115 Gün Sonra Duruşmaya Çıkacaklar; Gülmen ve Özakça Ne ile Suçlanıyor?

Gülmen 9 Kasım 2016'da, Özakça 23 Kasım 2016'da "işimi istiyorum" pankartı ile Yüksel Caddesi'ndeydi. 23 Mayıs’tan beri tutuklular. İddianamede haklarında atılan tweetler, açlık grevi eylemlerinin tarihçesi, "gezi olabilir" iddiaları var

* Çizer: Firuze Engin

İşlerine iade talebiyle 189 gündür açlık grevinde ve 23 Mayıs’tan beri tutuklu olan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça yarın (14 Eylül) ilk duruşmalarına çıkacak.

İki eğitimci “tutuklanmamaları halinde adaletin işleyişine zarar verecekleri ve eylemlerin ceza süreleri dikkate alındığında adli kontrol koruma tedbirlerinin yetersiz kalacağı” gerekçesiyle 23 Mayıs’ta tutuklandı.

İddianamede “Silahlı terör örgütüne üye olma, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ve terör örgütü propagandası yapmak” ile suçlanıyorlar.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça kimdir?

Tıklayın - Gülmen ve Özakça Kimdir?

Nuriye Gülmen 6 Ocak 2017'de yayınlanan Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında ilan edilen 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Konya Selçuk Üniversitesi'ndeki görevinden ihraç edildi.

Semih Özakça 29 Ekim 2016'da Resmi Gazete'de yayınlanan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Mardin'deki öğretmenlik görevinden ihraç edildi.

Gülmen 9 Kasım 2016'dan, Özakça 23 Kasım 2016'dan beri oturma eylemi yapmak üzere Yüksel Caddesi'ndeki İnsan Hakları Anıtı önündeydi.

9 Mart 2017'de açlık grevine başladılar.

Ankara'da İnsan hakları Heykeli'nin bulunduğu Yüksel Caddesi'nde işlerine iade talebiyle başlattıkları direniş eylemi boyunca defalarca gözaltına alınıp bırakıldılar. En son 22 Mayıs'ta gözaltına alındılar, 23 Mayıs'ta tutuklandılar.

Ne ile suçlanıyorlar?

Gülmen ve Özakça hakkında Cumhuriyet Savcısı Cengiz Akgül’ün hazırladığı iddianamede iki eğitimci “Silahlı terör örgütüne üye olma, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ve terör örgütü propagandası yapmak” ile suçlanıyor.

11 sayfa DHKP/C tarihi

25 sayfalık iddianameni 11 sayfası DHKP/C tarihine, eylemlerine, Kamu Emekçileri Cephesi ve örgütle bağlantılı olduğu iddia edilen çeşitli internet sitelerine ve dergilere dair bilgilere ayrılmış. 1972’den beri yapılan ölüm orucu eylemleri iki sayfa sürüyor.

“Ölüm orucuna dönebilir, Tekel, Gezi olabilir” iddiaları

Gülmen ve Özakça’nın eylemleri ve gözaltına alınışları bir buçuk sayfa sürüyor.

Bu bölümde açlık grevinin “… Ölüm orucu direnişi evi’ adı altında devam edebileceği’, “açlık grevi eyleminin ölüm orucu eylemine dönüştürülebileceği, açlık grevi eyleminin şahısların vücut bütünlüğüne zarar vermeye başladığı, eylemin diğer sol gruplarca provoke edilerek Tekel işçileri direnişi ve gezi olayları eylemlerine benzer şiddet içerikli eylemlere dönüştürme çabası olabileceği” gibi ifadeler yer alıyor.

Gülmen ve Özakça’ya savcılık ifadesinde de bu konu sorulmuş, onlar da “ölüm orucu değil, açlık grevi yaptıklarını” söylemişlerdi.

İddianamede, 1972’den bu yana yapılan açlık grevi/ölüm orucu eylemleri bir buçuk sayfa anlatılıyor.

Twitter’dan yapılan paylaşımlar

Gülmen ve Özakça’nın açlık grevi yapması, dergilerdeki yazılar ve çeşitli Twitter hesaplarının onlar hakkında sosyal medyada yaptığı paylaşımları “örgüt bağlantısı” olarak gösteriliyor. Bu bölüm beş buçuk sayfa sürüyor.

Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in, kendileri hakkında paylaşım yapan başka hesapların gönderilerini paylaşmaları da bir buçuk sayfa yer alıyor.

“İşimi istiyorum”

İki eğitimci, iddianamede üç sayfa yer alan savunmalarında örgüt bağlantısı iddialarını reddediyor, işlerini istediklerini bu nedenle Yüksel Caddesi’ndeki eyleme ve açlık grevine başladıklarını anlatıyor.

Gülmen’ iddianamede yer olan savunmasında “Ben orada işimi istiyorum dışında hiçbir yasadışı pankart açmadım. Günlerdir eylemim kayıt altına alınıyor ve bunlarda herhangi bir örgüt propagandası yok. Eylemimi insanlar sahiplenip kamuoyunda etki yapınca örgüt üyesi suçlaması ile suçlandım. Bu suçlamaların hiçbirini kabul ediyorum” dedi.

Özakça da suçlamaları reddederek şöyle konuştu:

“Görevden ihraç edilmem nedeniyle bu zamana kadar herhangi bir yargı yolu işletilmedi. En son komisyon kuruldu ve dosya henüz görülmedi, Ben ve eşim ikimizde ihraç olduk. Hakkımda hiç bir soruşturma açılmadan ve bir karar yokken benim ve eşimin ekmeği elimizden alındı. Aile düzenimiz bozuldu. Bu duruma karşı bir şey yapamamak benim için zor oldu ve bende işten atılmama bu şekilde bir eylem ile tepki vermeye karar verdim. Bana tüm yollar kapatılmış iken bu duruma tepkimi nasıl gösterebilirdim. Sadece elimizde işimi istiyorum dövizi ile bir oturma eylemi yaptım. Bizim işimizden başka bir derdimiz yoktur. Ben bu şekilde sesimi duyurmak istedim, birçok kez gözaltına alınıp serbest bırakıldım. İşimize dönseydik ve iade edilseydik bu durumların hiç biri yaşanmamış olacaktı."

"Durumunun kötüleşmesinden devletin sorumlu tutulacağı..."

 İddianamenin sonuç bölümündeki tespit şöyle:

“Şüphelilerin terör örgütünün talimatlarıyla eylemleri gerçekleştirmesi, eylemlerde terör örgütüyle özdeşleşen slogan atmaları, gözaltı işlemleri sırasında güvenlik güçlerine etkin direnmeleri nazara alındığında, söz konusu eylemlerin terör örgütü DHKP-C'nin inisiyatifiyle gerçekleştiği, bu eylemle terör örgütünün ve amacının propagandasının yapıldığı, gerçekleştirdikleri eylemler ve tespitlerden şüphelilerin DHKP-C içerisinde faaliyet yürüttükleri anlaşılmaktadır.”

Aynı sayfada “eylemlerin devam etmesi halinde olası eylemcilerin durumunun kötüleşmesi ile devletin sorumlu tutulacağı ve bu kapsamda kampanyalar yürütülerek Gezi benzeri kalkışma eylemlerine dönüştürülmesinin planlandığı” iddiaları yer alıyor. (BK)


İstanbul - BİA Haber Merkezi

13 Eylül 2017, Çarşamba