<?xml version='1.0' encoding='utf-8'?><rss version='2.0' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/'><channel><title>bianet</title><link>https://bianet.org/</link><description>Son Haberler</description><language>tr-TR</language><ttl>300</ttl><lastBuildDate>Tue, 09 Jun 2026 02:19:40 +0300</lastBuildDate><image><title>bianet</title><url>https://static.bianet.org/logos/bianet-logo.svg</url><link>https://bianet.org/</link></image><atom:link rel='self' type='application/rss+xml' href='https://bianet.org/rss/bianet'/><item><title><![CDATA[Uluslrarası Af Örgütü: "ABD seyahat yasakları binlerce insanı dünya kupasına katılmaktan alıkoyuyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/uluslrarasi-af-orgutu-abd-seyahat-yasaklari-binlerce-insani-dunya-kupasina-katilmaktan-alikoyuyor-320335</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/09/uluslrarasi-af-orgutu-abd-seyahat-yasaklari-binlerce-insani-dunya-kupasini-izlemekten-alikoyuyor.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/uluslrarasi-af-orgutu-abd-seyahat-yasaklari-binlerce-insani-dunya-kupasina-katilmaktan-alikoyuyor-320335</guid><description><![CDATA[Uluslararası Af örgütü (Amnesty International) , ABD'nin seyahat kısıtlamalarının binlerce insanın 2026 Dünya Kupası'na katılarak takımlarını izleyip desteklemesini engelleyebileceği konusunda uyardı]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Dünya çapında etkinlik gösteren insan hakları kuruluşu, “Birçok insan tribünlerden takımlarını desteklemek yerine, seyahat yasakları, vize alamama ve ABD'nin katı göçmenlik uygulamalarının oluşturduğu tehditlerle karşı karşıya,” dedi.</p>
<p>Amnesty International, ABD'nin seyahat kısıtlamaları, vize retleri ve göçmenlik uygulama önlemleri nedeniyle binlerce futbol taraftarının 2026 FIFA Dünya Kupası'ndan dışlanma riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.</p>
<p>AA'nın haberine göre, kuruluş turnuvanın başlamasına kısa süre kala yaptığı açıklamada, dünyanın dört bir yanında şampiyonaya katılmak için yıllarca para biriktiren ve plan yapan birçok taraftarın ABD'ye girişte engellerle karşılaşabileceğini söyledi.</p>
<p>Amnesty International, “Birçok kişi, tribünlerden takımlarına tezahürat yapmak yerine, seyahat yasakları, vize retleri ve ABD'nin sert göçmenlik uygulamaları tehdidiyle karşı karşıya [bırakıldı],” dedi.</p>
<p>Kuruluş, turnuvaya katılan bazı ülkelerin ABD'nin seyahat kısıtlamalarından etkilendiğini savundu . ABD göçmenlik yetkililerinin ırksal hedeflemeleri ve keyfi gözaltı uygulamalarının taraftarları, turnuva için ABD'ye gelmekten caydırabileceğini öne sürdü.</p>
<p>Af Örgütü, bu politikaların insanların sınırları aşarak bir araya gelmesini amaçlayan bir etkinliğin ruhunu zedeleme riski taşıdığını söyledi.</p>
<p>Amnesty, “Dünya Kupası hepimizin" dedi. "Dünya olmadan Dünya Kupası olmaz.” </p>
<p>Kurluş, ABD makamlarını, futbol meraklılarının, gazetecilerin, oyuncuların ve diğer ziyaretçilerin ayrımcılığa uğramadan veya göçmenlikle ilgili işleme tabi tutulmaktan korkmadan turnuva için ülkeye seyahat edebilmelerini ve katılabilmelerini sağlamaya çağırdı. </p>
<p>2026 FIFA Dünya Kupası'na Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika ev sahipliği yapacak; maçların büyük çoğunluğunun ABD'de oynanması planlanıyor.</p>
<p>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 09 Jun 2026 01:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[BM İnsan Hakları Komiseri Türk: "ABD ambargosu yüzünden çocuklar ölüyor"]]></title><link>https://bianet.org/haber/bm-insan-haklari-komiseri-turk-abd-ambargosu-yuzunden-cocuklar-oluyor-320334</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/09/turk.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/bm-insan-haklari-komiseri-turk-abd-ambargosu-yuzunden-cocuklar-oluyor-320334</guid><description><![CDATA[BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Pazartesi günü yaptığı sert uyarıyla Amerika Birleşik Devletleri'ni, Küba'ya yönelik “yaygın zarar veren" yaptırımlarını derhal kaldırması çağrısında bulundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiseri, “2026’nın başından bu yana uygulanan yakıt kısıtlamaları ve yakın zamanda sınır ötesi etkiler de yaratan yaptırımların sıkılaştırılmasıyla birlikte ele alındığında, [ABD yaptırımlarının] özellikle de en kırılgan durumdaki Kübalılara doğrudan zarar ver[diğini]" söyledi.</p>
<a href='/haber/trumptan-kubaya-tehdit-317440' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/03/06/trump-iranin-ardindan-kubanin-da-dusecegini-iddia-etti.jpg' alt='Trump’tan Küba’ya tehdit' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Trump’tan Küba’ya tehdit</h5>
<div class='date'>6 Mart 2026</div>
</div>
</a>

<p>Volker Türk, “Çocuklar, doktorların temel tıbbi malzemelere ve ilaçlara erişimi olmadığı için ölüyor. Bu kabul edilemez.” dedi.</p>
<h3>Hızlı kötüleşme</h3>
<p>Washington’ın Ocak ayında ulusal acil durum ilan etmesinden bu yana adadaki koşullar çok ağırlaştı; bu durum yakıt sevkiyatını aksattı ve Küba’nın petrol rezervlerinin hızla tükenmesine yol açtı. Mayıs ortasında günlük elektrik kesintileri düzenli olarak 20 saati aşmaya başladı.  </p>
<a href='/haber/kuba-elektrik-sistemi-tamamen-coktu-317781' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/03/17/kuba-genelinde-elektrik-kesintisi.jpg' alt='Küba elektrik sistemi tamamen çöktü' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Küba elektrik sistemi tamamen çöktü</h5>
<div class='date'>17 Mart 2026</div>
</div>
</a>
<a href='/haber/kuba-abd-havana-buyukelciliginin-dizel-yakit-talebini-reddetti-317897' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/03/21/kuba-abdnin-havana-buyukelciliginin-dizel-yakit-talebini-reddetti.jpg' alt='Küba, ABD Havana Büyükelçiliği’nin dizel yakıt talebini reddetti' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Küba, ABD Havana Büyükelçiliği’nin dizel yakıt talebini reddetti</h5>
<div class='date'>21 Mart 2026</div>
</div>
</a>

<p>Mayıs'ta getirilen kimileri sınır ötesi etkiye sahip olan ve tüccarları, sigortacıları, denizcilik şirketlerini ve finans kuruluşlarını hedef alan ek yaptırımlar, krizi daha da derinleştirerek suya, gıdaya ve temel sağlık hizmetlerine erişimi zayıflattı.</p>
<p>BM İnsan Hakları Ofisi'nin (OHCHR) aktardığı sayılar kaygı verici: Bebek ölüm oranı bin doğumda 9,9’a çıkarak iki katına yükseldi; çocukluk çağı kanserlerinde hayatta kalma oranları yüzde 85’ten yüzde 65’e düştü; ve temel ilaçlar normal tedarik seviyelerinin ancak yaklaşık yüzde 30’u oranında karşılanabiliyor.</p>
<p>Yakıt kıtlığı gıda üretimini de vurdu; bildirildiğine göre üretim yüzde 60 azaldı ve temel gıda maliyetleri büyük bir hızla yükseldi.</p>
<h3>“Ayrım gözetmeyen ve sert yaptırımlar”</h3>
<p>İnsan Hakları Komiseri Türk ABD yaptırımlarının hukuksal boyutu konusunda çok sert bir değerlendirmede bulundu: “Bir ekonominin tüm sektörlerini hedef alan ve halklara yönelik geniş kapsamlı, ayrım gözetmeyen ve sert etkileri olan bunca ağır yaptırım paketleri, uluslararası insan hakları hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmıyor," dedi. </p>
<p>İnsani yardım operasyonları da baskılanıyor. Risk almak istemeyen özel şirketler, yasal gerekliliklerin de ötesinde kısıtlamalarla tedarik zincirlerini aksatıyor ve satın alma süreçlerini geciktiriyor.</p>
<p>Büyük denizcilik şirketlerinin hizmetlerini askıya almasından yaptırımların başlamasından beri 2 bin 900 tonu aşkın insani gıda yardım kargosu etkilendi. </p>
<p>Volker Türk Kübadaki durumun vahimliğini şöyle özetledi:</p>
<blockquote>
<p>“Küba giderek artan bir izolasyonla karşı karşıya. Şirketler ülkeden ayrılıyor. Ülkeye uçuş gerçekleştiren havayolu şirketleri azalıyor. Küba, uluslararası ödeme sistemlerinden neredeyse kopmuş durumda. Yaz sıcaklıklarının artması, vektör kaynaklı ve su yoluyla bulaşan hastalıkların yayılma riskini artırabilir.</p>
</blockquote>
<h3>"Sivil özgürlüklere saygı" </h3>
<p>Türk, “Kasırga mevsimi bu kırılganlığı daha da artırıyor. Bu durum, Küba halkı için toplumsal ve ekonomik kötüleşme ile acıların yaşanmasına yol açabilecek kusursuz bir fırtına yaratıyor,” dedi </p>
<p>BM İsna Hakları Yüksek Komiseri ayrıca BM İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri’ne atıfta bulunarak işletmelere, toplu biçimde Küba'yla ilişkileri kesmekten kaçınmaları çağrısında bulundu ve Kübalı yetkilileri de itidalli davranmaya, sivil özgürlüklere saygı göstermeye ve keyfi olarak tutulan tüm kişileri serbest bırakmaya çağırdı.</p>
<p>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:52:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Almanya kamu yayıncılığı "Köln Radyosu" geleneğini bitiriyor: COSMO Türkçe de kapanacak]]></title><link>https://bianet.org/haber/almanya-kamu-yayinciligi-koln-radyosu-gelenegini-bitiriyor-cosmo-turkce-de-kapanacak-320333</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/09/almanya-kamu-yayinciligi-koln-radyosu-gelenegini-bitiriyor-cosmo-turkce-de-kapanacak.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/almanya-kamu-yayinciligi-koln-radyosu-gelenegini-bitiriyor-cosmo-turkce-de-kapanacak-320333</guid><description><![CDATA[Kuzey Ren Westfalya (NRW) kamu yayıncısı (WDR) İlk işçi kuşaklarının Almanya'ya gelmesiyle birlikte yayın yaşamına giren göçmen işçilerin anadilinde radyo yayınlarına son veriyor. Köln Radyosu adıyla başlayan Türkçe yayın geleneğinin son halkası COSMO Türkçe kapanıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaleti kamu yayın kuruluşu WDR, Türkiye kökenli göçmenlerin yarım yüzyılı aşkın süredir anadilde haber, bilgi ve kültürel bağ kurduğu Köln Radyosu geleneğinin son halkası kabul edilen Cosmo Türkçe’nin radyo yayınını 1 Nisan 2027’de sona erdiriyor.</p>
<p>Karar, yalnızca Türkçe yayınların değil, Kürtçe, İtalyanca, Sırpça, Boşnakça ve Hırvatça yayınların da sonlandırılmasını kapsıyor.</p>
<p>WDR Yayın Kurulu’nun 3 Haziran’da onayladığı yeni yapılanmaya göre COSMO mevcut haliyle sürdürülmeyecek; Kanal 1 altında “1LIVE Street” adıyla genç ve Hip-Hop odaklı yeni bir formata büründürülecek. Aralarında Türkçe'nin de olduğu çok dilli radyo yayınları da büyük ölçüde sona erecek. WDR, Türkçe içeriğin dijital/podcast formatında sürdürüleceğini bildirdi. </p>
<h3>COSMO çalışanları: "Göçmenlerin kamusal temsiline darbe”</h3>
<p>WDR kararı genç kitlelere ulaşma, dijitalleşme ve yayın portföyünü yeniden düzenleme gerekçeleriyle savunsa da Almanca basında, medya meslek örgütlerinde, siyaset çevrelerinde ve COSMO çalışanları arasında karar çoktan “çokdilli kamu yayıncılığının tasfiyesi”, “göçmenlerin kamusal temsiline darbe” ve “fiilen kanalın kapatılması” olarak eleştirilmeye başladı bile.</p>
<p>Tartışma, yalnızca bir Türkçe radyo programının kaldırılmasıyla sınırlı kalmıyor; Almanya kamu yayıncılığının göçmenleri kendi dilleriyle, özerk mecralarda ve Alman kimliği ötesinde muhatap almaktan kurtulma hırsına bağlanıyor. </p>
<p>Haberi duyuran mecralardan Kısa Dalga’nın aktardığına göre Cosmo Türkçe son dönemde hafta içi önce podcast olarak yayımlanıyor, ardından akşam saatlerinde yarım saatlik radyo yayını olarak dinleyiciye ulaşıyordu. </p>
<h3>"Köln Radyosu"nun ölümü</h3>
<p>WDR Türkçe yayınları, on yıllardır "Köln Radyosu" adıyla Almanya’daki Türkiye kökenli işçiler, Almanya ve Türkiye'deki ailelerinin en önemli Türkçe  haber kaynaklarından biri olan bir anadilde yayıncılık geleneğinin mirasçısıydı. WDR, 2022’den başlayarak Köln Radyosu adını kaldırmış, Türkçe yayını Cosmo Türkçe adı altında sürdürmüştü. Yeni kararla bu miras, radyo mecrasından tamamen çekilip dijital alana sıkıştırılacak.</p>
<p>WDR, resmi açıklamasında, COSMO’nun 1LIVE Street’e dönüştürülmesini “kültürel çeşitliliği” genç kitlelere daha etkili ulaştırma adımı olarak sunuyor. Açıklamaya göre yeni kanalın asıl hedef kitlesi 20-29 yaş arası dinleyiciler olacak; program Hip-Hop kültürü, kentli gençlik ve uluslararası köken hikâyeleri üzerine kurulacak. WDR, kültürel çeşitliliğin kurum içinde “yatay tema” olarak kalacağını, Arapça ve Farsça "WDRforyou" önerilerinin yanı sıra Türkçe için de geliştirilmiş dijital bir içerik planlandığını belirtiyor.</p>
<h3>"Ambalajla kandırma"</h3>
<p>Almanya medyasında WDR'ye yönelik eleştiriler de bu noktada toplanıyor.  Yayıncılık ve medya politikaları alanında yoğunlaşan DWDL sitesi karara dönük itirazları “Mogelpackung” —ambalajla kandırma— olarak özetledi.</p>
<p>Eleştirmenlere göre WDR, çokdilli ve kültürlerarası bir kamu yayınını gençlere dönük bir ana akım Hip-Hop alt kanalına dönüştürerek COSMO’nun özgül işlevini ortadan kaldırıyor. Süddeutsche Zeitung da kararı “yanlış yerden tasarruf” olarak niteledi; WDR’nin dil ve kültür açısından benzersiz bir yayın kanalının içini boşalttığını yazdı.</p>
<h3>COSMO'dan sert tepkiler  </h3>
<p>Bir COSMO redaktörü kanalın adının, müziğinin, çokdilli yapısının, ele aldığı konuların ve personelinin büyük ölçüde değişmesinin “fiilen kanalın kaldırılması” anlamına geldiğini söyledi. Yayıncı, “1LIVE Street” adının özellikle genç çalışanlar arasında “ırkçı ve sınıfsal” çağrışımları nedeniyle eleştirildiğini belirtti: Göçmen ve kültürlerarası bir programın “sokak” imgesine bağlanmak istenmesinin de kararın simgesel boyutunu da ele verdiğini söyledi. </p>
<h3>Anadilinde yayıncılığa "üvey evlat" muamelesi</h3>
<p>COSMO çalışanı taz gazetesine yaptığı değerlendirmede, WDR’nin yıllardır yabancı dilli redaksiyonlara “üvey evlat” muamelesi yaptığını, sonra da dinleyici sayılarının düşüklüğünü bu yayınların gereksizliğine kanıt olarak sunduğunu aktardı.</p>
<h3>İktidar kanadından da eleştiri geliyor</h3>
<p>İktidardaki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) medyaya yaptığı açıklamada Federal Milletvekili ve Dışişleri Müsteşarı Serap Güler, çokdilli programların kaldırılmasının toplumsal uyum ve karşılıklı anlayışın her zamankinden önemli olduğu bir dönemde yanlış mesaj verdiğini söyledi.</p>
<p>Yeşillerden, önceki koalisyonun Federal Kültür Bakanı Claudia Roth da kamu yayıncılığında tasarruf yapılırken bundan ilk etkilenenlerin çoğu zaman toplumda yeterince temsil edilmeyen kesimler olduğunu vurguladı.</p>
<p>NRW Yeşilleri’nden WDR Yayın Kurulu üyesi Frank Jablonski de COSMO’nun 1LIVE Street’e dönüştürülmesini “geliştirme” değil, “tasfiye” olarak niteledi.</p>
<h3>Yalnızca Türkçe değil, Kürtçe, İtalyanca, Sırpça, Boşnakça ve Hırvatça da dışlanıyor</h3>
<p>Karardan yalnızca Türkçe yayınlar etkilenmeyecek. Kürtçe, İtalyanca, Sırpça, Boşnakça ve Hırvatça yayınlar da etkilenecek. “Yokolma Tehdidi Altındaki Halklar Topluluğu"ndan (Gesellschaft für bedrohte Völker) Kamal Sido, Kürtçe yayınların kaldırılmasının Almanya’daki Kürt toplumu için “vahim bir işaret” olduğunu söyledi.</p>
<p>Sido’ya göre Almanya’da üretilen Kürtçe yayınlar, Kürtçe konuşan insanlar için açık, demokratik bir forum ve güvenilir bilgi kaynağı işlevi görüyordu. Sido anadilindeki yayınlarının yalnızca kültürel nostalji değil, siyasal katılım ve kamusal bilgiye erişimle de ilgili olduğunu söyledi.</p>
<h3>Göçmen toplulukların güvenilir bilgiye erişiminde oluşan açık</h3>
<p>Türkiye kökenli göçmenler Türkiye kaynaklı televizyonlar, sosyal medya kanalları, dijital gazeteler ve bağımsız platformlar aracılığıyla Türkiye gündemine geçmişe göre çok daha kolay ulaşabiliyor. Ancak Almanya’da yaşayan Türkiyelilerin gereksinimi yalnızca Türkiye haberleri değil. Çalışma yaşamı, sosyal haklar, vatandaşlık, yabancılar hukuku, eğitim, sağlık, ayrımcılık, ırkçılık, yerel siyaset ve kültürel katılım gibi ihtiyaca karşılık veren bir kamu hizmeti niteliğindeki anadilinde yayınların kaldırılması, bir kamu hizmeti kaleminin devreden çıkarılması anlamına geliyor.</p>
<p>Bu nedenle Cosmo Türkçe’nin radyodan çekilmesinin anlamı, bir yayın saatinin ortadan kaldırılmasından daha karmaşık. Almanya’da Türkçe yazılı basının büyük ölçüde gerilediği, Hürriyet ve Sabah gibi Türkiye merkezli gazetelerin Avrupa’daki basılı yayınlarını sonlandırdığı, dijital ortamın da çoğu zaman kutuplaşmış ve denetimsiz bilgi akışına terk edildiği bir dönemde kamu yayıncılığı kapsamındaki anadilinde kanallarının daralması, göçmen toplulukların güvenilir bilgiye erişimini daha da zayıflatıyor.</p>
<h3>Köln Radyosunun Türkiyeli işçiler için anlamı</h3>
<p>Almanya’ya göçen ilk işçi kuşakları için radyo, yalnızca memleketten haber alma aracı olmakla kalmıyordu; radyo dil, aidiyet, dayanışma ve hak bilgisi ortamıydı. Gazetelerin Türkiye’den bir gün gecikmeyle geldiği, iletişim olanaklarının sınırlı olduğu yıllarda Köln Radyosu Almanya'daki işçiler için güncel haberin yanında başlıca kültürel bağ ve sosyal danışmanın kanalıydı.</p>
<p>“Türk Danış” gibi programlarda çalışma yaşamından yabancılar dairesiyle ilişkilere, sosyal güvenlikten Türkiye’deki resmi işlemlere kadar geniş bir alanda dinleyici soruları yanıtlanıyordu.</p>
<p>Köln Radyosu’nun bir başka önemi de Almanya’daki Türkiye kökenli toplum içinde eleştirel bir kamusal kaynak olmasıydı. Yayın, Türkiye’deki siyasal gelişmeleri Almanya’dan, kamu yayıncılığı ölçütleri içinde ele alıyor; yayında olduğu dönemin tüm Türkiye hükümetlerine, askeri darbelere, hak ihlallerine son 25 yıldır da AKP’ye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Türkiye-Almanya ilişkilerindeki gerilim başlıklarına dair eleştirel yayınlar yapabiliyordu.</p>
<p>Bu çizgi zaman zaman muhafazakâr ve milliyetçi Türkiye kökenli çevrelerin tepkisini çekse de Almanya’daki Türkçe konuşan kamusal alanda bağımsız ve eleştirel ses ihtiyacının karşılandığı önemli bir kaynaktı. </p>
<p>Bu yüzden WDR’nin Cosmo Türkçe kararı, COSMO çalışanları ve Almanya muhalefeti ve aydınlar arasında bir  medya formatı değişikliğinden çok Almanya’nın çokdilli kamusal alanının daralması olarak okunuyor. </p>
<p>Karar öngörüldüğü gibi 1 Nisan 2027’de yürürlüğe girerse, Türkiye kökenli göçmenlerin Almanya’daki en eski anadilinde kamu yayıncılığı damarlarından biri radyodan çekilmiş olacak. Podcast yaynılarının bu kaybı telafisi söz konusu değil. Radyo bir iletişim ortamı olarak yaşamaya devam ederken Almanya’daki göçmenler bu mecrada kendi dillerinde kamusal bilgiye, eleştirel haberciliğe ve ortak hafızaya erişmekten Alman devleti eliyle yoksun bırakılmış olacaklar. </p>
<p>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 22:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Paşinyan’ın yeniden seçilmesi Ermenistan’ın barış konusunda netleştiğini gösterdi”]]></title><link>https://bianet.org/haber/pasinyanin-yeniden-secilmesi-ermenistanin-baris-konusunda-netlestigini-gosterdi-320328</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/pasinyanin-yeniden-secilmesi-ermenistanin-baris-meselesinde-netlestigini-gosterdi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/pasinyanin-yeniden-secilmesi-ermenistanin-baris-konusunda-netlestigini-gosterdi-320328</guid><description><![CDATA[Gazeteci Vartan Estukyan, Karabağ sürecindeki askerî yenilgiye rağmen Ermenistan toplumunun yeniden Paşinyan’ı tercih etmesini, barış ve normalleşme yönünde verilmiş bir karar olarak değerlendirdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan’da dün (7 Haziran) gerçekleştirilen parlamento seçimlerinde oy sayım işlemi tamamlanırken Başbakan Nikol Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi, 105 sandalyeden 61’ini elde ederek tek başına çoğunluğu sağladı. Sivil Sözleşme Partisi, oyların yüzde 49,81’ini aldı.</p>
<p>Oyların yüzde 23,29’unu iş insanı Samvel Karapetyan’ın Güçlü Ermenistan İttifakı, yüzde 9,94’ünü eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın Ermenistan İttifakı, yüzde 4’ünü Müreffeh Ermenistan Partisi elde etti.</p>
<p>Seçim sonuçları vasıtasıyla Ermenistan halkını kutlayan Paşinyan, “<em>Ermenistan halkı, oylarıyla devlete sahip çıktı, bağımsızlığa sahip çıktı, geleceğe sahip çıktı, barışa sahip çıktı ve Ermenistan Cumhuriyeti’ne sahip çıktı. Savaşın üçlü partisi ağır bir yenilgiye uğramıştır. Halk, savaşın üçlü partisi ve onunla bağlantılı suç-oligarşik sistemin Ermenistan’dan kökünün kazınması gerektiği yönündeki iradesini açıkça ortaya koymuştur</em>,” dedi.</p>
<p><strong>Gazeteci Vartan Estukyan</strong>, Karabağ sürecindeki toprak kaybı ve askerî yenilgiye rağmen Ermenistan toplumunun yeniden Paşinyan’ı tercih etmesini, barış ve <em>normalleşme</em> yönünde verilmiş bir karar olarak değerlendirdi.</p>
<p>Estukyan’a göre Paşinyan, savaş ekonomisinin yarattığı koşulları da kendi lehine kullanarak Rusya’dan uzaklaşıp Avrupa Birliği (AB) ve ABD’ye yönelmesiyle içeride daha güçlü bir siyasi figüre dönüştü.</p>
<a href='/haber/ermenistan-da-pasinyan-kazandi-320297' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/08/pasinyan-onde-gidiyor.jpg' alt='Ermenistan&#39;da Paşinyan kazandı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Ermenistan'da Paşinyan kazandı</h5>
<div class='date'>8 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<h3>“Kararsız seçmenin büyük bölümü Paşinyan lehine yön değiştirdi”</h3>
<p><strong>Paşinyan’ın seçimleri üçüncü kez kazanması Ermenistan açısından ne anlama geliyor? </strong></p>
<p>Seçimin en önemli özelliklerinden biri, planlanan tarihte ve olağanüstü bir durum olmadan yapılan ilk seçim olmasıydı. Daha önceki seçimler genellikle erken seçim, güvenoyu ya da benzeri siyasi krizlerin ardından gerçekleşmişti. Bu seçim ise planlandığı gibi, 7 Haziran 2026’da yapıldı. Bu açıdan Ermenistan siyaseti için önemli bir kırılma noktası diyebiliriz. Çünkü ülke hem iç hem de dış politikada yoğun bir süreçten geçiyor.</p>
<p>Paşinyan döneminde Ermenistan, daha önce alışık olmadığı bir diplomasi temposuna girdi. Özellikle Türkiye ve Azerbaycan’la yürütülen ilişkiler, uzun yıllar “düşmanlık” üzerinden şekillenen bir çizgiden daha barışçıl bir zemine kaydı. Paşinyan’a yönelik, Karabağ sürecinde yaşanan toprak kaybı ve askerî yenilgiye dair eleştiriler sürse de, günün sonunda iki taraf arasındaki çatışmanın azalması ve can kayıplarının sona ermesi seçmen davranışını etkileyen önemli bir faktör oldu. En azından sandık sonuçları bu eleştirilerin, Paşinyan’a yönelik muhtelif yerlerdeki protestoların beklenen ölçüde karşılık bulmadığını gösterdi. Paşinyan’ın yeniden seçilmesi Ermenistan toplumunun; insanların ölmemesi, iki taraftan da kan akmaması, yani barış meselesinde tercihinin netleştiğini gösterdi.</p>
<a href='/haber/ermenistanda-gergin-secim-atmosferi-sorusturma-gozalti-ve-tutuklamalar-319812' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/05/21/ermenistanda-secim-atmosferi-gerginlesti-sorusturma-gozalti-ve-tutuklamalar.jpg' alt='Ermenistan’da gergin seçim atmosferi: Soruşturma, gözaltı ve tutuklamalar' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Ermenistan’da gergin seçim atmosferi: Soruşturma, gözaltı ve tutuklamalar</h5>
<div class='date'>21 Mayıs 2026</div>
</div>
</a>

<p>Çünkü Karabağ sonrası ciddi bir destek kaybı yaşaması beklenirken hayli yüksek bir oy aldı. Anketlerde yüzde 30’lara kadar gerileyen oy oranı, sandıkta yüzde 50’yi gördü. Ki bu sonuç, anket sonuçlarında yer alan “kararsız seçmen”in büyük bölümünün Paşinyan’ın lehine yön değiştirdiğini gösteriyor. Sonuçlar aynı zamanda Ermenistan’da Rusya yanlısı politikaların toplumsal karşılığının iyiden iyiye zayıfladığını da gösteriyor. Dolayısıyla oligarklara dayalı eski siyasi yapıya duyulan tepki de seçmen davranışında belirleyici oldu.</p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/06/whatsapp-image-2026-06-08-at-16-17-01.jpeg" alt="">
<figcaption><em>Gazeteci Vartan Estukyan.</em></figcaption>
</figure>
<p><strong>Dış politikadaki tutumunun yanı sıra iç politikadaki yaklaşımı da seçim sonucunda belirleyici oldu mu? Seçim sürecinde Paşinyan’a yönelik protestolara da tanıklık ettik ve protestoların odağında Karabağ’a dair itirazlar vardı. Aynı dönemde çok sayıda gözaltı ve tutuklama da yaşandı. Protestoların kilise ile bir bağı var mıydı? </strong></p>
<p>Evet, Paşinyan’ın iç siyasette karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri kilise ile kurduğu ilişkiler. Hükümet ile Ermeni Apostolik Kilisesi arasındaki gerilim, özellikle Karabağ sonrası dönemde daha görünür hâle geldi. Ermenistan’da kilise, toplum üzerindeki etkisi nedeniyle güçlü bir siyasi ve toplumsal aktör olarak öne çıkıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Ermenistan’da dini kimliğin yeniden güç kazanması, kilisenin toplumsal etkisini artırdı.</p>
<p>Paşinyan’ın kilise ile yaşadığı güncel gerilim ise Sarkisyan dönemine kıyasla daha sınırlı bir toplumsal destek buldu. Bu nedenle hükümet ile kilise arasındaki çatışmanın siyasi etkisi bence hâlâ tartışmalı bir konu. Bahsettiğiniz protestolar, kitlesel bir hareketten ziyade daha sınırlı ve parçalı protestolardı. Ama buradan hareketle tabii ki muhalefet alanının tamamen zayıf olduğu söylenemez. Kilisenin dolaylı etkisi, hükümete karşı eleştirilerin daha rahat ifade edilmesine zemin hazırladı. Objektif olarak baktığımızda kilise ile hükümet arasındaki gerilim sert bir şekilde sürüyor ve bence ikisi de yer yer birbirlerini çok etik dışı yerlerden “vuruyor”. Karşılıklı süren ve dozu asla azalmayan bu kötücül üslupla kalıcı bir uzlaşma çıkması zor.</p>
<p>Ekonomik açıdan bakıldığında da Ermenistan, Türkiye ve Azerbaycan’a kıyasla daha kırılgan bir konumda. Bu nedenle toplumun önemli bir kısmı, pragmatik bir yaklaşımla diyalog ve normalleşmenin ekonomik fayda sağlayabileceğini düşünüyor. Ama tabii ki toplum içinde ciddi endişeler de var ve bu kaygıların bir bölümü son derece anlaşılır.</p>
<a href='/haber/ermenistan-da-darbe-planladigi-iddia-edilen-baspiskopos-galstanyan-tutuklandi-308851' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2025/06/26/ermenistan-da-darbe-planladigi-iddia-edilen-baspiskopos-galstanyan-tutuklandi.jpg' alt='Ermenistan&#39;da ‘darbe planladığı’ iddia edilen Başpiskopos Galstanyan tutuklandı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Ermenistan'da ‘darbe planladığı’ iddia edilen Başpiskopos Galstanyan tutuklandı</h5>
<div class='date'>26 Haziran 2025</div>
</div>
</a>

<h3>“Paşinyan’ın en güçlü olduğu alanlardan biri Rusya karşıtlığı”</h3>
<p><strong>Hem iç hem de dış politikadaki tutumu nedeniyle Paşinyan’ın üçüncü dönemi kritik bir eşik olarak görülüyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Eğer sorunsuz bir şekilde görevde kalmaya devam ederse Paşinyan’ın toplam siyasi süresi 12 yıla ulaşacak. Bu doğal olarak, ilerleyen dönemlerde “otoriterlik” tartışmalarını beraberinde getirecek. Ancak Ermenistan, dış politikada çok yönlü bir denge arayışı içinde. Bir yandan Rusya’dan uzaklaşma eğilimi sürerken, diğer yandan AB ve ABD ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Fransa ile ilişkilerdeki yakınlaşma ve Macron’la olan görüşmeler de bu sürecin bir parçası. Elbette Fransa’daki güçlü Ermeni diasporası bu ilişkide önemli rol oynuyor. Fransa’da 500 bini aşkın bir Ermeni nüfusundan söz ediyoruz. Dolayısıyla Macron için Ermenistan meselesi önemli bir oy potansiyeli de taşıyor. Ki bu bağlamda Ermenistan’la militer bir işbirliği anlaşması da imzaladılar.</p>
<p>Trump cephesinde ise tablo daha belirsiz. ABD siyasetinin öngörülemez yapısı ve Trump’ın yaklaşımı nedeniyle Ermenistan açısından kalıcı bir güven zemini henüz yok. Bu nedenle Yerevan’ın ABD’den ziyade AB’ye daha fazla “yatırım yaptığı” görüşünde olanlardanım. Ki toplumda da bu eğilimin ağırlık kazandığını gözlemliyorum, okuyorum.</p>
<p>Paşinyan’ın en güçlü olduğu alanlardan biri de Rusya karşıtlığı. Bu pozisyon, özellikle oligark yapılar ve Rusya ile kurulan ekonomik ilişkiler nedeniyle oluşan toplumsal tepkiyle birleşince önemli bir siyasi karşılık üretiyor. Karabağ sürecinde Rusya’dan beklenen desteğin gelmemesi de bu kırılmayı güçlendirdi. Bu dönemde Ermenistan, bilinçli bir tercihle yeni bir dış politika hattı oluşturdu. Söz konusu tercihin hem askerî hem de siyasî maliyetleri olsa da, çatışmaların azalmasıyla birlikte toplumda belirli bir karşılık buldu.</p>
<p>Günümüze geldiğimizde hem Ermenistan hem de Azerbaycan tarafında sınırların açılması ve ilişkilerin normalleşmesi yönünde daha güçlü bir kamuoyu eğilimi var. Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi ise her iki toplumda da görece daha olumlu karşılanan bir başlık. Ki Türkiye’den Ermenistan’a artan ziyaretler ve örneğin seçim için gerçekleştirilen gazeteci trafiği de bu değişimin göstergelerinden biri.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/yerevan1.jpg" alt=""></p>
<h3>“Ermenistan artık Karabağ sürecindeki gibi yalnız değil”</h3>
<p><strong>Paşinyan yeni döneminde hem Azerbaycan hem de Türkiye ile sürdürdüğü barış ve normalleşme süreçlerindeki tutumunu nasıl sürdürecek?</strong></p>
<p>Az evvel de bahsettiğimiz gibi, Ermenistan’ın dış politika yönelimi giderek daha net biçimde Rusya’dan uzaklaşma, AB ve Batı ile ilişkileri geliştirme ve Türkiye ile normalleşme eksenine oturmuş durumda. Paşinyan tabii ki bu çizgiyi sürdürme eğiliminde. Ancak nihai anlaşmalar ve özellikle anayasa değişikliği gibi kritik başlıklarda süreç daha karmaşık. Azerbaycan’ın da bu yönde bazı talepleri var. Sonuçlara göre Paşinyan parlamentoda tek başına anayasa değişikliğini sağlayacak çoğunluğa sahip değil. Bu nedenle kabine ve hükümet kurma kapasitesi olsa da yapısal reformlar için seçime girdiği rakipleriyle uzlaşması, onların desteğini alması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye ile sınırların açılması ve ticaretin başlaması gündemi de bu yeni dönemin en somut göstergelerinden. Sınır kapılarının açılacak olması, iş insanlarının ve ticaret odalarının temasları, doğrudan uçuşların başlaması, bence sürecin geri dönüşü zor bir aşamaya geldiğini gösteriyor. Ki baktığımızda Ermenistan-Türkiye-Azerbaycan hattındaki ilişkiler daha çok ekonomik çıkarlar ve bölgesel pragmatizm üzerinden şekilleniyor. Bunu biraz da şundan söylüyorum: Türkiye’de iktidarın uzun süredir değişmemesi, Ermenistan’da seçim vaatlerine de yansıyor. Seçim sürecinde Ermenistan’daki neredeyse tüm muhalif partiler ve ittifaklar, Türkiye ve Azerbaycan ile başlatılan diyaloğun devam edeceği yönünde vaatlerde bulundu. Bu aslında oldukça kritik bir nokta. Çünkü iktidar değişse bile, Paşinyan’ın başlattığı normalleşme sürecinin süreceğini görmüş olduk. Robert Koçaryan ya da Samvel Karapetyan gibi muhalif aktörler iktidara gelse dahi, kurulan bu ilişkinin tamamen koparılmayacağına dair siyasal bir çerçeve oluşmuş durumda. En azından kampanya söylemleri bu yöndeydi. Bu durum, Paşinyan’ın olası bir anayasa değişikliği süreci açısından elini güçlendirebilir. Yine de belirleyici olan, Azerbaycan’ın ne kadar taviz vereceği ve hangi maddelerde uzlaşma sağlanacağı olacak.</p>
<p><strong>Neden Azerbaycan’ın taviz vereceğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<blockquote>
<p>Çünkü Ermenistan artık Karabağ sürecindeki gibi yalnız değil, AB ve ABD ile ilişkilerini güçlendirmiş durumda. Bu da müzakere gücünü artırıyor.</p>
</blockquote>
<a href='/haber/azerbaycan-ile-ermenistandan-kalici-baris-icin-ortak-deklarasyon-310267' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2025/08/09/azerbaycan-ile-ermenistandan-kalici-baris-icin-ortak-deklarasyon.jpg' alt='Azerbaycan ile Ermenistan’dan ‘kalıcı barış için’ ortak deklarasyon' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>BEYAZ SARAY'DA ÜÇLÜ ZİRVE</h6>
<h5 class='headline'>Azerbaycan ile Ermenistan’dan ‘kalıcı barış için’ ortak deklarasyon</h5>
<div class='date'>9 Ağustos 2025</div>
</div>
</a>

