"Anayasa tartışmalarının ciddiye alınabilir bir tarafı yok"
Yeni anayasa tartışmalarını “manevradan ibaret” olarak yorumlayan Kürkçü, “Hükümetin bir anayasa çıkarmaya yetecek gücü yok, bir anayasa hareketine girişecek çoğunluğa sahip değiller" dedi.
Yeni anayasa tartışmalarını “manevradan ibaret” şeklinde yorumlayan Kürkçü, “Ciddiye alınabilir bir tarafı yok. Hükümetin bir anayasa çıkarmaya yetecek gücü yok, bir anayasa hareketine girişecek çoğunluğa sahip değiller. Türkiye’de bir özgürlük dinamiği değil devlet. Ancak şiddet ve zorbalığın sistematikleşmesine yönelik bir tasavvur olabilir. Türkiye’nin bir demokratik Anayasa ihtiyacı var ama bir demokratik Anayasa demokrasi güçlerinin yükselişiyle ancak realize edilebilir” dedi.
Çözüm sürecini, nerede tıkanma yaşandığını ve bugüne nasıl gelindiğini anlatan Kürkçü, “Sapandan taşı eksik etmemek gerektiğini kendime hep telkin ettim. Bu açıdan bugün gelinen noktaya çok şaşırdığımı söylemeyeceğim. Başkalarına ümit veren şey benim için sapana taşı yerleştirme işareti olmuştu” dedi.
İktidara çözüm için mecburiyet yükleyen bir "çözüm yasası" olmadığını hatırlatan Kürkçü, şöyle devam etti: “Hükümet bir ‘çözüm yasası’ çıkarmıştı. Dikkatle incelediğimizde gördüğümüz şey, hükümete çözüm için mecburiyet yükleyen bir yasa yoktu fakat hükümet görevlilerini herhangi bir durumda bu süreçteki faaliyetleri dolayısıyla suçlanamaz kılan bir yasa vardı. Fakat bu sürece katılan HDP’lileri, Kürtleri, yani sürecin Kürt tarafını hiçbir şekilde koruma altına almıyordu.
"Ben şahsen bu yasayı ‘bir şey olacak ve bize olacak’ diye okudum. Bunun ne olduğunu tabii ki o zaman bilemezdim, 15 Temmuz’un bu şekilde cereyan edebileceğini tabii ki kolayca öngöremeyebilirdim, ama sonuçta çözüm sürecinin doruğuna varıldığında tıkanma emareleri vardı.
"Nitekim Öcalan da bu konuda her zaman olduğu gibi herkesten daha uzağı görerek ‘eğer bu süreç aksayacak olursa hem çok büyük bir çatışma doğacak hem de Türkiye çok uzun süreliğine geriye gidecek’ diye uyarılarını kaydetti.
“Bunca yıldan sonra düşünerek söylersem: hakiki olarak Türklerin ve Kürtlerin birlikte yaşaması için yeni bir düzen, böyle bir çözüm sürecinin hükümetin ve devletin gönlünde ve aklında hiçbir zaman zaten başlamadığını söyleyebilirim. Kürt tarafı, özellikle Öcalan ve HDP buraya çok büyük manevi ve siyasi yatırım yapmasına rağmen bize eşlik edilmedi.
"O yüzden çözüm sürecinin bu manada gerçekte başlamadığını söylemek lazım. Tabii ki bazı adımlar atılacaktı, bunlar gerekiyordu, fakat hükümet hiçbir zaman gerçek bir müzakere süreci oluşması için gerekenlerin hiçbirini yapmayınca, çözüm sürecinin tıkandığından söz etmek de zor. Çünkü meseleyi hiçbir zaman parlamentoya taşımak için çaba göstermedi. Bu müzakereye katılacak olan Kürtlerin kendilerini özgürce ifadesinin önünü hiçbir zaman açmadı.
"Yasak ve tehditlerle birlikte yürüdü"
“Süreç, yasak ve tehditlerle birlikte yürüdü. Çatışmasızlık bir süreden sonra ilga oldu ve kalekol yapımları, güvenlik barajları yapımları başladı ve nitekim iş tersine döndükten sonra Davutoğlu ‘biz 2014 Ekim’inde aslında 12 ilçeyi mercek altına almıştık ve buralarda güvenlik tedbirlerini uygulamaya girişmiştik’ demişti. Bu 12 ilçe sonunda çöktürme harekâtının üzerine çöktüğü ilçelerdi.
