İstanbul’da 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesindeki operasyonlarda gözaltına alınarak tutuklanan bir isim Yusuf Çelik.
Tutuklanmadan önce Atölye BİA’nın Temel Gazetecilik Atölyesi’ne (24-27) katılmıştı.
Atölyeden bir ay sonra 28 Nisan’da gözaltına alındı ve 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda eylem yapabilecekleri iddiasıyla tutuklandı. Yaklaşık beş buçuk aydır da kuyu tipi olarak nitelendirilen Marmara (Silivri) 6 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde mahpus.
Çelik, 1 Mayıs tutsakları adına bianet’e bir mektup göndererek hapishane koşullarını ve maruz kaldıkları hak ihlallerini anlattı.
27 Ağustos’ta kaleme alınan mektup bianet’e ancak 9 Ekim’de ulaştı. Üç sayfalık mektubun ilk sayfası el yazısıyken, diğer iki sayfası fotokopi. Fotokopi olan sayfalarda bazı paragraflar sansürlenmiş durumda.
Çelik, kapasitesinin yaklaşık iki buçuk katı tutuklu ve hükümlünün bulunduğu hapishanede aşırı kalabalık koğuşlardan sağlık hizmetlerine erişim sorunlarına, 24 saat süren kamera gözetiminden kitap yasaklarına kadar birçok ihlale maruz kaldıklarını anlattı.
Sağlık hizmetlerine erişmek için haftalarca beklediklerini, temiz suya ulaşamadıklarını ve hak ihlallerine itiraz ettiklerinde disiplin soruşturmalarıyla karşılaştıklarını söyledi.

Sincan’daki mahpus, yeni “yüksek güvenlikli” cezaevini anlattı
"Dört arkadaşımız koridorda ve ortak alanda yatıyor"
Çelik’in aktardığına göre 1700 kişi kapasiteli Marmara 6 No’lu L Tipi'nde yaklaşık 4 bin mahpus kalıyor. Bu sayıyı, kamera ve havalandırma uygulamalarıyla ilgili yaptıkları suç duyurusuna Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 30 Temmuz 2026’da verdiği yanıttan öğrenmişler:
“Şu an bulunduğumuz B Blok 9 Üst Koğuşu'nda 11 tutsak birlikte kalıyoruz. Koğuş, içerisinde hücre, tuvalet, banyo ve ortak alan barındıran 50 metrekare bir alan. Bu, tutsak başına düşen metrekarenin 5 metrekareden az olduğu anlamına geliyor.”
Çelik, koğuştaki üç hücrenin normalde birer kişilik olduğunu, ancak hücrelerde iki ve üçer kişi kaldığını söyledi. Bazı mahpusların ise koridorda ve ortak alandaki ranzalarda ya da yerde uyuduğunu belirtti.
"Yaşam alanımızı 24 saat kamerayla izliyorlar"
Mahpusların yemek yediği, uyuduğu ve kıyafet değiştirdiği ortak yaşam alanının 24 saat kayıt yapan bir kamera ile izlendiğini yazdı. Bu uygulamanın özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini belirten Çelik, şöyle devam etti:
“Uyumak, yemek yemek, soyunarak üstümüzü değiştirmek gibi yaşamsal faaliyetlerimizi sürdürmek zorunda olduğumuz yaşam alanımızın ortak alan denilerek 24 saat izlenmesi ve kayıt altına alınması hangi gerekçeyle olursa olsun kabul edilebilir bir uygulama değil. Özel hayatın gizliliği ilkesine aykırı bir taciz uygulaması bu.
Anayasa Mahkemesi’nin emsal kararlarına rağmen savcılık ve hapishane idaresi ‘Kamera özel alanı görmüyor’ gerekçesiyle bu uygulamayı sürdürmekte ısrar ediyor.
Kapasitenin iki buçuk katı tutsağın bulunduğu, bir tutsağa 5 metrekare alanın dahi düşmediği bir hapishanede koğuş içerisinde bulunan bir kameranın özel alanı görmemesi mümkün değil.”
"Çoğu zaman güneşi dahi göremiyoruz"
Çelik, mektubunda havalandırmaya çıkarken yaşadıkları sorunları da anlattı.
Koğuşta Parkinson, hipertansiyon gibi hastalıkları bulunan, ayak ve bacaklarından rahatsızlıkları olan yaşlı mahpusların kaldığını belirtti.
Bu mahpusların havalandırmaya inmek için merdiven kullanmak zorunda olduğunu söyleyen Çelik, merdivenlerin sağlık sorunları yaşayan mahpusların açık havaya çıkmasını engellediğini yazdı.
Çelik, mevzuata göre saat 07.00’de açılması gereken havalandırmaya en erken sabah sayımından sonra, saat 09.00’da çıkabildiklerini belirtti:
“Havalandırmayı istediğimiz gibi kullanamadığımızdan zamanımızın çoğu koğuşta geçiyor. Çoğu zaman güneşi dahi göremiyoruz.”
Çelik, açık havaya çıkamadıkları için mahpusların koğuşta sigara içtiğini, sigara kullanmayanların da dumandan etkilendiğini anlattı. Bazı mahpusların sigara dumanı nedeniyle alerjik belirtiler gösterdiğini ekledi.