<p><strong>Ermenistan’ın mevcut demografik yapısı, ekonomik durumu ve ülke içindeki toplumsal-siyasal atmosfer hakkında neler söylersiniz?</strong></p>
<p>Saydığınız başlıklar son derece tartışmalı başlıklar Ermenistan açısından. Son dönemde Ermenistan’ın konjonktürü ciddi şekilde değişti. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra çok sayıda Rus vatandaşının Ermenistan’a göç etmesi ülkeyi dönüştürdü. Gürcistan’dan farklı olarak Ermenistan’da Rusça hâlâ yaygın kullanıldığı için ülke Ruslar için daha cazip hâle geldi. Söz konusu göç, bir yandan ekonomiyi canlandırdı, özellikle IT ve yazılım sektörünü büyüttü; ama diğer yandan konut fiyatlarını artırarak ciddi bir barınma krizi de yarattı. Buna rağmen savaş döneminde bile Ermenistan Dramı’nın dolar karşısında değer kazanması gibi beklenmeyen bir tablo ortaya çıktı. Yani Paşinyan savaş ekonomisini bile lehine kullandı ve içeride daha güçlü bir figüre dönüştü. Sadece diplomasi değil, bu ekonomik dönüşüm de onun elini güçlendirdi. Bu sayede, geldiğimiz noktada Ermenistan artık “zayıf ülke” gibi görülecek bir yerde değil.</p>
<p><strong>Paşinyan’ı konuşurken değinmemiz gereken başlıklardan birinin de sosyal medya performansı olduğunu düşünüyorum. Tüm bu ağır siyasi gündemlerin ve krizlerin yanı sıra, bir anda aşk acısı çektiği videolarına denk gelebiliyoruz. Bu iletişim tarzını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce nasıl bir lider Paşinyan?</strong></p>
<p>Paşinyan’ın liderlik tarzı tamamen görünürlük üzerine kurulu. Sosyal medyada aktif, gençlerle doğrudan iletişim kuran, bisikletle işe giden, otobüste yemek yiyen, alternatif müzikler dinleyen, kendisi de çalan, aşk acısı çeken, “bizden” bir profil çiziyor. Bu tabii ki bilinçli bir imaj yönetimi ve büyük ölçüde de işe yarıyor. Hatırlayalım, Kadife Devrim’le iktidara geldiğinde de en büyük destekçisi gençlerdi ve kabinesinin büyük bir bölümünü gençler oluşturuyordu.</p>
<p>Ama Ermenistanlılar bu videolara bazen bizim kadar gülmüyor. Keskin bir eleştiriden bahsetmemekle birlikte şunu demek istiyorum: Ekonomik sıkıntılar ve siyasi gerilimler varken bu “halktan biri” imajı herkes için ikna edici değil. Örneğin kendisine yakın isimlerden biri olan Yerevan Belediye Başkanı, Paşinyan ve partisiyle yollarını ayırdıktan sonra –ki kendisi aynı zamanda oyuncu– Paşinyan’ın bu videolarıyla “dalga geçmeye” başladı. Paşinyan’ın bir parodisini yarattı ve şimdi YouTube kanalında bu karşı-videoları yayınlıyor.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/aa-20260607-41609203-41609196-ermenistan-basbakani-pasinyan-parlamento-secimlerini-kazandiklarini-ifade-etti.jpg" alt=""></p>
<h3>Normalleşme süreci ve Hrant Dink’in katkısı</h3>
<p><strong>Son olarak, Türkiyeli bir Ermeni olarak sizin normalleşme sürecini nasıl değerlendirdiğinizi merak ediyorum.</strong></p>
<p>Azerbaycan belki daha sınırlı; ama Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi hem Ermenistan’da hem Türkiye’de hayli olumlu karşılanan bir süreç. Yakın dönemde Türkiye’den Ermenistan’a giden çok sayıda kişi var ve deneyimlerin büyük kısmı olumlu. Hatırlarsanız iki yıl önce YouTube’da çekilen bazı vloglarda, “<em>Türk olduğumu söyleyince tepki gördüm</em>” gibi önyargılar öne çıkıyordu. O dönem daha çok tek taraflı ve ön kabullere dayalı bir algı hâkimdi. Kapıların açılması gündemiyle süreç artık somutlaşmaya başladı. Örneğin geçtiğimiz hafta iş insanları Kars’a kara yoluyla geldi. Bu ziyaretler bazı yerlerde “garip” ya da beklenmedik bir gelişme gibi sunulsa da aslında yeni dönemin ilk adımları. Kars’ta yapılan büyük toplantıya sadece Kars’ın değil, Erzurum ve Iğdır gibi çevre şehirlerin ticaret odası temsilcileri de katıldı.</p>
<p>Ani Köprüsü’nün onarılması projesi de sürecin en sembolik başlıklarından. Paşinyan’ın Türkiye’ye yıllar sonra yaptığı ziyaret de normalleşmenin sembolik adımlarından biri olarak kayda geçti. Sınırlar açıldığında yalnızca ticaret değil, aynı zamanda uzun süredir devam eden ekonomik ambargo da büyük ölçüde ortadan kalkacak. Süreç çoğu zaman Ermenistan ekonomisi üzerinden tartışılsa da Türkiye ekonomisinin de bu açılıma belirli ölçüde ihtiyaç duyduğu açık. Dolayısıyla bu süreç yalnızca “yardım” ya da “tek taraflı kazanç” ilişkisi değil, karşılıklı ekonomik çıkarların şekillendirdiği bir yapı.</p>
<a href='/haber/karsta-turkiye-ermenistan-is-insanlari-toplantisi-320152' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/03/karsta-turkiye-ermenistan-is-insanlari-toplantisi.jpg' alt='Kars’ta ‘Türkiye-Ermenistan İş İnsanları Toplantısı’' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Kars’ta ‘Türkiye-Ermenistan İş İnsanları Toplantısı’</h5>
<div class='date'>3 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p><strong>Aslında sizden “daha büyük yaştaki” Ermenilerle konuştuğumda, normalleşme sürecini o kadar da içselleştirmediklerini ve “Bu sefer de olmayabilir” hissinin daha baskın olduğunu görüyorum. 30 yıldır aynı söylemlerin tekrarlandığı; ama pratikte çok az şeyin değiştiği yönünde yaygın bir kanaat var. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bizden önceki kuşaklar bu sürecin tüm iniş-çıkışlarını ve habisliklerini bizzat yaşadı. Onlar daha uzun bir tarihsel deneyimden geliyor, daha fazla hayal kırıklığı yaşamış durumdalar. Bu yüzden daha yavaş, daha temkinli bir iyimserlik içindeler. Bu tavrı anlamak gerekiyor. Ben ise bugünü görüyorum. 30 yıl öncesini yalnızca okuyarak, izleyerek biliyorum, yaşamış değilim. Dolayısıyla kendi açımdan değişim ihtimaline daha yakın duruyorum. Son dönemde imzalanan protokoller, kurulan temaslar ve açılan diplomatik kanallar da bu hissimi güçlendiriyor.</p>
<p>30 yıl önceki Türkiye ile bugünkü Türkiye aynı değil, aynı şekilde Ermenistan da çok değişti. Üstelik bugün Ermenistan Başbakanı doğrudan normalleşmeyi hedefleyen ve bunun için ciddi siyasi riskler alan bir çizgide. Buna karşılık uluslararası denge de değişmiş durumda. Tüm bunlar, süreçten geri dönüş ihtimalini azaltan faktörler olsa da elbette konuştuklarımızın hepsi, devletlerin politikalarının birer parçası. Siyaset, doğası gereği çok hızlı değişebilen bir alan. Bugün mümkün görünen, yarın imkânsız hale gelebilir. Bunu en net buradaki iç siyasetten biliyoruz. Kürt siyaseti için dün bambaşka şeyler konuşurken, bugün yeniden barış sürecini tartışıyoruz.</p>
<p>Bu noktada Hrant Dink’i hatırlamak gerekiyor. Çünkü 30 yıl önceki kuşağın en önemli temsilcilerinden biri oydu. Onun kuşağı, bugünküne kıyasla çok daha temkinli ve ihtiyatlı bir çizgide duruyordu. Dink’in yazıları, söyledikleri ve kurduğu dil bugün gelinen noktada önemli bir zemin oluşturdu. Belki tek başına belirleyici değildi; ama iki halkın barışmasına çok kritik bir katkısı vardı. Özellikle Türkiye kamuoyu açısından bakıldığında, Ermenistan’la ilgili algının yumuşamasında onun etkisi çok belirgindi. Onun yazdıkları ve kurduğu temas dili, bugün gelinen normalleşme sürecinin toplumsal zeminini hazırlayan unsurlardan biri oldu. Ermenistan tarafında da karşılığı vardı; ama Türkiye’de yarattığı etki daha görünür ve daha belirleyici oldu. Bugün iki ülke arasında daha rahat konuşulan bir zeminin oluşmasında onun bıraktığı iz hâlâ hissediliyor. (TY)</p>
<a href='/haber/ermenistanla-ani-koprusunun-restorasyonuna-yonelik-mutabakat-zapti-imzalandi-319299' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/05/04/ermenistanla-ani-koprusunun-restorasyonuna-iliskin-mutabakat-zapti-imzalandi.jpg' alt='Ermenistan’la Ani Köprüsü’nün restorasyonuna yönelik mutabakat zaptı imzalandı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Ermenistan’la Ani Köprüsü’nün restorasyonuna yönelik mutabakat zaptı imzalandı</h5>
<div class='date'>4 Mayıs 2026</div>
</div>
</a>
]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:50:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ÖHD ve Barış Anneleri’nden Rahmi Koç hakkında suç duyurusu]]></title><link>https://bianet.org/haber/ohd-ve-baris-annelerinden-rahmi-koc-hakkinda-suc-duyurusu-320329</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/ohd-ve-baris-annelerinden-rahmi-koc-hakkinda-suc-duyurusu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ohd-ve-baris-annelerinden-rahmi-koc-hakkinda-suc-duyurusu-320329</guid><description><![CDATA[Barış Annesi Bedia Gök Öz, yapılan açıklamalarda Kürt halkından özür dilenmesi gerektiğini vurgulayarak, aksi halde özrün kabul edilmeyeceğini söyledi ve boykot çağrısı yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Barış Anneleri İnisiyatifi, Türkiye’nin farklı kentlerinde iş insanı Rahmi Koç hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç duyurularının gerekçesi olarak Kürt kadınlara yönelik ırkçı ve cinsiyetçi ifadeler kullanıldığı iddiası gösterildi.</p>
<h3>İzmir’de adliye önünde açıklama</h3>
<p>İzmir’de İzmir Adliyesi önünde bir araya gelen hukuk örgütleri ve insan hakları savunucuları, suç duyurusunun ardından basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe ve ırkçılığa geçit vermeyeceğiz” pankartı açılırken sık sık “Jin, jiyan, azadî” sloganı atıldı.</p>
<p>ÖHD İzmir Şubesi Eşbaşkanı Fatma Demirer, Kürt halkının tarihsel olarak inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz kaldığını belirterek, Kürt kadınların hem patriyarkal baskıyla hem de etnik ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığını ifade etti. Demirer, savcılıklara “etkili, tarafsız ve kapsamlı soruşturma” çağrısı yaptı.</p>
<h3>Mardin’de suç duyurusu</h3>
<p>Mardin’de Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunun ardından Mardin Adliyesi önünde de açıklama yapıldı.</p>
<p>ÖHD Mardin Şubesi Sekreteri Seher Acay, “Bu zihniyetten özür değil, adalet ve saygı bekliyoruz” dedi. Barış Annesi Türkan Durç ise Kürt kadınlara yönelik yaklaşımın kabul edilemez olduğunu ifade etti.</p>
<h3>İstanbul’da Çağlayan Adliyesi önünde açıklama</h3>
<p>İstanbul’da Barış Anneleri İnisiyatifi, suç duyurusunun ardından Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada yine “Jin, jiyan, azadî” sloganları atıldı.</p>
<p>Barış Annesi Bedia Gök Öz, yapılan açıklamalarda Kürt halkından özür dilenmesi gerektiğini vurgulayarak, aksi halde özrün kabul edilmeyeceğini söyledi ve boykot çağrısı yaptı. Barış Annesi Ayten Toprak ise Kürt kadınlara yönelik ifadeleri kınadığını söyledi. </p>
<h3>“Ayrımcılığa karşı ortak mücadele” vurgusu</h3>
<p>Açıklamalarda, Kürt kadınların hedef alınmasının yalnızca bireysel bir söylem değil, toplumsal eşitliğe ve kadın mücadelesine yönelik bir saldırı olduğu belirtilerek, ayrımcılığa karşı hukuki sürecin takip edileceği söylendi. </p>
<a href='/haber/rahmi-koc-un-ayrimci-kurt-kadin-hasta-fikrasina-yaygin-tepki-320262' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/06/rahmi-koc-un-kurt-kadin-hasta-fikrasina-yaygin-tepki.jpg' alt='Rahmi Koç&#39;un ayrımcı "Kürt kadın hasta" fıkrasına yaygın tepki' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>HASTANE AÇILIŞINDA AYRIIMCILIK</h6>
<h5 class='headline'>Rahmi Koç'un ayrımcı "Kürt kadın hasta" fıkrasına yaygın tepki</h5>
<div class='date'>6 Haziran 2026</div>
</div>
</a>
<a href='/haber/rahmi-koc-ozur-diledi-320272' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/06/rahmi-koc-ozur-diledi.jpg' alt='Rahmi Koç özür diledi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Rahmi Koç özür diledi</h5>
<div class='date'>6 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:45:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sahadaki gazeteciler tutuklu ETHA emekçileri için eyleme çağırıyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/sahadaki-gazeteciler-tutuklu-etha-emekcileri-icin-eyleme-cagiriyor-320327</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/alandaki-gazeteciler-tutuklu-etha-emekcileri-icin-eyleme-cagiriyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/sahadaki-gazeteciler-tutuklu-etha-emekcileri-icin-eyleme-cagiriyor-320327</guid><description><![CDATA[Açıklamada, gazetecilerin yalnızca haber yaptıkları için cezaevinde tutulduğu vurgulanarak “Gazetecilik suç değildir” denildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da sahada görev yapan gazeteciler, tutuklu bulunan ETHA emekçileri ve diğer gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle 10 Haziran’da basın açıklaması yapacaklarını duyurdu.</p>
<p>Eylem, 10 Haziran Çarşamba günü saat 19.00’da Taksim Tünel Meydanı’nda gerçekleştirilecek.</p>
<h3>“Gazetecilik suç değildir”</h3>
<p>Çağrıda, Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik 3 Şubat’ta yapılan operasyonların ardından gözaltına alınarak tutuklanan ETHA emekçileri Pınar, Nadiye, Elif ve Müslüm’ün durumuna dikkat çekildi. Tutukluluklarının üzerinden yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen, bazı isimler hakkında henüz iddianame hazırlanmadığı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, gazetecilerin yalnızca haber yaptıkları için cezaevinde tutulduğu vurgulanarak “Gazetecilik suç değildir” denildi.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/pino.jpg" alt=""></p>
<h3>“Basın özgürlüğü hedefte”</h3>
<p>Metinde, gazetecilerin tutuklanmasının yalnızca bireysel hak ihlali olmadığı, aynı zamanda toplumun haber alma ve bilgiye erişim hakkına yönelik bir müdahale olduğu belirtildi. Basın özgürlüğüne yönelik baskıların son bulması çağrısı yapıldı.</p>
<h3>Çağrı</h3>
<p>Özgür basın emekçileri, tüm gazeteci örgütlerini, emek ve meslek kuruluşlarını, demokratik kitle örgütlerini ve basın emekçilerini eyleme destek vermeye davet etti.</p>
<p>Yapılan çağrıda şu talepler öne çıktı:</p>
<ul>
<li>Tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması</li>
<li>Basın özgürlüğüne yönelik baskıların son bulması</li>
<li>ETHA emekçileri Pınar, Nadiye, Elif ve Müslüm’ün özgürlüğü</li>
<li>Tüm mahpus gazetecilerin serbest bırakılması.</li>
</ul>
<a href='/haber/mahpus-gazeteci-pinar-gayip-bizi-susturmak-istiyorlar-fakat-biz-hala-haberin-pesindeyiz-318088' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/03/27/mahpus-gazeteci-pinar-gayip-bizi-susturmak-istiyorlar-ama-biz-hala-haberin-pesindeyiz.jpg' alt='Mahpus gazeteci Pınar Gayıp: Bizi susturmak istiyorlar fakat biz hâlâ haberin peşindeyiz' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Mahpus gazeteci Pınar Gayıp: Bizi susturmak istiyorlar fakat biz hâlâ haberin peşindeyiz</h5>
<div class='date'>27 Mart 2026</div>
</div>
</a>
<a href='/haber/mahpus-gazeteci-elif-bayburt-gazetecinin-gorevi-her-kosulda-taniklik-etmek-318510' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/04/09/mahpus-gazeteci-elif-bayburt-her-gun-hasta-mahpuslarin-yasadigi-zorluklara-tanik-oluyorum.jpg' alt='Mahpus gazeteci Elif Bayburt:  Gazetecinin görevi her koşulda tanıklık etmek' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Mahpus gazeteci Elif Bayburt:  Gazetecinin görevi her koşulda tanıklık etmek</h5>
<div class='date'>9 Nisan 2026</div>
</div>
</a>

<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:16:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ABD arabuluculuğu devrede: İsrail ve İran karşılıklı saldırıları durdurdu]]></title><link>https://bianet.org/haber/abd-arabuluculugu-devrede-israil-ve-iran-karsilikli-saldirilari-durdurdu-320326</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/abd-arabuluculugu-devrede-israil-ve-iran-karsilikli-saldirilari-durdurdu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/abd-arabuluculugu-devrede-israil-ve-iran-karsilikli-saldirilari-durdurdu-320326</guid><description><![CDATA[İsrail ordusu, İran’ın uyarısına rağmen Lübnan’ın güneyine hava saldırıları düzenlemeyi sürdürüyor. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ise “Ne sahayı ne de müzakere masasını terk ettik” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İran’ın, İsrail ordusunun Lübnan’a yönelik saldırılarına karşılık gece saatlerinde İsrail’e balistik füzelerle saldırı başlatmasının ardından tırmanan gerilimde, tansiyonun düşürülmesi için ABD’nin devreye girmesinin yanı sıra Pakistan ve Katar’ın yürüttüğü diplomatik temaslar da etkili oldu.</p>
<p>İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaşı yürüten birimi Hatemü’l Enbiya Merkez Karargâhı, İsrail’e yönelik askeri operasyonların durdurulduğunu duyurdu.</p>
<p>Hatemü’l Enbiya Merkez Karargâhı tarafından yayımlanan bildiride, “Siyonist rejimin ABD desteği ile Lübnan’ın güneyinde ve Dahiye bölgesindeki saldırılarının ardından rejime acı verici bir karşılık verildi. Silahlı Kuvvetlerin İsrail’e yönelik askeri operasyonları durduruldu” ifadelerine yer verildi.</p>
<p>İran ayrıca, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi halinde daha sert karşılık verileceği uyarısında bulundu.</p>
<a href='/haber/nisan-ateskesi-askida-israil-ve-irandan-karsilikli-saldirilar-320303' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/08/nisan-ateskesi-askida-israil-ve-irandan-karsilikli-saldirilar.jpg' alt='Nisan ateşkesi askıda: İsrail ve İran’dan karşılıklı saldırılar' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Nisan ateşkesi askıda: İsrail ve İran’dan karşılıklı saldırılar</h5>
<div class='date'>8 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<h3>“Netanyahu ile Trump bugün ikinci kez telefonda görüştü”</h3>
<p>İsrail basını, Başbakan Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’ın saldırıları durdurduğunu açıklamasından kısa süre önce aynı gün içinde ikinci kez telefonda görüştüğünü öne sürdü.</p>
<p>İsrail’de yayın yapan Kanal 13 televizyonunun haberine göre, Netanyahu ile Trump gün içinde ikinci kez telefon görüşmesi gerçekleştirdi.</p>
<p>Haberde, söz konusu görüşmenin İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını durdurduğunu açıklamasından kısa süre önce yapıldığı belirtildi.</p>
<p>Yedioth Ahronoth gazetesi ise Netanyahu’nun Trump ile görüşmesinin ardından, İsrail’in akşam ve gece saatlerinde İran’a düzenlenmesi planlanan saldırıları durduracağını ileri sürdü.</p>
<div class="box-13"><em>Associated Press’in haberine göre, Pakistan ve Katar’dan yetkililer, Trump yönetimine “İsrail’in saldırılarını dizginlemesi için” baskı yapma çağrısında bulunurken, İranlı yetkililerden de İsrail’e yönelik saldırıları durdurmalarını istedi.</em></div>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/israil-iran-saldirilar-8haziran2026-aa.jpg" alt=""></p>
<h3>Pezeşkiyan: “Ne sahayı ne de müzakere masasını terk ettik”</h3>
<p>İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin silahlı kuvvetlerinin İsrail’e operasyonlarını durdurduğunu açıklamasının ardından X sosyal medya hesabından açıklama yaptı.</p>
<p>Ulusal güvenlik ve halkın huzurunu öncelediklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, İran milletinin haklarını kararlılıkla savunacaklarını ve hiçbir tehdit karşısında geri adım atmayacaklarını belirtti.</p>
<p>Diplomasi ve savunmanın, ulusal gücün iki kanadı olduğuna işaret eden Pezeşkiyan, “Ne sahayı ne de müzakere masasını terk ettik. Allah’ın izniyle, birlik ve akılla İran bu sınavdan da alnının akıyla çıkacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<a href='/haber/iran-kuveyt-te-abd-guclerine-ev-sahipligi-yapan-askeri-usleri-fuzelerle-vurdugunu-duyurdu-320133' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/03/iran-kuveyt-te-abd-guclerine-ev-sahipligi-yapan-askeri-usleri-fuzelerle-vurdugunu-duyurdu.jpg' alt='İran, Kuveyt&#39;te ABD güçlerine ev sahipliği yapan askeri üsleri füzelerle vurduğunu duyurdu' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>İran, Kuveyt'te ABD güçlerine ev sahipliği yapan askeri üsleri füzelerle vurduğunu duyurdu</h5>
<div class='date'>3 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<h3>İsrail ordusu Lübnan’ın güneyine hava saldırıları düzenledi</h3>
<p>İran’ın, Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarının sürmesi halinde daha sert karşılık vereceği yönündeki uyarısına rağmen İsrail, Lübnan’ın güneyindeki beldelere saldırılarını sürdürdü.</p>
<p>Lübnan resmi ajansı NNA’nın haberine göre, İsrail ordusu, ülkenin güneyindeki beldelere yönelik hava saldırıları düzenledi.</p>
<p>İsrail savaş uçakları Lübnan’ın güneyindeki Zerariye, Kevseriyyet Ruz, Burc eş-Şemali, Harayib, Hırbet ed-Duveyr ve Maşuk beldelerine saldırılar gerçekleştirdi.</p>
<p>Güneydeki Arabsalim beldesine de insansız hava aracıyla saldırı düzenleyen İsrail ordusu, Kefer Tebnit beldesini de topçu atışlarıyla hedef aldı.</p>
<p>Saldırılarda ölen ya da yaralanan olup olmadığına ilişkin henüz açıklama yapılmadı.</p>
<a href='/haber/lubnan-ve-israil-arasinda-abd-arabuluculugunda-sartli-ateskes-320185' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/04/lubnan-ve-israil-arasinda-abd-arabuluculugunda-sartli-ateskes.png' alt='Lübnan ve İsrail arasında ABD arabuluculuğunda ‘şartlı ateşkes’' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Lübnan ve İsrail arasında ABD arabuluculuğunda ‘şartlı ateşkes’</h5>
<div class='date'>4 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<h3>“İsrail’in son saldırılarında can kaybı veya yaralanma olmadı”</h3>
<p>İran devlet televizyonuna konuşan İran Kızılay Kurumu Sözcüsü Mücteba Halidi, İsrail saldırılarına ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>Halidi, yerel saatle 04.00 sıralarında başlayan saldırılarda 12 noktanın hedef alındığını belirtti.</p>
<p>İranlı yetkili, şu ana kadar herhangi bir can kaybı veya yaralanma vakasının tespit edilmediğini söyledi.</p>
<a href='/haber/savasin-40-gununde-ateskes-iran-in-10-maddelik-teklifinde-neler-var-318460' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/04/08/savasin-40-gununde-ateskes-iran-in-10-maddelik-teklifinde-neler-var.png' alt='Savaşın 40. gününde ateşkes: İran&#39;ın 10 maddelik teklifinde neler var?' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Savaşın 40. gününde ateşkes: İran'ın 10 maddelik teklifinde neler var?</h5>
<div class='date'>8 Nisan 2026</div>
</div>
</a>

<p>(VC)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yeni Akit ve En Son Haber, MA muhabiri Sema Bingöl’ü hedef gösterdi]]></title><link>https://bianet.org/haber/yeni-akit-ve-en-son-haber-ma-muhabiri-sema-bingolu-hedef-gosterdi-320325</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/yeni-akit-ve-en-son-haber-ma-muhabiri-sema-bingolu-hedef-gosterdi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/yeni-akit-ve-en-son-haber-ma-muhabiri-sema-bingolu-hedef-gosterdi-320325</guid><description><![CDATA[Yeni Akit, En Son Haber ve haberler.com, MA muhabiri Sema Bingöl’ü hedef alan yayınlar yaptı. Meslek örgütleri, gazetecilik faaliyetlerinin kriminalize edilmesine karşı Bingöl’le dayanışma mesajı verdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Akit, En Son Haber ve haberler.com Ankara’da Gezi Direnişi ve Ethem Sarısülük anmasını takip ederken gözaltına alınan, ardından serbest bırakılan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Sema Bingöl’ü hedef gösterdi.</p>
<p>Yeni Akit ve En Son Haber, Bingöl’ün yıl içinde takip ettiği eylem ve etkinlikleri “provokatif eylem” başlığı altında listeledi.</p>
<p>Takip ettiği basın açıklamaları, anmalar, 1 Mayıs, Newroz ve kadın eylemleri gibi haber konularını “suç kaydı” gibi sıraladı. Kamusal olayları izlemesini ve haberleştirmesini suç faaliyeti gibi gösterdi.</p>
<p>Haberde Bingöl’ün gazetecilik faaliyeti “maske” ve “kılıf” ifadeleriyle kriminalize edilirken, ailesine ilişkin bilgiler de haberleştirildi.</p>
<p>Birbirinin aynısı olan iki metinde de Bingöl hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunup bulunmadığına dair bilgi verilmedi. Buna rağmen Bingöl ve yakınları suçlayıcı, yaftalayıcı ve hedef gösterici ifadelerle anıldı.</p>
<p>haberler.com ise benzer konuları iddia olarak verdi. Ancak iddiasını kimseye dayandırmadı.</p>
<h3>Meslek örgütlerinden gazeteciye destek, habere tepki</h3>
<p>Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve DİSK Basın İş Bingöl’ün hedef gösterilmesine tepki gösterdi.</p>
<p>DFG ise yayınlarda emniyet kaynaklı bilgilerin kullanıldığını, gazetecinin yanı sıra aile fertlerinin de hedef haline getirildiğini söyledi. Dernek, söz konusu yayınlar hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Mezopotamya Ajansı muhabiri Sema Bingöl’ün, bazı yayın organlarında emniyet kaynaklı bilgiler üzerinden hedef haline getirilmesi basın özgürlüğüne yönelik açık bir saldırıdır. Daha da vahim olanı, gazetecinin yanı sıra aile fertlerinin de bu yayınlarla hedef gösterilmesidir.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Gazetecileri kriminalize etmeyi, kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmayı ve baskı altına almayı amaçlayan bu yayın anlayışı, halkın haber alma hakkına ve basın özgürlüğüne zarar vermektedir. </em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Sema Bingöl ile dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtiyor;  gazetecileri hedef gösteren, nefret ve kutuplaştırıcı dili besleyen yayın politikalarına son verilmesi çağrısında bulunuyoruz. Meslektaşımızı hedef gösteren yayınlar hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı ve sürecin takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.”</em></p>
<h3>"Sistematik hedef gösterme ve itibarsızlaştırma politikası"</h3>
<p>MKG, Bingöl’ün takip ettiği haberlerin, basın açıklamalarının, Newrozların, 1 Mayısların ve toplumsal olayların gazetecilik faaliyetinin doğal parçası olduğunu belirterek gazeteciye destek verdi:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Gazetecilik faaliyetlerinin kriminalize edilmesini ve meslektaşımız Sema Bingöl’ün hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Bir gazetecinin takip ettiği haberler, izlediği basın açıklamaları, Newrozlar, 1 Mayıslar ve toplumsal olaylar gazetecilik faaliyetinin doğal parçasıdır. Haber takibini ‘suç kaydı’ gibi sunmak, yalnızca bir gazeteciyi değil, halkın haber alma hakkını da hedef almaktır.           </em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Kadın gazetecilere yönelik sistematik hedef gösterme ve itibarsızlaştırma politikalarına karşı dayanışmamızı büyüteceğimizi bir kez daha vurguluyor, meslektaşımız Sema Bingöl’ün yanında olduğumuzu belirtiyoruz.”</em></p>
<h3>"Tetikçilik rolü"</h3>
<p>DİSK Basın İş de <em>“Gazetecileri kriminalize etmeye çalışarak, hem gazetecileri hem de gazeteciliği itibarsızlaştırmayı amaçlayan bu saldırıları kabul etmiyoruz. Yargının gazeteciler üzerinde bir baskı aracına dönüştürüldüğü ülkemizde, Akit gibi yayınların adeta ‘tetikçilik’ rolü üstlenmeleri basın özgürlüğünü hedef almakta ve sindirme politikasına hizmet etmektedir. Gazetecileri hedef göstermek suçtur. Gazetecileri hedef göstermek halkın haber alma hakkına bir saldırıdır. Sema Bingöl’ün yanındayız ve sürecin takipçisi olacağız!”</em> dedi.</p>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:05:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Demokratik bir Türkiye ihtiyacı her zamankinden daha yakıcı”]]></title><link>https://bianet.org/haber/demokratik-bir-turkiye-ihtiyaci-her-zamankinden-daha-yakici-320323</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/demokratik-bir-turkiye-ihtiyaci-her-zamankinden-daha-yakici.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/demokratik-bir-turkiye-ihtiyaci-her-zamankinden-daha-yakici-320323</guid><description><![CDATA[Agos Gazetesi yazarı Pakrat Estukyan, yazar Ayşegül Devecioğlu, siyasetçi Mehmet Bekaroğlu ve gazeteci Çilem Küçükkeleş, “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”na ilişkin bianet’e konuştu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında demokrasi, toplumsal barış, eşit yurttaşlık ve ortak gelecek tartışmalarını yeniden gündeme taşımayı amaçlayan “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”, 13-14 Haziran tarihlerinde İstanbul'daki Cem Karaca Kültür Merkezi'nde yapılacak.</p>
<p> “İkinci Yüzyılda Ortak Gelecek” temasıyla düzenlenecek konferans, siyasetçilerden akademisyenlere, gazetecilerden hak savunucularına kadar çok sayıda ismi bir araya getirecek.</p>
<h3>“Temel referans noktamız Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacıdır”</h3>
<p>Konferansın çağrıcıları arasında yer alan Agos Gazetesi yazarı Pakrat Estukyan, etkinliğin yalnızca Türkiye açısından değil, dünyadaki siyasal gelişmeler açısından da kritik bir dönemde yapıldığına dikkat çekti.</p>
<p>Estukyan, konferansın gerekçesini şöyle anlattı:</p>
<p>“Öyle bir zamanda bir araya geliyoruz ki bütün dünyada demokratik kazanımlar teker teker geri alınıyor. Güvenlik politikaları gerekçesiyle başta Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere birçok ülkede demokratik haklar budanıyor. Böylesi bir dönemde biz hâlâ demokratik bir Türkiye’nin gerekli olduğuna inanıyoruz. Türkiye’de yaşayan insanların mutluluğu, huzuru ve insanca yaşayabilmesi için buna ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle farklı düşüncelerin bir araya gelip kendilerini ifade edebileceği böyle bir konferansın düzenlenmesini gerekli gördük.”</p>
<h3>“Önemli bir zemin”</h3>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/06/pakratestukyan1-990x572.jpg" alt="">
<figcaption><strong><em>*Pakrat Estukyan/ Fotoğraf: Journo</em></strong></figcaption>
</figure>
<p>Konferansın Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini vurgulayan Estukyan, bu yaklaşımın kapsayıcı olduğunun altını çizdi:</p>
<p>“Türkiye’nin ihtiyaçları dediğimizde yalnızca Türklerin ihtiyaçlarını kastetmiyoruz. Bizim anlayışımıza göre Türkiye’nin ihtiyaçları, bu ülkede yaşayan bütün halkların ihtiyaçlarıdır. Herkesin beklentileri, herkesin daha mutlu ve daha demokratik bir ülkenin kurulmasında üstleneceği rol anlamına geliyor. Bu nedenle konferansın ekseni Türkiye’dir. Elbette bazı başlıklar evrensel tartışmalara da uzanıyor ancak temel referans noktamız Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacıdır.”</p>
<p>Estukyan, konferansın tek başına çözüm üretme iddiasında olmadığını ancak önemli bir tartışma zemini sunduğunu da belirtti:</p>
<p>“Bu konferansa sihirli değnek işlevi yüklemek doğru olmaz. Elbette iki gün boyunca konuşulacak ve ardından hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi düşünenler olabilir. Ancak burada çok kıymetli isimler söz alacak. Ortaya konulacak düşünceler önemlidir. Asıl mesele bu fikirlerin topluma ne kadar ulaşacağıdır. Burada medyanın rolü belirleyici olacak.”</p>
<h3>Medyaya çağrı</h3>
<p>Medyanın ilgisine ilişkin kaygılarını da dile getiren Estukyan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Benim en büyük kaygım medyanın bu süreçte kendi görevini yerine getirip getirmeyeceğidir. Daha önce yaptığımız basın toplantısına gösterilen ilgiden hareketle bu kaygıyı taşıyorum. Oysa medya bu tartışmaları görünür kıldıkça konferans daha işlevsel olacak ve amacına daha fazla hizmet edecektir.”</p>
<p>Konferans sonunda bir sonuç bildirgesi hazırlanacağını belirten Estukyan, ilerleyen süreçte daha kapsamlı yayınların da mümkün olabileceğini söyledi:</p>
<p>“Şimdilik planlanan şey bir sonuç bildirgesi hazırlanması. Ancak konferansın tüm dökümünün ileride bir kitap ya da başka bir yayına dönüşmesi çok anlamlı olabilir. Hatta çok dilli bir yayın hazırlanması da son derece değerli bir çalışma olur.”</p>
<p>Estukyan ayrıca, konferansta yapacağı sunumda dil hakları ve çoğulculuk konularını ele alacağını belirtti:</p>
<p>“Türkiye’de uzun yıllar boyunca Türk etnik kimliği dışında kalan topluluklar çeşitli mağduriyetlerle karşı karşıya kaldı. Ana dilin yasaklanması, baskılanması, küçümsenmesi ya da cezalandırılması gibi uygulamalar sadece bir halka yönelik değildi. Bu nedenle bugün yalnızca Ermenilerden söz etmek yeterli değil. Ben sunumumda daha çok günümüzde somut sorunlarla karşı karşıya bulunan bütün toplumların hakları ve ortak demokratik geleceği üzerine konuşmak istiyorum.”</p>
<h3>“Barış fırsatını kaçırma riski ile karşı karşıyayız”</h3>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/06/aysegul.jpg" alt="">
<figcaption><strong><em>*Ayşegül Devecioğlu</em></strong></figcaption>
</figure>
<p>Konferansın çağrıcılarından yazar Ayşegül Devecioğlu da konferansın tarihsel ve politik bağlamına dikkat çekti.</p>
<p>Devecioğlu, çağrının önemini şu sözlerle değerlendirdi:</p>
<p>“Konferans çağrısında da ifade ettiğimiz gibi önemli bir tarihsel eşikteyiz. Son mutlak butlan gelişmesi geçmişteki benzer olaylarla özdeşleştirilemez. Dünyanın ve bölgenin yaşam alanlarımızın egemenlerin ve emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlenmesine ilişkin önemli bir hamle yapıldı. Bu yeni düzende hukuka, demokrasiye, eşitliğe hatta seçime de yer yok.”</p>
<p>Devecioğlu, barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin de eleştiriler yöneltti:</p>
<p>“Öte yandan ülkenin ve bölgenin geleceği açısından hayati olan barış ve demokratik toplum süreci, iktidarın iki dudağı arasında araçsallaştırıldı. Barış fırsatını göz göre göre kaçırma riskiyle de karşı karşıyayız. Meclis komisyon raporundaki mutabakata rağmen çıkarılması gereken yasalar çıkmadı. Hasta tutsaklar, infaz yasası, kayyım uygulamaları konusunda gelişme yok. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı gibi otoriterleşme akıl almaz bir hızla artıyor.”</p>
<h3>“Konferans bir başlangıç”</h3>
<p>Kürt meselesine de değinen Devecioğlu, çözümün ancak demokratikleşmeyle mümkün olabileceğini söyledi:</p>
<p>“Kürt sorunu gibi kökü Cumhuriyetin kuruluşuna dayanan yapısal bir sorun, silahsızlandırmaya indirgenerek adil ve barışçıl bir çözüme ulaşılamaz. Yerinden demokrasi, eşit yurttaşlık, anadilinde yaşam ve eğitim gibi evrensel hakların tanınmasıyla barış ve demokrasi sağlanabilir.”</p>
<p>Devecioğlu, konferansı bir başlangıç olarak gördüklerini vurgulayarak şöyle konuştu:</p>
<p>“Hayat, her an bize barış ve demokrasi talebinin birbirinin nasıl ayrılmaz bir parçası olduğunu yeniden ve yeniden gösteriyor. Bu moment riskler ve tehlikeler kadar olanaklar ve fırsatlar da barındırıyor. Biz de konferans çağrıcıları olarak toplumsal barışın ve demokrasinin siyasi ve toplumsal zeminini güçlendirmek amacıyla yola çıktık. Bu konferansı bir başlangıç olarak görüyoruz. Bütün toplumsal kesimlere, siyasi aktörlere, barış ve demokrasi isteyen herkese gelin, hep birlikte konuşalım, geleceğimizi birlikte kuralım diyoruz.”</p>
<h2>“Çözüm yeterince toplumsallaşmadı”</h2>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/06/mehmet-bekaroglu.jpg" alt="">
<figcaption><strong><em>*Mehmet Bekaroğlu</em></strong></figcaption>
</figure>
<p>Konferansın çağrıcılarından siyasetçi Mehmet Bekaroğlu ise Türkiye’de gündemin yapay tartışmalarla meşgul edildiğini söyledi.</p>
<p>Bekaroğlu, şöyle dedi:</p>
<p>“Yapay, tuhaf gündemlerle boğulup gidiyoruz. Oysa ekmek meselesi, çalışma hayatı, toplumsal barış gibi son derece hayati konular var. Bunlar sanki yokmuş gibi davranılıyor. Böyle dönemlerde yazan, çizen, düşünen insanların, aydınların ve entelektüellerin bu sele karşı durup söz söylemesi gerekir. Ben bu konferansı biraz da böyle görüyorum.”</p>
<p>Türkiye’de çözüm ve demokratikleşme tartışmalarının yeterince toplumsallaşmadığını belirten Bekaroğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çok önemli sorunların temelini oluşturan ciddi bir konu ilk kez bu kadar yaygın biçimde gündeme geldi. Çözüm süreci deniyor, demokratik toplum deniyor ama konu bir türlü toplumsallaşamıyor. Sürekli başka gündemler ortaya atılıyor. Son olarak CHP’deki butlan tartışmaları gibi konular bütün dikkatleri üzerine çekiyor. Biz açıkçası konferansın geri plana düşmesinden endişe ettik. Ama ben tam tersine insanların burada nefes alabileceğini düşünüyorum.”</p>
<p>Bekaroğlu, konferansın Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı açısından önemine de vurgu yaptı:</p>
<p>“Cumhuriyet’in ikinci yüzyılda yeniden, yeni kavramlarla ve yeni kuşakların diliyle konuşulması gerekiyor. Bu konferansın böyle bir iddiası var. Belki tek başına bunu gerçekleştiremez ama bu yöndeki çabalara önemli bir katkı sağlayacaktır.”</p>
<p>Bekaroğlu konferansta “demokratik vatanseverlik” başlıklı bir sunum yapacağını da belirtti.</p>
<h2>“Yüzyıllık eşitsizlik birlikte yaşamı zorlaştırdı”</h2>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/06/cilem.jpg" alt="">
<figcaption><strong><em>*Çilem Küçükkeleş</em></strong></figcaption>
</figure>
<p>Gazeteci Çilem Küçükkeleş ise konferansın toplumsal eşitsizlikleri tartışmak için önemli bir zemin sunduğunu söyledi, şöyle devam etti:  </p>
<p>“Tüm dünyada olduğu gibi bizim cumhuriyetimiz de cinsiyet eşitsizliğine kör bakarak kuruldu. Sanki hiç kadın mücadelesi yokmuş gibi yansıtılıp kadınlara seçme hakkı verince büyük bir devrim yapılmış gibi davranıldı. Diğer tüm eşitsizlikler görmezden gelindi.”</p>
<p>Cumhuriyetin tarihsel olarak farklılıkları dışlayan bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Küçükkeleş, şöyle dedi:</p>
<p>“Sonra bu eşitsiz iktidar ve erkekte siyaseti biriktiren cumhuriyet, farklılıklara, inançlara ve doğaya hem tekçi hem de talan edici bir yaklaşım sergiledi. Bu yönetim biçimi toplumların itirazlarını ve mücadelelerini de beraberinde getirdi.”</p>
<h3>“Konferans hepimize umut veren bir çaba”</h3>
<p>Küçükkeleş, yüzyıllık deneyimin birlikte yaşam konusunda önemli dersler içerdiğini vurguladı:</p>
<p>“Yüzyıllık deneyim gösterdi ki birlikte yaşamayı bilmeyen cumhuriyet demokratikleşemiyor. İkinci yüzyılında cumhuriyetin demokratik dönüşümüne katkı sunmak, birlikte konuşmak, birliğimizi çoğaltmak için bu konferans hepimizi umut veren bir çabadır. Durup bekleyen değil, müdahale eden bir zemin sunuyor.”</p>
<p>Küçükkeleş tüm toplumu 13-14 Haziran’da yapılacak konferansa davet etti.</p>
<a href='/haber/cumhuriyetin-demokratik-donusumu-konferansi-icin-cagri-319810' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/05/21/cumhuriyetin-demokratik-donusumu-konferansi-icin-cagri.jpg' alt='“Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” Konferansı için çağrı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>“Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” Konferansı için çağrı</h5>
<div class='date'>21 Mayıs 2026</div>
</div>
</a>
<a href='/haber/cumhuriyetin-demokratik-donusumu-konferansi-istanbulda-toplaniyor-320195' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/04/cumhuriyetin-demokratik-donusumu-konferansi-istanbulda-toplaniyor.jpeg' alt='“Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” İstanbul’da toplanıyor' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>İKİ GÜNLÜK PROGRAM AÇIKLANDI</h6>
<h5 class='headline'>“Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” İstanbul’da toplanıyor</h5>
<div class='date'>4 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:46:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Arnavutluk’ta “Trump ailesi bağlantılı” ada projesine karşı protestolar büyüyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/arnavutlukta-trump-ailesi-baglantili-ada-projesine-karsi-protestolar-buyuyor-320322</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/arnavutlukta-trump-ailesi-baglantili-ada-projesine-karsi-protestolar-buyuyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/arnavutlukta-trump-ailesi-baglantili-ada-projesine-karsi-protestolar-buyuyor-320322</guid><description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump’ın kızı Ivanka Trump ile damadı Jared Kushner’ın bağlantılı olduğu lüks turizm projesi, Arnavutluk’ta çevre hakkı, kamusal kıyılara erişim ve yolsuzluk tartışmalarını ekseninde kitlesel protestolara dönüştü. Binlerce kişi “Arnavutluk satılık değil” diyerek sokağa çıktı. Halk Başbakan Edi Rama’nın istifasını istiyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Arnavutluk’ta, ABD Başkanı Donald Trump’ın kızı Ivanka Trump ve damadı Jared Kushner’ın adıyla anılan lüks turizm projesine karşı protestolar büyüyor.</p>
<p>Projenin merkezinde, ülkenin batı kıyısındaki Sazan Adası ile Vjosa-Narta koruma alanı çevresindeki kıyı şeridi var. Bir dönem askeri bölge olarak kullanılan Sazan Adası, bugün hem tarihi mirası hem de çevresindeki deniz ve sulak alan ekosistemi nedeniyle tartışmanın odağında.</p>
<p><iframe style="border: 0;" src="https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m18!1m12!1m3!1d24273.156579327027!2d19.25810159829396!3d40.494186007522835!2m3!1f0!2f0!3f0!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!3m3!1m2!1s0x13453c743e1a7c85%3A0x8e41104b7a2d8c9b!2sSazan%20Adas%C4%B1!5e0!3m2!1str!2sus!4v1780915395807!5m2!1str!2sus" width="600" height="450" allowfullscreen="allowfullscreen" loading="lazy"></iframe></p>
<p>Arnavutluk hükümeti, Aralık 2024’te Kushner’ın yatırım ağıyla bağlantılı Atlantic Incubation Partners şirketine Sazan Adası’nda 45 hektarlık lüks turizm projesi için “stratejik yatırımcı” statüsü verdi. Projenin 1,4 milyar euroluk yatırım ve yaklaşık 1000 kişilik istihdam yaratacağı ileri sürülüyor.</p>
<p>Ancak çevre örgütleri, yerel halk ve hak savunucuları, yatırımın yalnızca bir turizm projesi olmadığını, koruma altındaki alanların statüsünün değiştirilmesi, kıyıların kamusal kullanımının sınırlanması ve mülkiyet süreçlerindeki şeffaflık eksikliği nedeniyle daha geniş bir hak ihlali tartışması yarattığını söylüyor.</p>
<h3>“Adayı keşfettik” sözleri tepki çekti</h3>
<p>Ivanka Trump’ın bir podcast yayınında Sazan Adası’ndan söz ederken, eşi Jared Kushner ile birlikte bir tekne gezisi sırasında adaya yüzerek çıktıklarını ve adadan “büyülendiklerini” anlatması, Arnavutluk kamuoyunda tepkiyle karşılandı.</p>
<p>Trump’ın sözleri, adanın ve çevresindeki kıyıların yerel halk, ekosistem ve kamusal hafıza açısından taşıdığı anlamı görünmez kıldığı gerekçesiyle eleştirildi.</p>
<p>Ivanka Trump, adayı “bir keşif” gibi tarif ederken, Arnavutluk’ta binlerce kişi projenin kendi kıyılarını, sulak alanlarını ve yaşam alanlarını tehdit ettiğini düşünüyor.</p>
<h3>Dikenli tel, iş makineleri, özel güvenlik</h3>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.bianet.org/2026/06/arnavutluk.jpg" alt="">Protestolar, Mayıs sonundan itibaren Zvërnec yakınlarında iş makinelerinin ve özel güvenlik görevlilerinin görülmesiyle büyüdü. Çevre örgütleri ve yerel halk, kıyıya erişimin dikenli tellerle engellendiğini, kumulların ve çamlık alanların zarar gördüğünü belirtiyor.</p>
<p>Başkent Tiran’da binlerce kişi günlerdir sokakta. Protestolarda “Arnavutluk satılık değil”, “Projeyi iptal edin” ve “Ivanka evine dön” sloganları öne çıktı.</p>
<p>Eylemlerde pembe flamingolar da simgeye dönüştü, çünkü Vjosa-Narta sulak alanı flamingolar, pelikanlar ve çok sayıda kuş türü için önemli bir yaşam ve üreme alanı.</p>
<p>Avrupa'nın en önemli göçmen kuş koridorlarından birinin parçası olan bölge, 70'ten fazla nesli tehlikede olan türe ve 200'den fazla kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda Akdeniz'de kalan son kalan bozulmamış delta sistemini oluşturuyor.</p>
<h3>"Sadece çevre meselesi değil"</h3>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/tiran.jpg" alt=""></p>
<p>The Guardian’a konuşan Arnavutluk Doğal Çevreyi Koruma ve Muhafaza Derneği’nden (PPNEA) Aleksandr Trajçe, süreçte kamuoyuna açık belge, izin ve danışma mekanizması görmediklerini söyledi. Trajçe’ye göre mesele artık yalnızca çevre meselesi değil, kamusal alan, mülkiyet ve hukukun üstünlüğü meselesi.</p>
<p>“Baştan sona tam bir şeffaflık eksikliği yaşandı” diyen Trajçe "İzinlerle ilgili hiçbir kamuoyu istişaresi veya kamuya açık belge görmedik ve bu nedenle şimdi diyoruz ki, eğer buldozerleri kaldırırlarsa, çiti kaldırırlarsa ve yaşam alanlarını eski haline getirirlerse, o zaman konuşmaya başlayabiliriz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>“Arnavutluk’un koruma altındaki bölgelerinde daha önce böyle bir şey görmedik. Bu sadece emsalsiz değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünün tamamen çöktüğü, toplumun, çevrenin hiçbir şekilde dikkate alınmadığı, sözleşme izinlerinin olmadığı, sadece buldozerlerin içeri girdiği bir durum.” diye de ekledi.</p>
<p>Protestocular projenin iptalini ve Başbakan Edi Rama’nın istifasını istiyor.</p>
<h3>Savcılık soruşturma başlattı</h3>
<p>Arnavutluk Özel Yolsuzluk ve Organize Suç Savcılığı SPAK, 2024’te yapılan koruma statüsü ve arazi mülkiyetine ilişkin değişiklikleri soruşturuyor.</p>
<p>Soruşturma, Sazan Adası ve Vjosa-Narta koruma alanı çevresinde turizm yatırımının önünü açan düzenlemelere odaklanıyor.</p>
<h3>Rama: Yatırım durmayacak</h3>
<p>Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ise projeyi savunuyor. Rama, yatırımı ülkenin üst gelir grubuna hitap eden turizm hedefinin parçası olarak görüyor ve Arnavutluk’un büyük ölçekli uluslararası yatırımlardan korkmaması gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Geçen yıl Arnavutluk'u 2030 yılına kadar AB'ye sokma sözüyle dördüncü kez seçilen Rama, aynı zamanda bu kalkınma projesinin bakir kıyı şeridini tehlikeye atacağı iddialarını da reddetti.</p>
<p>Rama, projeye ilişkin eleştiriler üzerine protestocularla görüşebileceğini ifade etse de, yatırımın kendi iktidarı döneminde durmayacağını söyledi.</p>
<p>Rama proje ilk gündeme geldiğinde de "Bu Trump'la ilgili değil, Jared'ın harika bir projesi olan Amerikalı bir yatırımcı olmasıyla ilgiliydi" demişti.</p>
<p>Rama’nın son açıklaması ise "Misafirperverliğimizi korumamız, adil olmamız ve hiçbir koşulda yatırımcıların düşmanlıkla karşılandığı bir ülke damgası yemememiz çok önemli" şeklinde oldu.</p>
<p>Protestoların arkasında İran olduğunu iddia etti. Ayrıca proje karşıtı propagandanın Yahudi karşıtı bir nitelik kazandığını savundu.</p>
<p>Arnavutluk halkı ise şimdi 10 Haziran’da projeye karşı ülke genelinde daha geniş katılımlı bir eylem çağrısında bulunuyor.</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Bu haberin yapımında Reuters, Al Jazeera, The Guardian, European Western Balkans, Tiran Times ve Albanian Daily News’ten yararlandık.</em></p>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[MHP'de 15. fesih kararı: Konya il teşkilatı kapatıldı]]></title><link>https://bianet.org/haber/mhp-de-15-fesih-karari-konya-il-teskilati-kapatildi-320321</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/mhp-de-15-fesih-karari-konya-il-teskilati-kapatildi.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/mhp-de-15-fesih-karari-konya-il-teskilati-kapatildi-320321</guid><description><![CDATA[Kararı, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Milliyetçi Hareket Partisi'nde (MHP) teşkilat yapılanmasına yönelik değişiklikler sürüyor. Son olarak Konya İl Teşkilatı ve bağlı organlar feshedilirken, İl Başkanlığı görevine Sedat Göncü atandı.</p>
<p>Kararı, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın duyurdu. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Yalçın, Konya İl Teşkilatı'nın parti tüzüğünün ilgili maddeleri kapsamında feshedildiğini belirtti.</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">Milliyetçi Hareket Partisi Konya il teşkilat organları parti tüzüğümüzün 52. ve 54. maddelerinin tanıdığı yetkiye istinaden, tüzüğümüzün ilgili maddesi uyarınca feshedilmiştir.<br><br>Yine aynı maddelerin verdiği yetki çerçevesinde, Milliyetçi Hareket Partisi Konya İl Başkanlığı…</p>
— E. Semih Yalçın (@E_SemihYalcin) <a href="https://x.com/E_SemihYalcin/status/2063935853555052682?ref_src=twsrc%5Etfw" target="_blank" rel="nofollow">June 8, 2026</a></blockquote>
<p>Yalçın açıklamasında, "Milliyetçi Hareket Partisi Konya il teşkilat organları, parti tüzüğümüzün 52. ve 54. maddelerinin tanıdığı yetkiye istinaden feshedilmiştir. Aynı maddelerin verdiği yetki çerçevesinde MHP Konya İl Başkanlığı görevine Sedat Göncü atanmıştır" dedi. </p>
<p>Konya teşkilatının feshedilmesiyle birlikte MHP'de son iki ay içerisinde görevden alınan il teşkilatlarının sayısı 15'e yükseldi. Süreç, 6 Nisan'da İstanbul İl Teşkilatı'nın feshedilmesiyle başlamıştı.</p>
<p>İstanbul'un ardından Kütahya, Eskişehir, Kars, Çanakkale, Bilecik, Muğla, Bolu, Ardahan, Bingöl, Antep, Malatya, Isparta ve Urfa il teşkilatları da parti yönetiminin kararıyla feshedilmişti.</p>
<p>(EMK)</p><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İmamoğlu: FETÖ iftiralarını atanlarla hukuk önünde hesaplaşacağız]]></title><link>https://bianet.org/haber/imamoglu-feto-iftiralarini-atanlarla-hukuk-onunde-hesaplasacagiz-320318</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/imamoglu-feto-iftiralarini-atanlarla-hukuk-onunde-hesaplasacagiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/imamoglu-feto-iftiralarini-atanlarla-hukuk-onunde-hesaplasacagiz-320318</guid><description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından paylaşılan açıklamasında İmamoğlu, "İftiralara karşı yanıtımdır! Babam Hasan İmamoğlu’nun işlettiği herhangi bir okul olmamıştır" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu ile ilgili iddialara cevap verdi.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından paylaşılan açıklamasında İmamoğlu, "İftiralara karşı yanıtımdır! Babam Hasan İmamoğlu’nun işlettiği herhangi bir okul olmamıştır" dedi.</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">İftiralara karşı yanıtımdır!<br><br>Babam Hasan İmamoğlu’nun işlettiği herhangi bir okul olmamıştır.<br><br>Olmayan bir okulun FETÖ iltisakı sebebiyle kapanması da söz konusu olamaz.<br><br>Böyle alçakça iftiralar benim ve ailemin üzerine yapışmaz!<br><br>Bu iftiraları atarak komplo kuran kişi ve…</p>
— Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (@CAOIletisim1) <a href="https://x.com/CAOIletisim1/status/2063934606924022221?ref_src=twsrc%5Etfw" target="_blank" rel="nofollow">June 8, 2026</a></blockquote>
<p>Ekrem İmamoğlu, "Olmayan bir okulun FETÖ iltisakı sebebiyle kapanması da söz konusu olamaz. Böyle alçakça iftiralar benim ve ailemin üzerine yapışmaz!" tepkisini gösterdi.</p>
<p>İmamoğlu, paylaşımında, "Bu iftiraları atarak komplo kuran kişi ve kurumlarla elbette hukuk önünde hesaplaşacağız" dedi.</p>
<p>(EMK)</p><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özel: Yarın benim konuşacağım grup toplantısı yapılacak]]></title><link>https://bianet.org/haber/ozel-yarin-benim-konusacagim-grup-toplantisi-yapilacak-320317</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/ozel-yarin-benim-konusacagim-grup-toplantisi-yapilacak.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ozel-yarin-benim-konusacagim-grup-toplantisi-yapilacak-320317</guid><description><![CDATA[CHP'nin son kurultaylarının yok sayılmak istendiğini savunan Özel, partinin seçilmiş yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına yönelik girişimlerin arkasında bir "saray planı" olduğunu söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı açıklamada, parti içerisinde yaşanan tartışmalara ve yarın yapılacak grup toplantısına ilişkin konuştu.</p>
<p>CHP'nin son kurultaylarının yok sayılmak istendiğini savunan Özel, partinin seçilmiş yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına yönelik girişimlerin arkasında bir "saray planı" olduğunu söyledi. </p>
<h3>"Saray aklıyla karşı karşıyayız"</h3>
<p>Özel, CHP'nin son dört kurultayında Yüksek Seçim Kurulu tarafından mazbata verilmiş bir genel başkan ve yönetimin görevden uzaklaştırılmaya çalışıldığını belirterek, "Bütün dünyada yankı uyandıran ve siyasi tarihimize kara bir leke olarak geçen butlan kararıyla, CHP'nin son dört kurultayında seçilmiş olan genel başkanının ve parti yönetiminin görevden uzaklaştırılıp pandemide seyircisiz yapılan 2020 kurultayının sonuçlarıyla partiyi yönettirmeye çalışan bir saray aklıyla karşı karşıyayız" dedi.</p>
<p>Yaşanan süreçte beklenen tavrın partinin birlik içinde yeniden kurultaya gitmesi olduğunu ifade eden Özel, buna rağmen bazı çevrelerin kurultayın yapılamayacağını savunduğunu söyledi. Özel, "Türkiye'de bu görüşü savunan neredeyse tek kişi var. Kamu hukuku ve seçim hukuku alanındaki akademisyenlerin tamamına yakını derhal kurultay yapılması gerektiğini söylüyor. Ancak bir hukukçu çıkıp 'kurultay yapamayız' diyor ve partiyi yönetmeye kalkıyor" ifadelerini kullandı.</p>
<p>CHP lideri, partide seçilmemiş kişilerin yetki kullanmaya çalıştığını ileri sürerek bunu kayyım uygulamalarına benzetti. Özel, "Biz kayyımları neden eleştiriyoruz? Çünkü seçilmişlerin yapması gereken işleri yapıyorlar. Bugün benzer bir durumla karşı karşıyayız. Partide afişler hazırlanıyor, otobüsler giydiriliyor ve seçilmemiş bir genel başkan gibi davranılıyor" diye konuştu.</p>
<p>24 Nisan'da yaşanan gelişmeleri de hatırlatan Özel, o gün parti binasına yönelik bir girişim yaşandığını belirterek, "Partimize sahip çıktığımız günlerde sabahın erken saatlerinde bir grup milletvekili ve CHP'nin sokağından bile geçmeyecek kişilerle birlikte partiye gelinmiş, polis zoruyla bizi baba ocağından çıkarmaya çalışmışlardı" dedi.</p>
<h3>Ferdi Zeyrek'i andı</h3>
<p>Özel, yarın yapılacağı duyurulan alternatif grup toplantısına ilişkin de sert eleştiriler yöneltti. CHP Meclis Grubu'nda böyle bir toplantının yapılabilmesi için gerekli sayının bulunmadığını savunan Özel, "96 milletvekilinin oy kullanabildiği, 106-107 milletvekilinin Grup Başkanlığını desteklediği ve 111 milletvekilinin acil kurultay talebinde bulunduğu bir tabloda, grup toplantısı yapılabilmesi için gerekli olan 46 milletvekilinin bulunamayacağı açıkça ortadadır. Buna rağmen adına grup toplantısı denilen bir korsan toplantı yapılmak isteniyor" dedi.</p>
<p>Yaşanan sürecin başlangıcına ilişkin de bilgi veren Özel, geçtiğimiz hafta gazetecilerle yaptığı görüşmede, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek'in ölüm yıldönümü nedeniyle 9 Haziran'da grup toplantısı yapmayacağını söylediğini hatırlattı. Özel, bu açıklamanın ardından Kemal Kılıçdaroğlu'nun o tarihte grup toplantısı yapacağının konuşulmaya başlandığını belirterek, "Sayı yok, yetki yok, meşruiyet yok. Sokaktaki tepkinin ise bini bir para. Benim Manisa'da olacağım düşünülerek burada grup toplantısı yapmaya karar vermişler" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Parti içinde uzlaşma sağlanması için çeşitli girişimlerin yapıldığını da anlatan Özel, üç belediye başkanının arabuluculuk çabasında bulunduğunu ancak önerilerinin kabul edilmediğini söyledi. Sabah saatlerinde dahi alternatif toplantının Genel Merkez'de yapılması önerisinin iletildiğini kaydeden Özel, "Ben Manisa'da olmak istediğimi söyledim. Buna rağmen kabul edilmedi. Hatta bana açıkça, 'Özgür Özel Manisa'ya gideceğini söyledi, biz de grup toplantısı yapmaya karar verdik' dediler" diye konuştu.</p>
<p>Özel, bu gelişmeler üzerine CHP'nin resmi grup toplantısının yarın gerçekleştirileceğini açıkladı. Grup Başkanvekillerinin çağrısıyla toplanacak toplantıda kendisinin konuşacağını belirten Özel, "Yarın Grup Başkanvekillerimizin açacağı ve benim konuşacağım grup toplantısı yapılacak. Ferdi Zeyrek'i kürsüde anacağım. Partililerimizi yarınki grup toplantısına hem Ferdi Zeyrek'i anmaya hem de partisine omuz vermeye davet ediyorum" dedi.</p>
<p>Alternatif toplantıyı organize edenlere de çağrıda bulunan Özel, "Onları sağduyulu davranmaya, partimizin sokağına bile yakışmamış kişilerden arınmaya ve Cumhuriyet Halk Partilileri karşı karşıya getirmemeye davet ediyorum" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu'nun grup toplantısı yapmak istemesi halinde izlemesi gereken yolun belli olduğunu söyleyen Özel, yaklaşık bin delegenin imzasıyla yapılacak olağanüstü kurultay çağrısını işaret etti. Özel, "Yapılması gereken şey çok açık. Kurultay başvurusunu işleme almak, kurultayı toplamak ve aday olmaktır. Kurultayda seçilir, sonra bu kürsüye gelir. Bu partinin milletvekilleri seçilmiş genel başkanını ayakta karşılar. Buna kimsenin itirazı olmaz" dedi.</p>
<p>Ancak mevcut koşullarda böyle bir girişimin kabul edilemeyeceğini belirten Özel, "AK Parti yargısının son dört kurultayı yok saydığı bir ortamda, 2020 yılındaki sıfatla gelip grup toplantısı yapmaya çalışmak kabul edilemez. Burada 110 milletvekili grup başkanını Özgür Özel olarak seçmişken ve tüm yetkiler grup başkanına aitken, bu kürsüyü seçilmiş değil atanmış bir kişiye bırakmamız mümkün değildir" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Siyasi ve hukuki meşruiyetin adresinin hukuk ve siyaset zemini olduğunu vurgulayan CHP Genel Başkanı, Meclis'in bu tartışmalara alet edilmemesi gerektiğini söyledi. Kemal Kılıçdaroğlu'na da çağrıda bulunan Özel, "Kendisine güvenmiş, oy vermiş milyonları bir kez daha üzecek görüntülere neden olmak yerine bu kez yakışanı yapmasını bekliyoruz" dedi.</p>
<p>Açıklamasının sonunda Ferdi Zeyrek'i anan Özel, yarın Manisa'da olması gerektiğini düşündüğünü ancak grup toplantısına katılma kararı aldığını belirtti. Özel, "Çok düşündüm. Ferdi'nin sesini duydum. Bana her zaman 'Abi sen orada lazımsın, biz burayı hallederiz' derdi. O yüzden yarın ben burada lazımım arkadaşlar" sözleriyle açıklamasını tamamladı.</p>
<a href='/haber/kemal-kilicdaroglu-ilk-pm-ve-ydk-toplantisini-1-haziran-da-yapacak-319957' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/05/26/kemal-kilicdaroglu-ilk-pm-ve-ydk-toplantisini-1-haziran-da-yapacak.jpg' alt='Kemal Kılıçdaroğlu, ilk PM ve YDK toplantısını 1 Haziran&#39;da yapacak' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Kemal Kılıçdaroğlu, ilk PM ve YDK toplantısını 1 Haziran'da yapacak</h5>
<div class='date'>26 Mayıs 2026</div>
</div>
</a>