"Yani bir yandan müzakere süreci devam ediyordu, ama öte yandan da bir yıkım hazırlığı, ‘çöktürdüğümüz zaman yapacaklarımız’ listesi ağır ağır hazırlanıyordu.
“7 Haziran 2015 seçimlerinin sonuçlarını bir kere daha herkes görmek istedi ve bence kritik aşama 7 Haziran seçimleriydi. Düzen güçleri 7 Haziran’dan şu ibreti aldılar; 'çözüm süreci Kürtlerin ve kürt siyasetinin özgürleşmesi sadece Kürtlere yarıyor devletin bundan hiçbir kazancı yok'. Devleti ‘Türk’ün hâkimiyet sistemi’ olarak kavrıyorlar. [7 Haziran seçimleri] ise geniş bir alanı, metropolleri onların mutlak denetiminden çıkarıyordu. Devletle toplum arasında hiçbir bağlantı kalmıyordu. AKP silindi 7 Haziran seçimlerinde, haritadan çıktı.”
"Muhalefet seçim yolunu açık tutmalı"
Seçim tartışmalarına değinen Kürkcü, muhalefetin seçim yolunu açık tutması gerektiğini belirtti ve ekledi: “Birincisi, seçim yolunu açık tutmak. Mümkün olduğu kadar adil, mümkün olduğu kadar demokratik bir seçim yolunu ancak muhalefet açık tutabilir. Muhalefet en azından seçim güvenliği için tüm eğilimleriyle yan yana gelmek ve bunun çaresini bulmak zorunda.
"Gözümüzün içine baka baka geçersiz oylarla anayasa oylaması kazanmış bir hükümetten söz ediyoruz. Bunu önleyebilmek için yapılacak ne varsa hepsinin yapılması gerekir. O açıdan muhalefet partileri şu ya da bu şekilde seçim güvenliği için yan yana gelmeleri gerekir. İkincisi de daha geniş bir demokratik ittifakın imkânlarını karşılıklı olarak, herhangi bir taahhüt altına girmeden, şimdiden yaratmaya başlamak gerekir.”
“Bir seçim ittifakı meselemiz yok” diyen Kürkçü, şöyle konuştu: “Ancak, toplumsal ittifak meselemiz daima var; işçi, köylü, kadın, genç ittifakının, ezilen kesimlerin tarihsel ittifakının daima peşindeyiz. Öyle bir seçimin koşulları ve çerçevesini belirleyen herhangi bir şey yok ortada. Ama olacak, önümüzdeki yıldan sonra, 2021 bittikten sonra bu zemine geleceğimizi düşünüyorum.
"Bu koşullar altında, zayıf desteklerle bir hükümet kendisini sürdüremez. Bu sadece sosyal yasalara değil fizik yasalarına da aykırı, teknik olarak da mümkün değil. O yüzden rejim şimdi bu düşüşü yavaşlatmak ve rakiplerini bölmekle meşgul. Eğer bunu başarabilirse bir 5 yılı daha götürebileceği bir seçim için planlarını yapıyor. Ama ne zaman denk gelir, denk gelmez, onları bilemiyorum. Bu yıl, sahanın hazırlanması yılı, hükümet kendini ve rakiplerini bu açıdan yeniden tertiplemek için elden geleni yapacaktır.” (RT)
*Aleviler, Masyaf’taki protestoda “Suriye halkı birdir”, “Kaosa hayır” yazılı dövizler taşıdı. (Fotoğraf: El-Meyadin)
Uluslararası Af Örgütü, Suriye'nin sahil bölgesinde yaşanan olayların "savaş suçları" teşkil ettiğini belirterek, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) rejimini bölgedeki kanlı kaosun sorumlusu olarak ilan etti.
Ebu Abdullah el-Hüseyin bin Hamdan el-Cünbülani el-Hasibi, günümüzde Suriye, Türkiye (Mersin-Adana-Hatay) ve Lübnan’da varlığını sürdüren Alevilerin önde gelen âlimlerinden biri olarak kabul ediliyor. El-Hasibi, İbn-i Nusayr’dan sonra Aleviliğin (Nusayrilik) ‘ikinci kurucusu’ olarak anılıyor.
Örgütün raporuna göre, HTŞ militanları 8-9 Mart 2025 tarihlerinde sahil şehri Banyas'ta 100'den fazla kişiyi katletti.
