Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ve diğer HDP'li siyasetçilerin tutuklanmasıyla başlayan 4 Kasım operasyonlarının onuncu yılında, 15 bölge barosu ve Kobanê davası avukatları Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi'ne tahliye başvurusunda bulundu.
Başvuruda Demirtaş ve Yüksekdağ'ın yanı sıra Ali Ürküt, Alp Altınörs, Nazmi Gür, Pervin Oduncu, Dilek Yağlı, Aynur Aşan, Zeynep Karaman, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, Zeki Çelik ve İsmail Şengül'ün serbest bırakılması istendi.
Başvurunun temel taleplerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kesinleşmiş ihlal kararları, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 16 Eylül 2026 tarihli kararı ve Anayasa'nın 19 ile 90. Maddeleri'ne dayandırıyor.
Avrupa Konseyi: "Demirtaş ve Yüksekdağ derhal serbest bırakılsın"
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 15-16 Eylül 2026 toplantısında Demirtaş ve Yüksekdağ hakkında verilen AİHM kararlarının uygulanmasını yeniden ele almıştı.

Avrupa Konseyi, Demirtaş ve Yüksekdağ için ‘derhal serbest bırakma’ çağrısını yineledi
Komite, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. Maddesi uyarınca kesinleşmiş AİHM kararlarının uygulanmasının devletler için koşulsuz bir yükümlülük olduğunu hatırlatmıştı.
16 Eylül tarihli kararın dördüncü maddesinde, Türkiye makamlarına Demirtaş ve Yüksekdağ'ın mevcut bütün hukuki imkânlar kullanılarak derhal serbest bırakılmalarının sağlanması çağrısı yinelenmişti.
Komite, kararında Türkiye'de barış süreci kapsamında kabul edilen Ulusal Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirme Kanunu'nun da kullanılabilecek araçlardan biri olabileceğini belirtti. Ayrıca söz konusu düzenlemenin AİHM kararlarından etkilenen başvuruculara uygulanıp uygulanamayacağı konusunda Ankara'dan açıklama istedi.
Ancak Komite'nin tahliye çağrısı yeni düzenlemenin uygulanmasına çıpalanmadı. Kesinleşmiş ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, başlıbaşına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden kaynaklanan bir hukuki yükümlülük olarak vurgulandı.
Komite'nin doğrudan ve açık tahliye çağrısı Demirtaş ve Yüksekdağ'a ilişkindi.Barolar başvurusu Kobanê davasından hüküm giymiş diğer 11 siyasetçiyi de kapsıyor.
AİHM kararında siyasi gerekçeler nasıl değerlendirildi
Demirtaş ve Yüksekdağ hakkındaki AİHM kararları, tutukluluk süreleriyle sınırlı ihlaller tespit etmedi.
AİHM Büyük Dairesi'nin 22 Aralık 2020 tarihli Demirtaş kararı ile 8 Kasım 2022 tarihli Yüksekdağ Şenoğlu ve Diğerleri kararı, tutuklamalara dayanak gösterilen olguların makul bir suç şüphesi oluşturmakta yetersiz kaldığını ve siyasetçilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılmasında siyasi amaçların rol oynadığını ortaya koydu.
Mahkeme, ifade özgürlüğü ve seçilme hakkı bakımından da ihlaller tespit etti.
Demirtaş hakkında 8 Temmuz 2025'te verilen ve 3 Kasım 2025'te kesinleşen bir diğer AİHM kararında ise 2019'da başlayan yeni tutukluluk dönemi değerlendirildi.
Mahkeme, tutukluluğun devamını haklı gösterecek yeterli gerekçelerin sunulmadığına ve özgürlükten yoksun bırakılmanın siyasi tartışmaları sınırlandırma amacı taşıdığına hükmetti.
Demirtaş'ın ilk tutukluluğuna ilişkin ihlal kararından sonra farklı bir dosya üzerinden sürdürülen tutukluluğu da AİHM denetiminde hukuka aykırı bulunarak iptal istemine konu oldu.