<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Orda bir köy var uzakta: Direniyor!]]></title><link>https://bianet.org/haber/orda-bir-koy-var-uzakta-direniyor-320199</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/orda-bir-koy-var-uzakta-direniyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/orda-bir-koy-var-uzakta-direniyor-320199</guid><description><![CDATA[Temmuz 2025'te Rize Fındıklı'ya Aslandere köyünde, yasa değişikliğiyle eşzamanlı olarak başlayan maden arama girişimi yerel halkın direnişiyle karşılaştı. MTA raporları ve resmi tapu verileri bölgedeki mülkiyet riskini ortaya koyarken; yöre halkı, hak savunucuları ve yerel yönetim “yaşam alanlarını savunacaklarını” söylüyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Rize-Artvin Havaalanı'ndan Gürcistan istikametine doğru yaklaşık yarım saatte doldurma zemin üzerine kurulu sahil yolundan Fındıklı (Viǯe) ilçesine ulaşıyorsunuz. İlçe merkezi iki derenin tam ortasında bulunuyor: Arılı (Piǯxala) ve Çağlayan (Abu) dereleri. Çağlayan (Abu) deresi boyunca uzanan yolda beş köye, 20 dakika içinde ise yolun sonundaki Aslandere (Çukulit) köyüne ulaşabiliyorsunuz.</p>
<p>Aslandere'de saatler geçirdikten sonra köyün kimliğini tanımlayanın ne olduğunu anlıyorsunuz; yolları, evleri, insanı belirleyen şey "dere".</p>
<p>Dere ile paralel giden köy yolunun iki yanında sıralanan evlerin büyük çoğunluğu dönüşmüş; eski taş evlerin yerini çok katlı beton binalar almış. Tarım arazilerinin neredeyse tamamı çay bahçesi. Fındık bahçesi sayısı ise son derece sınırlı.</p>
<h3>Köylüler anlatıyor: "Bu dere bizim dert ortağımız" </h3>
<p>Köyün dereyle, toprağıyla ve geçmiş göçlerin izleriyle olan ilişkisi, köylülerin kendi sözlerinde en yalın biçimde karşılığını buluyor.</p>
<blockquote>
<p><em>İneceğim dereye kuma sarılacağım, ben ettim elim ile kime darılacağım.</em></p>
<p><em>— Yöreye ait türkü sözü</em></p>
</blockquote>
<div class="box-13">Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü (TKGM) parsel sorgulama verilerine göre, Aslandere köyündeki 101 Ada, 1 Parsel numaralı, 74.940.078,01 metrekarelik devasa alan resmen "Orman" niteliğiyle kayıtlıdır.</div>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/111.jpg" alt=""></p>
<p>Köylülerin aktarımları dere ile kurdukları ilişkiyi özetlerken kente göçün sebeplerini anlamak için yeni sorular sormayı da gerekli kılıyor:</p>
<blockquote>
<p><em>"Uzayda bile su arıyorsunuz. Biz doğmuşuz suyun içinde. Biz o suları içerek bugünlere geldik. Bu dere olmasa burda gördüklerinin, bu yeşilliğin hiçbiri olmaz. Çocukluğumuzdan beri bu derede yüzüyor, suyunu içiyor, eğleniyoruz. Biz burada sosyalleşiyoruz. Sosyalleşmek için alışveriş merkezlerine ihtiyacımız yok bizim. Ailemizle, gençlerle çay toplama işi bittikten sonra dere kenarına geliyor; ateş yakıp mısır közlüyoruz, türküler söylüyoruz. Benim bir tek derem var. Millet milyonlar verip tatil köyüne gidiyor, bizimki ise ayağımızın dibinde, bulunmaz nimet. Dereye içimizi döküyoruz biz, o dere bizim dert ortağımız. Büyüklerimiz bize hep 'derdin varsa suya anlat' derdi. Biz olmasak da bu dere burada olacak."</em></p>
<p><em>— Aslandere'de dört mevsim ikamet eden Kemal Durmaz</em></p>
</blockquote>
<p>Durmaz, şirketlerin istihdam vaatlerini sorgulayan şu sözleri söylüyor:</p>
<blockquote>
<p><em>"Bizim buradan başka gidecek yerimiz yok. Maden olan yerleri gördük. Madenciler köylüleri istihdam edecek diyenler de var. Ben merkezde kirada oturucam, şirkete çalışıcam, param kılı kılına yetecek, istihdam edilmiş olacağım öyle mi?"</em></p>
</blockquote>
<p>1990'larda Aslandere'den İstanbul'a göç eden, artık yalnızca yazları köyüne dönen bir kadın köy ile şehir arasındaki mesafeyi ve bu mesafenin değişen anlamını şöyle aktardı:</p>
<blockquote>
<p><em>"Bize para kazanmak için şehre gitmek gerek derlerdi. Ben de evlenip İstanbul'a geldim. Hayat daha kolaydı İstanbul'da. Yazları köye gidip çayımızı, fındığımızı toplardık. Kocam şehirde çalışmasına rağmen köyden kazandığımız paralarla evimizi aldık. </em><em>Her yaz gidiyorum. Her yer çaylık olmuş. Eski tek katlı evlerin yerine koca apartmanlar dikmişler. Yine de köyümdür. Oraya döneceğim, oraya gömüleceğim."</em></p>
<p><em>— 1990'larda Aslandere'den İstanbul'a göç eden Hatice Keskin</em></p>
</blockquote>
<p>Emeklilikte geri dönmeyi planlayan aynı kişi için bugün tablo belirsizleşmiş: "Şimdi ne şehirde kazandığımız para yetiyor, ne çaydan para kazanıyoruz. Döneriz diyoruz ama köyü de bulacak mıyız belli değil. Köyler eskisi gibi değil tabi, çoğu gitti. Ama çaya iyi para verseler herkes döner köyüne.”</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/222.jpg" alt=""></p>
<div class="box-13">Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü'nün resmi internet sitesinde daha önce yayımlanmış olan “Rize İli Fındıklı İlçesi Aslandere Köyü Kartiba Mevkii” başlıklı rapora göre; bölgede jeofizik çalışmalar yapılmış ve “ekonomik olabilecek bir demir potansiyelinin varlığı” resmî olarak tespit edilmiştir.</div>
<h3>Sıradan bir gün, olağandışı bir araç</h3>
<p>21 Temmuz 2025 sabahı, köylüler orman yolunda yabancı plakalı bir araç gördü. Hızlı bir şekilde ilçe merkezindekilerle de iletişim kurdular ve aracın kime ait olduğunu anlamaya çalıştılar. Araçtaki kişiler yol boyunca birçok kişiye farklı bir hikâye anlatıyor; kimilerine "arkeolojik yüzey araştırması", kimilerine "değerli taş örneği toplama" için geldiklerini söylüyorlar. Soranlara ise "Biz bu vatanın her köşesinde çalışma yapabiliriz" diyorlar.</p>
<p>Köylülerin sorgulamaları artınca köyü hızlıca terk eden şirket yetkililerinin aracını vadi girişinde yöre halkı, VİÇEM ve Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu durduruyor ve olay basına yansıyor.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/www.png" alt=""></p>
<p><em>                                (Durdurulan araçtaki kişilerin topladığı taş örnekleri)</em></p>
<p>Şirkete ait aracın geldiği gün olanlara şahit olan bir köylüye yolun onlar için anlamı soruldu. "Yaylaya, arazilere gitmeyi kolaylaştırdığı, daha güvende hissetmelerini sağladığını" söyledi ve ekledi:</p>
<blockquote>
<p><em>"Bu madenciler gelmeden az zaman önce yol yaptılar köyün ilerisine. Toprak yola beton döktüler. Biz de bizim için yapıyorlar sanıyorduk. Meğer şirkete yapmışlar."</em></p>
<p><em>— Olaylara şahit olan köylü Sami Sönmez</em></p>
</blockquote>
<div class="box-13">Google Haritalar ve TKGM verilerinin çakıştırılmasıyla elde edilen analizler, "Orman" niteliğindeki devasa kırmızı alanın, Aslandere köyündeki tapulu çay bahçelerinin ve evlerin hemen üst sınırında bittiğini gösteriyor. Bu yasal sınıflandırma bir koruma sağlıyor gibi görünse de, şirketlerin köylülerin mülkiyetindeki çay bahçeleriyle tek tek muhatap olmak yerine, devlet izniyle bu büyük orman arazilerine "kamu yararı" gerekçesiyle doğrudan girebilme riskini barındırıyor. Bu durum; yaşam alanlarını ve mikroklima özelliğindeki çay tarımını doğrudan tehdit ediyor.</div>
<h3><img src="https://static.bianet.org/2026/06/333.jpg" alt=""></h3>
<h3>Yasa değişikliği ile saha girişimi eş zamanlı</h3>
<p>Bu sürecin hukuki ayağı da en az sahadaki hareketlilik kadar dikkat çekici. Meclis gündemine gelen ve IV. Grup maden ruhsatlarının kırsal alanlarda daha kolay açılmasını sağlayan maden yasasındaki değişiklik ile Aslandere'deki saha keşfinin eş zamanlı olarak başlaması, çevre hukukçuları ve savunucuları tarafından mevzuatın şirketlerin faaliyetlerini hızlandırmak üzere yapılandırıldığı gerekçesiyle eleştiriliyor.</p>
<p>Bir diğer kritik nokta da o tarihte ilgili yasal değişikliğin henüz hukuki kesinlik kazanmamış olması. Söz konusu kanun değişikliğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden geçtiği günün hemen ardından bölgeye ilk ulaşanların Tüprag Metal Madencilik yetkilileri olduğu anlaşılıyor. Oysa bu tarihte ilgili değişikliğe yönelik resmî gazetede bir yayım gerçekleşmemişti.</p>
<p>Maden yasası değişikliği tartışmalarını aylardır takip eden VİÇEM, 26 Haziran 2025'te yaptığı basın açıklamasında Temmuz olayının 25 gün öncesinden şu uyarıyı yapmıştı:</p>
<blockquote>
<p>… Maden şirketleri gittiğinde geriye ne kalacak? Bu düzenin bize vadettiği tek şey; yoksulluk, sürgün, ölüm. Ama biz o düzenin halkı değiliz. Biz bu toprağın, bu derenin, bu ormanın halkıyız. Yıkım yasasını reddediyoruz. Meclis kürsülerinden değil vadilerden konuşuyoruz. Toprağımızı, emeğimizi şirketlere peşkeş çekenlerin karşısında mücadelemizden bir adım geri atmayacağımızı beyan ediyoruz."</p>
<p>— VİÇEM Basın Açıklaması, 26 Haziran 2025</p>
</blockquote>
<h3>Doğu Karadeniz'de birikmiş ekolojik mağduriyet</h3>
<p>Fındıklı'daki direnç ve Aslandere köylülerinin aktarımları elbette tek başına değerlendirilemez. Son 20 yılda Doğu Karadeniz'de HES projeleri, sahilyolu dolguları, Yeşil Yol projeleri, Fatsa'da siyanür kullanımı, Giresun'da maden sahası açılması, Hopa ve Arhavi'de artan sel ve heyelanlar ve Artvin Cerattepe'de şirket faaliyetleri nedeniyle hayatını kaybeden Reşit Kibar ve diğer tüm olaylar neticesinde çevre örgütleri, bu projelerin ve sebep olduğu kıyımların bu coğrafyaya yönelik sistematik bir müdahale olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Bu tablonun en kritik ayağı ise hukuki zeminin hızla dönüştürülmesidir. IV. Grup maden ruhsatlarının Fındıklı geneline yayılması, yasadaki değişiklikle eş zamanlı saha keşfinin gerçekleşmesi; mevzuatın büyük şirketlerin lehine hızla uyarlandığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.</p>
<p><a href="https://www.instagram.com/vicecevremeclisi/" target="_blank" rel="nofollow noopener">VİÇEM</a>, 21 Temmuz 2025 tarihindeki olay sonrasında yayımladığı açıklamada Fındıklı'nın "neredeyse tamamını kapsayan maden tehdidi" olarak nitelendirdiği durumu çok boyutlu biçimde ele aldı ve her türlü adımı atmakta kararlı olduğunu ilan etti. </p>
<h3>"Orada bir köy var uzakta"</h3>
<p>Ahmet Kutsi Tecer'in dizelerindeki köy — "Orada bir köy var uzakta / Gitmesek de, görmesek de / O köy bizim köyümüzdür" — uzaktan sevilen, ait olunan fakat görünmeyen bir imgeydi. Bugün ise bu mesafe, kırsal alanların şirket projelerine açılmasını kolaylaştıran siyasal bir boşluğa dönüşmüş görünüyor.</p>
<p>"Gitmesek de, görmesek de" denilen, "en kötü döneriz" diye bırakılan yerler; artık ÇED raporlarına, borsa endekslerine ve maden ruhsat haritalarına konu ediliyor.</p>
<p>Türkiye'nin pek çok yerinde olduğu gibi Aslandere köylüleri de yaşam alanlarını savunduğunu vurguluyor.</p>
<p><em>Not: Haberde yer alan köylülerin isimleri güvenlikleri nedeniyle değiştirilmiştir.</em><br><br>(CA/Mİ)<strong> </strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:45:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İHD uyardı: Seda Baykan’ın açlık grevi kritik aşamaya geliyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/ihd-uyardi-seda-baykanin-aclik-grevi-kritik-asamaya-geliyor-320316</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/ihd-uyardi-seda-baykanin-aclik-grevi-kritik-asamaya-geliyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ihd-uyardi-seda-baykanin-aclik-grevi-kritik-asamaya-geliyor-320316</guid><description><![CDATA[İHD, sorunun çözümü amacıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüştüklerini ve çeşitli kurumlara başvuruda bulunduklarını ancak bugüne kadar herhangi bir ilerleme sağlanamadığını kaydetti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishane Komisyonu, Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Seda Baykan’ın 1 Nisan 2026’dan bu yana sürdürdüğü açlık grevine ilişkin Beyoğlu’ndaki İHD binasında açıklama yaptı.</p>
<p>Komisyon, Baykan’ın maruz kaldığını belirttiği hak ihlallerinin sonlandırılmasını ve sevk talebinin karşılanmasını istedi.</p>
<p>Açıklamada, Baykan’ın yaklaşık dört yıldır Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla tek kişilik odada tutulduğu, diğer mahpuslarla iletişim kurmasının engellendiği ve siyasi kimliği nedeniyle bazı adli mahpuslar tarafından hedef gösterildiğini ifade ettiği aktarıldı. Baykan’ın, yaşadığı sorunların giderilmesi için Adalet Bakanlığı ve ilgili kurumlara yaptığı başvuruların ise sonuçsuz kaldığı belirtildi.</p>
<p>İHD, sorunun çözümü amacıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüştüklerini ve çeşitli kurumlara başvuruda bulunduklarını ancak bugüne kadar herhangi bir ilerleme sağlanamadığını kaydetti.</p>
<h2>“12 Kilo Verdi, Sağlık Durumu Kötüleşiyor”</h2>
<p>Komisyonun açıklamasında, dernek avukatlarının 4 Haziran 2026 tarihinde Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesi’nde Seda Baykan ile görüştüğü belirtildi. Görüşmede Baykan’ın, açlık grevine başladığı tarihten bu yana yaklaşık 12 kilo verdiğini ve uyku bozuklukları yaşamaya başladığını aktardığı ifade edildi.</p>
<p>Ayrıca Baykan’ın beyanına göre, kendisine yönelik tehditlerin sürdüğü, sevk taleplerine yanıt verilmediği ve diğer mahpuslarla hiçbir şekilde iletişim kurmasına izin verilmediği kaydedildi.</p>
<h2>“Tecrit Bir İşkence Yöntemidir”</h2>
<p>İHD Hapishane Komisyonu, Türkiye’deki hapishanelerde mahpusların uzun süre tek kişilik hücrelerde tutulmasının, sosyal izolasyona maruz bırakılmasının ve ailelerinden uzak cezaevlerinde kalmaya zorlanmasının hem fiziksel hem de psikolojik açıdan ağır sonuçlar doğurduğunu belirtti.</p>
<p>Açıklamada, uzun süreli tecrit uygulamalarının bir işkence yöntemi niteliği taşıdığı savunularak, bu uygulamaların hem Türkiye’nin iç hukukuna hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu ifade edildi.</p>
<p>Komisyon, hapishanelerde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesi ile işkence ve kötü muamele yasağını içeren 3. maddesine aykırı uygulamaların yaygınlaştığını ileri sürerek, mahpusların en temel haklarının ihlal edildiğini vurguladı.</p>
<h2>“Yetkililer Acilen Harekete Geçmeli”</h2>
<p>Açıklamada, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine karşı mahpusların çoğu zaman son çare olarak açlık grevi eylemine başvurduğu belirtilirken, sorunların çözülmemesi nedeniyle açlık grevlerinin ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı hatırlatıldı.</p>
<p>Geçmişte açlık grevleri nedeniyle çok sayıda mahpusun yaşamını yitirdiğine ve bazı mahpuslarda kalıcı sağlık sorunlarının ortaya çıktığına dikkat çeken İHD, Seda Baykan’ın sağlık durumunun her geçen gün daha da ağırlaştığını ifade etti.</p>
<p>Komisyon, Baykan’ın sağlık ve yaşam hakkının korunabilmesi için düzenli sağlık kontrollerinin bağımsız hekim heyetleri tarafından yapılması gerektiğini belirterek, yetkililerin sessiz kalmasının ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçlardan doğacak sorumluluğu da beraberinde getireceğini savundu.</p>
<p>İHD Merkezi Hapishane Komisyonu, açıklamasının sonunda yetkililere çağrıda bulunarak, Seda Baykan başta olmak üzere mahpuslara yönelik tecrit uygulamalarından vazgeçilmesini ve sevk taleplerinin gecikmeksizin değerlendirilmesini istedi. Komisyon ayrıca insan hakları örgütlerini ve kamuoyunu konuya ilişkin duyarlılık göstermeye davet etti.</p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:24:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Nafaka hakkına müdahale çocukların yaşamını doğrudan etkileyecek"]]></title><link>https://bianet.org/haber/nafaka-hakkina-mudahale-cocuklarin-yasamini-dogrudan-etkileyecek-320315</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/nafaka-hakkina-mudahale-cocuklarin-yasamini-dogrudan-etkileyecek.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/nafaka-hakkina-mudahale-cocuklarin-yasamini-dogrudan-etkileyecek-320315</guid><description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasındaki “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesine tepki gösteren Derin Yoksulluk Ağı, kararın çocukların eğitim, beslenme ve sağlık hakkını da doğrudan etkileyeceğini belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Derin Yoksulluk Ağı (DYA), Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasındaki “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesinin teknik bir hukuk tartışması olarak ele alınamayacağını belirterek kararın özellikle derin yoksulluk yaşayan yalnız anneler ve çocuklar açısından ağır sonuçlar doğuracağını açıkladı. </p>
<p>Açıklamada, nafakanın yalnız anneler için “refah aracı” değil; kira, fatura, gıda, okul beslenmesi, ulaşım, yakacak, ilaç ve güvenli yaşam için hayati bir eşik olduğu vurgulandı.</p>
<a href='/haber/her-3-cocuktan-1-i-okula-ac-gidiyor-311186' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2025/09/05/okulda-beslenmenin-hakkini-verelim-kampanyasi-basladi.jpg' alt='"Her 3 çocuktan 1&#39;i okula aç gidiyor"' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>"Her 3 çocuktan 1'i okula aç gidiyor"</h5>
<div class='date'>5 Eylül 2025</div>
</div>
</a>

<h3>Çocuklar için eğitim, beslenme ve sağlık riski</h3>
<p>DYA’ya göre nafaka tartışması yalnızca kadınların değil, çocukların yaşam koşullarıyla da doğrudan ilgili. Açıklamada, yalnız annenin yoksullaşmasının çocuğun okuldan kopması, yetersiz beslenmesi ve sağlık hizmetlerine erişememesi anlamına gelebileceği belirtildi. Bir annenin “Lise 1’de oğlanın yol parasını veremedim, mecburen okuldan aldım” sözleri, çocukların eğitim hakkı üzerindeki riski görünür kıldı.</p>
<a href='/haber/aym-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti-kadinlardan-tepki-yagiyor-320178' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/04/aym-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti.jpg' alt='AYM, süresiz nafaka düzenlemesini iptal etti, kadınlardan tepki yağıyor' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>AKIN GÜRLEK: VATANDAŞLAR TALEP ETTİ</h6>
<h5 class='headline'>AYM, süresiz nafaka düzenlemesini iptal etti, kadınlardan tepki yağıyor</h5>
<div class='date'>4 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<h3>"O gün iş yoksa açlık vardır"</h3>
<p>Ağ, günlük ve güvencesiz işlerde çalışan yalnız anneler için gelirin her gün yeniden bulunması gereken bir kaynak olduğuna dikkat çekti. Açıklamada, “o gün iş yoksa açlık vardır, çocuk hastaysa ilaç yoktur” denilerek nafakanın sınırlandırılmasının kadınların ve çocukların yoksulluğunu derinleştireceği ifade edildi.</p>
<p>DYA, tek ebeveynli hanelerde güvenceli iş, düzenli gelir ve çocukların güvenle bırakılabileceği ücretsiz bakım desteğinin çoğu zaman bulunmadığını belirtti. Açıklamada, kreşlerin yaygın olmadığı, esnek ve güvenceli istihdam sağlanmadığı koşullarda nafaka hakkının sınırlandırılmasının bakım yükünü tamamen kadınların omzuna bırakacağı kaydedildi.</p>
<a href='/haber/cocuklarima-copteki-meyveleri-topladim-utanirsam-ac-kaliriz-313919' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2025/11/27/cocuklarima-copteki-meyveleri-topladim-utanirsam-ac-kaliriz.png' alt='"Çocuklarıma çöpteki meyveleri topladım, utanırsam aç kalırız"' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>"Çocuklarıma çöpteki meyveleri topladım, utanırsam aç kalırız"</h5>
<div class='date'>27 Kasım 2025</div>
</div>
</a>