İstanbul Barosu: Kuyu tipi hapishaneler insan onuruyla bağdaşmıyor
"Revire çıkmak için bir ay bekliyoruz"
Çelik, hapishanenin kapasitesinin üzerinde mahpus barındırmasının ve sağlık personeli sayısının yetersiz kalmasının sağlık hizmetlerine erişimi zorlaştırdığını kaydetti.
Her gün revire çıkmak için dilekçe yazdıklarını ancak dilekçelerine yanıt alamadıklarını söyledi:
“Her gün revire çıkmak için revir dilekçesi yazmamıza rağmen dilekçelerimize herhangi bir yanıt alamıyoruz. Revire ancak 1 ayı bulan süreler sonrasında çıkabiliyoruz.
30'lu günler ve onlarca cevapsız dilekçe sonrasında çıkabildiğimiz revirde de doğru düzgün muayene edilmeden, içeriğine dair bakılmaksızın ezbere ilaçlar yazılarak geri gönderiliyoruz. İçeriğine bakılmadan yazılan ilaçlar nedeniyle yan etkiler yaşamış, alerji olmuş arkadaşlarımız var.
Hastaneye sevk süreçleri ise ayları buluyor.”
Çelik’in mektubunda yer verdiği bir diğer sorun ise temiz suya ve sağlıklı gıdaya erişim.
Hapishanenin musluklarından kireçli ve çamurlu su aktığını belirten Çelik, birçok mahpusun bu nedenle cilt sorunları yaşadığını söyledi.
Yemeklerin de yetersiz porsiyonlarda geldiğini, fazla yağ içerdiğini ve hijyenik olmayan koşullarda dağıtıldığını aktardı. Çelik, birçok mahpusun mide sorunları yaşadığını belirtti.
"Kitaplarımızı bir buçuk ay bekletiyorlar"
Çelik, hapishane idaresinin haklarında herhangi bir yasaklama ya da toplatma kararı bulunmayan bandrollü kitapları da mahpuslara vermediğini de anlattı.
Buna göre idare, özellikle siyasi içerikli kitapları “Hapishane düzenini tehlikeye sokabilecek kitaplar” olarak değerlendiriyor. Mahpusların bulundurabilecekleri kitap sayısını da beşle sınırlı.
Çelik ayrıca, hapishane idaresinin kendilerine gönderilen kitapları içerik kontrolü gerekçesiyle bir buçuk aya kadar beklettiğini de yazdı.

Açlığı anlatan mektuba sansürde “Silivri” farkı
"Altı-yedi ay haberleşme yasağı alan arkadaşlarımız var"
Çelik, yaşadıkları sorunlara itiraz eden mahpuslar hakkında disiplin soruşturmaları açıldığını ve iletişim yasakları uygulandığını anlattı.
Bazı mahpusların altı-yedi aya varan haberleşme yasaklarıyla karşılaştığını belirten Çelik, şunları yazdı:
“Bizlere ses çıkardığımız her hak ihlali için bir soruşturma açılıyor. Hak ihlallerine ses çıkardığımız ve boyun eğmediğimiz için hapishane soruşturmaları, iletişim yasakları ile yıldırılmaya çalışılıyoruz. Bu durum diğer hapishanelerde de farklı değil.”
Çelik, hapishanede yaşadıklarını anlattığı mektubunda, bu uygulamaların yalnızca kendilerini değil, diğer hapishanelerdeki mahpusları da etkilediğini ekleyerek bitirdi.
(HA)













