ABD Başkanı Donald Trump, 24 Ekim'de Georgia eyaletinde düzenlenen Cumhuriyetçi Parti seçim mitinginde İran savaşının Amerikan petrol şirketlerine nasıl büyük paralar kazandırdığından söz ederken danışmanlarının, bu konulara girmemesi için kendisini uyardığını anlattı.
Danışmanları, Başkana, halk benzin istasyonlarında durmadan yükselen fiyatlarla boğuşurken petrol şirketlerinin kazancıyla övünmesinin tepki çekeceğini hatırlatmıştı. Trump, bunlara hiç aldırmadan konuşmayı sürdüreceğini söyledi:
“Zerre kadar umurumda değil. Söyleyeceğim. Deli gibi servet kazanıyoruz."
Trump, yükselen petrol fiyatları sayesinde ABD'nin zenginleştiğini savundu; fiyatların yakında düşeceğini vaat etti. Ancak Trump'ın petrol şirketleri açısından kazanç saydığı gelişme, milyonlarca Amerikalı için geçim sıkıntısının başlıca nedenlerinden biri olmaya devam ediyor ve pompada benzin fiyatı düşmüyor.
Amerikan Otomobil Birliğinin (AAA) 28 Ekim verilerine göre benzinin litresi ortalama 1,12 dolar. İran savaşından önce yüzde 40 daha düşüktü. Dizelin litresi ise 1,68 dolara ulaştı. Bu fiyatlar muazzam vergi yüküyle oluşan Türkiye'deki karşılıklarının altındaysa da, iki yakasını bir araya getirmekte zorlanan ABD tüketicileri açısından giderleri üzerine binen katlanılmaz bir yük halini alıyor.
Yüksek akaryakıt fiyatları yalnızca otomobil sahiplerinin ulaşım masraflarını değil, nakliyeyi, tarımsal üretimi ve tüketim mallarının fiyatlarını da etkiliyor.
Demokratlar anketlerde önde, Kongre'nin geleceği belirsiz
Gelecek hafta, 3 Kasım Salı günü Temsilciler Meclisi'nin 435 sandalyesinin tamamı ve Senato'daki 35 sandalye için seçim yapılacak. Cumhuriyetçiler her iki meclisteki çoğunluklarını korumaya, Demokratlar ise Trump yönetimi üzerinde etkili bir Kongre denetimi kurmaya çalışıyor.
26 Ekim'de tamamlanan Reuters/Ipsos araştırmasında Trump'ın görevini onaylayanların oranı yüzde 32. Kayıtlı seçmenlerin yüzde 47'si Demokrat, yüzde 36'sı Cumhuriyetçi Kongre adaylarına oy vereceğini belirtiyor.
Ancak ülke çapındaki toplam oy üstünlüğü doğrudan Kongre'ye gönderilecek temsilci çoğunluğuna denk gelmiyor. ABD Temsilciler Meclisi'ne gidecek üyeler seçim bölgelerinin sınırlarına bağlı, her seçim bölgesi aynı sayıda seçmen barındırmıyor. Senatoda ise yalnızca belirli eyaletlerde seçim yapılması sonuçlar üzerinde belirleyici olabiliyor.
Cumhuriyetçiler halen 100 üyeli Senato'da 53'e karşı 47 ile çoğunlukta. Demokratların bu mecliste çoğunluğu ele geçirmesi için net 4 sandalye daha kazanması gerekiyor.
Partiler özellikle Maine, Kuzey Carolina, Ohio, Iowa ve Teksas gibi kritik eyaletlerde yoğun kampanyalar yürütüyor. Seçim gözlemcileri, Temsilciler Meclisi'nde Demokratların kazanımlar elde edebileceği bir ortamın varlığından söz ederken Senato yarışlarının sonucuna ilişkin belirsizlik sürüyor.
İran savaşının 47 milyar dolarlık faturası
Cumhuriyetçilerin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan başında, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırmasıyla başlayan savaşın ekonomik ve siyasi sonuçları geliyor.
Reuters'ın 28 Ekim'de açıkladığı Pentagon hesaplarına göre savaşın doğrudan askerî maliyeti 47 milyar doları aştı. Bunun 29 milyar dolarından fazlası, kullanılan mühimmatın yenilenmesi ve 6 milyar dolardan fazlası, kaybedilen veya hasar gören askerî araçların yerine konması için gerekli.
Bu hesaba savaşın küresel enerji piyasalarında yol açtığı fiyat artışları dahil değil.
Nisanda varılan ateşkes, kalıcı bir barış anlaşmasına dönüşmedi. ABD'nin İran'a uyguladığı deniz ablukası sürerken, Trump yönetimi yeni bir askerî operasyon olasılığını da gündemde tutuyor.