<h3>“Sosyal koruma mekanizması”</h3>
<p>Açıklamada, ekonomik güvencesizliğin kadınların boşanma kararı almasının önündeki en büyük engellerden biri olduğu vurgulandı. DYA, nafaka hakkının zayıflatılmasının şiddet gördüğü evden ayrılmak isteyen kadınları kira, barınma ve çocukların geçimi nedeniyle şiddete “katlanmaya” zorlayabileceğini belirtti.</p>
<p>DYA, yoksulluk nafakasının kadınlara tanınmış bir ayrıcalık değil, boşanma sonrası yoksulluğa düşen taraf için bir sosyal koruma mekanizması olduğunu ifade etti. Ağ, kadın yoksulluğunu azaltacak sosyal politikalar, ücretsiz kreşler, güvenceli istihdam ve eşit ücret sağlanmadan nafaka hakkının sınırlandırılmasının kabul edilemez olduğunu açıkladı.</p>
<p>(NÖ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:05:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Aralık Feminist'ten nafaka düzenlemesine tepki: Kadınlar için tek çare evlenmemek]]></title><link>https://bianet.org/haber/aralik-feminist-ten-nafaka-duzenlemesine-tepki-kadinlar-icin-tek-care-evlenmemek-320313</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/aralik-feminist-ten-nafaka-duzenlemesine-tepki-kadinlar-icin-tek-care-evlenmemek.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/aralik-feminist-ten-nafaka-duzenlemesine-tepki-kadinlar-icin-tek-care-evlenmemek-320313</guid><description><![CDATA[Açıklamada, nafakanın sınırlandırılması için öne sürülen "toplumsal huzur" ve "vatandaşlardan gelen yoğun talepler" gerekçeleri eleştirildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Aralık Feminist Kolektif, nafaka hakkına ilişkin yeni düzenleme hazırlıklarına sert tepki gösterdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek'in 12. Yargı Paketi kapsamında nafaka sistemine yönelik değişiklik sinyali vermesinin ardından yapılan açıklamada, düzenlemenin kadınların ekonomik haklarını hedef aldığı savunuldu.</p>
<p>Yapılan açıklamada, iktidarın 2025 yılını "Aile Yılı" ilan etmesine atıfta bulunularak, nafaka hakkının sınırlandırılmasına yönelik girişimlerin aile politikalarının gerçek amacını ortaya koyduğu ifade edildi. Aralık Feminist, nafaka tartışmalarının uzun yıllardır gündeme getirildiğini hatırlatarak, mevcut nafakaların büyük bölümünün düşük miktarlarda olduğunu ve "süresiz nafaka" söyleminin gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü.</p>
<p>Açıklamada, nafakanın sınırlandırılması için öne sürülen "toplumsal huzur" ve "vatandaşlardan gelen yoğun talepler" gerekçeleri eleştirildi. Bu ifadelerin kadınların değil erkeklerin taleplerini esas aldığı öne sürülürken, evlilik ve boşanma süreçlerinde erkeklerin avantajlı konumda olduğu savunuldu.</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">Erkeğin istediği anda hızla boşandığı, bir kadının evde emeğine konmanın hiçbir bedelinin olmadığı, kadınların boşanmadan sonra haklarını alabilmek için yıllarca mahkeme kapılarında sürüneceği bir düzen kurulmak isteniyor.<br><br>Biz bu sistemde köle olmayı kabul etmiyoruz! <a href="https://t.co/svgeVIRpng" target="_blank" rel="nofollow noopener">pic.twitter.com/svgeVIRpng</a></p>
— Aralık Feminist Kolektif (@aralikfeminist) <a href="https://x.com/aralikfeminist/status/2062625470533832754?ref_src=twsrc%5Etfw" target="_blank" rel="nofollow noopener">June 4, 2026</a></blockquote>
<p>Aralık Feminist Kolektif, kadınların evlilik içinde üstlendiği bakım ve ev içi emeğin görünmez kılındığını belirterek, önerilen düzenlemelerin boşanma sonrası kadınların ekonomik güvencelerini daha da zayıflatacağını ifade etti. Açıklamada, kadınların haklarına ulaşabilmek için uzun ve yıpratıcı hukuk süreçleriyle karşı karşıya bırakılacağı vurgulandı. </p>
<p>Grup, hazırlanan yargı paketinin kadınları ekonomik olarak daha kırılgan hale getireceğini savunarak, "Kadınların evlilikten başka seçeneği yokmuş gibi bir düzen kurulmak isteniyor" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Açıklamanın sonunda ise nafaka hakkına yönelik olası düzenlemelere karşı mücadele çağrısı yapılarak, "Kadınlar için tek çare: evlenmemek" denildi.</p>
<p>(EMK)</p><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:04:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Abdullah Öcalan: Yerel demokrasi barışçıl çözümün formülüdür]]></title><link>https://bianet.org/haber/abdullah-ocalan-yerel-demokrasi-bariscil-cozumun-formuludur-320314</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/abdullah-ocalan-ocalan-yerel-demokrasi-bariscil-cozumun-formuludur.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/abdullah-ocalan-yerel-demokrasi-bariscil-cozumun-formuludur-320314</guid><description><![CDATA[Abdullah Öcalan, DEM Parti’nin Diyarbakır’da düzenlediği Yerel Yönetimler Konferansı’na mektup gönderdi ve "Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde geliştirmeye çalıştığımız demokratik entegrasyonunun şah damarı yerel demokrasidir. Demokratik entegrasyon ancak yerel demokrasiyle anlamını bulabilir." dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) iki gün sürecek olan Yerel Yönetimler Konferansı Diyarbakır’da başladı. Konferans “Komün belediyedir, belediye komündür” şiarıyla ÇandAmed Kongre Merkezinde gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Konferansın açılışına PKK Lideri Abdullah Öcalan bir mektup gönderdi. Yerel yönetimler, demokratik anayasa, kayyım politikaları, Kürt sorununun çözümü ve demokratik halk belediyeciliği başlıklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Öcalan, mektubuna tarihin büyük bir bölümünde toplumda yönetim olgusunun yerele dayandığını ancak son iki yüzyılda kapitalist modernitenin ulus devlet modeli ile bu yapıyı bozduğunu söyleyerek başladı.</p>
<p>Şimdi ise Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünün formülünün yerel demokrasiden geçtiğini ifade etti. “Sadece Kürt sorunu bağlamında değil, bir bütün olarak Türkiye için mevcut yerel yönetim sorunlarını aşmanın yolu, güçlü yerel demokrasiden geçer.” dedi.</p>
<p>“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nde geliştirmeye çalıştıkları “demokratik entegrasyon”un merkezinde yerel demokrasinin bulunduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p>Öcalan’ın mektubu şöyle:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>"DEM Parti Yerel Yönetimler Konferansı’nın tüm delegasyon ve katılımcılarına;</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Tarihin büyük bir bölümünde toplumda yönetim olgusu yerele, yerindeye; diğer bir ifadeyle kendi kendini yönetmeye dayalıydı. Hatta devlet geleneğinde dahi ağırlıklı olarak yerel yönetimler kural, merkezi iktidar ise istisnaydı. Geçerli olan hukuk, yerelin ve bölgenin hukukuydu. Bu geleneği, son iki yüz yıllık kapitalist modernitenin homojen-tekçi-katı merkeziyetçi ulus devlet modeli bozdu. Bütün sorunların ve çözümsüzlüklerin de ana kaynağı, bu modeli dayatmak ve dünyaya giydirmek oldu.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>İki dünya savaşıyla, bu anlayışı doğuran Avrupa ülkeleri başta olmak üzere tüm dünya, faşizmin yol açtığı acıları iliklerine kadar yaşadı, yaşıyor. 1950’lerden itibaren yerelin, bölgenin, milliyet ve kültürün hukuku, sınırlı da olsa yeniden tanımlandı ve demokratik anayasalara geçildi. Avrupa Birliği ülkelerinin kabul ederek onayladığı 'Yerel Yönetimler Özerklik Şartı' da bu sürecin bir devamıdır. Yerel demokrasiye dönüş ülkelerin kurtuluşu, toplumların nefesi olmuştur.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Türkiye’nin rolünün başat olduğu Ortadoğu’da yerel ve bölgesel olana demokratik ifade şansı tanınırsa, sorunların büyük bir kısmı daha kolay aşılacaktır. Özellikle yerel demokrasi üzerindeki çekincenin kaldırılması, Türkiye’yi ikinci yüzyılda bölgede güçlü kılabilir. Demokratik çözüme duyarlı; hem toplumlar hem de devletler için yeniden yapılanma şarttır. Çağın genel akışı da ihtiyacı da merkeziyetçiliği azaltmak, yereli çoğaltmak yönündedir. Akıntıya karşı kürek çekmek, direnmek var olan siyasi, ekonomik, ekolojik krizi daha da derinleştirmektir. Nitekim bir asır böyle heba olmuştur ve herkese kaybettirmiştir.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Antidemokratik merkezi yapıların kendiliğinden dönüşeceğini bekleme yanılgısına düşmemek gerekir. Süreklilik kazanmış demokratik yerel ve kültürel yapıların örgütlü mücadelesi, dönüşümleri hızlandırmada belirleyici olmuştur. Yerel demokrasi ve demokratik anayasalar da böylesi mücadeleler sonucu geliştirilmiştir.</em></p>
<h3>"Yerel demokrasi çözümün formülüdür"</h3>
<p style="padding-left: 40px;"><em>'Yerel demokrasi ve demokratik anayasa' formülü, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünün de formülüdür. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde geliştirmeye çalıştığımız demokratik entegrasyonunun şah damarı da yerel demokrasidir. Demokratik entegrasyon ancak yerel demokrasiyle anlamını bulabilir. Son yıllarda uygulanan kayyım politikasının kaynağında da yerel demokrasinin olmayışı yatar. Demokrasinin bu denli kolayca inkar edilebildiği bir ülkede, hiçbir sorun çözülemez ve çözülemediği de ortadadır.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Kürt sorunu yerel yönetim düzeyinde çözüm aşamasına gelmiştir. Sadece Kürt sorunu bağlamında değil, bir bütün olarak Türkiye için mevcut yerel yönetim sorunlarını aşmanın yolu, güçlü yerel demokrasiden geçer. Yerel demokrasinin hukuk çerçevesinde güvence altına alınması en gerçekçi ve tek çözüm formülüdür. Suriye, Irak ve İran için de gerekli olan, yerel demokrasinin tam ve eksiksiz olarak uygulanmasıdır. Tüm olumsuzlukların panzehiri demokratik siyaset ve yerel demokrasidir. Demokratik topluma ancak böyle ulaşmak mümkündür.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Yerel demokrasinin geliştirilmesinde yerel yönetimlerin rolü belirleyici ve öncüldür. Demokrasinin de demokratik komünün de ilk ayağı yereldir. Demokratik komünal halk belediyeciliğinin geliştirilmesi, bu yolda ön açıcıdır. Bunun için merkeze, iktidara ve tekelciliğe değil, halka dayalı alternatif sosyal, ekonomik, ekolojik modeller geliştirilmelidir. Yerel yönetimlerin en büyük sermayesi halktır; halkın emeği birleştirilirse altından kalkılmayacak hiçbir sorun yoktur.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Demokratik belediyecilik anlayışı geliştirilmelidir. Demokratik belediyecilik hareketi, geniş toplumsal bir ağ halinde köy-mahalle komünlerinden kooperatiflere, sivil toplum örgütlerinden insan hakları kuruluşlarına, kadın özgürlüğü mücadelesinden çocuk ve hayvan hakları savunucularına, gençlikten ekolojistlere kadar her yerde demokratik toplum örgütlenmesini sağlamalıdır. Kadınlar başta olmak üzere çocuk, gençlik, eğitim, dil, kültür, sanat, sağlık, ekonomi ve ekoloji çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Üretim alanları artırılmalı, her geçen gün daha da büyüyen işsizliğe çözüm olunmalıdır. Kadınlar öncülüğünde yeni yaşam alanları örülmelidir.</em></p>
<h3>"Belediyecilik küçük devletçilik değildir"</h3>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Halkın yönetime katılımı ve bütün kararlara dahil edilmesi esas alınmalıdır. Kent Konseyleri, Kent Meclisleri kurulabilir; yurttaşlar burada toplanıp, her türlü ekonomik, sosyal sorunlarını tartışabilir ve kararlar alabilir. Demokratik halk belediyeciliği geliştirilirse, halk belediyesine sahip çıkar; kolay kolay da kayyım atamaları gibi antidemokratik yönelimler de gelişemez.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Belediyecilik küçük devletçilik değildir. Ama uygulanan sistem mikro devlettir. Hem felsefi hem de pratik olarak bu fikirden kurtulmalıdır. Belediyeler, bir mikro devlet değil, komündür. Avrupa’da belediyenin temeli komündür. Kürtlerde de 'kombûn'dur; kökeni binlerce yıl öncesine dayanmaktadır ve bu topraklardan Avrupa’ya uzanmaktadır.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Devlet makro düşünür ve yaklaşır, komün ise mikro çözümler üretir; ikisi arasında diyalog, müzakere ve bir rekabet olur ama çatışma olmaz. Böylece sivil toplum işlevselleşir, gerçek kültürel, sosyal, ekonomik kurumlara dönüşürler. Tüm bunların zemini ve imkanı olan belediyelerde komün ruhu geliştirilmeli ve tüm çalışmalar bu ruhla yürütülmelidir. Salt tartışma yetmemektedir, artık inşa etme ve uygulama zamanıdır.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda sınıf yerine komün koyduk, yoğun tartışmalar yürütüldü. Biz ne sınıfı ne de devleti inkar ediyoruz. Ama devlet ur gibi büyüyor. Devletle komün sentezimiz; donmuş, büyük gerginliğe yol açan, anlamsız savaşlara ve sınıfçılığın aşırı idealize edilmesine yanıt olarak gelişiyor. Ve giderek esnetiyoruz bunu. Bunun panzeri, komün devlet ilişkisini demokratik bir mücadele ve rekabete dönüştürmektir. Suriye’de son dönemde yapılmak istenen bu açıdan önemlidir; Irak’ta da bunu uygulamak gerekir. Kerkük’te Türkmen bir valinin seçilmesi örnektir; Türkmenler burada mikro bir devlet değil, kendilerinin içeriğini belirlediği bir komün olabilir.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Yerel demokrasi zihni ve önemiyle belediyeler yönetilmelidir; küçük kırtasiyeci akılla belediyeler yönetilmemelidir. Temizlikten ucuz üretime, eğitimden sağlığa, ulaşımdan ekolojiye kadar kentlerin tüm ihtiyaçlarına komün anlayışıyla çareler bulunabilir. Yeter ki 'belediyeler komündür' anlayışıyla hareket edilsin ve bunun gereği yapılsın.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yerel yönetimlerde, belediyelerde başarılı olmak yeni gelişmelere yol açacak; demokratik müzakere konumuna, zeminine daha fazla güç sunacaktır. Bu süreci geliştirecek bir ciddiyetle demokratik halkçı belediyeciliği pratikleştirme çalışmalarında yer alan herkese başarılar diliyorum. Yerel Yönetimler Konferansı’nın da başarılı geçmesini diler, bitmeyen selam ve sevgilerimi sunarım.”</em></p>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:03:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[CHP'de PM toplanıyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/chp-de-pm-toplaniyor-320312</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/chp-de-pm-toplaniyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/chp-de-pm-toplaniyor-320312</guid><description><![CDATA[Toplantı gündemi, “Genel Başkanın sunuşu”, “Güncel siyasi değerlendirmeler” ve “Dilek ve öneriler” başlıklarıyla duyuruldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>1 Haziran'da yapılması beklenen ancak mutlak butlan kararı sonrası CHP'nin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu'nun talimatıyla ertelenen CHP Parti Meclisi toplantısı 11 Haziran'da yapılacak.</p>
<p>Kılıçdaroğlu imzasıyla gönderilen metinde toplantının Genel Merkez'de yapılacağı açıklandı.</p>
<p><a href="https://www.birgun.net/etiket/kemal-kilicdaroglu-97" target="_blank" rel="noopener">Kemal Kılıçdaroğlu</a> imzasıyla Parti Meclisi üyelerine gönderilen yazıda, toplantının 11 Haziran Perşembe günü saat 13.00’te Ankara’daki CHP Genel Merkezi’nde yapılacağı bildirildi.</p>
<p>Yazıda toplantı gündemi, “Genel Başkanın sunuşu”, “Güncel siyasi değerlendirmeler” ve “Dilek ve öneriler” başlıklarıyla duyuruldu.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/g.jpg" alt=""></p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 12:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ayrıntı Yayınları'ndan 5 kitap okuyucuyla buluştu]]></title><link>https://bianet.org/haber/ayrinti-yayinlari-ndan-5-kitap-okuyucuyla-bulustu-320311</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/ayrinti-yayinlari-ndan-5-kitap-okuyucuyla-bulustu.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ayrinti-yayinlari-ndan-5-kitap-okuyucuyla-bulustu-320311</guid><description><![CDATA[Tarihten felsefeye, siyasetten emek tarihine Ayrıntı Yayınları’ndan gelen 5 kitabı sizlerle paylaşıyoruz.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ayrıntı Yayınları'ndan bianet'e gelen 5 kitabı sizlerle paylaşıyoruz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 12:45:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Canan Güllü ve Canan Dağdeviren’e Küresel Kadın Liderlik Ödülü]]></title><link>https://bianet.org/haber/canan-gullu-ve-canan-dagdevirene-kuresel-kadin-liderlik-odulu-320309</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/canan-gullu-ve-canan-dagdevirene-kuresel-kadin-liderlik-odulu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/canan-gullu-ve-canan-dagdevirene-kuresel-kadin-liderlik-odulu-320309</guid><description><![CDATA[Kadın hakları mücadelesi ve bilim alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan Canan Güllü ile Canan Dağdeviren, bu yıl Küresel Kadın Liderlik Ödülü'nün sahibi oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ile MIT akademisyeni ve fizikçi Canan Dağdeviren, bu yıl Küresel Kadın Liderlik Ödülü'ne layık görüldü.</p>
<p>Kadınlar ve kız çocuklarının ekonomik ve sosyal hayatta daha güçlü yer almasını destekleyen çalışmaları onurlandırmak amacıyla Global Summit of Women kapsamında verilen Küresel Kadın Liderlik Ödülü, bu yıl İstanbul'da sahiplerini buldu.Dünyanın dört bir yanından yüzlerce kadın lideri bir araya getiren zirve, 3-6 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirildi. Ödül töreni ise dün akşam Bomonti Hilton'da düzenlendi.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/img-20260607-wa0002.jpg" alt=""></p>
<p>Kadın hakları alanındaki uzun yıllara dayanan mücadelesiyle Canan Güllü ve bilim dünyasında uluslararası başarılarıyla adından söz ettiren Canan Dağdeviren, Türkiye adına gecenin en dikkat çeken isimleri arasında yer aldı.</p>
<p>Güllü ve Dağdeviren'e verilen ödül, kadınların toplumsal yaşamın her alanında güçlenmesi için yürütülen çalışmaların ve bilimin toplumsal dönüşümdeki etkisinin uluslararası platformda takdir gördüğünü bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p><strong>Canan Güllü hakkında</strong></p>
<p>Kadın hakları alanında uzun yıllardır çalışmalar yürüten Canan Güllü, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı olarak görev yapıyor. Kadına yönelik şiddetle mücadele, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların sosyal hayatta güçlenmesi konularında yürüttüğü çalışmalarla tanınan Güllü, sivil toplum alanında önemli projelere öncülük ediyor.</p>
<p><strong>Canan Dağdeviren hakkında</strong></p>
<p>Fizik mühendisi, bilim insanı ve akademisyen. ABD'deki Massachusetts Institute of Technology (MIT) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Dağdeviren, giyilebilir sağlık teknolojileri ve biyomedikal cihazlar alanındaki araştırmalarıyla uluslararası alanda tanınıyor. Geliştirdiği yenilikçi teknolojiler sayesinde çok sayıda bilimsel ödül kazanan Dağdeviren, dünyanın önde gelen genç bilim insanları arasında gösteriliyor.</p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 12:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sosyal medya fenomeni Mükremin Gezgin’in Instagram hesabına erişim engeli]]></title><link>https://bianet.org/haber/sosyal-medya-fenomeni-mukremin-gezginin-instagram-hesabina-erisim-engeli-320307</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/sosyal-medya-fenomeni-mukremin-gezginin-instagram-hesabina-erisim-engeli.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/sosyal-medya-fenomeni-mukremin-gezginin-instagram-hesabina-erisim-engeli-320307</guid><description><![CDATA[Kararın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın başvurusu üzerine alındığı belirtildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>LGBTİ+ sosyal medya fenomeni Mükremin Gezgin’in 400 bini aşkın takipçisi bulunan Instagram hesabı, dün (7 Haziran) Türkiye’den erişime engellendi.</p>
<p>Gazeteci İsmail Saymaz’ın aktardığına <a href="https://x.com/ismailsaymaz/status/2063598389934121153?s=20" target="_blank" rel="nofollow noopener">göre</a> erişim engeli kararı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın başvurusu üzerine alındı.</p>
<p>Gezgin’in profiline giren kullanıcılar, Instagram’ın “<em>Hesap, Türkiye’de kullanılamıyor. Bunun nedeni ICTA’nın (BTK) bu içeriği kısıtlamamızı isteyen yasal talebine uymuş olmamızdır</em>,” uyarısı ile karşılaşıyor. </p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/hkninl3wiaa-uka.jpg" alt=""></p>
<p>Gezgin, 4 Şubat 2026’da çıkarıldığı mahkemece “<strong>uyuşturucu madde kullanımını kolaylaştırmak</strong>” ve “<strong>bir kimseyi fuhuşa teşvik etmek, yaptırmak veya yer temin etmek</strong>” iddialarıyla tutuklanarak cezaevine gönderilmiş ve 4 Haziran’da da tahliye edilmişti.</p>
<a href='/haber/sosyal-medya-fenomeni-mukremin-gezgin-tutuklandi-316350' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/02/04/sosyal-medya-fenomeni-mukremin-gezgin-tutuklandi.jpg' alt='Sosyal medya fenomeni Mükremin Gezgin tutuklandı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Sosyal medya fenomeni Mükremin Gezgin tutuklandı</h5>
<div class='date'>4 Şubat 2026</div>
</div>
</a>

<p>(TY)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 12:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali sona erdi]]></title><link>https://bianet.org/haber/29-ucan-supurge-uluslararasi-kadin-filmleri-festivali-sona-erdi-320305</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/29-ucan-supurge-uluslararasi-kadin-filmleri-festivali-sona-erdi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/29-ucan-supurge-uluslararasi-kadin-filmleri-festivali-sona-erdi-320305</guid><description><![CDATA[Gösterimler, Ankara’nın farklı noktalarında bulunan Kült Kavaklıdere Sineması, Etimesgut Belediyesi 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi ve Mamak Belediyesi Mahsun Ertuğrul Sahnesi’nde yapıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Uçan Süpürge Vakfı tarafından düzenlenen 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, Ankara’da gerçekleştirilen görkemli kapanış töreniyle sona erdi. Bu yıl “Çiçek mi Dediniz?” temasıyla 2-7 Haziran tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşan festival, kadınların hikâyelerini, deneyimlerini ve mücadelelerini beyaz perdeye taşıyan zengin programıyla dikkat çekti.</p>
<p>Festivalin yarışmalı bölümü “Her Biri Ayrı Renk” kapsamında verilen Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI) Ödülü, Anna Fitch ve Banker White’ın yönettiği <strong>“Yo, Aşk Asi Bir Kuştur”</strong> filmine verildi. İzleyici oylarıyla belirlenen Enki Ödülü’nün sahibi ise Brezilyalı yönetmen Lucia Murat’ın <strong>“Yaşadığını Görmek Ne Güzel”</strong> filmi oldu.</p>
<p>Gösterimler, Ankara’nın farklı noktalarında bulunan Kült Kavaklıdere Sineması, Etimesgut Belediyesi 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi ve Mamak Belediyesi Mahsun Ertuğrul Sahnesi’nde yapıldı. Festival; Ankara Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, Çankaya Belediyesi, Etimesgut ve Mamak Belediyeleri ile TBWA’nın desteğiyle hayata geçirilirken, Institut Français de Turquie ile Kanada ve Brezilya Büyükelçilikleri de programa katkı sundu.</p>
<h3><strong>Kapanış gecesinde dayanışma ve sinema bir aradaydı</strong></h3>
<p><strong><img src="https://static.bianet.org/2026/06/img-2731.JPG" alt=""></strong></p>
<p>7 Haziran akşamı Kült Kavaklıdere Sineması’nda düzenlenen kapanış töreni yoğun ilgi gördü. Kadın emeğini ve dayanışmasını görünür kılan gece, kadın hareketinin önemli isimlerinden Avukat Hülya Gülbahar’ın kaleme aldığı festival metninin, oyuncu Tilbe Saran tarafından seslendirildiği tanıtım filminin gösterimiyle başladı.</p>
<p>Festival boyunca gerçekleştirilen panel, söyleşi ve ustalık sınıflarının ardından konuşan Uçan Süpürge Vakfı Başkanı Ayşe Ürün Güner, festivale katkı sunan kurum ve sponsorlara teşekkür etti. Kadın odaklı haberciliğe ve kültürel üretime destek veren paydaşlara plaketleri takdim edilirken, bu iş birliklerinin yalnızca sponsorluk değil, kadınların sesini görünür kılma mücadelesinin bir parçası olduğu vurgulandı.</p>
<h3><strong>FIPRESCI jürisinden “Yo, Aşk Asi Bir Kuştur”a övgü</strong></h3>
<p><strong><img src="https://static.bianet.org/2026/06/zve00995.JPG" alt=""></strong></p>
<p>Kapanış töreninde, yakın zamanda yaşamını yitiren sanatçı Marjane Satrapi anısına hazırlanan özel video gösterimi de yer aldı. FIPRESCI jürisi üyesi Ece Vitrinel, Satrapi’nin sinema ve sanat dünyasına bıraktığı izleri anarak, onun unutulmaz imgeler yaratan nadir sanatçılardan biri olduğunu ifade etti.</p>
<p>Mısır’dan Omnia Adel, Fransa’dan Nadia Meflah ve Türkiye’den Ece Vitrinel’den oluşan FIPRESCI Jürisi, ödül gerekçesinde “Yo, Aşk Asi Bir Kuştur”un sinemayı bir hatırlama ve yas tutma biçimi olarak ustalıkla kullandığını belirtti. Jüri açıklamasında, filmin belgesel ile düşsel anlatı arasında kurduğu özgün dil sayesinde hafıza, kayıp ve özgürlük temalarını etkileyici bir biçimde işlediğine dikkat çekildi.</p>
<h3><strong>Suriye’den gelen hikâyelere özel alan</strong></h3>
<p>Festivalin dikkat çeken bölümlerinden biri de Suriyeli kadınların deneyimlerine odaklanan özel gösterimler oldu. Avrupa Birliği Suriye Delegasyonu tarafından finanse edilen ve Uçan Süpürge Vakfı’nın yürüttüğü WeART Syria Projesi kapsamında hazırlanan “A Voice Without an Echo” ve “The Permission to Film” adlı kısa filmler izleyiciyle buluştu.</p>
<p>Gösterimlerin ardından proje temsilcileri Suaad Alaswad ve Ghufran Almahmood sahneye çıkarak film ekiplerinin mesajlarını paylaştı. Kadınların görünürlük mücadelesine odaklanan yapımlar, izleyicilerden büyük ilgi gördü.</p>
<h3><strong>Lucia Murat ve Yeşim Ustaoğlu’ndan ilham veren buluşmalar</strong></h3>
<p>Festivalin en yoğun ilgi gören etkinlikleri arasında Brezilyalı yönetmen Lucia Murat ve usta sinemacı Yeşim Ustaoğlu’nun ustalık sınıfları yer aldı.</p>
<p>Lucia Murat, Brezilya’daki askeri diktatörlük döneminde yaşadığı deneyimlerin sinemasını nasıl şekillendirdiğini anlatırken, hafıza, direniş ve feminizm eksenindeki üretim sürecini katılımcılarla paylaştı. “Evet, ben bir feministim” sözleri salondan büyük alkış aldı.</p>
<p>Yeşim Ustaoğlu ise sinemanın yalnızca bir sanat formu değil, aynı zamanda yaşanılan döneme tanıklık eden güçlü bir kayıt mekanizması olduğunu vurguladı. Kadınların görünmez bırakılan hikâyelerine odaklandığını belirten yönetmen; savaş, göç, aidiyet ve hafıza gibi temaların eserlerinin merkezinde yer aldığını ifade etti.</p>
<h3><strong>Kadın, hafıza ve direniş üzerine tartışmalar</strong></h3>
<p>Festival kapsamında gerçekleştirilen “Sınırda Yaşamak: Orta Doğu’da Kadın, Hafıza ve Direniş” panelinde, savaşın ve zorunlu göçün kadınlar üzerindeki etkileri ele alındı. Yönetmenler Seemab Gul ve Gözde Kural’ın katıldığı oturumda, kadınların gündelik yaşamda geliştirdiği direniş biçimlerinin toplumsal dönüşüm açısından taşıdığı önem vurgulandı.</p>
<p>Bir diğer önemli panel olan “Türkiye’deki Sinema ve Dizi Endüstrilerinde Teknik Alanda Kadın Emeği” başlıklı oturumda ise sektördeki toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve kadın dayanışma ağlarının önemi tartışıldı.</p>
<h3><strong>Güçlü hikâyelerle tamamlanan bir festival</strong></h3>
<p>Festival programında yer alan kısa film seçkileri ve uzun metraj gösterimleri büyük ilgi gördü. Özellikle Gözde Kural’ın ödüllü filmi <strong>“Cinema Jazireh”</strong> ile Yeşim Ustaoğlu ve Selen Heinz imzalı <strong>“Kuru Taşın Başı”</strong> belgeseli, izleyiciler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı.</p>
<p>Bir hafta boyunca sinemanın dönüştürücü gücünü, kadınların yaratıcı üretimini ve dayanışmanın önemini görünür kılan 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, güçlü hikâyeler ve uzun süre hafızalarda kalacak anlarla sona erdi.</p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 11:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sınıfta Marx, akılda kira: Özel okul öğretmenlerinin yaz kaygısı]]></title><link>https://bianet.org/haber/sinifta-marx-akilda-kira-ozel-okul-ogretmenlerinin-yaz-kaygisi-320306</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/sinifta-marx-akilda-kira-ozel-okul-ogretmenlerinin-yaz-kaygisi.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/sinifta-marx-akilda-kira-ozel-okul-ogretmenlerinin-yaz-kaygisi-320306</guid><description><![CDATA[Okullar 26 Haziran’da kapanacak ancak özel okul öğretmenleri için yaz ayları çoğu zaman dinlenme değil sözleşme bekleme, yeni iş arama ve geçinme kaygısıyla geçiyor. Öğretmenler taban maaş, güvence ve eşit özlük hakları talep ediyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2025-2026 resmi eğitim-öğretim yılı takvimine göre okullar 26 Haziran 2026 Cuma günü kapanacak. Öğrenciler için karne ve yaz tatili anlamına gelen bu tarih, özel okul öğretmenleri için çoğu zaman dinlenmeden çok belirsizlik, iş arama ve geçinme kaygısı anlamına geliyor.</p>
<p>Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası İstanbul temsilcisi, Felsefe öğretmeni Uğur Polat ve sendikanın yönetim kurulu üyesi, İngilizce öğretmeni Evin Turgut özel okul öğretmenlerinin yıl sonuyla birlikte içine girdiği bu süreci bianet’e anlattı.</p>
<a href='/haber/rehber-ogretmene-348-ogrenci-duserken-guvenlik-tek-basina-cozum-degil-319136' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/04/28/rehber-ogretmene-348-ogrenci-duserken-guvenlik-tek-basina-cozum-degil.png' alt='"Rehber öğretmene 348 öğrenci düşerken güvenlik tek başına çözüm değil "' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>"Rehber öğretmene 348 öğrenci düşerken güvenlik tek başına çözüm değil "</h5>
<div class='date'>28 Nisan 2026</div>
</div>
</a>

<h3>"Bizim için tatil değil, iş arama mevsimi"</h3>
<p>Polat, okullar kapandığında özel okul öğretmenleri için yeni bir kaygı döneminin başladığını söylüyor:</p>
<blockquote>
<p>Okul kapandığında bizim için tatil değil iş arama mevsimi gelmiş oluyor. Mevsimlik işçiler gibiyiz. Onlar kışın iş bulup yazın çalışıyorlar; biz de yazın iş bulup kışın çalışıyoruz.</p>
</blockquote>
<p>Meslekte 5. yılını dolduran Polat, kamuda çalışma alanlarının daralması ve atama olanaklarının sınırlı olması nedeniyle özel sektörde çalışmaya başladığını anlatıyor. Ancak özel okul öğretmenliğinin yalnızca ders anlatmaktan ibaret olmadığını vurguluyor.</p>
<p>Ders aralarında nöbet, öğrenci takibi, veli beklentileri, kurumun görünürlüğünü artırmaya yönelik etkinlikler ve raporlar öğretmenlerin mesaisini uzatıyor. Polat’a göre öğretmenin mesleki sorumluluğu kamuda ya da özel sektörde değişmiyor ancak özel sektörde çalışma koşulları öğretmeni değersizleştiriyor:</p>
<p>"Akademik, bilimsel ve etik eğitim vermek için öğretmenlik yapıyoruz. Eğitim kamusal bir alan ve özel sektörde çalışıyor olmamız bunun kamusal niteliğini ortadan kaldırmaz."</p>
<a href='/haber/italyan-lisesinde-ogretmenler-kazandi-123-gunluk-grev-bitti-320183' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/04/italyan-lisesinde-ogretmenler-kazandi-123-gunluk-grev-bitti.jpg' alt='İtalyan Lisesi’nde öğretmenler kazandı, 123 günlük grev bitti' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>İtalyan Lisesi’nde öğretmenler kazandı, 123 günlük grev bitti</h5>
<div class='date'>4 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<h3>Güvencesizlik sınıfa da yansıyor</h3>
<p>Polat, özel sektörde öğretmenliği en çok zorlaştıran şeyin güvencesizlik olduğunu söylüyor. Bir sonraki yıl çalışıp çalışamayacağını, ay sonunu nasıl getireceğini düşünen öğretmenin sınıftaki emeğinin de bundan etkilendiğini belirtiyor:</p>
<p>"Bir sonraki yıl ne yapacağımızı düşünmekten, ay sonunu nasıl getireceğimizi sorgulamaktan öğretmenlik yapmaya vakit kaldığını düşünmüyorum. Burada öğretmen değersizleştiriliyor ve öğrencilere de haksızlık ediliyor."</p>
<p>Bu kaygı, öğretmenin anlattığı dersin içeriğine ve öğrencisiyle kurduğu ilişkiye de yansıyor. Polat, felsefe dersinde emek sömürüsünü anlatırken kendi yaşadığı sömürüyü açıkça ifade edemediğini söylüyor:</p>
<blockquote>
<p>Ben öğrenciye Marx anlatırken kafamın içinde artı değer ve emeğime yabancılaşmışlık dönüyor. Ama çocuklara kendi yaşadığımı anlatamıyorum çünkü her an şikayet edilmeyle karşı karşıyayız.</p>
</blockquote>
<a href='/yazi/ogretmenleri-guclendiren-ekosistem-egitimde-kalici-basarinin-anahtari-318194' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-yazi/2026/03/31/ogretmenleri-guclendiren-ekosistem-egitimde-kalici-basarinin-anahtari.png' alt='Öğretmenleri güçlendiren ekosistem: Eğitimde kalıcı başarının anahtarı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Öğretmenleri güçlendiren ekosistem: Eğitimde kalıcı başarının anahtarı</h5>
<div class='date'>31 Mart 2026</div>
</div>
</a>

<h3>Haftalık 45-50 saati aşan mesai</h3>
<p>6 yıldır özel sektörde çalışan İngilizce öğretmeni Evin Turgut da benzer bir tablo çiziyor. Mezun olur olmaz öğretmenliğe başladığını, KPSS’ye bir kez girdiğini ancak atanamadığını söyleyen Turgut, atama sayılarının azlığı ve geçim kaygısı nedeniyle özel sektörde çalışmaya devam ettiğini anlatıyor.</p>
<p>Turgut’a göre özel okul öğretmenlerinin haftalık mesaisi çoğu zaman 45-50 saati aşıyor. Bu süre yalnızca ders yükünden oluşmuyor; nöbet, etüt, hafta sonu çalışmaları, etkinlik hazırlıkları ve öğretmenin alanı dışındaki dersler de bu mesainin parçası haline geliyor:</p>
<blockquote>
<p>Haftalık 45-50 saati aşan ders yüklerimiz oluyor. Haftada en az iki gün nöbet tutuyoruz, çoğu zaman hafta sonları da çalışıyoruz. Gün içinde derslerimiz bitse bile öğrencilere bireysel etütler veriyoruz ve bunların hiçbiri için ek ders ücreti almıyoruz.</p>
</blockquote>
<p>İngilizce öğretmeni olmasına rağmen İngilizce Fen Bilgisi, Matematik ve Hayat Bilgisi dersleri de verdiğini söyleyen Turgut, daha önce İngilizce Yoga, Pilates ve Dans dersleri vermek zorunda kaldığını da aktarıyor. </p>
<a href='/yazi/ozel-okullarda-ogretmenlik-egitimden-cok-musteri-memnuniyetinin-yukunu-tasimak-314527' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-yazi/2025/12/15/ozel-okullarda-ogretmenlik-egitimden-cok-musteri-memnuniyetinin-yukunu-tasimak.png' alt='Özel okullarda öğretmenlik: Eğitimden çok “müşteri memnuniyeti”nin yükünü taşımak' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Özel okullarda öğretmenlik: Eğitimden çok “müşteri memnuniyeti”nin yükünü taşımak</h5>
<div class='date'>16 Aralık 2025</div>
</div>
</a>

<h3>Belirli süreli sözleşme, düşük ücret, elden ödeme</h3>
<p>Turgut, özel okul öğretmenlerinin en temel sorunlarından birinin belirli süreli sözleşmeler olduğunu söylüyor. Bu sözleşmelerin öğretmenleri hak aramaktan uzaklaştıran bir baskı aracına dönüştüğünü belirtiyor:</p>
<p>“Belirli süreli sözleşmelerle çalıştığımız için en ufak bir itirazda ya da hak arayışında kendimizi kapının önünde bulabiliyoruz.”</p>
<p>Bir diğer sorun ise taban maaş hakkının kaldırılmasıyla derinleşen ücret güvencesizliği. Turgut’a göre bu düzenlemenin ardından özel okul öğretmenleri düşük ücret, eksik sigorta ve elden ödeme gibi uygulamalarla karşı karşıya kaldı.</p>
<div class="box-13">
<h3>Taban maaş hakkı nasıl kaldırıldı?</h3>
<p>Özel okul öğretmenlerinin kamudaki emsallerinden daha düşük ücret alamamasını güvence altına alan taban maaş hakkı, 5580 sayılı Kanun’da yer alırken 2014’te çıkarılan 6528 sayılı Kanun’la kaldırıldı. Düzenleme AKP hükümeti döneminde, Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan, Nabi Avcı’nın Milli Eğitim Bakanı, Yusuf Tekin’in ise MEB Müsteşarı olduğu dönemde yapıldı. Öğretmen örgütlerine göre bu değişiklikten sonra özel okul öğretmenleri için düşük ücret, eksik sigorta ve elden ödeme gibi sorunlar yaygınlaştı.</p>
</div>
<p>Kimi öğretmenlerin asgari ücretle, hatta asgari ücretin altında çalıştırıldığını, bazılarının ise öğretmen yerine büro personeli, temizlik personeli ya da kantin sorumlusu gibi farklı unvanlarla gösterildiğini anlatıyor.</p>
<blockquote>
<p>Kıdem tazminatı vermemek için işverenler ya zorla istifa dilekçesi imzalatıyor ya da eğitim yılının sonuna doğru çıkışımızı veriyor. Maaşımız ve sigortamız çoğu zaman asgari ücret üzerinden yatırılıyor, geri kalan kısmı ise elden ödeniyor.</p>
</blockquote>
<h3>Öne çıkan talepler?</h3>
<p>Bu nedenle 26 Haziran, özel okul öğretmenleri için yalnızca eğitim takviminin kapanış günü değil aynı zamanda yeni bir belirsizlik döneminin başlangıcı. Birçok öğretmen 9-10 aylık sözleşmelerle çalışıyor ve yaz aylarını ücretli izin ya da dinlenme dönemi olarak değil, yeni iş ve ek gelir arayışıyla geçiriyor.</p>
<p>Turgut da yaz aylarını Polat gibi "tatil" değil, geçim sıkıntısının arttığı bir dönem olarak görüyor:</p>
<p>"Genelde 9-10 aylık sözleşmelerle çalıştığımız için yaz aylarında farklı işlerde çalışmak zorunda kalıyoruz. Bu nedenle kendimizi öğretmenden çok mevsimlik işçi gibi hissediyoruz."</p>
<p>Özel okul öğretmenlerinin talepleri yalnızca ücret artışıyla sınırlı değil. Taban maaş hakkının geri getirilmesi, belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışma güvencesinin sağlanması, özlük haklarında kamudaki öğretmenlerle eşitlenme ve 10 No’lu iş kolundan çıkarılma en acil talepler arasında yer alıyor.</p>
<div class="box-13">10 No’lu işkolundan çıkarılma talebi, özel okul öğretmenlerinin ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatları birlikte kapsayan geniş bir torba işkolunda değil, eğitim alanına özgü bir işkolunda değerlendirilmesi ve böylece toplu sözleşme ile grev hakkını fiilen kullanabilmesi anlamına geliyor.</div>
<div class="box-1">
<h3>ILO – Öğretmen Sendikası Raporu ne diyor?</h3>
<p><a href="https://ogretmensendikasi.org/2026/01/11/ilo-ogretmen-sendikasi-raporu/" target="_blank" rel="nofollow noopener">Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın duyurduğu ILO raporunda</a>, özel öğretim kurumlarında çalışan eğitim emekçilerinin başlıca sorunları taban maaş hakkının kaldırılması, belirli süreli sözleşmelerle güvencesiz çalıştırılma, sendikal örgütlenmenin önündeki işkolu ve baraj engelleri ile işe iade kararlarının etkisiz kalması olarak sıralanıyor. Sendika, 2024’ten bu yana ILO ile yürüttüğü görüşme ve yazışmalarda bu başlıkların çözümü için hükümetin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Raporda aktarılan tavsiyelere göre ILO Sendika Özgürlüğü Komitesi, %1’lik sendikal barajın toplu pazarlık hakkını sınırladığını belirterek 6356 sayılı Kanun’un sosyal taraflarla istişare edilerek değiştirilmesini istedi. Komite ayrıca özel sektör öğretmenlerinin sözleşmelerinin sendikal nedenlerle yenilenmemesinin hak ihlali olduğunu vurguladı, sendikal ayrımcılığa karşı caydırıcı yaptırımların güçlendirilmesi ve işe iade kararlarının yalnızca tazminat ödenerek etkisizleştirilmemesi gerektiğini bildirdi.</p>
</div>
<p>(NÖ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 11:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Nisan ateşkesi askıda: İsrail ve İran’dan karşılıklı saldırılar]]></title><link>https://bianet.org/haber/nisan-ateskesi-askida-israil-ve-irandan-karsilikli-saldirilar-320303</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/nisan-ateskesi-askida-israil-ve-irandan-karsilikli-saldirilar.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/nisan-ateskesi-askida-israil-ve-irandan-karsilikli-saldirilar-320303</guid><description><![CDATA[İsrail ordusunun Lübnan’a yönelik saldırılarının ardından İran’dan İsrail’e balistik füze saldırıları düzenlendi. İsrail savaş uçakları da İran’ın batı ve orta kesimlerini hedef aldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İsrail ordusunun, 3 Haziran’da duyurulan ateşkese rağmen Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesi ile ülkenin güneyine yönelik saldırılarını sürdürmesi, bölgede gerilimi yeniden tırmandırdı. </p>
<p>Tahran yönetimi, saldırılara karşılık verileceğini açıkladı ve İsrail’e yönelik balistik füze atışlarına başladı. Böylece, 7 Nisan’da ilan edilen ABD-İran ateşkesi fiilen askıya alınmış oldu.</p>
<a href='/haber/savasin-40-gununde-ateskes-iran-in-10-maddelik-teklifinde-neler-var-318460' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/04/08/savasin-40-gununde-ateskes-iran-in-10-maddelik-teklifinde-neler-var.png' alt='Savaşın 40. gününde ateşkes: İran&#39;ın 10 maddelik teklifinde neler var?' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Savaşın 40. gününde ateşkes: İran'ın 10 maddelik teklifinde neler var?</h5>
<div class='date'>8 Nisan 2026</div>
</div>
</a>