Örgütün edindiği bilgilere göre, özellikle Alevi azınlığı hedef alan 32 kasıtlı cinayet vakası doğrulandı.
Uluslararası Af Örgütü'ne konuşan görgü tanıkları, "silahlı kişilerin, kurbanlara Alevi olup olmadıklarını sorduktan sonra tehdit ettiğini veya öldürdüğünü" söyledi. "Bazı kurbanların, önceki rejim tarafından işlenen ihlallerden sorumlu tutulduğunu" belirtti.
Örgüt ayrıca, yetkililerin kurbanların ailelerini sevdiklerini dini törenler veya cenazeler düzenlemeden toplu mezarlara gömmeye zorladığını, bunun da kurbanların ve ailelerinin haklarının ihlali anlamına geldiğini bildirdi.
Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard, bu tür kasıtlı cinayetlerin "savaş suçları" düzeyine ulaştığını belirterek, söz konusu "vahşi toplu katliamdan sorumlu olanların hesap vermesi" çağrısı yaptı.
Callamard, örgütün elindeki kanıtların HTŞ militanlarının, yetkililerin katliamı durdurmak için müdahale etmeyi görmezden geldiği bir dönemde, iki gün boyunca kurbanları kasten ve soğukkanlılıkla vurarak, intikam saldırılarında Alevi azınlığından sivilleri hedef aldığını gösterdiğini vurguladı.
Callamard, bu suçlarla ilgili "hızlı, bağımsız, etkili ve tarafsız" soruşturmaların sağlanması ve faillerin hesap vermesi gerektiğini vurguladı. "Yeni yetkililerin, geçmişle bağları koparmak ve azınlıklara yönelik saldırılara asla müsamaha göstermemek adına bu suçların kurbanlarına gerçekleri ve adaleti sunması önemlidir" dedi.
Genel Sekreter, "Adaletin yokluğu, Suriye'yi yeni bir vahşet ve kan dökme sarmalına geri döndürebilir" diye ekledi.
Ne olmuştu?
Suriye nüfusunun %10-13’ünü (yaklaşık 2 ila 3 milyon kişiyi) oluşturan Aleviler, ülkenin batısında "sahil bölgesi" olarak bilinen Lazkiye ve Tartus vilayetlerinde yoğun olarak yaşıyor. Ayrıca, Humus ve Hama vilayetleri ile başkent Şam’ın bazı bölgeleri de önemli Alevi nüfusuna ev sahipliği yapıyor.
Esad ailesinin 53 yıllık yönetimi ve Baas Partisi’nin 61 yıllık hâkimiyetinin çökmesinin ardından, Lazkiye ve Tartus vilayetlerinde bölge sakinlerinin evlerinden zorla çıkarıldığı, evlerine el konulduğu, tekbirler eşliğinde saldırıların gerçekleştirildiği ve silahlı tehditlerin yaşandığına dair bilgi ve videolar sosyal medyada paylaşıldı. Bazı vakalarda cinayetlere kadar varan olayların yaşandığı bildirildi.
Alevi toplumu, artan saldırıları kınayarak, HTŞ öncülüğündeki ‘Askeri Operasyonlar İdaresi’ne saldırıların durdurulması ve bölgedeki güvenliğin sağlanması için çağrıda bulunuyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü, sosyal medyada gündeme gelen gözaltında cinsel saldırı iddialarına ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamada, söz konusu iddiaların asılsız ve iftira niteliğinde olduğu vurgulandı.
Emniyet yetkilileri, bu tür iddiaların kurumlarını hedef aldığını belirterek, "Bu iftiraları yayanlar hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur" dedi.
“Suç duyurusu yapıldı”
Müdürlük tarafından sosyal medya üzerinden yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
"Bazı sosyal medya hesaplarında yer alan 'Gözaltında cinsel saldırıya uğrayan kadınları her gün konuşacağız ve buna direneceğiz.' şeklindeki paylaşımlar, teşkilatımızı itibarsızlaştırmaya yönelik asılsız, mesnetsiz, alçakça yapılan iftiralardır. Türk Polis Teşkilatı, gözaltına alınan şahıslarla ilgili tüm işlemleri, yasaların çizdiği çerçevede, büyük bir titizlik ve hassasiyetle yürütmektedir. Bu iftiraları sosyal medya hesapları üzerinden yayanlar hakkında da suç duyurusunda bulunulmuştur."