkiyet tapularını resmileştirerek ciddi tarım reformunu ilerleten ilk hükümettir. Kendisi, bölgesel değişiklikler başlattı, iki milyondan fazla insanı yoksulluktan kurtardı, asgari ücreti önemli ölçüde artırdı ve iş ve emeklilik reformlarını hayata geçirdi. Bu hükümet, artan orantılılık ilkesine dayalı bir vergi reformu gerçekleştiren ilk hükümettir: Daha fazlasına sahip olanlar daha fazla ödemelidir. Toplumun hükümete ve adaylığıma verdiği desteği yansıtan uzun bir sosyal başarılar listesi vardır.
Kolombiya solunun halen çözülmemiş en önemli görevleri nelerdir?
Somut sosyal reformlara odaklanmalı ve bunları geri döndürülemez hale gelecek şekilde derinleştirmeliyiz. Birçok Kolombiyalıyı yoksulluktan kurtarmak için, sosyal eşitsizliği köklü değişim önlemleri ve sosyal program reformlarıyla ele almak gerekiyor. Ben de kendimi buna adayacağım. Bunu başarmanın en iyi yolu, nispeten az sayıdaki girişimi önceliklendirip güçlendirmektir.

ÁLVARO GARCIA LINERA YAZDI
Sol, Bolivya seçimlerini nasıl ve neden kaybetti?
“Sosyal hareketlerin merkezi, öncü ve vazgeçilmez bir rolleri var”
Petro, “tam barış”ı sağlamayı hedefliyor, ancak Kolombiya’daki iç çatışma devam ediyor. Başkan seçilirseniz, ülkeye barış getirmek için ne yaparsınız?
Çatışmadan etkilenen bölgelerdeki sorunlara odaklanmalıyız. Bu bölgelerde su, elektrik ve iletişim gibi temel sosyal değişiklikler olmadan, köylü ekonomisinin ve tarımın gelişmesi çok zordur. Bu değişiklikler olmadan, tüm bölgenin ekonomik kontrolü maden kaynaklarının sömürülmesi, yasadışı altın madenciliği ve uyuşturucu ticareti altında kalmaya devam edecektir. Ekonominin kanlı kaynaklarla ve insan sömürüsü süreçleriyle bağlantılı olduğu bu koşullar altında, çatışma daha da tırmanabilecek çok daha verimli bir zemin bulmaktadır.
Gustavo Petro, güçlü bir anti-neoliberal sosyal hareketin ardından 2022 seçimlerini kazandı. Sosyal hareketler Petro hükümetinde ne gibi bir rol oynadı ve solun seçim kampanyasında ne gibi bir rol oynayacaklar?
Bana göre, merkezi, öncü ve vazgeçilmez bir rolleri var. Toplumsal hareketlerle yakından ve organik olarak bağlantılı olmayan yeni bir ilerici hükümet olamaz. Onlarla birlikte yönetmek gerekir.
Peki bu pratikte nasıl yapılır?
Dikkatli ve özenli bir şekilde hareket etmek ve bu konuyu öncelikli ve önemli bir konu olarak ele almak gerekir. Sürekli bir varlık, sürekli bir diyalog ve dinleme ve sosyal hareketlerle fikir alışverişinde bulunma istekliliği gerekir. Bu, çelişkiler ve fikir ayrılıkları olmayan bir diyalog değildir, ancak toplumsal hareket üyelerinin ne düşündükleri, nasıl mücadele ettikleri ve programlarını ve özlemlerini nasıl korudukları dikkate alınarak yürütülmelidir.
(CO/VC)