<p>İran’dan gece saatlerinde üç dalga halinde ateşlenen füzeler nedeniyle İsrail’in kuzeyindeki birçok kentte sirenler çaldı. İran’dan İsrail’e yaklaşık 10 füze fırlatıldığı bildirildi. Buna karşılık İsrail ordusu, İran’ın batı ve orta kesimlerini hedef aldığını açıkladı. Tahran da bu saldırıya yeni bir füze dalgasıyla yanıt verdiğini duyurdu.</p>
<h3>İran ordusu: “Lübnan’a saldırıları durdurun”</h3>
<p>İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaşı yürüten birimi Hatemü’l Enbiya Merkez Karargâhı, İsrail’e yönelik füze saldırılarının ardından açıklama yaptı.</p>
<p>İsrail’in ABD desteğiyle Lübnan’ın güneyi ve Beyrut’un Dahiye bölgesine yönelik saldırılarla ateşkesi birçok kez ihlal ettiği belirtilen açıklamada, İran’ın daha önce saldırıların durdurulmaması halinde karşılık vereceğine dair uyarılarda bulunduğu hatırlatıldı.</p>
<a href='/haber/lubnan-ve-israil-arasinda-abd-arabuluculugunda-sartli-ateskes-320185' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/04/lubnan-ve-israil-arasinda-abd-arabuluculugunda-sartli-ateskes.png' alt='Lübnan ve İsrail arasında ABD arabuluculuğunda ‘şartlı ateşkes’' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Lübnan ve İsrail arasında ABD arabuluculuğunda ‘şartlı ateşkes’</h5>
<div class='date'>4 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p>Açıklamada, İsrail’in Lübnan’da fosfor bombaları da dahil olmak üzere yasaklanmış silahlar kullanarak savaş suçları işlediği vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:</p>
<blockquote>
<p>Siyonist ordu, Lübnan’ın güneyi ve banliyölerine yönelik saldırılarını durdurmalıdır. Eğer bu bölgeye yönelik saldırılarını genişletir veya İran’ın eylemlerine karşılık verirse rejime ve destekçilerine karşı daha ezici, pişman edici ve yıkıcı saldırılarla karşılaşacaktır.</p>
</blockquote>
<div class="box-13"><em>İran lideri Ayetullah Mücteba Hamaney'in danışmanı ve eski Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Muhsin Rızai de X hesabından yaptığı paylaşımda “İran ateşkesin ihlaline ve Lübnan’a yönelik saldırılara tahammül etmeyeceğini birçok kez ilan etmişti. Saldırganlar bu akşam cevaplarını aldı. Bu cevap eylemlerini sonlandırmaları için bir uyarı niteliği taşıyor. Yeni bir adım daha ezici bir karşılık alacak” ifadelerini kullandı.</em></div>
<h3>İsrail’den İran’a hava saldırıları</h3>
<p>İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, “Kısa bir süre önce İsrail Hava Kuvvetleri, İran rejimine ait olan ve İran’ın batısı ile merkezinde bulunan askeri hedeflere saldırı düzenledi” ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Saldırılara ilişkin ayrıntıların daha sonra açıklanacağı belirtildi.</p>
<p>Öte yandan İran devlet televizyonu, başkent Tahran ile İsfahan ve Tebriz kentlerinde patlama seslerinin duyulduğunu bildirdi.</p>
<p>Tahran merkezli Mehr Haber Ajansı’na göre Huzistan Vali Yardımcısı Veliyullah Hayati, saldırıya ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>Hayati, “Kısa bir süre önce Mahşehr’deki Karun Petrokimya Şirketi, siyonist düşman tarafından hava saldırısına uğradı. Fırlatılan mühimmatın isabet etmesi sonucu bu sanayi tesisinin bazı bölümleri hasar gördü” dedi.</p>
<p>Saldırıda ilk belirlemelere göre can kaybı veya yaralanma olmadığını belirten İranlı yetkili, hasarın boyutuna ve olası kayıplara ilişkin ayrıntılı bilgilerin daha sonra açıklanacağını ifade etti.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/israil-iran-korfez-harita.jpg" alt=""></p>
<h3>Trump’tan İran’a “masaya dön” çağrısı</h3>
<p>Fox News muhabirinin aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in Beyrut’a düzenlediği saldırıya ilişkin, “Bundan memnun değilim.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İran’ın İsrail’e yönelik füze saldırılarının devam eden müzakerelere “kesinlikle yardımcı olmayacağını” belirten Trump, İran’a anlaşma masasına “geri dönme” çağrısında bulundu.</p>
<p>Trump, “İran’a önerim şu: Füzelerinizi fırlattınız, bu yeterli. Masaya geri dönün ve bir anlaşma yapın.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Axios’a da bir son dakika açıklaması yapan Trump, İran ile nihai bir anlaşmaya varmak üzere olduklarını belirterek, “Bu iyi bir anlaşma olacak. Şu an yaşananlar yüzünden bu sürecin bozulmasını istemiyorum.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Trump, “Birazdan Bibi’yi arayıp ona karşılık vermemesini söyleyeceğim. Her iki taraf da üzerine düşeni yaptı. İsrail saldırısını gerçekleştirdi, İran da kendi saldırısını yaptı. Bir yenisine daha ihtiyacımız yok” dedi.</p>
<p>(VC)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 11:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[‘İnsandan umudu kesme hakkına sahip değiliz’]]></title><link>https://bianet.org/yazi/insandan-umudu-kesme-hakkina-sahip-degiliz-320302</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/yazi/2026/06/08/insandan-umudu-kesme-hakkina-sahip-degiliz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/yazi/insandan-umudu-kesme-hakkina-sahip-degiliz-320302</guid><description><![CDATA[Camus’ye göre devletin infazları gözden uzak tutmasının temel nedeni, idam cezasının suçluları ve suça meyledecekleri ne kadar caydıracağını kestirilememesi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>“Benim ve benim gibilerin istediği, istediğimiz dünya, kimsenin kimseyi öldürmediği (o kadar da deli değiliz) bir dünya değil; kimsenin kimseyi öldürmenin haklı olamayacağı bir dünyadır.” Albert Camus’nün güçlü ve tutarlı ahlak anlayışının (söyleminin) özünü oluşturuyor bu cümle. Kötü eylemler kadar, “iyi” olanların da haklı gösterilmesini eleştiren Camus; “Hangi ahlak sadece şimdiki zamanda yaşamamızı sağlayabilir?” diye sormuştu.</p>
<p>Suçun haklı gösterilmesi veya gerekçelendirilip meşrulaştırılması kadar, yasaların suç hâline getirilmesi ya da suçu örtbas etmesinden dem vuran Camus, yasaya dönen suçun artık suç diye nitelenemeyeceğini, yaşadığı dönemde olup bitenlerden ve adaleti örseleyen zamanın ruhundan hareketle vurgulamıştı.</p>
<p>Âdil olmayan her politik hareketin yanı sıra âdil olmayan ve asla yanılmayacağı düşünülen adaleti de eleştiren Camus’nün bu bağlamdaki en önemli metinlerinden biri, ölüm cezasına dair kalem oynattığı <em>Giyotin Üzerine Düşünceler</em>’di. Şiddetin yasal güvenceye alınması olarak nitelediği ölüm cezasının, şiddete karşı şiddet ve suça karşı suç manasına geldiğini düşünen Camus, devletlerin de ideolojilerin de insan hayatını sonlandırma hakkına sahip olamayacağını temellendiriyor bu kitabında.</p>
<h3>‘Hızlı’ ve ‘insancıl’ bir cinayet </h3>
<p>Ölümle cezalandırılan bir kişinin infazının bir törene dönüştürüldüğünü ve bu eylemin, adaletin yerine getirilmesinden çok, toplumda oluşan öfkeyi bastırma amacı taşıdığını söyleyen Camus, bir veya birden çok cinayetin başka bir cinayetle “cezalandırılmasının” barışı ve düzeni sağlama konusunda ciddi şüpheler uyandırdığını da ekliyor. Diğer bir ifadeyle suçun ardından gelen öldürüm töreni, telafi amacıyla ve toplumu teskin etmek için lekenin üstüne yenisini çalıyor. Camus, bu durumu hastalık metaforuyla açıklıyor: “Kanser, bireye özgüyken idam cezası politik bünyenin kanseridir; aralarındaki tek fark ise şimdiye kadar kimsenin, kanserin gerekliliğinden bahsetmemesidir. Aksine idam cezası, yaygın biçimde, üzücü bir gereklilik olarak sunulur; gerekli olduğu için öldürmek meşrudur ancak üzücü olduğu için de hiç sözü edilmez.”</p>
<p>Adaleti tesis etmekle görevli olanların yanılmazlığına dair koşulsuz güvenin zemininin kayganlığını yanlışlıkla giyotine gönderilenleri örnek vererek gösteren Camus, “caydırıcı” denen idam cezasının toplumu lekelediği ve akıl yoluyla haklı çıkarılamayacağı görüşüne katılıyor. Dahası, cinayet işlemeye ve suça bulaşmaya niyetli kimseyi durdurmayan idam cezası, sonuçları ve etkileri öngörülemeyen bir eylem hâlini alıyor.</p>
<p>Öldürme dürtüsünü, organize bir başka cinayet eylemiyle cezalandırmak Camus’ye göre, tıpkı diğerleri gibi “hızlı” ve “insancıl.” Bu edimin, herhangi bir sorunu çözmediği gibi bir caydırıcılığının da bulunmadığını, araştırmalarıyla ve yorumlarıyla ortaya koyuyor yazar: “İstatistiklerin uzun uzun sıraladığı sayılardan çıkarabileceğimiz tek sonuç şudur: Yüzyıllar boyunca cinayet dışındaki suçlar da ölümle cezalandırılmıştır ve defalarca uygulanmış bu en ağır ceza da suçların hiçbirini ortadan kaldırmamıştır. Bu suçlar yüzyıllardır idamla cezalandırılmıyor. Buna rağmen bu suçların sayısı artmamış, hatta bazıları azalmıştır. Cinayet de yüzyıllar boyunca ölümle cezalandırıldı ama Kabil’in soyu yok olmadı. Sonuç olarak ölüm cezası kaldırılmış ya da fiilen uygulanmayan otuz üç ülkede cinayet sayısı artmamıştır. Buradan, ölüm cezasının gerçekten caydırıcı olduğu sonucu nasıl çıkarılabilir?”</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/9789750767210-front-cover.jpg" alt=""></p>
<h3>İntikam ve kısas kolaycılığı</h3>
<p>Camus’ye göre devletin infazları gözden uzak tutmasının temel nedeni, idam cezasının suçluları ve suça meyledecekleri ne kadar caydıracağını kestirilememesi. Bu durum, idama dair belirsizlik yarattığı gibi ikilemler de doğuruyor. Cinayetlerin engellenip engellenemeyeceğinin bilinmemesi bunların başında geliyor. Bir başka karanlık nokta, idam cezasının kaosu düzene dönüştürüp dönüştürmeyeceğinin veya düzeni kaosa çevirip çevirmeyeceğinin hiçbir garantisinin olmaması. Camus’ye göre bunca bilinmezlik içinde çok net bir şey var: “Ölüm cezası geçerliliğini koruyacaksa da insanları caydıracağı gerekçesiyle meşrulaştırma ikiyüzlülüğünden vazgeçilsin. Kendisine hiçbir kamusal görünürlük tanınmayan bu cezayı adıyla anmak gerekir, dürüst insanları dürüst olduğu sürece etkilemeyen, dürüstlüğünü yitirenleri cezbeden ve bu işte ortak olanları alçaltan ya da dengesizleştiren bir korkutma. Bu kesinlikle bir cezadır, hem bedensel hem de ahlaki açıdan dehşet verici bir işkencedir fakat sağlam bir caydırma değildir, en fazla yalnızca moral bozar. Cezalandırır ama hiçbir şeyi önlemez, üstelik çoğu zaman cinayet içgüdüsünü kışkırtmaktan başka bir işe yaramaz. Bu ceza onu yaşayan kişi dışında sanki yok gibidir, o kişi içinse aylarca ya da yıllarca ruhunda, ardından da yaşamı sona erdirilmeden ikiye bölündüğü o umutsuz ve şiddetli saat boyunca bedeninde hüküm sürer. Öyleyse ona gerçekliğin asaletini geri verecek adıyla hitap edelim ve esasen neyse o olarak kabul edelim: İntikam. (...) Toplum, en temel yasasını ihlal eden kişiye karşı, neredeyse matematiksel bir yanıt üretir. Bu yanıt, insanlık kadar eskidir: Kısas. Bana kötülük eden kötülük bulmalıdır; gözümü oyan kör kalmalı, son olarak öldüren de ölmelidir. Burada söz konusu olan bir ilke değil, şiddetli bir duygudur. Kısas, hukukun değil, doğanın ve içgüdünün alanına aittir. Hukuk ise tanımı gereği doğayla aynı kurallara tabi olamaz. İnsanın doğasında cinayet varsa yasa, bu doğayı taklit etmek ya da yeniden üretmek için değil, onu düzeltmek için vardır.”</p>
<h3>‘Ölüm cezası iğrenç bir kasaplıktır’</h3>
<p>Maktûllerin yanı sıra katillerin ve mahkûmların da hâlini anlamaya uğraşan, şiddeti karşı-şiddetle ve cinayeti bir başka cinayetle dengelemenin absürtlüğüne kafa yoran Camus; yaşamın sonlandırılmadığı, âdil adaletin gerçekleştiği ve ahlakın sükût etmediği cezalardan yana tavır koyuyor. Çünkü infaz kararını verenlerin yanılma ve idama mahkûm edilen kişinin geç masumiyetinin kanıtlanma ihtimali bulunuyor. Yanlış kişiyi suçlama ve hatalı karar verme olasılığı da cabası. Bu noktada Camus hayatî bir yorumla çıkıyor karşımıza: “Hiçbirimiz bir insandan umudu kesme hakkına sahip değiliz, bu hak ancak ölümden sonra doğar çünkü ölüm, yaşamı yazgıya çevirir ve ancak o noktada kesin bir yargı mümkün olur fakat ölümden önce kesin bir yargı ilan etmek, alacaklı henüz hayattayken hesabı kapatmak, hiçbir insanın yetkisinde değildir. En azından bu noktada, mutlak yargıya varan kişi, kendisini de mutlak olarak mahkûm eder.”</p>
<p>Tıpkı cinayet gibi idam da bir insanı öldürmenin yararlı görülmesine ve kişinin hayatının kutsallıktan çıkarılmasına imkân verdiği için Camus’ye göre saçmanın bir yansıması. Yazar tam da bu noktada ölüm cezasına neden karşı olduğunu açıklıyor: “Ölüm cezasına karşı oluşum, ne insanın doğal manada iyiliğine dair bir yanılsamaya ne de gelecekte altın çağ kurulacağına ilişkin bir inanca dayanır. Aksine, bana göre ölüm cezasının kaldırılması akılcı bir kötümserliğin, mantığın ve gerçekçiliğin gereğidir. (...) Ölüm cezası ne sıklıkla ve nasıl uygulanırsa uygulansın iğrenç bir kasaplıktır, insanın kişiliğine ve bedenine yöneltilmiş bir aşağılamadır. (...) Ölüm, hukuk dışına çıkarılmadıkça ne bireylerin yüreğinde ne de toplumların törelerinde kalıcı barış sağlanacaktır.”</p>
<p><em><a href="https://www.canyayinlari.com/giyotin-uzerine-dusunceler-9789750767210?srsltid=AfmBOoquv0qGSXIDquIWtQ_xe_W8_wcyuo8aWT4ZvwgnNIJv6NdroLoG" target="_blank" rel="nofollow noopener"><strong>Giyotin Üzerine Düşünceler, Albert Camus, Çeviren: Ömer Şentürk, Can Yayınları, 62 s.   </strong></a></em></p>
<p>(AB/TY)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 10:50:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[COP31 öncesi Türkiye’ye çağrı: Katılımcılara kendilerini özgürce ifade edebilme imkânı sağlayın]]></title><link>https://bianet.org/haber/cop31-oncesi-turkiyeye-cagri-katilimcilara-kendilerini-ozgurce-ifade-edebilme-imkani-saglayin-320300</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/cop31-oncesi-turkiyeye-cagri-katilimcilara-kendilerini-ozgurce-ifade-edebilme-imkani-saglayin.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/cop31-oncesi-turkiyeye-cagri-katilimcilara-kendilerini-ozgurce-ifade-edebilme-imkani-saglayin-320300</guid><description><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü, devletlerin iklim taahhütlerini insan hakları temelli, somut ve uygulanabilir politikalara dönüştürmek için değerlendirmesi gerektiğini vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Haziran İklim Toplantıları, bugün Almanya’nın Bonn kentinde başlayıp 18 Haziran’a kadar sürecek.</p>
<p>Etkinlik, devletlerin 9-20 Kasım arasında Antalya’da düzenlenecek 31. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’na (COP31) taşıyacakları müzakereleri, öncelikleri ve kararlılık düzeylerini şekillendirecek.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü, devletlerin Bonn’daki görüşmeleri, COP31 için iklim taahhütlerini insan hakları odaklı somut ve uygulanabilir bir gündeme dönüştürmek için kullanmaları gerektiğini belirtirken, Almanya ile COP31’e ortak ev sahipliği yapacak Türkiye ve Avustralya’yı tüm katılımcıların kendilerini özgürce ifade edebilmelerini, gereksiz kısıtlamalar ve misilleme kaygısı olmadan barışçıl protestolara katılabilmelerini sağlamaya çağırdı.</p>
<p>Bonn’daki toplantılar devletlerin, <a href="https://www.amnesty.org/en/latest/news/2026/05/new-un-climate-accountability-resolution-an-important-step-in-advancing-climate-justice/" target="_blank" rel="noopener">BM Genel Kurulu’nun geçen yıl Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) iklim değişikliği konusunda açıkladığı Tavsiye Görüşü hakkındaki kararında</a> belirlenen iklim taahhütlerini; insan haklarına, eşitliğe ve adalete dayalı adımlara dönüştürmeye hazır olduklarını göstermeleri için önemli bir fırsat sunuyor.</p>
<h3>“Hızla sözden eyleme geçilmeli”</h3>
<p><strong>Uluslararası Af Örgütü İklim Politikaları Danışmanı Ann Harrison</strong>, “<em>Devletler, insanlığı koruma ve etkilenen grupların iklim değişikliği kaynaklı zararları telafi etmelerine yardımcı olma konusundaki yasal yükümlülüklerini yerine getirmek için acilen harekete geçmeli. İnsan haklarını gözardı eden iklim tedbirleri adaletsiz ve daha az etkili. Devletler, Antalya’da inandırıcı sonuçlar istiyorlarsa Bonn’da sözden eyleme geçmeye kararlı olduklarını göstermeliler,” </em>diye konuştu. <em> </em></p>
<p>Bazı ülkelerin, son BM Genel Kurulu kararından iklim finansmanına yapılan atıfların çıkarılmasında ısrar ettiğini hatırlatan Harrison, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p><em>“Bu, finansman sağlama yükümlülüğünün ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Biliyoruz ki para var ve nasıl dağıtılacağı bir siyasi tercih meselesi. En büyük çevre kirleticilerinin yol açtıkları zararın bedelini ödemeleri şart</em>. <em>Bonn iklim konusunda dengeyi adalet yönünde değiştirmeye yardımcı olmalı. Devletler fosil yakıtlardan adil çıkış için gelişme kaydetmeye hazır olarak gelmeli. Bu da yeterli iklim finansmanıyla kayıp ve zararlar için tazminat sağlamayı, ayrıca sivil alanı korumayı gerektirir. Daha azıyla yetinen adımlar, halihazırda iklim eylemsizliğinin bedelini ödeyen insanlar için bir diğer başarısızlık olacak.</em>”</p>
<h3>2030’a kadar 5-6 trilyon dolar kaynağa ihtiyaç duyduğu tahmin ediliyor </h3>
<p>Uluslararası Af Örgütü, konferanstan önce “UNFCCC Taraflarına 2026 Yılında İnsan Haklarına Uygun İklim Eylemine İlişkin Tavsiyeler” başlıklı bir <a href="https://www.amnesty.org/en/documents/ior40/0965/2026/en/" target="_blank" rel="noopener">brifing</a> yayımlayarak, devletleri, fosil yakıtlardan adil geçiş yoluyla tam, hızlı, adil ve finanse edilen bir biçimde uzaklaşmaya, hibe temelli iklim finansmanını artırmaya, iklim değişikliği kaynaklı kayıp ve zararlar için eksiksiz tazminat sağlamaya, sivil alanı korumaya ve yerli halkların, çevresel insan hakları savunucularının ve etkilenen toplulukların iklimle ilgili karar alma süreçlerine katılımını güçlendirmeye çağırdı.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü iklim sözleşmelerinin tüm taraflarını, nisan sonunda Kolombiya’nın Santa Marta kentinde düzenlenen konferansta kaydedilen gelişmeyi, fosil yakıtlardan kimseyi geride bırakmayan adil bir geçişe doğru ilerletmeye çağırıyor. Fosil yakıt teşviklerinin sona erdirilmesi ve düşük gelirli grupların korunması buna dahil. COP30’da kararlaştırılan Adil Geçiş Mekanizması’nın etkili olması ve finanse edilmesi, böylelikle mekanizmanın insan haklarına, sivil toplumun ve etkilenen grupların somut katılımına, yerli halkların özgür, önceden ve bilgilendirilmiş onayına öncelik vermesi önemli. Uluslararası Af Örgütü, iklim finansmanının önemli oranda artırılması çağrısı yapıyor. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) verilerine göre, düşük gelirli ülkelerin azaltma ve uyum tedbirleri için 2030 yılına kadar 5-6 trilyon dolar kaynağa ihtiyaç duyduğu tahmin ediliyor ve COP29’da kararlaştırılan 2035 yılına kadar her yıl 300 milyar dolarlık finansman hedefi ihtiyacın çok altında.</p>
<p>Bonn’un temel testi, görüşmelerin iklim değişikliğinden en fazla etkilenenlere açık ve erişilebilir olup olmadığı. Uluslararası Af Örgütü’nün tavsiyeleri etkilenen toplulukların, yerli halkların, çevresel insan hakları savunucularının ve ötekileştirilen grupların iklim müzakerelerine anlamlı biçimde katılabilmeleri gerektiğini vurguluyor. (TY)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 10:20:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan'da Paşinyan kazandı]]></title><link>https://bianet.org/haber/ermenistan-da-pasinyan-kazandi-320297</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/pasinyan-onde-gidiyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ermenistan-da-pasinyan-kazandi-320297</guid><description><![CDATA[Ermenistan'da parlamento seçimlerinde Başbakan Nikol Paşinyan liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi tek başına iktidar oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan'da parlamento seçimlerinde ön sonuçlar açıklandı. Parlamentoya dört siyasi güç giriyor.</p>
<p>Mevcut Başbakan Nikol Paşinyan'ın Sivil Sözleşme Partisi oyların yüzde 49,81'ini (727 bin 160 oy) aldı.</p>
<p>Oyların yüzde 23,29'unu (340 bin 62) iş insanı Samvel Karapetyan'ın Güçlü Ermenistan oluşumu, yüzde 9,94'ünü (145 bin 97) eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ın Ermenistan İttifakı, yüzde 4'ünü (58 bin 368) Müreffeh Ermenistan Partisi elde etti.</p>
<p>Ermeni basını mevcut oy oranlarına göre 105 sandalyeli mecliste Sivil Sözleşme Partisinin 61, Güçlü Ermenistanın 28, Ermenistan İttifakının 11 ve Müreffeh Ermenistan Partisinin de 5 koltuğa sahip olacağını bildirdi.</p>
<p>Buna göre Paşinyan, parlamentoda tek başına çoğunluğu sağlamış durumda ancak anayasa değişikliği için desteğe ihtiyacı olacak.</p>
<p>Parlamento seçimlerinin resmi sonuçlarının bugün açıklanması bekleniyor.</p>
<h3>“Azerbaycan ile barışı kurumsallaştırmalıyız, Türkiye ile sınır açılmalı”</h3>
<p>Paşinyan sabah saatlerinde ön seçim sonuçlarının açıklanmasıyla kameraların karşısına geçti. “Bu tarihi bir zaferdir” dediği bir basın açıklaması yaptı. Ermenistan halkının barış, bölgesel kalkınma ve iş birliği lehine oy kullandığını söyledi. Seçim öncesi söylemlerini tekrarladı.</p>
<p>Armenpress’in aktardığına göre Paşinyan, Türkiye’den bir gazetecinin Türkiye ve Azerbaycan’a hangi mesajı vermek istediğine ilişkin sorusunu basın toplantısında yanıtladı.</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Ermenistan halkı, tamamlanan parlamento seçimlerinde barış ve bölgesel kalkınma ile iş birliği yönünde oy kullandı. Hem Türkiye’den hem de Azerbaycan’dan buna olumlu karşılıklar geleceğini umuyorum.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barışı kurumsallaştırmalıyız. Türkiye ile sınırımızı açmalıyız; daha doğrusu Türkiye sınırı açmalıdır. Ayrıca diplomatik ilişkiler tesis etmeliyiz.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Bu vesileyle, Ermeni ürünlerinin ithalat ve ihracatı için Ahılkelek-Kars demiryolunun açılması yönündeki karar nedeniyle teşekkür ediyoruz. Türkiye ile çok olumlu bir ivme yakaladık. Ancak diplomatik ilişkilerin kurulması ve sınırın tamamen açılması için bu süreci sürdürmemiz gerekiyor.”</em></p>
<p>Paşinyan, Ermenistan ile Azerbaycan’ın barış anlaşmasını daha önce parafe ettiğini de hatırlattı.</p>
<p><em>“Bu anlaşmayı imzalamalıyız. Bölge açısından dönüştürücü nitelikte olan TRIPP projesini de mümkün olan en kısa sürede başlatmalıyız. Bu, bölgemizdeki ablukanın aşılması anlamına gelecektir. Bu son derece önemli bir gelişmedir; çünkü bölgemiz bir çıkmaz olmaktan çıkıp bir kavşak noktasına dönüşecektir.”</em> ifadelerini kullandı.</p>
<h3>AB ile ilişkiler</h3>
<p>Paşinyan, ülkesinin Avrupa Birliği ile yakınlaşma politikasını sürdüreceğini, ancak aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği üyeliğini ve örgüt içindeki faaliyetlerini devam ettireceğini de söyledi.</p>
<p>Rusya’nın İzvestiya gazetesinden bir basın mensubunun Ermenistan yönetiminin Avrupa Birliği ile yakınlaşma politikasını sürdürüp sürdürmeyeceğine ilişkin sorusunu Paşinyan şöyle yanıtladı:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Avrupa Birliği ile yakınlaşma politikamızı sürdüreceğiz. Ancak aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği’ne katılımımızı ve üyeliğimizi de devam ettireceğiz. Rusya ve Avrasya Ekonomik Birliği’ne üye diğer ülkelerle ilişkilerimizi geliştirmeyi sürdüreceğiz. Elbette, Avrasya Ekonomik Birliği çerçevesinde iş birliğinin güçlendirilmesine katkıda bulunacağız.”</em></p>
<p>Paşinyan, Ermenistan’da gerçekleştirilen parlamento seçimlerinin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından Batılı liderlerden herhangi biriyle görüşüp görüşmediğine ilişkin soruya ise, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüştüğünü, ancak bunun resmî olmayan bir görüşme olduğunu belirtti. Başbakan ayrıca, Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze ile de gayriresmî bir görüşme gerçekleştirdiğini ifade etti.</p>
<h3>Avrupa Konseyi: Ermenistan halkı barış, istikrar ve bölgesel iş birliğini seçti</h3>
<p>Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, Ermenistan’da düzenlenen parlamento seçimlerinde Sivil Sözleşme Partisi’nin elde ettiği zafer dolayısıyla Başbakan Nikol Pashinyan’ı tebrik etti. Costa, mesajında şu ifadeleri kullandı:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Ermenistan halkı barış, istikrar ve komşularla daha güçlü iş birliğine dayalı bir gelecek için oy kullandı. Sonuçlar dolayısıyla Nikol Paşinyan’ı tebrik ediyorum. Ermenistan’ın dayanıklılığını, istikrarını ve refahını güçlendirmedeki rolünüzle gurur duyabilirsiniz.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Ermenistan ve Avrupa Birliği, insanlar arasında daha güçlü bağlar ve enerji, ticaret ve dijitalleşme alanlarında yeni fırsatlar inşa ediyor. Güçlü iş birliğimiz, tüm bölge için daha barışçıl ve müreffeh bir geleceğe katkı sağlıyor.”</em></p>
<p>(Mİ/HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 09:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Avrasya Tüneli kaza nedeniyle trafiğe kapatıldı]]></title><link>https://bianet.org/haber/avrasya-tuneli-kaza-nedeniyle-trafige-kapatildi-320296</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/avrasya-tuneli-kaza-nedeniyle-trafige-kapatildi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/avrasya-tuneli-kaza-nedeniyle-trafige-kapatildi-320296</guid><description><![CDATA[İstanbul Valiliği tarafından yapılan açıklamada tünele dolan suyun deniz suyu olmadığı ve sorunun giderilmesi için çalışıldığı duyuruldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul boğazının iki yakasını bağlayan Avrasya Tüneli'nde sabah saatlerinde trafik kazası yaşandı. Kazada bir araç, itfaiye panosuna çarptı. Kazanın ardından tünele kısman su doldu.</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">Yangın panosuna çarpan araç nedeniyle trafiğe kapatılan Avrasya Tünelinde çalışma sürüyor <a href="https://t.co/tdGju1sfNO" target="_blank" rel="nofollow noopener">pic.twitter.com/tdGju1sfNO</a></p>
— bianet (@bianet_org) <a href="https://x.com/bianet_org/status/2063865718928466198?ref_src=twsrc%5Etfw" target="_blank" rel="nofollow noopener">June 8, 2026</a></blockquote>
<p>İstanbul Valiliği'nin konuya ilişkin açıklaması şöyle:</p>
<blockquote>
<p>Pazartesi günü saat 08.00 sıralarında Avrasya Tüneli’nde özel otomobilin itfaiyeye ait yangın panosuna çarpması suretiyle trafik kazası meydana gelmiştir. </p>
<p>Patlayan musluk nedeniyle söndürme sistemindeki su, tünele akmıştır. Olay sonrasında Avrasya Tüneli araç geçişine kapatılmıştır.</p>
<p>Tünele akan suyun deniz suyuyla bir ilgisi bulunmamakta olup, sorunun giderilmesi için çalışmalar devam etmektedir.</p>
<p>Avrasya Tüneli’ni kullanacak olan vatandaşlarımız, alternatif güzergahlara yönlendirilmektedir.</p>
</blockquote>
<p>(Mİ)</p><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:51:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Filipinler'de 7,8 büyüklüğünde deprem]]></title><link>https://bianet.org/haber/filipinler-de-7-8-buyuklugunde-deprem-320295</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/filipinler-de-7-8-buyuklugunde-deprem.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/filipinler-de-7-8-buyuklugunde-deprem-320295</guid><description><![CDATA[Filipinler'de meydana gelen depremin ardından ülkede tsunmasi uyarısı yapıldı. 7,8 büyüklüğündeki depremin arından 10 artçı sarsıntı kaydedildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Filipinler'in güneyindeki Mindanao bölgesinde 7,8 büyüklüğünde deprem meydana geldi.</p>
<p>ABD Jeolojik Araştırma Merkezinden (USGS) yapılan açıklamaya göre, Sarangani ilinin Soccsksargen bölgesindeki Kablalan ilçesinin 26 kilometre güneybatısında 7,8 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.</p>
<p>Filipinler'in güneyindeki Mindanao bölgesinde meydana gelen 7,8 büyüklüğündeki depremde ilk belirlemelere göre 32 kişi hayatını kaybetti, 200'den fazla kişi yaralandı.</p>
<p>USGS, depremin 55,2 kilometre derinlikte meydana geldiğini aktardı.</p>
<p>Depremin ardından 4,6 ile 6,5 büyüklüğünde 10 artçı sarsıntı kaydedildi, bölgede ve çevre ülkelerde tsunami riskine ilişkin uyarılar yapıldı.</p>
<h3>Tsunami uyarısı</h3>
<p>Depremin ardından Filipinler Volkanoloji ve Sismoloji Enstitüsü Direktörü Teresito Bacolcol, Associated Press'e (AP) verdiği demeçte, ülkenin Sultan Kudarat ve Sarangani illerinde karada bulunan tsunami gözlem istasyonları tarafından 1 metrelik dalgaların izlendiğini söyledi.</p>
<p>Malezya Meteoroloji Dairesi de ülkedeki Borneo adasındaki Sabah eyaleti için tsunami uyarısı yaptı.</p>
<p>"Pasifik Ateş Çemberi" olarak adlandırılan deprem ve volkan kuşağındaki Filipinler'de büyük çaplı depremler sık yaşanıyor.</p>
<p>(Mİ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ara seçim: 6 beldenin 4’ünü AKP, 1'ini CHP, 1'ini MHP kazandı]]></title><link>https://bianet.org/haber/ara-secim-6-beldenin-4unu-akp-1-ini-chp-1-ini-mhp-kazandi-320294</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/08/ara-secim-6-beldenin-5ini-akp-1-ini-chp-kazandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ara-secim-6-beldenin-4unu-akp-1-ini-chp-1-ini-mhp-kazandi-320294</guid><description><![CDATA[Kesin olmayan sonuçlara göre Tokat'ın Bağtaşı, Yolüstü, Gümüşhane'nin Tekke ve Nevşehir'in Mustafapaşa beldelerini AKP'nin adayları kazandı. Tokat'ın Kuşçu beldesini MHP kazanırken, Çevrecik beldesini ise CHP'nin adayı Nazım Demirkol aldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Belde statüsü kazanan Tokat'ın 4, Gümüşhane ve Nevşehir'in birer yerleşim yerinde, belediye başkanı ve belediye meclis üyelerinin, 362 mahallede ise muhtar ve ihtiyar heyetlerinin belirlenmesi için ara <a href="https://bianet.org/etiket/secim-98" target="_blank" rel="noopener">seçim</a> yapıldı.</p>
<p>371 bin 870 kayıtlı seçmen toplam 1164 sandıkta seçime gitti. Saat 08.00'de başlayan oy verme işlemi saat 17.00'de sona erdi.</p>
<p>Kesin olmayan sonuçlara göre;</p>
<p>- Gümüşhane'nin merkeze bağlı Tekke beldesinin belediye başkanlığını AKP'nin adayı Kemalettin Demirkıran kazandı. Demirkıran geçerli 2 bin 482 oyun 1566'sını aldı. CHP'nin adayı Barış Demirkıran'ın ise 872 oy aldı.</p>
<p>- Tokat'ın Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu beldesinin belediye başkanlığına MHP'nin adayı Hikmet Temizel seçildi. 710 seçmenin oy kullandığı seçimde Temizel 373 oy aldı. Büyük Birlik Partisinin adayı Ömer Geçit ise 260 oy aldı.</p>
<p>- Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Çevrecik beldesinin belediye başkanlığına CHP'nin adayı Nazım Demirkol seçildi. İki partinin yarıştığı seçimde AKP'nin adayı Turgay Çetin ise 803 oy aldı.</p>
<p>- Tokat'ın Almus ilçesine bağlı Bağtaşı beldesinin belediye başkanlığına AKP'nin adayı Mustafa Karadağ seçildi. CHP'nin adayı 19, Yeniden Refah Partisi'nin adayı 13 oy aldı.</p>
<p>- Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Yolüstü beldesinin belediye başkanlığını AKP'nin adayı Mustafa Altın kazandı.</p>
<p>- Nevşehir'in Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa beldesinin belediye başkanlığına AKP'nin adayı Mustafa Özer seçildi. Özer 876 oy aldı. CHP adayı Ömer Boz 378, Saadet Partisi adayı Doğan Ak 259, Anahtar Parti adayı Metin Akyol 118 ve İYİ Parti adayı Ekrem Karagöz 49’da kaldı.</p>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:14:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan’da sandıklar kapandı]]></title><link>https://bianet.org/haber/ermenistanda-sandiklar-kapandi-320293</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/07/ermenistanda-sandiklar-kapandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ermenistanda-sandiklar-kapandi-320293</guid><description><![CDATA[Seçime katılım yüzde 59 oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan'da 5 yıl boyunca görev yapacak parlamentoyu belirlemek üzere düzenlenen seçimlerde oy verme işlemi sona erdi. </p>
<p>Yerel saatle 08.00'de başlayan oy verme işlemi, saat 20.00'de tamamlandı. Ülke genelinde açılan, 9'u cezaevlerinde bulunan toplam 2005 seçim sandığının tamamı kapandı. Oy sayım işlemi başladı.</p>
<p>Seçimde, oy kullanma hakkı bulunan 2 milyon 503 bin 976 kişiden 1 milyon 476 bin 597 seçmen oy kullandı. Seçime katılım yüzde 58,97 oldu. 2018 ve 2021'deki seçimlerin üzerinde katılım gerçekleşti. </p>
<p>Merkezi Seçim Kurulu ilk resmi olmayan sonuçların gece yarısından itibaren gelmeye başlayacağını açıkladı.</p>
<p>Seçimde, başta Başbakan Nikol Paşinyan'ın Sivil Sözleşme Partisi, iş insanı Samvel Karapetyan'ın Güçlü Ermenistan oluşumu ile eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ın Ermenistan İttifakı oluşumu olmak üzere 18 siyasi parti ve ittifak yarıştı.</p>
<a href='/haber/ermenistan-da-halk-parlamento-secimleri-icin-sandik-basinda-320285' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/07/ermenistan-da-halk-parlamento-secimleri-icin-sandik-basinda.jpg' alt='Ermenistan&#39;da halk, parlamento seçimleri için sandık başında' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Ermenistan'da halk, parlamento seçimleri için sandık başında</h5>
<div class='date'>7 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 23:31:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım yeniden başkan]]></title><link>https://bianet.org/haber/fenerbahcede-aziz-yildirim-yeniden-baskan-320292</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/07/fenerbahcede-aziz-yildirim-yeniden-baskan.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/fenerbahcede-aziz-yildirim-yeniden-baskan-320292</guid><description><![CDATA[Fenerbahçe’de Hakan Safi karşısında 27 bin 387 oyun 17 bin 245’ini alan Aziz Yıldırım 8 yıl aradan sonra yeniden başkanlığa seçildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Fenerbahçe Olağanüstü Seçimli Genel Kurulu'nda Aziz Yıldırım, 17 bin 245 oy alarak başkanlığa seçildi. 8 yıl aradan sonra yeniden başkan olan Yıldırım, "Biz birbirimize küsmeyeceğiz, birbirimize sarılacağız çünkü Fenerbahçe'nin birlik ve beraberliğe ihtiyacı var" dedi.</p>
<p>Fenerbahçe Spor Kulübü Olağanüstü Seçimli Genel Kurulu’nda Aziz Yıldırım, 17 bin 245 oy alarak kulübün 35’inci başkanı seçildi. Seçimde Hakan Safi 9 bin 927 oy aldı. Kullanılan 27 bin 387 oyun 27 bin 172’si geçerli, 135'i geçersiz sayıldı, 80 oy ise boş çıktı.</p>
<p>Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kürsüye davet edilen Aziz Yıldırım, yaptığı konuşmada kazananın kendisi ve arkadaşları değil, Fenerbahçe olduğunu söyledi.</p>
<p>Yıldırım, rakibi Hakan Safi ve ekibini de tebrik ederek, camianın artık birlik içinde hareket etmesi gerektiğini söyledi. Ardından şöyle konuştu:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>"Bugün camiamızda bir seçim yaptık ama kazanan Fenerbahçe'dir. Aziz Yıldırım ve arkadaşları değildir. Bugünden itibaren Sayın Hakan Safi Bey veya diğer büyüklerimiz, saydığımız insanların hepsinin bir araya gelmesini arzu ediyoruz. Biz onları da tebrik ediyoruz. Onlar da bugün güzel tezahüratlar yaptı. İnşallah bu tezahüratları bu statta oyuncularımıza hep beraber yaparız ve şampiyon oluruz. Biz birbirimize küsmeyeceğiz, birbirimize sarılacağız çünkü Fenerbahçe'nin birlik ve beraberliğe ihtiyacı var. Ayrışmak yanlış. Bu camia büyüktür. Fenerbahçe camiasının büyüklüğünü herkes biliyor. Bir tek biz içimizde ayrışarak bu büyüklüğü yok etmeye çalışıyoruz. Buna müsaade vermeyeceğiz. </em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Şimdi bizler, sizlere değerli insanların olduğu bir yönetim kurduk ve ben geçmişten gelen tecrübemle beraber onlarla çalışacağız. Sözümüz söz, şampiyonluk. Bunun için de gerekli olan takviyeler neyse bilin ki bu 15 gün içinde muhakkak yapacağız. Bundan endişeniz olmasın. Ayrıca Nihat Bey ve arkadaşları bu stadı büyütmek için çalışmalara başlayacaklar. Finansal anlamda kulübün değerini yukarıya çekmek için bazı projeler var. Bunları hayata geçireceğiz.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Beni bugün 17 bin küsur oyla, Fenerbahçe tarihinin en büyük katılımının yapıldığı bir kongrede seçtiniz. Bundan dolayı ben size minnettarım ve bu arkadaşlarla beraber size borcumuzu muhakkak ödeyeceğiz. Ödemeden gitmeyeceğiz buradan, ödeyerek gideceğiz. O da bir yıl içinde yapacağız bunu. Bunu herkes bilsin. Hepinize kalpten, yürekten teşekkür ediyoruz. Sağ olun, var olun. Sizi seviyor ve saygılarımızla inşallah bu mücadeleyi hep beraber yapacağız. Kim varsa dışarıda, dışlanmış kimse kalmayacak. Hep beraber bir araya gelerek birlik ve beraberliğimizi kuracağız."</em></p>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 23:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gazeteciler, dayanışmayla kalın]]></title><link>https://bianet.org/yazi/gazeteciler-dayanismayla-kalin-320291</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/yazi/2026/06/07/gazeteciler-dayanismayla-kalin.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/yazi/gazeteciler-dayanismayla-kalin-320291</guid><description><![CDATA[Ayrıcalık isteyen yok. İnsaf artık diyen, çok… Ceza kanunlarının gazetecilere bu kadar çok uygulanması kabul edilemez. Gazetecilerin haşin, acımasız, dur durak bilmeyen cezalar istenen davalarla “susturulmak” istenmesi gazeteci sorumluluğu ile bağdaşmaz. Bu tutum gazeteci ve demokrasi düşmanlığı yaratmaktır.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>BirGün Gazetesinin 7 Haizran 2026 tarihli nüshasının başlığı “<a href="https://gazete.bik.gov.tr/Uygulamalar/GazeteIlkSayfalar?kapsam=yaygin#&amp;gid=null&amp;pid=6" target="_blank" rel="nofollow noopener">Dayanışma Özgürlüktür</a>”…</p>
<p><img style="float: right;" src="https://static.bianet.org/2026/06/ismila-ari.jpg" alt="">Gazetecilerin tutuklanması halkın haber alma hakkının ihlalidir.</p>
<p>Tutuklanan gazeteci görevini yapamaz hale gelir.</p>
<p>Tutuklu gazeteci duruşma salonundadır…</p>
<p><em>"Buraya sadece kendimi savunmak için değil, gazeteciliği savunmak için geldim. 75 gündür yatarı olmayan bir suç iddiasıyla cezaevinde tutuluyorum. 75 gündür 58 satırlık bir iddianame yüzünden cezaevindeyim. Gazetecilik faaliyetim engellenmektedir. 75 gündür kapasitenin çok üstünde bir koğuşta yerde yatıyorum. Anayasa'da 'basın hürdür, sansür edilemez' denilmesine rağmen, anayasa ve hukuk ayaklar altına alınarak tutuklandım. Basın ve demokrasi tarihine geçen bu hukuksuzlukları sıralamak istiyorum"</em> diyerek savunmasına başlar İSmail Arı...</p>
<a href='/haber/ismail-ari-hakkinda-ilk-durusmada-tahliye-karari-320259' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/05/ismail-ari-hakkinda-ilk-durusmada-tahliye-karari.jpg' alt='İsmail Arı hakkında ilk duruşmada tahliye kararı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>İsmail Arı hakkında ilk duruşmada tahliye kararı</h5>
<div class='date'>5 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p>Sonunda <strong>ilk duruşmada tahliye kararı verilir</strong>. Özgürdür artık…</p>
<p>Her tahliye kararı sevinç yaratmaktadır. Özellikle gazeteciler meslektaşlarının tutuklanmasını önce kınamaktadırlar. Bilinen cümlelerle tahliyesi için çağrılar yaparak “tutuklu gazetecinin” serbest bırakılması istenir. Ne yargı ne siyasal iktidar bu çağrılardan hiç etkilenmez…</p>
<p>Gazeteciler meslektaşlarının duruşmalarında “destek” için hazır bulunurlar… Dinleyiciler salona sığmazlar. Davanın görülmesi daha büyük salonda yapılır.</p>
<p>Dayanışmadır…</p>
<p>Arkadaşlarını görmek, çektiği eziyeti, sıkıntıyı, rahatsızlığını paylaşmak herkese, tutuklu gazeteciye iyi gelir. Y<em>argılamada hazır olmak, gazeteci arkadaşını görmek, el sallamak, sarılabilmek </em>bir nebze olsun herkesin içini rahatlatır. Hele bir de tahliye olursa… Gazetecinin özgürlüğüne kavuşması başka bir sevinçtir.</p>
<p>Sonra tutuklu gazetecinin özgürlüğünü birlikte karşılamak için adliyeden sonra cezaevi kapısında beklemeye sıra gelir. Gazeteciler meslektaşlarını beklemeye başlar. Cezaevinden çıkan her araç gözlenir. Araç gelir kapı açılır. Yükselen sevinç nidaları havaya karışır. Gazeteci cezaevi kapısının önündeki alanda bekleyen yakınları ve gazeteci arkadaşlarının arasındadır…</p>
<p>Bir de büyük boy siyah torba vardır özgürlüğüne kavuşan gazetecinin elinde… Mahpusluk günlerinde biriktirilenlerdir… Herkes unutabilir ama gazeteci unutmaz bu siyah poşetini…</p>
<p>Kucaklaşmalar… Hasret gidermeler…Hapislik bitmiştir, yeniden özgürlük gelmiştir.</p>
<p>Sonra uzatılan mikrofonlara seslenmeler başlar. Sözler, sözler, sözler ve cezaevi önünde yapılan açıklamalar… Gazeteciler, gazetecilerin bitmeyen çilesini bir kere daha dile getirir. Kararlılıkla söylenenler içtendir, yürekten gelir. Karanlık aydınlanır… Sonra fotoğraflar çekilir… Pozlar pozlar verilir. Sloganlar atılır…Kartonlara yazılı “gazetecilik suç değildir” gibi birçok söz yerini bulur…</p>
<p>Olay cezaevi önünde geçmektedir…</p>
<p>Sonra gazeteciler ve kalabalık yavaş yavaş dağılır. Araçlar hareket eder. Her araç birçok gazeteciyi alır. Hapishaneden geri dönmek, içeride kalanlar yüzünden zordur. Eziyetin bir türlüsünü çeken “tutuklu yakınları” ve gazeteciler mutlu sonuçla “şehir merkezi” tabelasından sonra şehre girerler…</p>
<p>Sanki herkes onların cezaevinden geldiğini biliyor gibi hissedilir. Herkes gazeteci arkadaşlarının tutukluluk halinin kaldırıldığını, gazetecinin evine döndüğünü, gazetecinin yine yazacağını biliyormuşçasına; şehrin ışıkları karşılar ve şehrin insanları arasına karışılır…</p>
<p>Evli evine… Yarın güneş yine doğudan doğacak… Batıdan batacak!</p>
<p>Artık gazeteci özgürlüğüne kavuşmuştur. Bir sonraki davaya duruşma üç ay sonraya… Ekim’de denir bundan sonraki duruşma….</p>
<p>Sonra….</p>
<p>Gazeteci davası sürer… Tahliyesine karar verilmiş olması davanın sona ermesi demek değildir.</p>
<p>Sonbaharda yapılacak duruşmaya çok kişi gelmez artık. Kalabalık azalır. Gazeteci gazetesine dönmüştür. Haberlerine devam eder. Artık hapishane yüzü görmüştür, hapislik nedir yaşamıştır. İçeridekilerin çektiği eziyetin tanığıdır, kendinin tanıdığıdır…</p>
<p>Günlerce yerde yatmıştır…Unutmayacağını davada söylemiştir.</p>
<p>Hala hapiste olan gazeteciler vardır. Memleketin kanayan yarası cezaevlerindeki eziyet gazeteci hakkında açılan davasının sürmesi gibidir…</p>
<p>Kuşkusuz gazeteciler yargılanmaz demiyor hiç kimse...</p>
<p>Ayrıcalık isteyen yok. İnsaf artık diyen, çok…</p>
<p>Ceza kanunlarının gazetecilere bu kadar çok uygulanması kabul edilemez. Gazetecilerin haşin, acımasız, dur durak bilmeyen cezalar istenen davalarla “susturulmak” istenmesi gazeteci sorumluluğu ile bağdaşmaz. Bu tutum gazeteci ve demokrasi düşmanlığı yaratmaktır.</p>
<p>Gazeteci için aydınlanmamış sorunlar, araştırılmamış ve sorulmamış sorular olmamalıdır. Yetersiz çözümler, gizli kapaklı işler karanlıkta kalmamalıdır.</p>