Anayasa'nın 19 ve 90. Maddeleri ne diyor?
Baroların başvurusunda Anayasa'nın iki hükmü özellikle öne çıkarıldı.
1. Madde kişi özgürlüğü ve güvenliğini koruyor; 90. Madde, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalar ile kanunlar arasında aynı konuda uyuşmazlık bulunması halinde uluslararası anlaşma hükümlerinin esas alınmasını öngörüyor.
Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. Maddesi, kesinleşmiş AİHM kararlarına uyulmasını zorunlu kılıyor.
Baroların başvurusu, Kobanê davasındaki tutukluluğun bu hükümler ve AİHM'nin tespit ettiği ihlaller karşısında sürdürülebilir olup olmadığı sorusunu yeniden istinaf mahkemesinin önüne getiriyor.
Hüküm verildi, istinaf incelemesi sürüyor
Kobanê davasında Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Mayıs 2024'te Demirtaş'a toplam 42 yıl, Yüksekdağ'a ise 30 yıl 3 ay hapis cezası verdi.
Davanın gerekçeli kararı 25 Haziran 2025'te açıklandı. Dosya halen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi'nde inceleniyor.
Türkiye hükümetinin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne 5 Ekim 2026'da sunduğu bilgilendirmede, Demirtaş ve Yüksekdağ'ın istinaf incelemesi sırasında hükmen tutuklu bulundukları da belirtildi. Hükümet, daha önce yapılan tahliye başvuruları hakkında henüz karar verilmediğini bildirdi.
4 Kasım'daki yeni başvuru, bu hukuki durum sürerken yapıldı.
Onuncu yılda Diyarbakır Adliyesi önünden çağrı
Tahliye başvurusunun yapıldığı gün Diyarbakır'da da barolar, insan hakları örgütleri ve meslek kuruluşları adliye önünde ortak açıklama düzenledi.
Diyarbakır Barosu Başkanı Sertaç Buluttekin, AİHM kararlarının uygulanmamasının yalnızca hukuk sorunu olmadığını, barış ve demokratik toplum sürecine duyulan güveni de etkilediğini söyledi:
“Kobanê Davası’nda devam eden tutukluluk halleri ve AİHM kararlarının uygulanmaması toplumsal çözüm noktasında güven duygusunu zedeliyor.”
Ortak açıklamayı okuyan İHD Diyarbakır Şubesi Eşbaşkanı Ercan Yılmaz, 2016'da HDP milletvekillerine yönelik başlayan operasyonların 2020'de yeni tutuklama dalgalarıyla genişlediğini hatırlattı.
Yılmaz'ın verdiği bilgiye göre Kobanê dosyasında halen 14'ü tutuklu olmak üzere 108 kişi yargılanıyor.
Açıklamada, AİHM kararlarının gereği olan tahliyelerin gerçekleştirilmesinin hukuki güvenlik açısından zorunlu olduğu, aynı zamanda kalıcı bir barışın kurulmasına katkıda bulunacağı vurgulandı.
Barış süreci ve uygulanmayan kararlar
On yıl önceki operasyonlar, 2013-2015 çözüm sürecinin sona ermesini izleyen siyasi ve hukuki ortamda gerçekleştirilmişti. Bugün aynı dosyanın yeniden gündeme gelmesi ise yeni "çözüm" girişiminin devam ettiği bir döneme rastlıyor.
TBMM'de sürece ilişkin yasal düzenleme kabul edilmiş ve AİHM ile Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının önemi parlamentoda da gündeme gelmiş olmasına rağmen Demirtaş ve Yüksekdağ'ın tutukluluğu sürüyor.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin Eylül kararında dikkat çekilen hukuki ayrım burada önem kazanıyor: Barış sürecinin yeni düzenlemeleri tutukluluğun sona erdirilmesi için kullanılabilir; ancak kesinleşmiş AİHM kararlarını uygulama yükümlülüğü bu düzenlemelerin sonuçlarına bağlı değil.
(AEK)