Trump, 8 Ekim'de, seçimlerden önce yeni bir saldırı düzenlemeyeceğini açıklamıştı. Ancak 28 Ekim'de bu seçim sonrasında İran'a yeniden saldırılıp saldırılmayacağı sorulduğunda “Her şey mümkün” yanıtını verdi.
Bu koşullar altında ABD seçmenleri, süre giden savaşın sonuçlanmadığı ve yeniden tırmanma olasılığının ortadan kalkmadığı bir dönemde sandığa gidiyor olacak.
ABD Çalışma İstatistikleri Bürosuna göre eylülde yıllık tüketici enflasyonu yüzde 3,7'ye ulaştı. Enerji fiyatları bir yıl içinde yüzde 20,4, benzin fiyatları ise yüzde 34,2 arttı.
İran savaşı böylece dış politika tartışmalarını aşarak Amerikalı ailelerinin günlük harcamalarına ve seçim tercihlerine doğrudan yansıyor.
Rusya'yla uzlaşmanın arkasındaki enerji hesabı
İran savaşının enerji piyasalarına etkisi, Trump'ın Ukrayna savaşına ilişkin girişimlerinde de hissediliyor.
Washington yönetimi, yükselen petrol ve dizel fiyatlarını düşürmek amacıyla Rus petrol ürünlerine yönelik bazı yaptırımları gevşetti. Trump, Ukrayna'nın da Rus petrol rafinerilerine saldırılarını durdurmasını istedi.
Reuters'ın 27 Ekim tarihli araştırmasına göre saldırıların durmasının ardından Rus rafinerilerindeki üretim yeniden yükselmeye başladı.
Bu politika Kiev'le Washington arasında yeni anlaşmazlıklar doğurdu. Ukrayna, Rus enerji tesislerini hedef alan saldırılarının Moskova'nın kendi altyapısına yönelik bombardımanına karşı meşru bir savunma aracı olduğunu savunuyor.
Öte yandan Rusya ve Ukrayna, Oleşki'de insani yardım ve tahliyelere olanak sağlayacak yerel ateşkes üzerinde anlaştı. ABD arabuluculuğundaki yeni teknik görüşmelerin kasımda yapılması gündemde.
Ancak toprak talepleri, güvenlik garantileri ve Avrupa ülkelerinin müzakerelere katılımı gibi temel sorunlarda henüz kapsamlı uzlaşma sağlanmış değil.
Trump yönetimi iki hedefle ilgileniyor: Ukrayna savaşında diplomatik ilerleme sağlamak ve Rus enerji ürünlerinin dünya piyasasına dönüşüyle İran savaşının yarattığı fiyat baskısını hafifletmek.
Bu hedeflerin birbiriyle nasıl ve ne ölçüde bağdaşacağı, hem Kiev ve Moskova'nın tutumlarına hem de seçim sonrasında Kongre'de oluşacak güç dengesine bağlı olacak.
ABD ekonomisinin iki yüzü
ABD ekonomisi seçimlere genel bir daralma içinde girmiyor. İkinci çeyrekte yıllıklandırılmış reel ekonomik büyüme yüzde 2,2 oldu. Yapay zekâ ve teknoloji altyapısına yapılan büyük yatırımlar ekonomik faaliyeti destekliyor.
Ancak büyüme istihdama ve ücretlere aynı güçle yansımıyor.
Eylülde yalnızca 29 bin yeni istihdam yaratılırken işsizlik yüzde 4,2 düzeyinde kaldı. Ortalama saat ücreti yıllık yüzde 3 artarken tüketici fiyatları yüzde 3,7 oranında yükseldi.
Ülkenin maliyesi üzerindeki baskılar da artıyor. Eylül sonunda tamamlanan 2026 mali yılında federal bütçe açığı 1,99 trilyon dolara ulaştı. Borç servisi harcamaları da 1,36 trilyon dolara yükseldi.
Böylece teknoloji yatırımları ve finans piyasalarının büyümeyi desteklediği bir dönemde ücretliler yüksek enerji fiyatlarıyla, federal hükümet ise savaş harcamaları ve büyüyen borç yüküyle karşı karşıya.
Yapay zekâ ve kripto: Yeni sermaye güçleri
Trump yönetiminin ekonomi programında yapay zekâ yatırımları ve dijital finans giderek daha önemli yer tutuyor.
Beyaz Saray'ın Temmuz 2025'te açıkladığı Yapay Zekâ Eylem Planı, veri merkezleri, yarı iletken üretimi ve enerji altyapısı yatırımlarının önündeki düzenleyici engellerin azaltılmasını öngörüyor.
Bu yatırımlar büyük teknoloji şirketlerine yeni büyüme olanakları sağlıyor. Ancak Kansas City Federal Rezerv Bankasının 13 Ekim araştırmasına göre ABD imalat sanayisindeki kapasite artışı henüz esas olarak bilgisayar, iletişim donanımı ve yarı iletkenlerle sınırlı.