<p>Kimsesizlerin sesi olabilecekler gazetecilerdir. Bu sesi kısmak amacıyla ceza davası açılamaz, gazeteciler haberlerinden dolayı yargılanamaz. Bu gerçeği çok yazmak ve gündemde tutmak gazeteciler sayesinde mümkündür.</p>
<p>Cezaevleri sorunların anlatılamayacak kadar çok olduğu mekanlardır.</p>
<p>Gazeteciler olmasaydı eğer; yoksulluk ve açlık sorgulanamaz, geçim zorluğunun nedenleri araştırılamaz, toplum tartışmalara katılamaz, insanlar sesini ve yoksulluğunu duyuramazdı.</p>
<p>Kötüler, uyuşturucu tacirleri, silah tüccarları, savaş sevenler, insan öldürenler, sahibinin sesi olmayanları düşman belleyenler ve onlar gibi olanlar gazetecileri sevmezler.</p>
<p>Ama demokratik, yaşanabilir bir dünya ve birçok ses için yol göstericiler gazetecilerdir.</p>
<p>Asıl mesele; gazetecilere haberlerinden dolayı ceza davası açılmamalıdır.</p>
<p>Asıl mesele; gazetecilerin tutuklanmamasıdır. Tutuklanırsa haber yapamaz, yazamaz!</p>
<p>Gazetecilerin tutuklanması, gazetecilerin basın özgürlüğü hakkının ihlalidir.</p>
<p>AİHM, İkinci Daire Şık v Türkiye Davası <em>(Başvuru no.53113/11. Tarih 8.07.2014)</em> kararı ile başvuran gazeteci hakkında açılan soruşturma Sözleşme’nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına ilişkin maddenin ihlaline karar vermiştir. AİHM gazeteci Ahmet Şık'a karşı alınan tedbirlerin türünü ve ağırlığını dikkate almıştır. Bu nedenle koşullar ne olursa olsun bu tedbirlerin, yani tutuklama dahil diğer tüm sınırlayıcı tedbirlerin Sözleşme'nin 10. maddesince gözetilen basın ve ifade özgürlüğüne meşru amaçlarla orantısız bir müdahale teşkil ettiğini saptamıştır. Mahkeme, aynı zamanda; adli makamların, yeterli veya somut gerekçe olmadan başvuran gazeteciyi bu kadar uzun bir süre özgürlüğünden yoksun bırakarak, kamu menfaatini ilgilendiren konularda; gazetecinin kendisini ifade etme iradesine caydırıcı etki uyguladıklarını tespit etmiştir. Mahkeme, başvuranı özgürlükten yoksun bırakan böyle bir tedbirin, bu şekilde uygulanmasının, devlet organlarının tutum ve davranışları hakkında araştırma ve yorum yapmayı tasarlayan tüm araştırmacı gazeteciler ve başvuruyu yapan gazeteci için otosansür ortamı yaratmak olduğu kanaatindedir.</p>
<p>Bu noktada Mahkeme; Hükümet ve devlet organlarının, ceza yoluna başvurma konusunda, özellikle medyanın haksız saldırı ve eleştirilerine cevap vermek için başka yöntemleri var ise, sahip oldukları baskın konumun, kendilerine daha ölçülü davranmaları gerektiğini vurgulayan içtihadına (Castells kararı) atıfta bulunmaktadır.</p>
<p>AİHM gazetecinin tutuklanmasını basın özgürlüğünün ihlali saymıştır.</p>
<p>Eğer gazetecilerin tutuklanması, ceza davasında yargılanması “idari pratik” haline gelir ve süreklilik kazanırsa siyasal yaşam ve demokrasi yok demektir.</p>
<p>Asıl mesele gazetecilerin haberlerindeki olayların özünü ortaya çıkarmaktır.</p>
<p>Gazetecilerin özgürlüklerine kavuşarak tahliye edilmiş olmalarına karşılık; ceza davası bitmiyor. Sürüyor. Sonra gelen her bir mahkûmiyet kararı “haberin” gerçekliğini kanıtlayacak kadar işin asıl özüdür. Karşı çıkmalıdır.</p>
<p>Ceza kanunlarını yazanlar, kanun yapıcıları kadar sorumludur. Onların sorumluluklarını sorgulayacak olan meslek mensupları haberleriyle gazeteciler, savunmalarıyla davalarda avukatlardır.</p>
<p>Ceza kanunlarındaki değişikliğin esas nedenleri nedir? </p>
<p>Sürekli değişiklik ve cezalandırma madde ve suçlamalarına eklenen yamalarla ortaya çıkan amaç neye yarıyor?</p>
<p>Neden? Neden gazeteci hakkında haberlerinden dolayı ceza davası açılmaktadır?</p>
<p><em>“Hele bu dönemde, yargı kuruluşları, yargı kararları, yargıçlar ve savcılar hakkında haber verirken çok duyarlı olmamız gerekir. Önyargılarla koşullanmış siyasal düşüncelerin fısıltı gazetesi ile dolaştırıldığı dönemlerde, haberin de haberciliğin de çok büyük sorumluluğu vardır.(…) </em></p>
<p><em>Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Olağanüstü dönem, olağanüstü duyarlılık ister. Biz elimizden geldiği kadar bu duyarlılığı göstermeye çalışıyoruz. Bunu yaparken resmi nitelikli damgalı mühürlü belgelerle olaylara ışık tutmaya çalışıyoruz.”<a href="#_edn1" target="_blank" rel="noopener" name="_ednref1"><strong>[i]</strong></a></em> (Uğur Mumcu) </p>
<p>Yıllar sonra Anayasa Mahkemesi haberlerinden dolayı tutuklu gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül hakkında Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği ile 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verdi (2015/18567 Başvuru, 25.02.2016).</p>
<p>Gazeteciler Cuma gününü Cumartesi’ye bağlayan gece sabaha karşı 27 Şubat 2016’da saat 03.15 sıralarında Silivri Cezaevinden salıverildiler.</p>
<p>Yargının hak ihlallerini yargılayan gazete haberleri suçlanamaz. Haber, haberdir.</p>
<p>“Dayanışma özgürleştirir” diyen BirGün gazetesi gibi bitirelim…</p>
<p>Gazeteciler; dayanışmayla kalın…</p>
<hr>
<p><a href="#_ednref1" target="_blank" rel="noopener" name="_edn1">[i]</a> Uğur Mumcu. Gazetecilik yazısı 19 Ekim 1980. um:ag Vakfı Yayınları Mart 1988. 1. Bası Ankara sayfa 102-103</p>
<p>(Fİ/HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 17:48:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yönetilebilir barış, yönetilebilir muhalefet: Türkiye yeni bir siyasal denge mi kuruyor?]]></title><link>https://bianet.org/yazi/yonetilebilir-baris-yonetilebilir-muhalefet-turkiye-yeni-bir-siyasal-denge-mi-kuruyor-320290</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/yazi/2026/06/07/yonetilebilir-baris-yonetilebilir-muhalefet-turkiye-yeni-bir-siyasal-denge-mi-kuruyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/yazi/yonetilebilir-baris-yonetilebilir-muhalefet-turkiye-yeni-bir-siyasal-denge-mi-kuruyor-320290</guid><description><![CDATA[Belki de bugün asıl soru şudur: Kürt meselesinde açılan yeni arayış ile muhalefetin daraltılan siyasal alanı, birbirinden ayrı iki gelişme değilse Türkiye nasıl bir yeni dengeye hazırlanıyor?]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye son dönemde ilk bakışta birbirinden oldukça farklı görünen iki önemli siyasal süreci aynı anda yaşıyor.</p>
<p>Bir yanda 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıyla birlikte yeniden gündeme gelen çözüm, barış ve demokratik toplum tartışmaları bulunuyor. Uzun yıllardır güvenlik ekseninde ele alınan Kürt meselesi yeniden siyasetin merkezine taşınmış durumda. Devlet yetkililerinin açıklamaları, siyasi partiler arasındaki temaslar ve kamuoyuna yansıyan görüşmeler, devletin bu konuda yeni bir arayış içinde olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Diğer yanda ise Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyonlarla görünür hale gelen ve zamanla CHP’nin kurumsal yapısını da etkileyen siyasal ve yargısal müdahaleler bulunuyor. CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalar, kurultay tartışmaları, parti yönetimine dönük yargısal süreçler ve muhalefetin siyasal hareket alanını daraltan uygulamalar, Türkiye’nin en büyük muhalefet partisinin geleceğini doğrudan etkileyen gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>İlk bakışta bu iki süreç birbirinden bağımsız hatta birbirine zıt görünebilir. Eğer Türkiye Kürt meselesinde yeni bir çözüm arayışına yöneliyorsa neden aynı dönemde siyasal alan daralıyor? Eğer yeni bir barış döneminin kapıları aralanıyorsa neden muhalefetin en büyük partisi yoğun bir baskı altında tutuluyor?</p>
<p>Bu soruların kolay cevapları yok. Ancak yaşananları yalnızca güncel siyasi gelişmeler olarak okumak da yeterli görünmüyor. Çünkü ortaya çıkan tablo, devletin yeni döneme ilişkin daha kapsamlı bir siyasal yeniden yapılanma arayışı içinde olabileceğini düşündürüyor.</p>
<h3>Neden şimdi?</h3>
<p>Bu sorunun cevabını ararken zamanlamaya bakmak gerekiyor.</p>
<p>2024 yerel seçimleri yalnızca AKP’nin oy kaybettiği bir seçim olmadı. Aynı zamanda uzun yıllardır ilk kez iktidarın siyasal üstünlüğünün ciddi biçimde sorgulandığı bir dönüm noktası oldu. CHP’nin elde ettiği başarı, sadece belediye sayılarındaki artışla açıklanabilecek bir gelişme değildi. Daha önemlisi, farklı toplumsal kesimlerin ortak bir siyasal hatta yaklaşabileceğini göstermesiydi.</p>
<p>Kürt seçmenler, sosyal demokrat çevreler, ekonomik krizden etkilenen geniş toplumsal kesimler ve genç kuşaklar arasında ortaya çıkan yeni temas zemini, iktidar açısından yalnızca seçim sonuçlarından ibaret olmayan bir tablo yarattı. Çünkü Türkiye siyasetinde uzun süredir ilk kez farklı toplumsal dinamiklerin ortak bir demokrasi talebi etrafında buluşabilme ihtimali görünür hale geldi.</p>
<p>Ancak aynı dönemde devlet açısından başka bir mesele de bütün ağırlığıyla gündemde kalmaya devam ediyordu.</p>
<p>Yaklaşık yarım asırlık Kürt meselesi.</p>
<p>Bu mesele yalnızca büyük insani bedeller üretmedi. Aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesini, hukuk düzenini, ekonomik kaynaklarını ve dış politikasını etkileyen yapısal bir sorun haline geldi. Üstelik Ortadoğu’da yaşanan dönüşüm, Suriye’deki yeni dengeler ve bölgesel güç mücadeleleri düşünüldüğünde, çatışmanın mevcut biçimiyle sürdürülmesinin maliyetleri daha görünür hale geldi.</p>
<p>Bu nedenle devletin Kürt meselesinde yeni bir pozisyon arayışına yönelmesi şaşırtıcı değildir.</p>
<p>Asıl dikkat çekici olan, Kürt meselesinde yeni bir arayışın ortaya çıktığı dönemde muhalefete yönelik baskıların da yoğunlaşmasıdır.</p>
<h3>Devlet aklındaki dönüşüm</h3>
<p>Bu noktada süreci yalnızca hükümet politikaları üzerinden okumak eksik kalabilir.</p>
<p>Belki de son dönemin en dikkat çekici gelişmesi, yıllarca çözüm süreçlerine en sert itirazları yönelten Devlet Bahçeli’nin bugün yeni sürecin siyasal taşıyıcılarından biri haline gelmiş olmasıdır.</p>
<p>Bu değişimi yalnızca taktiksel bir manevra olarak açıklamak güç görünüyor. Daha güçlü ihtimal, devletin farklı merkezlerinde Kürt meselesinin mevcut haliyle sürdürülebilir olmadığı yönünde yeni bir değerlendirmeye ulaşılmış olmasıdır. Çatışmanın ekonomik maliyetleri, bölgesel gelişmeler, güvenlik politikalarının sınırları ve iç siyasette ortaya çıkan yeni dengeler düşünüldüğünde, eski yöntemlerin aynı sonuçları üretmeyeceği görülmüş olabilir.</p>
<p>Bu nedenle bugün yaşananları yalnızca bir hükümet tercihi olarak değil, yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun bir devlet stratejisinin işaretleri olarak değerlendirmek mümkündür.</p>
<p>Ancak burada kritik soru şudur:</p>
<p>Amaç Kürt meselesini demokratik temelde çözmek midir, yoksa onu daha yönetilebilir hale getirmek midir?</p>
<p>Bu soru, bugün yürüyen tartışmaların merkezinde durmaktadır.</p>
<h3>Yönetilebilir barış, yönetilebilir muhalefet</h3>
<p>Belki de yaşananları anlamak için en açıklayıcı kavram budur.</p>
<p>Tarih boyunca birçok devlet, toplumsal sorunları çözmekten çok yönetilebilir hale getirmeyi tercih etmiştir. Çünkü çözüm, çoğu zaman siyasal alanın genişlemesini, yeni aktörlerin ortaya çıkmasını ve güç ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini gerektirir. Yönetilebilirlik ise mevcut düzeni koruyarak istikrar üretmeyi hedefler.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında bugün Kürt meselesinde ortaya çıkan yeni arayışın temel hedefi demokratik dönüşümden çok çatışmanın maliyetlerini azaltmak olabilir.</p>
<p>Ancak aynı mantığın muhalefet alanında da işlediği görülüyor.</p>
<p>İmamoğlu ile başlayan süreç zamanla CHP’nin kurumsal yapısını ve siyasal geleceğini etkileyen daha geniş bir çerçeveye dönüştü. Burada mesele yalnızca CHP’nin kendisi olmayabilir. Asıl mesele, 2024 seçimlerinin ortaya çıkardığı yeni muhalefet denklemidir.</p>
<p>Çünkü iktidar açısından risk yalnızca CHP’nin güçlenmesi değildir. Farklı toplumsal kesimlerin ortak bir siyasal hatta buluşabilme ihtimalidir.</p>
<p>Bu nedenle CHP’ye yönelik müdahaleler yalnızca baskı politikası olarak değil, muhalefetin yeniden biçimlendirilmesi girişimi olarak da okunabilir. Amaç muhalefeti tamamen tasfiye etmek değil; onu daha öngörülebilir, daha denetlenebilir ve daha yönetilebilir sınırlar içinde tutmak olabilir.</p>
<p>Tam da bu nedenle çözüm süreci tartışmaları ile CHP’ye yönelik müdahaleler birbirine rağmen ilerleyen iki ayrı süreç olarak değil, aynı siyasal mantığın farklı alanlardaki yansımaları olarak değerlendirilebilir.</p>
<h3>Demokratikleşme paradoksu</h3>
<p>Ancak tam da burada önemli bir çelişki ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Çünkü Kürt meselesi yalnızca bir güvenlik sorunu değildir. Aynı zamanda temsil, eşit yurttaşlık ve demokrasi sorunudur. Bu nedenle demokratikleşme üretmeyen bir çözüm arayışının doğal sınırları vardır.</p>
<p>Çatışmanın sona ermesi ile meselenin çözülmesi aynı şey değildir.</p>
<p>Silahların susması tarihsel olarak önemli bir gelişmedir. Ancak siyasal temsilin güçlenmediği, yurttaşlık ilişkilerinin demokratikleşmediği ve hak taleplerinin kurumsal güvenceye kavuşmadığı bir durumda kalıcı çözümden söz etmek güçtür.</p>
<p>Benzer durum muhalefet açısından da geçerlidir.</p>
<p>Siyasal rekabetin daraltılması üzerine kurulan istikrar kısa vadede işlevsel görünebilir. Ancak uzun vadede toplumsal meşruiyet üretmekte zorlanır. Türkiye’nin yakın tarihi, demokratikleşme ile çözüm arayışının birbirinden koparıldığı dönemlerin kalıcı sonuçlar üretmekte başarısız olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Bu nedenle bugün CHP açısından mesele yalnızca partiye yönelik müdahaleler değildir. DEM Parti açısından da mesele yalnızca yeni sürecin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı değildir.</p>
<p>Her iki siyasi aktör açısından temel soru aynıdır:</p>
<p>Türkiye demokratikleşmeden istikrara ulaşabilir mi?</p>
<h3>Asıl tartışma</h3>
<p>Belki de bugün Türkiye’de yanlış sorular soruluyor.</p>
<p>Tartışma çoğu zaman sürecin samimi olup olmadığına ya da CHP’ye yönelik müdahalelerin hukuki niteliğine sıkışıyor. Oysa yaşananları yalnızca bu düzeyde okumak büyük resmi kaçırma riski taşıyor.</p>
<p>Asıl mesele, Türkiye’de yeni dönemin hangi siyasal mantık üzerine kurulacağıdır.</p>
<p>Devlet bir yandan yarım asırlık çatışmalı süreci daha yönetilebilir hale getirmeye çalışırken, diğer yandan 2024 seçimlerinin ortaya çıkardığı yeni muhalefet denklemini kontrol altına almaya çalışıyor olabilir.</p>
<p>Bu nedenle bugün yaşananlar yalnızca bir çözüm süreci tartışması ya da bir muhalefet krizi değildir.</p>
<p>Tartışılan şey, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında siyasetin hangi sınırlar içinde yapılacağıdır.</p>
<p>Kürt meselesinin nasıl çözüleceği kadar, muhalefetin ne kadarına izin verileceği de yeni dönemin karakterini belirleyecektir.</p>
<p>Türkiye’nin önündeki temel soru budur:</p>
<p>Kurulmaya çalışılan yeni denge, farklı toplumsal kesimlerin siyasal katılımını genişleten demokratik bir düzen mi yaratacaktır?</p>
<p>Yoksa çatışmayı azaltırken siyaseti daraltan, istikrarı demokratikleşmenin önüne koyan yeni bir yönetim modeli mi ortaya çıkaracaktır?</p>
<p>Bu soruya verilecek cevap yalnızca Kürt meselesinin değil, muhalefetin geleceğinin ve Türkiye demokrasisinin de geleceğini belirleyecektir.</p>
<p>(TAA/HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 17:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Mithat Sancar: Öcalan, Meclis tatile girmeden “çerçeve yasa” çıkarılmasını istiyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/mithat-sancar-ocalan-meclis-tatile-girmeden-cerceve-yasa-cikarilmasini-istiyor-320289</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/07/mithat-sancar-ocalan-meclis-tatile-girmeden-cerceve-yasa-cikarilmasini-istiyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/mithat-sancar-ocalan-meclis-tatile-girmeden-cerceve-yasa-cikarilmasini-istiyor-320289</guid><description><![CDATA[DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, Abdullah Öcalan’ın son görüşmede sürecin ilerlemesi için üç başlıklı bir yol haritası sunduğunu açıkladı. Sancar’a göre Öcalan, yasal düzenlemenin geciktirilmemesi gerektiğini vurgularken, Meclis tatile girmeden bir “çerçeve yasa” çıkarılmasını hedef olarak gösterdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, Mezopotamya Ajansı’na verdiği röportajda, Abdullah Öcalan’ın 24 Mayıs’taki görüşmede “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” için kapsamlı bir yol haritası sunduğunu söyledi.</p>
<p>Sancar, Öcalan’ın özellikle sürecin önündeki tıkanıklıkların aşılması için üç temel başlık üzerinde durduğunu belirtti: Yasanın niteliği, sürecin kurumsallaşması ve süreçteki aktörlerin rol ve konumlarının tanımlanması.</p>
<h3>“Kaybedecek zaman yok”</h3>
<p>Sancar’ın aktardığına göre Öcalan, yasal düzenleme aşamasına geçilmesinin artık ertelenmemesi gerektiğini savunuyor. Öcalan’ın hedefi, Meclis yaz tatiline girmeden önce gerekli yasal çerçevenin oluşturulması. Sancar, “Kaybedecek zamanımız yok” mesajının görüşmede açık biçimde dile getirildiğini söyledi.</p>
<p>Öcalan’ın ayrıca bölgesel gelişmeler ve iç siyasi gerilimler nedeniyle sürecin hukuki güvenceye kavuşturulmasının aciliyet taşıdığı görüşünde olduğunu aktaran Sancar, çözümün hızla hukuk ve siyaset zeminine taşınması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Ayrıca Öcalan’ın önerdiği çerçeve yasanın temel özelliği, “kök hücre gibi” olması. Sanca bu benzetmeyle de kastedilenin iki unsur olduğunu söyledi: Onarım ve yenilenme:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>"Birinciden, “yasanın niteliği”nden başlayalım. Bu konuda söylediği en önemli söz veya kullandığı en önemli kavram, 'Kök hücre gibi bir kanun olmalıdır' şeklinde. Yeterince anlaşılıp anlaşılmadığını tabii ki değerlendirebiliriz. Kök hücre derken kastedilen iki temel nokta vardır: Onarım ve yenilenme. Çatışma sürecinin ve bu çatışmaya yol açan sebeplerle ilgili hasarların onarılmasını sağlayacak, onarılmasına giden yolu açacak bir nitelik taşımalı. Daha sade söyleyelim;  çatışmayı çözmeye çalışıyoruz ve bu konuda çok önemli gelişmeler yaşandı. 27 Şubat çağrısı, ardından örgütün adımları, mecliste komisyon kurulması gelen ve komisyonun ortaya çıkardığı rapor. Bütün bunlar önemli. Şimdi yapmamız gereken, bu çatışmayı çözerken ortaya çıkan hasarları tamir edecek, onaracak bir nitelikte yasal düzenlemeleri hızla çıkarmak. Elbette bir yasal düzenlemeyle bütün hasarları bir anda onarmak mümkün olmaz. Ancak kök hücre öyle bir alan açacak ki bu hasarlar giderilebilsin. </em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Şimdi kastedilen bir çerçeve yasadır, bir geçiş süreci yasasıdır. Bu doğrudur. Evet geçiş süreci içindir ve bu geçiş sürecinin çeşitli gerekleri var. En başta silah bırakma ve entegrasyonla ilgili konular var. Fakat yasa bu geçiş sürecini düzenlerken, öncelikle çatışmanın sonuçları diyebileceğimiz hasarları da hesaba katmalı ve onarmayı amaçlamalı. Bu onarımın temelinde de şiddetten siyasete geçiş diyalektiği yatıyor. Bunu, 27 Şubat Çağrısı’nın başlığındaki “barış” kavramıyla birlikte düşünebilir, bu boyut bağlamında ele alabiliriz. </em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Kök hücre derken kastedilen ikinci husus yenilenmedir, bünyenin yenilenmesidir. Hasarı gideriyorsanız bünyeyi de yenilemeniz gerekiyor. Bu bünyenin yenilenmesinin de yollarını açacak bir nitelik taşımalıdır yasa. Onarım ve yenilenme bu yasanın temel niteliği olmalıdır. Bunu da esas olarak 27 Şubat Çağrısı’ndaki “demokratik toplum” kavramıyla birlikte değerlendirebiliriz. </em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>27 Şubat Çağrısının sonuna eklenen ifadenin önemini de bu çerçevede görmek lazım. Öncelikli mesele  Kürt sorunundan doğan çatışmayı aşmak. Kürt sorununun çözüm yollarını açmak, çatışmayı aşarak bunu yapmak. Nasıl olacak bu? Sorunu, çatışma ve şiddetten hukuk ve siyaset zeminine çekerek olacak. Çerçeve yasa buna mutlaka hizmet etmelidir. Bir yandan hukuki güvenceler oluşturmalı, aynı zamanda sorunun demokratik zeminde tamamen siyasetle çözümünün imkanlarını yaratmalıdır. Demokratik siyaseti güçlendirmeli ve önünü açmalıdır. Şiddetten siyasete geçiş diyalektiği dediğimiz şey budur.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Sürecin yasaya dayanarak kurumsal bir nitelik kazanması. Bu da Sayın Öcalan'ın önerdiği yol haritası ya da plan veya tedbirler toplamı ya da adımlar toplamı, ne dersek diyelim, onun diğer bir parçasıdır. Sürecin kurumsallaşması, yasal çerçevenin açacağı yolla olmalı, çerçeve yasasının sunacağı dayanakla gerçekleşmelidir. Yani çerçeve yasa aynı zamanda sürecin kurumsallaşmasının da dayanağı olmalıdır. Kurumsallaşmadan kasıt da, artık işleyişin mekanizmalar ve tanımlanmış hedef, görev ve sorumluluklar çerçevesinde yürümesi. Şu anda çeşitli görüşmeler yapılıyor. Biz İmralı'ya gidiyoruz, devlet yetkilileriyle diğer partilerle görüşüyoruz. Sayın Öcalan da devlet yetkilileri ile görüşmeler yapıyor. DEM Parti'nin çalışmaları var. Bütün bunlar elbette sürecin içinde yer almaktadır, sürecin yürümesini sağlayan unsurlardır ama sürecin artık kurumsal bir çerçevede işlemesini sağlamak lazım. Böylece dayanıklı, güvenilir, güven yaratan bir akış ortaya çıkar. Burada çeşitli kurullar gündeme gelebilir. Bunların hepsi tartışılabilir. Ayrıntılarına girmem gerekmiyor ancak hedeflenen noktalardan biri de sürecin kurumsallaşmasını sağlamaktır.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Sayın Öcalan'ın sunduğu öneriler paketinin üçüncü unsuru; konumların, rollerin, aynı zamanda işlevlerin tanımlanması ve belirginleştirilmesidir. Şüphesiz burada kendisinin rolünün, konumunun ve işlevinin tanımlanması ve belirlenmesi gibi bir ihtiyaç vardır. Bunu sözünü ettiğimiz çerçeve yasaya dayanarak oluşturma önerisi açıkça kendisinden gelmiştir zaten. Yani yapılacak yasal düzenleme aynı zamanda bunu da içermelidir. Böylece roller de, sorumluluklar da, görevler de, yetkiler de daha açık ortaya konmuş olacaktır. </em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Sayın Öcalan'ın son görüşmede bize aktardığı ve karşılıklı değerlendirdiğimiz öneriler toplamını bu üç başlık altında özetleyebilirim.</em></p>
<h3>“Ortada uzlaşılmış bir taslak yok”</h3>
<p>Öte yandan Sancar, kamuoyunda dile getirilen “AKP, MHP ve DEM Parti’nin ortak bir yasa taslağı üzerinde uzlaştığı ve bunun Öcalan tarafından onaylandığı” yönündeki iddiaları yalanladı.</p>
<p>AKP ile yapılan görüşmelerde yasa hazırlıkları ve yol haritasının ele alındığını doğrulayan Sancar, ancak tarafların üzerinde uzlaştığı somut bir metnin bulunmadığını söyledi. “Bize sunulmuş somut bir taslak yok” diyen Sancar, görüşmelerin halen müzakere ve görüş alışverişi aşamasında olduğunu ifade etti.</p>
<p>DEM Parti’nin ise farklı senaryolara göre hazırlanmış hukuk ve siyaset çalışmaları bulunduğunu, bunların süreç ilerledikçe güncellendiğini kaydetti.</p>
<h3>Hedef: Yaz tatili öncesinde yasa</h3>
<p>Sancar, Öcalan’ın bütün aktörlere “tarihi sorumluluk” çağrısı yaptığını belirterek, hedeflerinin Meclis tatile girmeden önce en geniş mutabakatla bir çerçeve yasa çıkarılması olduğunu söyledi. Gecikmenin riskler taşıdığını vurgulayan Sancar, sürecin hukuk temelinde güçlendirilmesinin hem iç hem de bölgesel gelişmeler karşısında önem kazandığını ifade etti.</p>
<p><em><a href="https://mezopotamyaajansi44.com/search/content/view/314244/search//content/view/314244" target="_blank" rel="nofollow noopener">Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz</a></em></p>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 14:11:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[10 ilden gelen kadınlar Dersim'den seslendi:  Gerçek bir barış için erkek-devlet şiddeti son bulsun]]></title><link>https://bianet.org/haber/10-ilden-gelen-kadinlar-dersim-den-seslendi-gercek-bir-baris-icin-erkek-devlet-siddeti-son-bulsun-320288</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/07/10-ilden-gelen-kadinlar-dersim-den-seslendi-gercek-bir-baris-icin-erkek-devlet-siddeti-son-bulsun.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/10-ilden-gelen-kadinlar-dersim-den-seslendi-gercek-bir-baris-icin-erkek-devlet-siddeti-son-bulsun-320288</guid><description><![CDATA[Bugün  Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi ve Dersim Kadın Platformu, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş için Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin çağrısı ile Ankara, İstanbul, Eskişehir, Urfa, Batman ve Amed’den gelen kadınlar, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş için Dersm’de bir araya geldi. </p>
<p>Dün ilk olarak Dersim’deki kadın üniversite öğrencileri, sivil toplum örgütleri, sendikalar, Kadın Zamanı Derneği ve Dersim Kadın Platformu üyesi kadınlarla bir araya gelindi ve Dersim’deki kadınların sorunları konuşuldu.</p>
<p>Bugün  Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi ve Dersim Kadın Platformu, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş için Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.</p>
<h3>“Failler hak ettikleri cezayı alsın”</h3>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/tempimageoj2pxe.jpg" alt=""></p>
<p>On ilden kadınların katıldığı açıklamada konuşan İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşad Yeşil, “7 yıldır ‘Gülistan Doku nerede?’ diye sorduk ve sormaya devam ettik. Çünkü Gülistan Doku’nun bedeni bulunmadı. Biliyoruz ki o dönem kamu kurumlarının başında ve içinde olanlar bu cinayetin içinde. Umuyoruz failler hak ettikleri cezayı alırlar” dedi.</p>
<h3>“Doku’ya yaşatılanlar münferit değil”</h3>
<p>Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi adına konuşan Newroz Ünverdi ise, dün Amed, Batman, İstanbul, Ankara, Eskişehir ve Malatya’dan 50’nin üzerinde kadınla Dersim’e geldiklerini belirterek, altı yıl boyunca üzeri örtülen Gülistan Doku dosyasının açığa çıkardığı suç ilişkilerine, sistematik erkek-devlet şiddetine ve bunun savaş politikalarıyla bağlantısına dikkat çekmek için bir araya geldiklerini söyledi. Ünverdi, amaçlarının birbirlerini duymak, ortak bir ses çıkarmak ve kadınlara karşı işlenen suçlarla gerçek bir yüzleşmenin barışın temel koşullarından biri olduğunu vurgulamak olduğunu ifade etti.</p>
<p>Dün Dersim Kadın Platformu, kentteki sendikalar, kurum temsilcileri ve öğrencilerle buluştuklarını aktaran Ünverdi, son on yılda barış sürecinin sona ermesiyle birlikte artan baskıların kadınların yaşamında yarattığı etkileri dinlediklerini belirtti. Gülistan Doku’nun kaybolmasının ardından yaşanan süreçlerin, kadınların gündelik yaşamlarının sürekli şiddet ve şiddet tehdidi altında sürdüğünü bir kez daha ortaya koyduğunu ifade eden Ünverdi, “Bir kez daha net şekilde gördük ki Gülistan Doku’ya yaşatılanlar münferit değil” dedi.</p>
<h3>“Suç ağlar varlığını sürdürüyor”</h3>
<p>Dersim’e geldikleri gün benzer bir olaya daha tanıklık ettiklerini söyleyen Ünverdi, öğrencilere yönelik sistematik şiddetin Gülistan Doku dosyasında yürütülen soruşturmalar ve bazı tutuklamalara rağmen devam ettiğini belirtti. Adalet Bakanlığı’nın kadınlara yönelik faili meçhul suçların aydınlatılacağı yönündeki açıklamalarını hatırlatan Ünverdi, buna rağmen kamuoyunca bilinen ve basına yansıyan suç ağlarının varlığını sürdürdüğünü söyledi.</p>
<p>Bu durumun kamu kurumları ve görevlilerinin sorumluluğunun bulunduğu yeni kadın cinayetlerine zemin hazırladığını belirten Ünverdi, kadınların gündelik yaşamlarının erkek egemen baskı altında sürdüğünü ve kadın cinayetlerinin önlenmesine yönelik etkili politikaların geliştirilmediğini söyledi.</p>
<p>AKP Milletvekili Salim Ensarioğlu’nun geçtiğimiz günlerde taşra üniversitelerinde öğrencileri hedef alan organize cinsel istismar ağlarının bulunduğunu ve bu ağların içinde polislerle askerlerin de yer aldığını söylediğini hatırlatan Ünverdi, Munzur Üniversitesi’nin de bu üniversiteler arasında anıldığını belirtti. Dersim’de görüştükleri bir kadının, “Gülistan zamanı olan eski rektörle şimdiki arasında hiçbir fark yok. Yine öyle bir olay olsa yine görüntüler silinir” sözlerini aktaran Ünverdi, organize cinsel istismar ağlarının kimlerden oluştuğu ve kimler tarafından korunduğu sorusunun yanıt beklediğini söyledi.</p>
<h3>“Hakkında taciz iddiası olan akademisyenler görevine devam ediyor”</h3>
<p>Ünverdi, Munzur Üniversitesi’nde Bilgi İşlem Daire Başkanlığı yaptığı dönemde kadın öğrencileri tehdit ederek üst düzey kamu görevlileriyle cinsel ilişkiye zorladığı iddialarıyla gündeme gelen Cem Tekinoğlu hakkındaki iddiaların üzerinin örtüldüğünü, buna rağmen siyasi görevlerle ödüllendirildiğini öne sürdü. Benzer şekilde hakkında taciz iddiaları bulunan bazı akademisyenlerin görevlerine devam ettiğini, kadın öğrenciyi yurda bırakma bahanesiyle taciz ettiği gerekçesiyle yargılanan ve ceza alan kişilerin üniversite yönetimi tarafından aklandığının basına yansıdığını belirtti. Çok sayıda öğrenci tarafından hakkında şikâyet bulunan bazı isimlerin ise akademik unvanlarla ödüllendirildiğini ifade eden Ünverdi, bu isimler hakkında işlem yapılmadığı sürece kadınlara yönelik yeni suçların önünün açıldığını söyledi.</p>
<h3>“Kadınlar şikayet ettiklerinde baskı görüyor”</h3>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/tempimage2zsg4s.jpg" alt=""></p>
<p>Dersim’de görüştükleri kadınların hemen hepsinden taciz, cinsel saldırı ve şikâyetlerin üzerinin örtülmesine ilişkin anlatımlar dinlediklerini belirten Ünverdi, kadınların iş vaadiyle ya da çeşitli bahanelerle istismar ağlarının içine çekilmeye çalışıldığını anlattı. Bazı durumlarda kadınların eğitim hayatlarının yarıda kaldığını, ailelerin kız çocuklarını okuldan almak zorunda bırakıldığını ifade eden Ünverdi, anlatılan hikâyelerde faillerin çoğunlukla askerler, uzman çavuşlar, güvenlik görevlileri ve üniversite içinde güç sahibi kişiler olarak öne çıktığını söyledi.</p>
<p>Kadınların şikâyet mekanizmalarına başvurduklarında da baskı ve tehditlerle karşılaştığını belirten Ünverdi, devlet kurumlarındaki süreçlerin kadınlar açısından yıpratıcı hale geldiğini, toplumsal yargılamanın da yine kadınları hedef aldığını dile getirdi. Bunun ülkedeki patriyarkal düzenin güncel görünümü olduğunu ifade eden Ünverdi, aynı zamanda savaş politikalarının bir sonucu olarak değe</p>
<p>Dersim’de köylerle birlikte yaklaşık 85 bin, kent merkezinde ise yaklaşık 40 bin kişinin yaşadığını belirten Ünverdi, buna karşılık kentte 9 bin öğrenci ve 10 bine yakın resmi güvenlik görevlisinin bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Kentin çok yoğun bir güvenlik ağıyla çevrelendiğini ifade eden Ünverdi, köprüden girişten itibaren her birkaç yüz metrede bir güvenlik kamerası bulunduğunu, köy girişlerinin dahi kameralarla izlendiğini belirtti.</p>
<p>Deprem gerekçesiyle bazı kamu kurumlarının üniversite kampüsü içine taşındığını hatırlatan Ünverdi, Dersim Kadın Platformu’nun giremediği kampüs alanlarında kolluk güçlerinin rahatlıkla dolaşabildiğini söyledi.</p>
<p>Üniversitenin erkek egemen bir kamusal alana dönüştürüldüğünü savunan Ünverdi, Dersim’in güvenlikçi politikaların kadınlar açısından nasıl bir güvensizlik ürettiğinin en açık örneklerinden biri olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kentte yoğun asker ve polis varlığına rağmen sokakların, yurtların ve üniversitenin kadınlar için güvenli olmadığını belirten Ünverdi, barıştan söz ediliyorsa kadınlara yönelik suçların etkin biçimde soruşturulmasının yanı sıra kentteki olağanüstü güvenlik yoğunluğunun da sona erdirilmesi gerektiğini söyledi. Bir şehirde her dört kişiye bir askerin düşmesinin, öğrenci sayısından fazla kolluk gücünün bulunmasının ve üniversite ile güvenlik birimlerinin bu denli iç içe olmasının normal olmadığını belirten Ünverdi, bunun bir barış hali değil savaş hali olduğunu ifade etti.</p>
<h3>“Kadın öğrencilerin iletişim bilgileri askeri personele veriliyor"</h3>
<p>Munzur Üniversitesi’nde genç kadınlara yönelik olduğu öne sürülen ve gücünü devletten alan cinsel istismar ağlarının yalnızca Dersim’e özgü olmadığını söyleyen Ünverdi, Karabük’te Afrikalı öğrencilere yönelik olayları ve İstanbul’da Ayşe Tokyaz davasını hatırlattı. Erkek şiddeti ağlarının ve suç örgütlerinin cezasızlık politikalarıyla meşrulaştırıldığını belirten Ünverdi, bunun ülkenin birçok yerinde benzer sonuçlar doğurduğunu söyledi.</p>
<p>Üniversitede öğrenci örgütlenmelerinin alanlarının daraltıldığını, buna karşılık çeşitli cemaat ve vakıf yapılanmalarına geniş alan açıldığını ifade eden Ünverdi, kadın kulüplerinin faaliyet yürütmekte zorlanırken bazı vakıf ve derneklerin rahatlıkla örgütlenebildiğini belirtti. Kentte öğrencilerin sosyal alanlardan mahrum bırakılmasının kayyum politikalarıyla da bağlantılı olduğunu söyleyen Ünverdi, yeni gelen kadın öğrencilerin dahil edildiği bir WhatsApp grubunun yöneticisinin erkek bir vakıf temsilcisi olduğunu öğrendiklerini aktardı.</p>
<p>Bu gruplar üzerinden kadın öğrencilerin iletişim bilgilerinin askerî personelle paylaşıldığı, kent gezileri bahanesiyle istismar ağlarına çekilmeye çalışıldıkları ve kadınların yaşadıklarını anlattıklarında üzerinin örtüldüğü yönünde iddialar dinlediklerini belirten Ünverdi, tüm bu iddiaların araştırılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Gülistan Doku soruşturmasında adı geçen bazı isimlerle söz konusu yapıların ilişkili olduğuna dair bilgilerin kamuoyuna yansıdığını ifade eden Ünverdi, iddiaların yalnızca bir tanesinin bile ciddi soruşturmaları gerektirecek nitelikte olduğunu kaydetti.</p>
<p>Açıklamanın sonunda Ünverdi, Dersim’de yaşayan kadınların ve öğrencilerin yanında olmaya devam edeceklerini belirterek, duydukları tüm iddiaların takipçisi olacaklarını söyledi. Kadınlara yönelik suç ağlarının açığa çıkarılması için mücadeleyi sürdüreceklerini vurgulayan Ünverdi, “Gerçek bir barış için, kadınların özgürlüğü için erkek-devlet şiddetine son diyoruz” dedi. </p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 14:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kadınların çalışma yükü erkekleri geçiyor, gelirden aldığı pay ise geride kalıyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/kadinlarin-calisma-yuku-erkekleri-geciyor-gelirden-aldigi-pay-ise-geride-kaliyor-320287</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/07/kadinlarin-calisma-yuku-erkekleri-geciyor-gelirden-aldigi-pay-ise-geride-kaliyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/kadinlarin-calisma-yuku-erkekleri-geciyor-gelirden-aldigi-pay-ise-geride-kaliyor-320287</guid><description><![CDATA[Paris'teki Dünya Eşitsizlik Konferansı'nda konuşan araştırmacılar, toplumsal cinsiyet ücret açığının büyük ölçüde çocuk sahibi olduktan sonra ortaya çıkan iş bölümünden kaynaklandığını belirtti. Panelde bakım hizmetlerinin kamusal bir sorumluluk olarak ele alınması gerektiği mesajı öne çıktı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı’nın (WIL) 4-6 Haziran’da Paris’te düzenlediği Dünya Eşitsizlik Konferansı'nın üçüncü ve son günüde “Cinsiyet Eşitliği, Çalışma Saatleri ve Sürdürülebilirlik” konuşuldu.</p>
<p>Panelde ekonomistler, politika yapıcılar ve kalkınma finansmanı uzmanları Paris School of Economics'te bir araya geldi.</p>
<p>Paris School of Economics'ten Valentina Gabrielli'nin moderatörlüğünde yürütülen oturuma üç konuşmacı katıldı: Fransız Kalkınma Ajansı'nda (AFD) Sosyal Uyum Bölümü'nde Toplumsal Cinsiyet, Eşitlik ve Kapsayıcılık Uygulamaları Başkanı <strong>Julie Gonnet</strong>, Londra Ekonomi Okulu'nda (LSE) ekonomi profesörü <strong>Camille Landais</strong> ve Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı'nda (WIL) Batı ve Orta Afrika Koordinatörü olarak görev yapan araştırmacı <strong>Anne-Sophie Robilliard</strong>.</p>
<p>Panel, önceki oturumlardan daha az kalabalıktı.</p>
<h3>Kadınlar daha çok çalışıyor</h3>
<p>Anne-Sophie Robilliard, ILO ile ortak yürüttükleri araştırmadan çarpıcı bir bulguyu paylaştı:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Avrupa'da kadınlar, ücretli ve ücretsiz emek birlikte hesaplandığında, toplam çalışma saatlerinin yüzde 54'ünü üstleniyor, ancak emek gelirinden aldıkları pay yalnızca yüzde 39-40. Yani kadınlar daha fazla çalışıyor, daha az kazanıyor.”</em></p>
<p>Robilliard’a göre bu fark yalnızca Avrupa'ya özgü değil. Araştırmacı, düşük ya da yüksek gelirli tüm ülkelerde tablonun benzer olduğunu anlattı:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Ev içi emek dahil edildiğinde kadınların toplam çalışma yükü her koşulda erkekleri geçiyor.”</em></p>
<h3>1800'den 2100'e emeğin dönüşümü: Rakamlar ne söylüyor?</h3>
<p>Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı'nın (WID) yeni raporundan alınan bir grafik, iki yüz yıllık bu tabloyu tek bir karede özetliyor:</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/06/wil.png" alt=""></p>
<p>1800'de çalışma çağındaki bir erkeğin yıllık ortalama çalışma süresinin yüzde 40'ı ücretli ekonomik emekten oluşuyordu. Kadınların ücretli emeği ise yüzde 24. Ev içi emeğin yüzde 30'u kadınlara, yalnızca yüzde 6'sı erkeklere ait.</p>
<p>2025'e gelindiğinde toplam çalışma saatleri dramatik biçimde azaldı. Verimlilik kazanımları boş zamana dönüştü. Ama eşitsizlik yapısı değişmedi. Kadınlar hâlâ ev içi emeğin yüzde 33'ünü taşırken erkekler yüzde 11'ini. Ücretli emekte ise fark kapandı ama kapanmadı: Erkekler yüzde 34, kadınlar yüzde 22.</p>
<p>Raporun "Sürdürülebilir Yakınsama" senaryosuna göre 2100'de tablo eşitlenebilir:</p>
<p>Her iki cinsiyet de ücretli ve ücretsiz emeğin yüzde 25'ini paylaşıyor, eşit ücret alıyor. Ama grafikteki not kritik: Bu "1950-2025 arasında gözlemlenen eğilimin devamı, ancak büyük bir ivmelenmeyle" mümkün. Yani bu bir kehanet değil, bir siyasi tercih meselesi.</p>
<p>Rapordan: "Hanehalkı içindeki güç dengesizliklerini gidermek için kadınlar ve erkekler arasında gelirin mali açıdan eşitlenmesi şart."</p>
<a href='/haber/servet-yeniden-dagitilmadan-iklim-krizi-asilamaz-320215' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/05/servet-yeniden-dagitilmadan-iklim-krizi-asilamaz.jpg' alt='“Servet yeniden dağıtılmadan iklim krizi aşılamaz”' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>“Servet yeniden dağıtılmadan iklim krizi aşılamaz”</h5>
<div class='date'>5 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p><em><a href="https://globaljusticeproject.wid.world/www-site/uploads/2026/06/GlobalJusticeReport_WebsiteVersion.pdf" target="_blank" rel="noopener">WIL'in konferans başlangıcında tanıtımını yaptığı Küresel Adalet Raporu'nun tamamına buradan ulaşabilirsiniz (İngilizce)</a></em></p>
<h3>Çocuk sahibi olmak kadının kariyerini neden daha fazla etkiliyor?</h3>
<p>LSE'den ekonomist Camille Landais, toplumsal cinsiyet ücret açığının yaklaşık yüzde 90'ının tek bir kaynaktan beslendiğini öne sürdü: Çocuk sahibi olunduğunda kadınlar ve erkekler arasında ortaya çıkan iş bölümü.</p>
<p>Buna araştırmacılar “”childhood penalty” yani “çocuk cezası" diyor. Landais'in geliştirdiği<a href="https://childpenaltyatlas.org/" target="_blank" rel="noopener"> </a><a href="https://childpenaltyatlas.org/" target="_blank" rel="noopener">Child Penalty Atlas</a>, bu cezanın ülkeden ülkeye nasıl farklılaştığını görünür kılıyor.</p>
<p>Landais, bunun biyolojik ya da ekonomik bir zorunluluk olmadığını söylüyor:</p>
<p><em>“Eşinden daha yüksek kazanan kadınlar da aynı örüntüyü sergiledi. Belirleyici olan toplumsal normlar ve inançlardır. Ekonomik teşvikler bu normlar etrafında şekilleniyor.”</em></p>
<p>Landais, Şubat 2026'da yayımlanan güncel çalışmasını da aktardı. Danimarka'daki 2022 ebeveyn izni reformunu inceleyen bu araştırma, reformun erkeklerin ebeveyn iznindeki payını yüzde 8'den yüzde 17'ye yükselttiğini ortaya koyuyor. Kazanç açığı doğumun hemen ardından yüzde 33 puan azaldı, izin sonrasında ise bu düşüş yüzde 2,8 puana indi.</p>
<p>Kritik bulgu şu: Değişim, anket verileriyle ölçülen inanç ve norm dönüşümüyle doğrudan bağlantılı. Reform henüz yüzde 50'lik paylaşıma çok geride ama etkinin yönü son derece umut verici.</p>
<p>Landais <em>“Aslında Danimarka'da yeni ebeveynlerin çoğunluğu başlangıçta reformu desteklemiyordu. Devletin bakım paylaşımına müdahale etmesini kısıtlayıcı buldular. Ancak reformu bizzat deneyimleyenler, deneyimlemeyenlere kıyasla politikayı çok daha güçlü biçimde benimsediler. Politika yapımında paternalizm her zaman bir gerilim taşıyor ancak doğru uygulandığında kendi meşruiyetini kendisi üretiyor.” </em>dedi.</p>
<h3>Bogotá modeli: Bakım bir kamu politikası meselesi</h3>
<p>AFD'den Julie Gonnet ise Kolombiya'nın başkenti Bogotá'dan Latin Amerika'da bir ilk olan entegre kamu bakım sistemini aktardı. 2020'de başlatılan sistemin temelinde, düşük gelirli mahallelerde kurulan "manzanas del cuidado" merkezleri yer alıyor. Bu merkezler, ücretsiz çocuk bakımı, mesleki eğitim, istihdam desteği, hukuki ve psikolojik hizmetleri aynı çatı altında sunuyor. Ancak yalnızca hizmet sunmakla kalmıyor: "Bakımı Öğrenmek" adlı program aracılığıyla ev içi sorumlulukların yeniden dağıtılmasını ve toplumsal normların dönüşümünü de hedefliyor.</p>
<p>27 merkez faaliyette ve 8 milyonun üzerinde hizmet sunulmuş, 1 milyonun üzerinde kişi yararlanmış. AFD bu sisteme 150 milyon Euro kredi ve teknik destek sağladı.</p>
<p>Gonnet vurguluyor: <em>“Bakım özel bir mesele değil, kamu politikasının konusudur.”</em></p>
<p>Gonnet ayrıca küresel tablonun giderek daha zorlu bir hal aldığını da hatırlattı. UN Women'ın son raporuna göre mevcut hızla ilerlersek cinsiyet eşitliğine ulaşmak için daha onlarca yıl gerekiyor. Finansman krizleri ve kadın haklarına yönelik gericilik dalgası bu tabloyu ağırlaştırıyor. AFD bu bağlamda<a href="https://www.globalallianceforcare.org/en/" target="_blank" rel="noopener"> </a><a href="https://www.globalallianceforcare.org/en/" target="_blank" rel="noopener">Global Alliance for Care</a> ağına dahil oldu.</p>
<h3>"Genç erkekler gerici mi?" </h3>
<p>Tartışma bölümünde İsveçli akademisyen Anna Norden, genç erkekler arasında toplumsal cinsiyet eşitliğini önemli bulanların oranının yüzde 60'a gerilediğini aktardı.</p>
<p>Kadınlarda ise bu oran yüzde 90'ın üzerinde. Tablo siyasi tercihlere de yansıyor: Genç erkekler giderek daha sağ eğilimli partilere yönelirken kadınlar sol ve yeşil partileri destekliyor.</p>
<p>Landais ise buna itiraz etti. Uzun vadeli ve tutarlı biçimde ölçülebilen cinsiyet normlarında, yani kimin hangi işi yapması gerektiğine dair sorularda, büyüyen bir ayrışma görünmediğini belirtti. Hem erkekler hem de kadınlar benzer bir tempoda daha az muhafazakâr hale geldiğini söyledi.</p>
<p>"Genç nesli damgalamamak gerekiyor" diyen Landais, “Onlar bizim jenerasyondan çok daha ilerici bir tutum sergiliyorlar." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sözlerini de "Asıl dönüşümü bekleyen alan ise başka: Kadın rollerine ilişkin normlar değişirken erkeklik kimliğine dair normlar henüz çok daha yavaş ilerliyor." diyerek bitiridi.</p>
<a href='/haber/servet-yeniden-dagitilmadan-iklim-krizi-asilamaz-320215' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/05/servet-yeniden-dagitilmadan-iklim-krizi-asilamaz.jpg' alt='“Servet yeniden dağıtılmadan iklim krizi aşılamaz”' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>“Servet yeniden dağıtılmadan iklim krizi aşılamaz”</h5>
<div class='date'>5 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 13:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Trans aktivist ‘bayrak astığı’ iddiasıyla karakola götürüldü]]></title><link>https://bianet.org/haber/trans-aktivist-bayrak-astigi-iddiasiyla-karakola-goturuldu-320286</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/07/istanbulda-trans-aktiviste-bayrak-astigi-iddiasiyla-gozalti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/trans-aktivist-bayrak-astigi-iddiasiyla-karakola-goturuldu-320286</guid><description><![CDATA[Hakkında gözaltı kararı olmamasına rağmen polisler tarafından ifadeye götürülen Arjin’e karakolda yalnızca İstiklâl Caddesi’nde yürürken çekilmiş bir fotoğraf gösterildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>12. İstanbul Trans+ Onur Haftası aktivistlerinden Arjin’in evine, gece geç saatlerde polis gitti.</p>
<p>Hakkında herhangi bir gözaltı kararı bulunmamasına rağmen Arjin, ifade vermek üzere kolluk ekiplerince Taksim Şehit Haşim Usta Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.</p>
<p>Aktivistin, bayrak astığı iddiasıyla <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2911&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="nofollow noopener">2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu</a> kapsamında ifadesi alınsa da, karakolda kendisine yalnızca İstiklâl Caddesi’nde yürürken çekilmiş bir fotoğraf gösterildi.</p>
<h3>“Bizimle geleceksin”</h3>
<p>İfade işlemlerinin ardından sabah erken saatlerde serbest bırakılan trans aktivist Arjin, yaşadığı süreci şöyle anlattı:</p>
<p><em>“Polisler gece evime geldiler, rozetlerini gösterdiler ve ‘Bizimle ifadeye gelmen gerekiyor,’ dediler. ‘Hakkımda bir suçlama mı var?’ diye sorsam da net bir açıklama yapmadılar, sadece ‘Bizimle geleceksin’ dediler. Suçlama yoksa ifadeye gitmeyeceğimi, ifadeye gideceksem de avukatım olmadan ifade vermeyeceğimi söyledim. Bunun üzerine ‘Avukatın da gelsin,’ dediler ve beni karakola götürmek konusunda oldukça ısrarcı davrandılar. Kapıda bekleyip sürekli ‘Hadi gidelim,’ diyerek baskı kurdular. İkisi de sivil giyimliydi ve sivil bir araca bindirildim.</em></p>
<p><em>“Avukatım geldikten sonra karakolda, 2911 sayılı Kanun kapsamında savcının ifademin alınmasını talep ettiğini söylediler ve bana bir fotoğraf gösterdiler. Fotoğrafta ben ve bir kişi daha İstiklâl’de sokakta yürürken görülüyorduk. Bu sefer de ‘Bu sen misin?’, ‘Yanındakini tanıyor musun?’ diye sordular. Sonrasında amir, savcıyla bir görüşme yaptı. Görüşmenin ardından tekrar içeri çağrıldım ve ‘Savcı ifadeden sonra bırakılmanı söyledi,’ dediler.”</em></p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/06/adsiz-tasarim-33.jpg" alt="">
<figcaption><em>Serbest bırakıldıktan sonra Arjin (solda) arkadaşlarıyla birlikte.</em></figcaption>
</figure>
<h3>“Dışlanmaya, gettolaştırılmaya itirazımız var”</h3>
<p>Trans aktivist, yaşadığı sürecin kendisi için ne anlama geldiğini ve <strong>bu yıl 15-21 Haziran tarihleri arasında 12’ncisi düzenlenecek olan İstanbul Trans Onur Haftası </strong>etrafında şekillenen mücadelelerini ise şu sözlerle anlattı: </p>
<p><em>“Aslında söylemek istediğim çok şey var. Yaklaşan bir Trans Onur Haftası var ve her yıl olduğu gibi bu hafta için bir görünürlük alanı yaratmaya çalışıyoruz. Sesimizi duyurmaya, daha görünür olmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda şehrin merkezinden dışlanmaya, belirli alanlara sıkıştırılmaya ve gettolaştırılmaya karşı bir itirazımız var. Bu alanı yeniden dönüştürmek istiyoruz. Taksim’in bize ait olduğunu ve öyle kalacağını düşünüyoruz. Bu vurguyu yapmak için geçmişte başarıyla sürdürülebilmiş eylemliliklere referans veriyoruz ve insanları yeniden politik ve tarihsel olarak önemli bir mekânda buluşturmayı hedefliyoruz. Her adımımızın bir tehdit olarak görülmesi ve karakolda bana, İstiklâl Caddesi’nde öylece yürürken bir fotoğrafımın gösterilmesi de bu hedeflerimizi engellemeye yönelik sürecin bir parçası.”</em></p>
<a href='/haber/trans-pride-komitesi-karsilastigimiz-yasaklarin-hicbir-dayanagi-yok-320138' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/03/yasaklar-gozaltilar-gozetim-trans-pridein-israri-neden-suruyor.jpg' alt='Trans Pride Komitesi: Karşılaştığımız yasakların hiçbir dayanağı yok' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Trans Pride Komitesi: Karşılaştığımız yasakların hiçbir dayanağı yok</h5>
<div class='date'>3 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<div class="box-12">
<h3>“Haziran ayının gelmesiyle her yerde bizleri aradığınızı biliyoruz”</h3>
<p>Konuya ilişkin açıklama yapan <strong>12. İstanbul Trans+ Onur Haftası</strong> da şöyle <a href="https://www.instagram.com/transprideistanbul/p/DZQ8PvEM6zG/" target="_blank" rel="nofollow noopener">dedi</a>:</p>
<p><em>“Arjin’i aldık. İstiklal’de yürüdüğü için bayrak astığı iddiasıyla 2911’den ifadesi alındı ve serbest bırakıldı. Biz transları; arkadaşlarımızı sadece sokakta yürüdüğümüz için yıldırma politikalarınızla gözaltına aldığınızı biliyoruz. Haziran ayının gelmesiyle her yerde bizleri aradığınızı biliyoruz. </em></p>
<p><em>“Bugün tekrar görüyoruz ki, her yürüyüşümüz Onur Yürüyüşü’ymüş. Haziranın gelmesiyle biz birbirimize kenetlendikçe sizleri kudurtmaya devam edeceğiz.” </em></p>
</div>
<div class="box-1">
<h3>2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu hakkında</h3>
<p>Toplantı ve protesto hakkının nasıl kullanılacağını düzenleyen temel yasa.</p>
<p>Kanunun 3. maddesi, <strong>herkesin önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız biçimde, kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu</strong>nu da düzenlemektedir.</p>
<p>Kanun; toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin düzenlenme koşullarının yanı sıra, ertelenme ve yasaklanma şartlarını ve kanuna aykırılık halinde uygulanacak ceza hükümlerini de belirler. Buna göre, <em>millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel ahlâk ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması</em> gerekçeleriyle vali veya kaymakamlar toplantıyı erteleyebilir. Ayrıca, suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike bulunması halinde yasaklama kararı da verilebilir.</p>
<p>Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşü düzenleyen veya yönetenler ile bunların eylemlerine katılanlar, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç oluşturmuyorsa, <strong>bir yıldan altı aydan üç yıla kadar hapis cezası</strong> ile cezalandırılır.</p>
<p>Bildirimde düzenleme kurulu üyesi olarak gösterilen kişilerden, kanunda belirtilen nitelikleri taşımayanlar, toplantı veya yürüyüşün gerçekleştirilmesi halinde bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kanunda öngörülen görevleri yerine getirmeyen düzenleme kurulu üyeleri ise altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>
<p>Güvenlik kuvvetlerine veya toplantı ya da yürüyüş sürecinin teknik araç ve gereçlerle tespiti için görevlendirilen kişilere, görevlerini yaptıkları sırada cebir, şiddet, tehdit ya da nüfuz ve maddi güç kullanarak engel olanlar hakkında, fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası hükmolunur.</p>
<p><strong><em>Kaynak: <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2911&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noopener">Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi</a></em></strong>. </p>
</div>
<p>(TY)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 11:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan'da halk, parlamento seçimleri için sandık başında]]></title><link>https://bianet.org/haber/ermenistan-da-halk-parlamento-secimleri-icin-sandik-basinda-320285</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/07/ermenistan-da-halk-parlamento-secimleri-icin-sandik-basinda.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ermenistan-da-halk-parlamento-secimleri-icin-sandik-basinda-320285</guid><description><![CDATA[Oy kullandıktan sonra gazetecilere konuşan Paşinyan "Şu anda Azerbaycan ile barış içindeyiz. Gürcistan ile çok derin ve kardeşçe ilişkilere sahibiz. Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesini ve diplomatik ilişkilerin kurulmasını da bekliyorum” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan'da 5 yıl boyunca görev yapacak parlamentoyu belirlemek üzere düzenlenen seçimlerde oy verme işlemi başladı. Yaklaşık 3 milyon nüfusa sahip ülkede seçmenler, gelecek 5 yıl boyunca görev yapacak parlamentoyu belirlemek üzere oy kullanıyor.</p>
<p>Yerel saatle 08.00 itibarıyla açılan sandıklarda oy verme işlemi 20.00'a kadar devam edecek. Oy verme işlemi için Ermenistan genelinde 2005 seçim sandığı kuruldu. Seçimleri takip etmek üzere 71 medya kuruluşu ile 13 yerel ve 8 uluslararası gözlem misyonu akredite edildi.</p>
<p>Seçimlere katılmak üzere 16 parti ve 2 ittifak olmak üzere 18 siyasi güç kaydoldu.</p>
<h3>"Barış bölge için bir fırsat"</h3>
<p>Mevcut Başbakan Nikol Paşinyan, oyunu kullanmasının ardından gazetecilere açıklamalar yaptı.</p>
<p>Ermenistan'ın resmi haber ajansı Armenpress'in aktardığına göre Paşinyan seçimlerin sonucunda kazananın Ermenistan vatandaşları olacağına inandığını belirterek, demokrasinin güçlenmesinin bölgesel barış ve iş birliğine katkı sağlayacağını söyledi.</p>
<p>Seçimlere ilişkin temel beklentisinin halkın iradesinin sandığa yansıması olduğunu ifade eden Paşinyan, “Halkın kazanacağından eminim. Bu kişisel bir mesele değil. Benim beklentim, Ermenistan vatandaşlarının kazanmasıdır” dedi.</p>
<p>Seçimlerin bölgeye olası etkilerine de değinen Başbakan, demokrasinin her zaman bölgesel ve uluslararası iş birliğini desteklediğini kaydetti. “Şu anda Azerbaycan ile barış içindeyiz. Gürcistan ile çok derin ve kardeşçe ilişkilere sahibiz. Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesini ve diplomatik ilişkilerin kurulmasını da bekliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye ile sınırın, demiryolu ve kara yolu bağlantılarının yakın gelecekte açılacağına dair umutlu olduğunu belirten Paşinyan, hükümetinin ortaya koyduğu Barış Kavşağı Projesi girişiminin bölge açısından dönüştürücü bir rol oynayabileceğini de ekledi.</p>
<p>Projenin doğu-batı hatlarının yanı sıra kuzey-güney yönünde de ulaşım bağlantıları sağlayacağını belirterek, bunun Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Türkiye ve İran için önemli ekonomik fırsatlar yaratacağını ifade etti.</p>
<p>Paşinyan ayrıca ülkesinin bağımsızlık, devlet kurumlarının güçlendirilmesi, demokrasi ve hukukun üstünlüğü yolunda ilerlemeye devam edeceğini belirtti.</p>
<p>Ermenistan’ın demokratik reformları sürdüreceğini ve Avrupa standartlarına uyum sürecine devam edeceğini ifade ederek, bu süreçte Avrupa Birliği’nin en önemli ortakları olduğunu söyledi.</p>
<h3>2017'den bu yana gerçekleşen ilk olağan parlamento seçimi</h3>
<p>Seçimler, 2018 ve 2021'deki erken seçimlerin ardından Ermenistan'ın 2017'den bu yana gerçekleşen ilk olağan parlamento seçimi konumunda.</p>
<p>Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre, ülkede 2 milyon 485 bin 232 kayıtlı seçmen bulunuyor.</p>
<p>Ülke genelinde 2 bin 5 sandık kurulan seçimlerde, en az 101 sandalyeli parlamentoya girebilmek için 18 farklı aday listesi yarışıyor.</p>
<p>Seçimler, seçmenlerin partilerin sunduğu sabit aday listelerine oy verdiği kapalı liste nispi temsil sistemiyle gerçekleştirilecek.</p>
<p>Yüzde 4 seçim barajının uygulandığı sistemde, siyasi parti ittifakları için baraj yüzde 10'a kadar yükseldiğinden partiler seçime tek başına girmeyi tercih ediyor.</p>
<p>Ermenistan seçim mevzuatı, istikrarlı yönetimi teşvik etmek amacıyla seçimden birinci çıkan partinin, parlamentodaki sandalye oranı yüzde 52'nin altında kalsa dahi bu oranı yüzde 52'ye yükseltecek şekilde ek sandalye verilmesine imkan tanıyor.</p>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 11:22:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[6 belde ve 362 mahallede ara seçimler yapılıyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/6-belde-ve-362-mahallede-ara-secimler-yapiliyor-320284</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/07/6-belde-ve-362-mahallede-ara-secimler-yapiliyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/6-belde-ve-362-mahallede-ara-secimler-yapiliyor-320284</guid><description><![CDATA[Belde statüsü kazanan Tokat'ın 4, Gümüşhane ve Nevşehir'in birer yerleşim yerinde belediye başkanı ve belediye meclis üyelerinin, 362 mahallede ise muhtar ve ihtiyar heyetlerinin belirlenmesi için ara seçim yapılıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Belde statüsü kazanan Tokat'ın 4, Gümüşhane ve Nevşehir'in birer yerleşim yerinde, belediye başkanı ve belediye meclis üyelerinin, 362 mahallede ise muhtar ve ihtiyar heyetlerinin belirlenmesi için ara seçim yapılıyor. 6 belde ve 362 mahallede saat 08.00'de başlayan oy verme işlemi saat 17.00'de sona erecek.  </p>
<p>Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Yolüstü ve Çevrecik, Almus ilçesine bağlı Bağtaşı, Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu, Gümüşhane'ye bağlı Tekke ve Nevşehir'in Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa beldeleri ile yurdun çeşitli bölgelerinden 362 mahallede, sandık başına gidildi. Oy verme işlemi saat 08.00'de başladı, sandıklar saat 17.00'de kapanacak.</p>
<p>Seçimlerde, 6 beldenin belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri, ölüm, istifa ve çeşitli sebeplerle seçim yapılmasına karar verilen mahallelerde ise muhtar ile ihtiyar heyetleri belirlenecek.</p>
<p>Ara seçimlere 27 siyasi parti katılıyor. Yüksek Seçim Kurulu'nda yapılan kura çekimiyle birleşik oy pusulasında siyasi partiler şu şekilde sıralandı:</p>
<p>Adalet Birlik Partisi, DEVA Partisi, Vatan Partisi, AK Parti, Doğru Yol Partisi, Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi, Yeni Türkiye Partisi, Türkiye Komünist Hareketi, CHP, Yerli ve Milli Parti, Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti, Gelecek Partisi, Teknoloji Kalkınma Partisi, İYİ Parti, Anahtar Parti, Yeniden Refah Partisi, Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anadolu Birliği Partisi, Türkiye Komünist Partisi, MHP, Zafer Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Halkın Kurtuluş Partisi, Merkez Sağ Parti.</p>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 10:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sevgili devletimiz, siz himpathy yapıyor olabilir misiniz?]]></title><link>https://bianet.org/yazi/sevgili-devletimiz-siz-himpathy-yapiyor-olabilir-misiniz-320283</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/yazi/2026/06/06/sevgili-devletimiz-siz-himpathy-yapiyor-olabilir-misiniz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/yazi/sevgili-devletimiz-siz-himpathy-yapiyor-olabilir-misiniz-320283</guid><description><![CDATA[Örneğin boşanma sonrası yıllarca çok düşük nafaka almak için hukuk mücadelesi veren kadınların hikâyeleri, bu tartışmanın görünmeyen tarafını oluşturuyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Eski partneri Deniz Bulutsuz’a şiddet uyguladığı için Ozan Güven’e verilen istinaf onaylı 1 yıl 15 aylık hapis cezası sonrası, Güven’in uzun süredir sürdürdüğü televizyon programları yani “aklama turları” da bitmiş olacak ki geçen hafta İstanbul Kadıköy’de görüldü. Kadıköy’de bir kafede otururken bir grup kadın onu protesto etti.</p>
<h3>Kayırıcı sempati</h3>
<p>Eğer geçen hafta siz bu haberi okurken eğer “onun da eğlenme hakkı var”, “bir insan bir hata yaptı diye kafeye de gitmesin mi?” gibi cümleler kurduysanız, tebrikler: siz himpathy yapıyorsunuz. Tıpkı o esnada Güven’in yanında bulunan Mehmet Aslantuğ’un meseleyi yatıştırmaya çalışırken “cezasını hukuken çekiyor” minvalinde kurduğu cümleler gibi.</p>
<p>“Himpathy”, feminist filozof Kate Manne’nin ortaya attığı bir kavram. Türkçeye yerleşmiş net bir karşılığı yok, fakat  en yalın haliyle “erkeklere yönelik aşırı empati ve kayırıcı sempati” olarak açıklanabilir. </p>
<p>Kavram, özellikle bir erkeğin zarar verici, şiddet içeren ya da problemli davranışları gündeme geldiğinde odağın kadından uzaklaşıp failin yaşadığı itibar kaybına, zorlanmasına ya da “geleceğinin etkilenmesine” kaymasını tarif eder. Yargı kararlarındaki indirimlerden hatırlarsanız “sanığın”, çoğunluğu erkek, “geleceğini etkiler diye düşürdük…” vs vs.</p>
<h3>Adalet sapması</h3>
<p>Ya da bir taciz ya da şiddet vakasında, kadının yaşadığı deneyim yerine failin kariyerinin “bitmesi”, “linç edilmesi” ya da “aslında iyi biri olduğu” tartışmalarının öne çıkması ya da sorumluluğun değil, failin duygusal durumunun merkeze alınması himpathy örneklerinden akla ilk gelenle. </p>
<p>Kate Manne’ye göre bu, bireysel bir duygudan ziyade toplumsal olarak yerleşmiş bir adalet sapması aslına bakarsanız. Yani mesele çoğu zaman şu: Bir olayda odağın yönü, zarar gören kadından, zarar veren erkeğin “ne kaybettiğine” kayar. </p>
<p>Mesela, sosyal medyada Ozan Güven’i savunan yorumların yanında Deniz Bulutsuz’un anlatılarının geri planda kalması da bu dengenin nasıl kurulduğunu gösteren örneklerden.</p>
<h3>Nafaka hakkına saldırı </h3>
<p>Peki bir soru, sizce bu sadece bireylerin duygusal refleksi mi? Hayır. Devletler, medya ve toplumsal kurumlar da zaman zaman bu refleksi yeniden üretir. </p>
<p>Mesela kadınların nafaka hakkı. </p>
<p>Son yıllarda Türkiye’de nafaka üzerinden yürüyen tartışmalar, çoğu zaman “mağdur erkekler” söylemi etrafında şekilleniyor. Biliyorsunuz bir de böyle bir platformları var. Yeryüzündeki varlıkların yüzde 90’ına sahip erkekler, mağdur olmuşlar. </p>
<p>Bir hatırlatma, nafaka, boşanma sonrası ekonomik olarak zayıf duruma düşen tarafı korumayı amaçlayan çok eski bir hukuki kurum. Tarihsel olarak bakıldığında da farklı toplumlarda uzun süredir varlığını sürdüren bir destek mekanizması. </p>
<p>Türkiye’de de nafaka sistemi Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir devamlılık taşır. Ancak son yıllarda özellikle bazı medya organlarında “sınırsız nafaka”, “kadınların haksız kazancı” gibi başlıklarla yoğun bir algı üretildiği görülüyor. Bu anlatı, tekil örnekleri genelleştirerek bütün sistemi tartışmaya açıyor.</p>
<p>Oysa kadınların hayatındaki gerçeklik çoğu zaman bu kadar sloganistik değil. Nafaka miktarları çoğunlukla yüksek rakamlar değil birçok dosyada 150 TL, 250 TL, 400 TL gibi oldukça düşük seviyelerde kalıyor. Yani kamuoyunda çizilen “yüksek nafaka ile geçinen kadınlar” imajı, istatistiklerle örtüşen bir tablo sunmuyor. Gerçek değil!</p>
<p>Daha da önemlisi, nafaka sisteminin mutlak ve değişmez olmadığı gerçeği gözden kaçırılıyor. Nafaka bağlandıktan sonra da taraflar mahkemeye başvurarak gelir değişikliklerini, ekonomik şartları ya da yeni durumları gerekçe gösterip yeniden değerlendirme talep edebiliyor. Yani sistem, söylendiği gibi “tek taraflı ve geri dönüşsüz” değil. </p>
<p>Buna rağmen kamuoyunda “nafaka mağduru erkekler” söylemi üzerinden güçlü bir anlatı kurulmuş durumda. Hatta sosyal medya platformlarında bu başlık altında örgütlenen gruplar, nafakanın tamamen kaldırılması ya da sınırlandırılması için kampanyalar yürütüyor. Bu anlatılarda sık sık, kadınların bu paralarla “rahat bir hayat yaşadığı” iddiası öne sürülüyor.</p>
<p>Fakat gerçek hayat hikâyeleri çoğu zaman bu iddiaları tersine çeviriyor.</p>
<p>Örneğin boşanma sonrası yıllarca çok düşük nafaka almak için hukuk mücadelesi veren kadınların hikâyeleri, bu tartışmanın görünmeyen tarafını oluşturuyor. Bir kadın, boşandığı eşinden aylık yalnızca 150 TL nafaka alabilmek için yıllarca dava ve icra takibiyle uğraştığını anlatıyor. Üstelik bu miktarın bile düzenli ödenmediği, ancak maaşa haciz konulduktan sonra kesintinin yapılabildiği ifade ediliyor.</p>
<h3>Peki Akın Gürlek'e ne demeli?</h3>
<p>Tüm bu tabloya rağmen kamuoyunda “nafaka mağduriyeti” söylemi çok daha güçlü ve görünür durumda kalıyor. Bizim çok hassas, adaletli devletimizin Adalet Bakanı Akın Gürlek de bu hassasiyetleri dikkate alıyor ve AYM’nin nafaka kararını destekliyor. Şöyle diyor:</p>
<p>“Vatandaşlarımızdan gelen yoğun talepler ve sahadaki uygulamalar doğrultusunda, bu konu zaten hazırlıklarına titizlikle katkı sunduğumuz Yargı Paketi’nin en temel konu başlıklarından birini oluşturmaktaydı. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin, Türk Medeni Kanunu’ndaki "süresiz nafaka" düzenlemesine ilişkin verdiği iptal kararını adalet ve hakkaniyet ilkeleri adına son derece kıymetli buluyoruz.”</p>
<h3>Emine K.</h3>
<p>Akın Gürlek evet bildiniz üzere himpathy örneği sergiliyor…Kate Manne’nin “himpathy” kavramını yeniden üretiyor. </p>
<p>Biz onu bir köşeye bırakalım. Emine K.’ye kulak verelim. Erken yaşta zorla evlendirildiği kocası onu her gün darp etti. Evliliği kısa sürdü. Boşanma sonrası mahkeme Emine K.’ye aylık 150 TL nafaka bağladı. Ancak iddiasına göre eski eşi gelirini düşük gösterdiği için bu nafaka uzun süre ödenmedi.Yıllar süren hukuki mücadele ve icra takibi sonucunda maaşına haciz konularak düzenli olarak kesildi. </p>
<p>Emine K., boşandıktan sonra ekonomik bağımsızlık kuramadı. Ailesi okutmamıştı, kocası çalışmasına izin vermemişti. Elinde sadece 150 TL nafakası vardı ki çoğu zaman psikolojik destek masraflarına gitti. </p>
<p>Ayrıca eski eşi yeniden evlendi kendi hayatını kurdu. Nafaka ödediği için de kendisini mağdur ilan etti. Bu bir manipülasyon üzerinden iktidarı yanıltıp yanlı karara yönlendirme değil, bu Emine özelinde onlarca kadının gerçeği. </p>
<p>İktidarlar, politika yürütücüler, himpathy yapamaz,  tüm yurttaşların anayasal haklarını güvenceye almalı, yargı tüm yurttaşlara eşit yaklaşmalı!</p>
<p><strong><em>Şiddetsiz bir hafta gelsin, özgür ve eşit...</em></strong></p>
<div class="box-12"><strong>Yazının fotoğrafı: </strong><a href="https://www.marieclaire.com.tr/izlemeniz-gereken-11-julia-roberts-filmi/#2_Tatli_Bela_Erin_Brockovich_2000" target="_blank" rel="noopener">Tatlı Bela (Erin Brockovich, 2000)</a> filminden aldık. 
<p>Film, işsiz ve üç çocuk annesi <strong>Erin Brockovich</strong>’in hikâyesini anlatır. Erin, bir trafik kazası sonrası iş bulmak için bir hukuk bürosunda çalışmaya başlar. Burada dosyaları incelerken, küçük bir kasabada içme suyunun ciddi şekilde kirletildiğine dair şüpheli belgeler keşfeder.</p>
<p>Araştırmaları ilerledikçe, büyük bir enerji şirketinin (Pacific Gas and Electric Company) yıllardır insanları zehirleyen bir su kirliliğini gizlediğini ortaya çıkarır. Erin, hukuk eğitimi olmamasına rağmen kasaba halkı adına büyük bir dava sürecinin öncüsü olur.</p>
</div>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ayşegül Doğan: Sürecin hızlanması için yasal ve somut adımlar atılmalı]]></title><link>https://bianet.org/haber/aysegul-dogan-surecin-hizlanmasi-icin-yasal-ve-somut-adimlar-atilmali-320282</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/06/aysegul-dogan-surecin-hizlanmasi-icin-yasal-ve-somut-adimlar-atilmali.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/aysegul-dogan-surecin-hizlanmasi-icin-yasal-ve-somut-adimlar-atilmali-320282</guid><description><![CDATA[Erken seçim tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doğan, demokratik çözüm sürecinin seçim hesaplarının üzerinde tutulması gerektiğini vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında güncel siyasi gelişmeler ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında ele alınan başlıkları değerlendirdi. Doğan, bölgesel ve iç politikadaki gelişmelerin yanı sıra Barış ve Demokratik Toplum Süreci, yargı paketi, anti demokratik uygulamalar ve kongre hazırlıklarının MYK gündeminin önemli başlıkları arasında yer aldığını söyledi.</p>
<p>Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin artık hız kazanması gerektiğini vurgulayan Doğan, sürecin ilerleyebilmesi için yasal düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>“Bir çerçeve yasa, yani geçiş hukuku yasası şu ana kadar yapılabilmiş olsaydı, Meclis’teki komisyonun ortak raporunun ilgili maddeleri şu ana kadar hayata geçirilmiş olsaydı, raporun tespit ettiği ortak noktalarda adımlar atılmış olsaydı bu sorular seyredecekti” diyen Doğan, sürecin hukuki bir zemine kavuşturulmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p>Geçiş hukuku anlayışına denk düşen bir yasal çerçeveden söz ettiklerini belirten Doğan, mevcut dönemin ihtiyaçlarının klasik hukuk yaklaşımıyla karşılanamayacağını ifade etti.</p>
<p>“Teknik hukuk yaklaşımıyla bu dönemin ihtiyaçlarını karşılamak mümkün olmaz. Temponun monoton hale gelmesi geçici bir durum mu yoksa bir yavaşlama hali mi diye soruluyor. Bir yavaşlama hali söz konusuydu. Son görüşmede Sayın Öcalan’ın da bu konuda ciddi bir çaba ve gayretinin olduğunu söylemek isterim. Son görüşmede de benzer bir durum yaşandı. Yani Sayın Öcalan'ın süreci hızlandırmaya dönük yeni öneriler içeren bir yol haritasından bahsettiği konuşuluyor. Evet, bu doğru. Nitekim bu, İmralı Heyeti tarafından açıklanan yazılı mesajında da var. Pratik adımları yani somut adım atılmasını içeren, tüm taraflara ilişkin sorumlulukları hatırlatan, zamanın kırılganlığına dikkat çeken ve bu açıdan hassas yaklaşılması gerektiğini ifade eden yaklaşımını o görüşmede de yineledi.”</p>
<h3>"Yapılması gereken şey hukuk"</h3>
<p>Abdullah Öcalan’ın İmralı Heyeti ile yaptığı son görüşmede kamuoyuna yansıyan mesajlarına değinen Doğan, hukuki güvencelerin sürecin en önemli unsuru olduğunu söyledi.</p>
<p>“Son mesajında ‘beklenti de kalmak sadece risk üretir’ demişti. Sürecin en başında da ‘Süreci enfekte olmaya açık hale getirmekten korumak gerekir’ demişti. Erdoğan da ‘gizli açık pek çok badire atlattık’ demişti. İşte bunların olmaması için yapılması gereken hukuk, hukuk, hukuk. Yani yasal ve somut adımları atmak ve bu adımları da bir hukuki çerçeveye kavuşturmak gerekiyor.”</p>
<p>Doğan, Abdullah Öcalan’ın süreç kapsamında bazı önerilerde bulunduğunu belirterek bu önerilerin izleme ve takip mekanizmalarını da içerdiğini ifade etti.</p>
<p>“Bu sürecin takibini sağlayacak, gözleyecek, izleyecek isimler konuşulabilir. Çeşitli kurulların oluşturulmasını da kendisi öneriyor. Tüm bunlar için de yeni bir takvime ve yeni bir planlamaya ihtiyaç var. Bu doğrultuda kimi çalışmalar yapılıyor.”</p>
<p>Yapılması planlanan yasal düzenlemelerin niteliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doğan, Abdullah Öcalan’ın son görüşmesinde kullandığı “kök hücre yasası” tanımına dikkat çekti.</p>
<p>“Bizim açımızdan yapılacak olan yasal düzenleme, demokratik dönüşümün, Öcalan'ın tanımıyla söylemek gerekirse, bir şekilde kök hücresi olmalıdır. Çünkü kendisi son görüşmede bu yasayı kök hücre yasası olarak tanımlamaktadır. Bu kavramsallaştırma en yalın anlamıyla onarıcı ve sağaltıcı bir etkiyi ifade ediyor. Böyle bir etki yaratması gerektiğini söylemek lazım. Çünkü zaten tam buna karşılık gelen bir yasal çerçeveden bahsediyoruz. Yani kök nedenleri de en dipte yatan nedenleri de ortadan kaldıracak bir başlangıç adımı gibi düşünülmeli.”</p>
<h3><strong>İktidara ve Meclis’e çağrı</strong></h3>
<p>Toplumun sürece hazır olduğunu savunan Doğan, hukuki güvencelerin belirlenmesinin kritik önemde olduğunu belirterek iktidara çağrıda bulundu.</p>
<p>“Sürecin varlığı memnuniyet verici bulunuyor. Ancak hangi hukukla ilerleyeceği, yani hukuki güvencelerin neler olacağı da kritik bir önem taşıyor. Biz en başından beri bu sürecin ilerlemesi için hukuk, adalet ve demokrasi ile sağlamlığın mümkün olabileceğini vurguladık. Biz üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirirken diğer tarafın da eş zamanlı olarak tüm Türkiye’nin hassasiyetini gözeterek hareket etmesi gerekir. İktidara çağrımız; Türkiye’nin demokratik geleceğini esas alan yasal adımlar atılmalıdır. Süreci belirsiz bırakmamak gerekiyor. Meclis üzerine düşen sorumluluktan kaçınmamalı. Diğer siyasi partilerin de sorumlulukları var.”</p>
<p>Hazırlıkları süren yasal düzenlemelerin kapsamına ilişkin konuşan Doğan, çalışmaların henüz tamamlanmadığını ancak hukuki hazırlıkların sürdüğünü ifade etti.</p>
<p>“Bu yasal düzenlemeler dar bir anlayışla ele alınmamalı. Demokratik siyaset alanını genişletmek üzere yapılıyorsa, o halde bu yaklaşım açık bir biçimde görülebilmeli. Kapsayıcı olmalı. Bütüncül bir hukuk yaklaşımı, toplumsal barışı, ortak yaşamı ve demokratik siyaseti güçlendirecek şekilde olmalı. Sonrasında da demokratik paketlere ve mücadeleye ihtiyaç var.”</p>
<p>DEM Parti İmralı Heyeti ile partinin hukuk komisyonunun iktidar partisi temsilcileriyle görüştüğünü açıklayan Doğan, görüşmelerin diğer siyasi partilerle de süreceğini söyledi.</p>
<p>“Sayın Öcalan’ın ve partimizin önerilerini iletmek üzere bir görüşme oldu. Diğer siyasi partilerle de sürecek. Amacımız, Meclis tatile girmeden önce yasal düzenlemelerin bu dönemde bir konsensüsle gündeme gelmesini sağlamak. Yalnızca silahsızlandırma yasası olarak görülmemeli; ekonomik ve sosyal haklara ilişkin düzenlemeleri de kapsamalı.”</p>
<h3><strong>“Öcalan gazetecilerle görüşmek istiyor”</strong></h3>
<p>Doğan, Abdullah Öcalan’ın barış gazeteciliğine katkı sunmak isteyen gazetecilerle görüşme talebini de dile getirdi.</p>
<p>“Toplumla doğrudan temas kurabilmek istemişti. Her yavaşlama halinde bu tempoyu hızlandırmak için muazzam bir çaba ortaya koyan baş aktörün, temel muhataplardan biri olmasına rağmen hâlâ bu koşullarda iletişim kuruyor olması sürecin ruhuna uygun değil.”</p>
<h3><strong>Kongre Takvimi Hızlandı</strong></h3>
<p>Partinin kongre hazırlıklarına ilişkin de bilgi veren Doğan, çalışmaların hız kazandığını söyledi.</p>
<p>“Komisyonlarımız kuruldu. Kongre çalışmalarını konferans çalışmalarıyla finale götürüyoruz. Bu konferans çalışmalarının hazırlıkları da sürüyor. Büyük konferansla kongreye gideceğiz. Önümüzdeki dönem çalışmalarına dair hazırlıklarımız da yürütülüyor.”</p>
<p>Erken seçim tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doğan, demokratik çözüm sürecinin seçim hesaplarının üzerinde tutulması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>“Biz hayati bir fırsatın eşiğindeyiz. Bu yüzden tüm bu kaygılardan bağımsız bir bakış açısına ihtiyaç var. Seçim takvimine göre planlanan pek çok gündem, özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümüne ilişkin önemli süreçlerin heba olmasına neden oldu. Bu olmamalı. Bir başka partinin hesaplarına göre dizayn edilebilecek bir süreç değil. Seçim de olsa bu süreç ivme kazanmalı ve kaybedecek zaman olmadığının bilinmesi gereken bir süreçtir. Bir erken seçim olursa biz de her zaman seçime hazır bir partiyiz. Ne olursa olsun hiçbir olasılık bu süreci ertelememeli.”</p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 06 Jun 2026 16:59:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Halkevleri Orhan Sarıbal’ı ihraç etti]]></title><link>https://bianet.org/haber/halkevleri-orhan-saribali-ihrac-etti-320281</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/06/halkevleri-orhan-saribali-ihrac-etti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/halkevleri-orhan-saribali-ihrac-etti-320281</guid><description><![CDATA[Sarıbal, oy birliği ile Halkevleri'nden ihraç edildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Halkevleri 29. Olağan Genel Kurulu, Ankara'da Mimar Mühendisler Odası (MMO) Eğitim ve Kültür Merkezi'nde yapıldı.</p>
<p>CHP'ye yönelik “mutlak butlan” kararına destek veren partinin Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal'ın durumu, Genel Kurul'da gündeme geldi. MA'nın haberine göre, Sarıbal, oy birliği ile Halkevleri'nden ihraç edildi.</p>
<p>Sarıbal, “mutlak butlan” kararı ile CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun oluşturduğu Merkez Yürütme Kurulu’nda (MYK) yer aldı.</p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 06 Jun 2026 16:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[COP31'e giderken: Engelliler iklim müzakerelerinde söz istiyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/cop31-e-giderken-engelliler-iklim-muzakerelerinde-soz-istiyor-320280</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/06/cop31-e-giderken-engelliler-iklim-muzakerelerinde-soz-istiyor.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/cop31-e-giderken-engelliler-iklim-muzakerelerinde-soz-istiyor-320280</guid><description><![CDATA[Engelli Kadın Derneği'nden İdil Seda Ak, iklim krizinin engelliler üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Ak, COP31 öncesinde engelli örgütlerinin iklim müzakerelerine ve karar alma süreçlerine dahil edilmesi çağrısında bulundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sivil Toplum Geliştirme Merkezi'nin (STGM) düzenlediği Sivil Sesler Festivali'nin ikinci gününde gerçekleştirilen "İklim Adaleti Engelliler Olmadan Olabilir mi?" başlıklı atölye, iklim krizinin engelliler üzerindeki etkilerini hak temelli ve kesişimsel bir perspektifle ele aldı. </p>
<p>Engelli Kadın Derneği'nden İdil Seda Ak'ın yürüttüğü atölyede; afetler, erişilebilirlik, bakım yükü, yerinden edilme, sağlık hakkı ve engelli kadınların deneyimleri üzerinden iklim politikalarının kapsayıcılığı tartışıldı. </p>
<h3>“Dünyada her 6 kişiden 1'i engelli”</h3>
<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) 2022 raporuna göre dünya nüfusunun yüzde 16'sını engelliler oluşturuyor. Bu veriye dikkat çeken İdil Seda Ak, "Dünyada her 6 kişiden 1'i engelli. Bu büyüklük engellilerin afetler, çevresel krizler ve iklim değişikliğinin etkilerinden orantısız biçimde etkilenme riskini artırıyor" dedi.</p>
<p>Ak, Birleşmiş Milletler Afet Riskini Azaltma Ofisi'nin 2023 yılında 132 ülkede yürüttüğü araştırmaya göre Paris Anlaşması'na taraf ülkelerin yüzde 81'inin iklim politikalarında engellilere yer vermediğini aktardı.</p>
<p>Türkiye'de de benzer bir tablo olduğunu söyleyen Ak, mevcut iklim strateji belgelerinde engelliliğin yalnızca toplu taşımanın erişilebilirliği bağlamında ele alındığını belirtti:</p>
<blockquote>
<p>İklim adaleti meselesinin hiçbir aşamasında engelliler yer almıyor. Engelliler, iklim politikalarının oluşturulması ve uygulanması süreçlerinde görünmez bırakılıyor.</p>
</blockquote>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/06/temel-gazetecilik-atolyesi-55.png" alt="">
<figcaption>İdil Seda Ak, atölyede sunum yapıyor.</figcaption>
</figure>
<h3>“Engellilerin afetlerde ölüm riski dört kat daha yüksek” </h3>
<p>Afet planları ve tahliye mekanizmalarının engellilerin ihtiyaçları gözetilmeden hazırlandığını belirten Ak, engellilerin afetlerde ölüm riskinin diğer gruplara göre dört kat daha yüksek olduğunu söyledi: </p>
<blockquote>
<p>Ekim 2024'te İspanya'nın Valencia kentinde yaşanan sellerde tekerlekli sandalye kullanıcıları evlerinden çıkamadı. Bartın'daki sellerde ise tekerlekli sandalye kullanan bir kişinin ve eşinin komşuları gelene kadar boyunlarına kadar su içinde beklemek zorunda kaldığını biliyoruz. Engelliler erişim kolaylığı nedeniyle çoğu zaman zemin katlarda yaşıyor. Bu da sel gibi afetlerde onları daha büyük risklerle karşı karşıya bırakıyor.</p>
</blockquote>
<p>6 Şubat depremlerinin ardından yaşanan bir vakayı da paylaşan Ak, işaret dili bilen bir görevliye ulaşılamadığı için işitme engelli bir çocuğun saatlerce iletişim kuramadığını aktardı. Daha sonra çocuğun yalnızca annesinin nerede olduğunu sormaya çalıştığının anlaşıldığını söyleyen Ak, afet müdahale ekiplerinin erişilebilir iletişim konusunda eğitim alması gerektiğini vurguladı. </p>
<h3>“İklim krizi bir sağlık hakkı meselesi” </h3>
<p>Ak, iklim krizinin aynı zamanda bir sağlık hakkı meselesi olduğunu söyledi. Hava kirliliği, aşırı sıcaklar ve temiz suya erişimde yaşanan sorunların bazı engel grupları üzerinde doğrudan etkiler yarattığını belirtti. Özellikle bağışıklık sistemi hastalıkları ve psikososyal engellilik alanında risklerin arttığına dikkat çekti. </p>
<p>Kanada'da yapılan araştırmalardan örnekler paylaşan Ak, "Aşırı sıcakların psikososyal engelliler için ölüm riskini arttırıyor" dedi. Bazı ilaçların yüksek sıcaklıklarla birlikte daha ağır sonuçlar doğurabildiğini anlattı.  </p>
<p>Ak, İklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerinin engelliler açısından daha ağır hissedildiğini vurguladı. </p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/06/temel-gazetecilik-atolyesi-54.png" alt="">
<figcaption>İdil Seda Ak, atölyede sunum yapıyor.</figcaption>
</figure>
<h3>Eko-anksiyete ve eko-sağlamcılık </h3>
<p>Ak, iklim krizinin psikolojik ve toplumsal etkilerinin de bulunduğunu belirterek "eko-anksiyete" ve "eko-sağlamcılık" kavramlarına dikkat çekti. </p>
<p>İklim politikalarının erişilebilirlik boyutu düşünülmeden uygulandığında engelliler için yeni engeller yaratabileceğini söyledi. </p>
<div class="box-14">
<p><strong>Eko-anksiyete nedir?</strong></p>
<p>Eko-anksiyete, iklim krizine ilişkin haberler, afetler ve geleceğe dair belirsizliklerin yarattığı kaygı, korku, öfke ve çaresizlik duygularını ifade ediyor. Amerikan Psikoloji Derneği tarafından da kullanılan kavram, iklim krizinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor.</p>
<p>İdil Seda Ak, eko-anksiyetenin özellikle otistikler, psikososyal engelliler ve zihinsel engellilerde daha yoğun hissedilebildiğini belirtti.</p>
</div>
<div class="box-14">
<p><strong>Eko-sağlamcılık nedir?</strong></p>
<p>Eko-sağlamcılık, iklim dostu politika ve uygulamaların engellilerin ihtiyaçları gözetilmeden tasarlanması sonucu ortaya çıkan dışlayıcı yaklaşımları ifade ediyor. Kavram, iklim krizine yönelik çözümlerin herkes için eşit sonuçlar üretmediğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Yayalaştırma projeleri, bisiklet yolları ve plastik pipet yasakları gibi uygulamalar erişilebilirlik boyutu hesaba katılmadan hayata geçirildiğinde engelliler için yeni engeller yaratabiliyor. Bu nedenle iklim politikalarının planlanmasında engellilerin deneyim ve ihtiyaçlarının da gözetilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>
</div>
<h3>Engelliler COP31 dahil karar mekanizmalarında yer almalı </h3>
<p>Atölyenin sonunda çözüm önerilerine değinen Ak, iklim adaletinin sağlanabilmesi için engellilerin karar alma süreçlerinin öznesi olması gerektiğini söyledi. </p>
<p>Ak, iklim politikalarında engelliliğin uzun yıllar boyunca göz ardı edildiğini ancak uluslararası düzeyde bazı dönüşümlerin yaşanmaya başladığını da belirtti:</p>
<blockquote>
<p>COP26'ya katılmak isteyen tekerlekli sandalye kullanan bir delege konferans alanına erişemedi. Bu olayın ardından erişilebilirlik konusu daha fazla tartışılmaya başlandı. Sonraki COP toplantılarında erişilebilir tuvaletlerden rehber köpekler için düzenlemelere kadar pek çok adım atıldı.</p>
</blockquote>
<p>Engelli Kadın Derneği olarak kendilerinin de uluslararası engellilik ağlarıyla birlikte COP31'e katılım için görüşmeler yürüttüklerini belirtti. İklim müzakerelerinde engelli örgütlerinin daha görünür hale gelmesi gerektiğini ifade etti. (EG)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 06 Jun 2026 14:21:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yargı, TELE 1'in satışını durdurdu]]></title><link>https://bianet.org/haber/yargi-tele-1-in-satisini-durdurdu-320279</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/06/yargi-tele-1-in-satisina-durdurdu.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/yargi-tele-1-in-satisini-durdurdu-320279</guid><description><![CDATA[TELE 1 Ana Haber Sunucusu Murat Taylan, kararı sosyal medya hesabından duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), kayyım atayarak el koyduğu TELE 1 televizyonunun satış ihalesini durdurdu. Durdurma kararına, satış yönetmeliğinin 28’inci maddesi gerekçe gösterildi.</p>
<p>TELE 1 Ana Haber Sunucusu Murat Taylan, kararı sosyal medya hesabından duyurdu. Taylan, TMSF’nin satış sürecini geri çektiğini, ihalenin durdurulmasının yönetmeliğin “satışın tatili veya ertelenmesi” başlıklı 28’inci maddesine dayandırıldığını aktardı. Taylan ayrıca, TELE 1’in 28 milyon lira muhammen bedelle satışa çıkarıldığını, ihalenin Nisan ayında Resmî Gazete’de yayımlandığını ve 19 Haziran’da yapılmasının planlandığını hatırlattı.</p>
<p>Taylan, TMSF’nin ilerleyen süreçte yeni bir ihale açabileceğini ya da şirketin tasfiyesine karar verebileceğini de dile getirdi.</p>
<p>Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın “casusluk” soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık AŞ ile TELE1 Prodüksiyon Medya ve Reklam Hizmetleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi’ne TMSF kayyım olarak atanmıştı. TMSF, geçtiğimiz ay TELE 1’i açık ihale usulüyle 28 milyon lira bedelle satışa çıkarmış, ihaleye son teklif verme tarihi olarak 16 Haziran 2026’yı belirlemişti.</p>
<p>İhale ilanında işçilik alacaklarına ilişkin özel bir düzenleme yer almaması üzerine bazı çalışanlar, işçilik alacaklarının korunması gerektiğini belirterek İstanbul 11. İdare Mahkemesi’nde ihalenin iptali için dava açmıştı.</p>
<div class="box-13">Satışın dayandırıldığı TMSF Yönetmeliği’nin 28’inci maddesi, satış bedelinin belirli alacakları ve masrafları karşılamaması ya da kamu yararı gerekçesi oluşması halinde satışın Kurul tarafından tatil edilebileceğini veya ertelenebileceğini düzenliyor.</div>
<a href='/haber/tele-1-in-satisina-merdan-yanardag-tepki-gosterdi-318948' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/04/21/tele-1-in-satisina-merdan-yanardag-tepki-gosterdi.jpg' alt='TELE 1&#39;in satışına Merdan Yanardağ tepki gösterdi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>TELE 1'in satışına Merdan Yanardağ tepki gösterdi</h5>
<div class='date'>21 Nisan 2026</div>
</div>
</a>
<a href='/haber/tele-1-calisanlari-istifa-etti-penguen-medyasi-olmayacagiz-313095' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2025/10/31/tele-1-de-calisanlari-istifa-etti-penguen-medyasi-olmayacagiz.png' alt='TELE 1 çalışanları istifa etti: Penguen medyası olmayacağız' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>TELE 1 çalışanları istifa etti: Penguen medyası olmayacağız</h5>
<div class='date'>31 Ekim 2025</div>
</div>
</a>