Yapay zekâ yatırımlarının bütün sanayiye yayılması, üretkenliği artırması ve istihdamı nasıl değiştireceği sorularının yanıtları ancak uzun vadede anlaşılacak.
Üstelik veri merkezlerinin yüksek elektrik tüketimi, enerji fiyatları ve altyapı yatırımları üzerinden yerel toplulukları da etkilemeye başladı.
Dijital finans alanında da Trump'ın stratejik Bitcoin rezervi oluşturması ve dolara bağlı kripto varlıkları düzenleyen GENIUS yasası yeni bir yönelişe işaret ediyor: Stablecoin olarak bilinen dolara bağlı dijital ödeme araçları, ABD Hazine bonolarına yeni talep yaratma ve doların uluslararası kullanımını genişletme olanağı sunuyor. Buna karşılık finansal denetim, bankalardan mevduat çıkışı ve özel para ihraç eden kuruluşların ekonomik gücü konusunda yeni sorunlar ortaya çıkıyor.
Kripto şirketleri bu dönüşümün siyasal koşullarını da etkilemeye çalışıyor.
Reuters'ın 27 Ekim araştırmasına göre kripto sektörü, Kongre seçimlerinde kendi politikalarını destekleyen adaylar için yaklaşık 176 milyon dolar harcadı. Harcamalar yalnızca Cumhuriyetçilere değil, sektörün taleplerine yatkın Demokrat adaylara da yöneldi.
Böylece kripto sermayesi, Trump yönetiminden de bağımsız olarak Kongre'de kalıcı bir siyasal destek ağı kurmaya çalışıyor.
Kongre değiştiği takdirde Trump'ı ne bekliyor olacak?
3 Kasım seçimlerinin sonuçları Trump'ın başkanlığını sona erdirmeyecek. Ancak Cumhuriyetçilerin Kongre üzerindeki denetimlerini kaybetmesi yönetimin kalan iki yıldaki hareket alanını değiştirebilir.
Demokratların yalnızca Temsilciler Meclisinde çoğunluk sağlaması durumunda başkan, bütçe görüşmelerinde daha güçlü bir muhalefetle karşılaşacak. İran savaşının maliyeti, yürütmenin savaş yetkileri, federal kurumların faaliyetleri ve teknoloji şirketleriyle kurulan ilişkiler Meclis soruşturmalarının konusu olabilecek.
Demokratların Senatoda da çoğunluğu elde etmesi, üst düzey atamalar ve federal yargı adayları üzerinde daha kapsamlı bir denetim kurulmasını sağlayabilir.
Ancak başkanın kararname çıkarma, dış politika yürütme ve federal kurumları yönetme yetkileri sürecek. Kongre'nin yeni yasalar çıkararak kısıtlama getirmesi ise başkanın veto yetkisi ve Senatodaki oylama kuralları nedeniyle daha geniş uzlaşmalar gerektirecek.
Üstelik yeni Kongre göreve başlamadan da önemli kararlar gündemde. Federal hükümetin finansmanının 11 Aralık sonrasına uzatılması, İran savaşı için ek ödenek talebi ve kamu borcuna ilişkin düzenlemeler seçim sonrası Washington'ın önündeki ilk sorunlardan.
Trump'ın Kongre'deki çoğunluğunu kaybetmesi halinde bütçe anlaşmazlıkları ve yürütme-yasama çatışmalarının daha belirgin hale gelmesi mümkün.
3 Kasım'da sandıkta ne sınanacak?
3 Kasım seçimleri, bir yanda savaşın ve hayat pahalılığının yarattığı hoşnutsuzluğun, diğer yanda Trump yönetiminin enerji, teknoloji ve finans sermayesine dayanan büyüme politikalarının bulunduğu bir ortamda gerçekleşecek.
Cumhuriyetçiler, Trump'ın enerji üretimini genişlettiğini, Amerikan sanayisini güçlendirdiğini ve yeni teknoloji yatırımları çektiğini savunuyor. Demokratlar ise savaşın maliyetini, hayat pahalılığını ve yönetimin büyük şirketlere sağladığı avantajları öne çıkarıyor.
Seçimlerin nasıl sonuçlanacağını, kesinlikle öngörmek mümkün değil. Fakat ufuktaki siyasal sorun açık: İkinci döneminin geri kalanında, Trump'ın savaş ve ekonomik dönüşüm politikalarını Cumhuriyetçilerin denetimindeki Kongre'yle mi, yoksa yürütmeyi sınırlamaya çalışan bir Demokrat parlamenter çoğunluğa karşı mı sürdüreceği belirlenecek. Bu sonuç önümüzdeki iki yılda ABD'nin yaşayacağı iç çatışmaların kapsamını belirleyecek, ancak her iki durumda da çatışma kaçınılmaz.
(AEK)