<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 06 Jun 2026 14:02:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Cumartesi Anneleri 1106. hafta: Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet çağrısı]]></title><link>https://bianet.org/haber/cumartesi-anneleri-1106-hafta-savas-buldan-adnan-yildirim-ve-haci-karay-icin-adalet-cagrisi-320278</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/06/cumartesi-anneleri-1106-hafta-savas-buldan-adnan-yildirim-ve-haci-karay-icin-adalet-cagrisi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/cumartesi-anneleri-1106-hafta-savas-buldan-adnan-yildirim-ve-haci-karay-icin-adalet-cagrisi-320278</guid><description><![CDATA[DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, yıllardır tüm başvurulara rağmen faillerin yargılanmadığını, itiraflara rağmen sonuç alınamadığını söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumartesi Anneleri/İnsanları, Galatasaray Meydanı’nda 1106’ncı hafta buluşmasında gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanmasını talep etmek için toplandı. Eyleme kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları katıldı; alanda kayıpların fotoğrafları taşındı, karanfiller bırakıldı.</p>
<p>MA'nın haberine göre, Bu haftaki eylemde 32 yıl önce öldürülen Kürt iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet çağrısı öne çıktı.</p>
<p>Basın metnini kayıp yakını Besna Tosun okudu. Tosun, 3 Haziran 1994 sabahı Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden ayrılan Buldan, Yıldırım ve Karay’ın silahlı, telsizli ve çelik yelekli kişiler tarafından durdurulduğunu söyledi. Tosun, tanıkların otel önünde bekleyen araçlardan inen kişilerin kendilerini polis olarak tanıttığını ve üç ismi “ifade alma” gerekçesiyle zorla araçlara bindirerek götürdüğünü anlattı.</p>
<p>Tosun, ailelerin olayın ardından savcılık, emniyet ve hükümet yetkililerine başvurduğunu ancak gözaltı işleminin kabul edilmediğini dile getirdi. Tosun’a göre üç iş insanı ertesi gün işkenceyle sorgulandıktan sonra ateşli silahla öldürüldü ve Bolu’nun Yığılca ilçesinde köylüler tarafından bulundu. Tosun, cesetlerin kimlik belirleyici hiçbir belge taşımadığını ve bölgenin daha önce benzer cinayetlerle anılan “ölüm üçgeni” olarak bilindiğini söyledi.</p>
<p>Tosun, dosyanın yıllarca sonuçsuz bırakıldığını, 19 yıl sonra yeniden açılarak Ankara JİTEM davasına dahil edildiğini anlattı. Tosun, yargılama sürecinde eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür’ün, içinde bu üç ismin de bulunduğu bir “Kürt iş insanlarına yönelik ölüm listesi”ni mahkemeye sunduğunu hatırlattı. Tosun, Eymür’ün bu infazların Mehmet Ağar’ın yönettiği ve Korkut Eken, İbrahim Şahin ile Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Emin Aslan’ın yer aldığı yapılar kapsamında gerçekleştirildiğini söylediğini aktardı. Tosun, buna rağmen 13 Aralık 2019’da görülen karar duruşmasında tüm sanıkların beraat ettiğini belirtti.</p>
<h3>"Vazgeçmeyeceğiz"</h3>
<p>Tosun, istinaf mahkemesinin kararı bozmasına rağmen yerel mahkemenin yeniden beraat kararı verdiğini söyledi. Tosun, dosyanın böylece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkûmiyetle, iç hukukta ise cezasızlıkla sonuçlanan davalar zincirine eklendiğini dile getirdi. Tosun, tüm delillere rağmen adalet talebinden vazgeçmeyeceklerini söyledi.</p>
<p>DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, yıllardır tüm başvurulara rağmen faillerin yargılanmadığını, itiraflara rağmen sonuç alınamadığını söyledi. Buldan, tüm faili meçhul cinayetlerin açığa çıkarılması gerektiğini ve geçmişle yüzleşmenin zorunlu olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Adnan Yıldırım’ın kızı Leyla Yıldırım, sorumlular ortaya çıkana kadar adalet mücadelesini sürdüreceklerini ve bu arayıştan vazgeçmeyeceklerini söyledi.</p>
<a href='/haber/bakirhan-savas-buldan-anmasinda-faili-mechuller-aydinlatilirsa-gercek-bir-baris-olur-320167' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/03/bakirhan-savas-buldan-anmasinda-faili-mechuller-aydinlatilirsa-gercek-bir-baris-olur.jpg' alt='Bakırhan, Savaş Buldan anmasında: Faili meçhuller aydınlatılırsa gerçek bir barış olur' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Bakırhan, Savaş Buldan anmasında: Faili meçhuller aydınlatılırsa gerçek bir barış olur</h5>
<div class='date'>3 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p>(EMK)  </p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 06 Jun 2026 13:50:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Öcalan: Birlik ve ortak irade tarihi bir zorunluluk]]></title><link>https://bianet.org/haber/ocalan-birlik-ve-ortak-irade-tarihi-bir-zorunluluk-320277</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/06/ocalan-birlik-ve-ortak-irade-tarihi-bir-zorunluluk.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ocalan-birlik-ve-ortak-irade-tarihi-bir-zorunluluk-320277</guid><description><![CDATA[“Kürt halkının geleceği, ulusal birliği, demokratik hakları ve ortak iradesi üzerine yürütülen her tartışma, halkımızın tarihsel yürüyüşünde önemli bir yere sahiptir.”]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Abdullah Öcalan Kürdistan Ulusal Kongresi’nin (KNK) 24’üncü Genel Kurulu’na mesaj gönderdi. </p>
<p>MA'daki habere göre, Öcalan’ın mesajı şöyle:</p>
<p>“Değerli yurtseverler, saygıdeğer temsilciler, kıymetli konuklar;</p>
<p>Öncelikle KNK 24. Genel Kurulu’nu en içten duygularımla selamlıyor, KNK’nin 27. yılını ve gerçekleştirdiğiniz bu anlamlı buluşmayı kutluyorum. Kürdistan Ulusal Kongresi – KNK’nin kuruluşuna kendi açımdan katkı sundum ve kuruluşunu destekledim. Cezaevi şartlarında da olsa imkanlar dahilinde çalışmalarınızı takip ettim ve zaman zaman da önerilerimi sizlere ulaştırdım.</p>
<p>Kürt halkının geleceği, ulusal birliği, demokratik hakları ve ortak iradesi üzerine yürütülen her tartışma, halkımızın tarihsel yürüyüşünde önemli bir yere sahiptir.</p>
<p>Kürt halkı bugün tarihinin en önemli eşiklerinden birinden geçmektedir. Yüzyıllar boyunca inkâr, imha, parçalanma ve statüsüzlük politikalarına maruz bırakılan Kürtler, büyük bedeller pahasına özgürlük iradesini korumuş, siyaset üretme kapasitesini geliştirmiş ve Ortadoğu'nun en önemli toplumsal dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Artık Kürtlerin yok sayıldığı, iradesinin hesaba katılmadığı bir Ortadoğu denkleminden söz etmek mümkün değildir.</p>
<p>Bu gerçeklik, Kürtler açısından yeni sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Her şeyden önce Kürtler arasında diyalog, müzakere ve ortaklaşma kültürünün geliştirilmesi tarihsel bir görevdir. Kürt ulusal birliği, herhangi bir siyasi hareketin, partinin ya da çevrenin tek başına gerçekleştirebileceği bir hedef değildir. Bu birlik, bütün Kürt siyasi güçlerinin, aydınlarının, kadınlarının, gençlerinin ve toplumsal dinamiklerinin ortak emeğiyle inşa edilebilir.</p>
<p>Kürtler arası demokratik birlik, farklılıkların inkârı değil, farklılıkların demokratik zeminde buluşmasıdır. Amaç tek seslilik değil, ortak ulusal konularda ortak irade geliştirebilmektir. Halkımızın çıkarlarını ilgilendiren temel meselelerde ortak tavır geliştirmek, Kürtlerin birbirine karşı kullanılmasına izin vermemek ve ulusal kazanımları ortak bir bilinçle korumak, birliğin temel ilkeleri arasında yer almalıdır.</p>
<p>Bu nedenle Kürtler arasında kapsamlı bir diyalog ve müzakere sürecinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Geçmişin kırgınlıklarını ve ayrılıklarını aşmanın yolu çatışmadan değil, konuşmaktan, tartışmaktan ve ortak çözüm yolları üretmekten geçmektedir. Demokratik bir ulusal kongre fikri de bu ihtiyacın kurumsal ifadesi olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>Bununla birlikte Kürt halkının geleceği yalnızca ulusal birlikle değil, aynı zamanda demokratik toplum anlayışıyla da bağlantılıdır. Demokratik toplum perspektifi, sorunların savaş ve şiddet yoluyla değil, siyaset, hukuk ve demokratik müzakere yoluyla çözülmesini esas alır. Halkların eşitliğini, yerel demokrasiyi, özgür örgütlenmeyi ve ortak yaşamı savunur.</p>
<p>Kürt halkının önünde duran tarihsel tercih yalnızca bir statü tartışması değildir. Asıl mesele, nasıl bir toplumsal yaşamın inşa edileceğidir. Demokratik toplum anlayışı, halkımızın özgürlüğünü başka halkların özgürlüğüyle birlikte ele alır; çatışmayı değil ortak yaşamı, ayrışmayı değil demokratik birlikteliği hedefler.</p>
<p>Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; Kürtler arasında güçlü bir ulusal birlik ruhu, Ortadoğu halklarıyla demokratik dayanışma ve özgürlük temelinde geliştirilecek ortak bir gelecek vizyonudur. Bu nedenle Kürtlerin demokratik birlik arayışını büyütmek, ulusal kazanımları korumak ve demokratik toplum değerlerini güçlendirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.</p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 06 Jun 2026 13:43:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bir hastane açılışı ve itibar meselesi]]></title><link>https://bianet.org/yazi/bir-hastane-acilisi-ve-itibar-meselesi-320276</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/yazi/2026/06/06/bir-hastane-acilisi-ve-itibar-meselesi-1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/yazi/bir-hastane-acilisi-ve-itibar-meselesi-320276</guid><description><![CDATA[Bahsettiği fıkra, tam da Rahmi Koç'un aynı röportajda kurduğu dünya görüşünün küçük ölçekteki bir provası gibi. Ne diyordu? "Gücün varsa sesin çıkıyor, gücün yoksa sesin çıkmıyor"…]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta, Gazete Oksijen'de “Koç 100. Yıl” dosyası yayınlandı. Dosya bağlamında yayınlanan onlarca haberden en dikkat çekici olanı Rahmi Koç ile yapılan röportajdı. Bu uzun röportajda Rahmi Koç küresel ve bölgesel değerlendirmelerini de ifade etmişti.</p>
<p>Söyledikleri özetle dünyanın yeniden dizildiği, Birleşmiş Milletler'in çerçevesinin çöktüğü, artık "gücün varsa sesin çıkıyor, gücün yoksa sesin çıkmıyor" dönemine girildiği üzerine idi. Bu çağı da bir cümleye anlatıyordu "gücün kadar konuş." </p>
<p>Babasından devraldığı en büyük mirası tek kelimeyle özetlerken de şunu diyor röportajda "Vehbi Koç eşittir itibar.” Ve ekliyor “bir ömrün itibar üzerine kurulduğunu, yeni sanayicilere verdiği nasihatin son maddesinin ‘itibarınıza zarar getirmeyin’ olduğunu söylerdi babam.” Aynı söyleşide dikkat çekici bir başka durum da var. “Sağlığın Koç Grubu'nun en önemli yatırım alanı” olduğunu ve olacağını ifade ediyor. </p>
<p>5 Haziran Cuma günü, İzmir Balçova'da, 150 milyon dolarlık o hastanenin açılışında, hasta ve muayene odalarını eski Başbakan Binali Yıldırım'a, İzmir Valisi'ne, büyükşehir ve ilçe belediye başkanlarına gezdirirken, "itibar" vaazını veren Rahmi Koç; Kürt bir kadını bedeni, dili ve mahremiyeti üzerinden alaya alan bir fıkra anlattı. Protokol kahkahayla güldü.</p>
<p>Bir hafta önce sağlık kurumunu insanlığın en şerefli yatırımı diye anlatan kişi, o kurumun açılışını bir Kürt kadınının soyunmasıyla, hekim karşısındaki çaresizliğiyle dalga geçmenin sahnesine çevirdi. Çok ilginçtir, itibar dersi verenle, Kürt kimliği üzerinden haysiyeti eğlence nesnesine indirgeyen aynı kişiydi ve arada çok değil yalnızca bir hafta vardı. <br>O çok vurguladığı ve yüzyıldır temel taş eylediği itibar, meğerse bazı kimlikleri kapsamıyormuş. </p>
<p>Tepkiler çığ gibi büyüyünce geri adım attı ve özür diledi. Özrün burada çok bir karşılığı olduğunu düşünmüyorum. Bu sözleri "yaşlı bir adamın gafı, ifade özgürlüğü veyahut ironi" küçültmek, asıl meseleyi kaçırmak olur.</p>
<p>Çünkü bahsettiği fıkra, tam da Rahmi Koç'un aynı röportajda kurduğu dünya görüşünün küçük ölçekteki bir provası gibi. Ne diyordu? "Gücün varsa sesin çıkıyor, gücün yoksa sesin çıkmıyor"… <br>Bu cümle her ne kadar jeopolitik bir teşhis gibi aktarılsa da mikro bir alanda, bir hastane açılışında politik bir provaya döndü. Malum; konuşan, gülen ve anlatan güçlüydü. Türkiye'nin en büyük sermaye grubunun onursal başkanı, etrafında devletin ve yerel iktidarın protokolü. Fıkranın "öznesi" ise Kürt bir kadın. Ama bu kadın da tanımlı: Kendini ifade edemeyen, kurulan dili yanlış anlayan vs. Koç'un fıkrası, "gücün kadar konuş" ilkesinin bizzat performansıdır. Aynı fıkrada Türk bir kadın yer alamaz, bu şekilde nesneleştirilemez. Bu yüzden olay hem ırkçı hem de tahakküm gösterisidir. </p>
<p>Tekrar röportaja döneyim. Röportajın tamamı bir ilerleme destanı üzerine kurulu. Fortune 500, enternasyonel olma, yönetim kurullarının lisanı İngilizce, 45 yabancı dil konuşan ofisler, yeni dünya düzenine ayak uydurma vs vs.</p>
<p>Biliyoruz ki her modernlik ve ilerlemeci anlatının bir dışarısı, gerisi olur. İzmir’de de o dışarı olanın Rahmi Koç için en azından bir Kürt olduğu netleşti. Vergi rekortmeni olmak, borcunu zamanında ödemek ile özdeş kılınan itibar, bir kadın bedeni söz konusu olunca ortadan kayboluyor. Bu nedenle DEM Parti'nin açıklamasındaki "İktidar ve sermayenin Kürt düşmanlığının kadın düşmanlığı üzerinden nasıl beslendiğinin göstergesidir" tespiti bu noktayı iyi yakalıyor.</p>
<p>Çünkü ırkçılık ve cinsiyetçilik burada birbirinin taşıyıcısı. Kürt kimliği kadın bedeni üzerinden, kadın bedeni Kürt kimliği üzerinden aşağılanıyor; iki tahakküm ekseni tek bir cümlede kesişiyor. Çünkü “gücüm yetiyor” diyor.</p>
<p>Bir diğer ilginç durum şu. Sözler bir hastanede söyleniyor. Bir hastane açılışında ifade ediliyor. Hastane, insanın en kırılgan hâliyle gittiği yerdir. Hekimlik andının, hasta mahremiyetinin, acının, kırılganlıkların en dikkat edilmesi gereken mekân burası.</p>
<p>Dil, kimlik, cinsiyet ve sınıf ayrımı yapmaksızın güven üretmesi gereken ilk yer. Ama anlatılan fıkra ve anlatılan yere bakınca tüm bunlar Kürtler hariç olduğu görülüyor ve bu durum, Rahmi Koç’un kişisel meselesinden öte ülkedeki bir zihniyet meselesine götürür bizi.</p>
<p>Özetle, bu olayın siyasi anlamı, bir özür talebinin ötesindedir. Türkiye'nin çözüm sürecinin kritik bir eşikte beklediği, Kürt meselesinin "tanınma" ve "haysiyet" ekseninde tartışıldığı bir konjonktürde, sermayenin en görünür ismi, devlet ve yerel iktidar protokolünün huzurunda, gündelik Kürt düşmanlığını bu kadar pervasızca ifade etmesi bize neden daha çok mücadele edilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>
<p>Gösterdiği bir şey de şu: “Bu ülkenin güçlüleri” tanımamadan, haysiyet cellatlığından yana. Savaş aklının yarattığı dil gerçekliğinden yana. Irkçılığın normalitesinden yana… </p>
<p>Dolayısıyla "gücün kadar konuş" diyen Koç, farkında olmadan kendi teşhisini sadece doğruladı. İtibar dediği şeyin pek de itibarsız bir şey olduğunu da tescilledi.</p>
<p>(SB/EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 06 Jun 2026 13:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özgür Çelik: Kadını hedef alan ifadeler mizah olamaz]]></title><link>https://bianet.org/haber/ozgur-celik-kadini-hedef-alan-ifadeler-mizah-olamaz-320275</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/06/06/ozgur-celik-kadini-hedef-alan-ifadeler-mizah-olamaz.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ozgur-celik-kadini-hedef-alan-ifadeler-mizah-olamaz-320275</guid><description><![CDATA[Çelik açıklamasında, toplumun farklı kesimlerini rahatsız eden ve Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık ilkesine zarar veren ifadelerin kabul edilemez olduğunu belirterek, bu tür söylemleri kınadığını söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, iş insanı Rahmi Koç’un “fıkra” adı altında kadınlara yönelik kullandığı cinsiyetçi ve ayrımcı ifadeler olduğu belirtilen sözlerine tepki gösterdi.</p>
<p>Sosyal medya platformu X üzerinden açıklama yapan Çelik, her türlü ayrımcılığın ve kadınları hedef alan söylemlerin, şaka ya da mizah gerekçesiyle dahi meşrulaştırılamayacağını vurguladı.</p>
<p>Çelik açıklamasında, toplumun farklı kesimlerini rahatsız eden ve Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık ilkesine zarar veren ifadelerin kabul edilemez olduğunu belirterek, bu tür söylemleri kınadığını söyledi.</p>
<p>Çelik'in paylaşımı şöyle:</p>
<p>"Her türlü ayrımcılık ve kadını hedef alan ithamlar bir şakayla maskelense dahi kabul edilemez. Başta kadınlar olmak üzere, tüm halkımızı rahatsız eden ve Cumhuriyetimizin onurlu yurttaşlarını mizah adı altında aşağılayan ayrıştırıcı söylemleri kınıyorum. Halk tepkisi gelene kadar bu olay ile ilgili hiçbir adım atılmadığını, orada bulunan ve kahkahalarla karşılık veren siyasilerin de 86 milyona ve kadınlara bir özür borcu olduğunu hatırlatıyorum. Güzel Türkiye’mizde herkes değerli, herkes saygın, herkes eşit olacak."</p>
<a href='/haber/rahmi-koc-ozur-diledi-320272' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/06/06/rahmi-koc-ozur-diledi.jpg' alt='Rahmi Koç özür diledi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Rahmi Koç özür diledi</h5>
<div class='date'>6 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 06 Jun 2026 13:03:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>