8 Ocak Perşembe, Son güncelleme 22.34

Hiçbirşey Olmak İçin Eğitilmek

Genel liseler, gençleri meslek edinmenin temel kulvarı olan yüksek öğrenime hazırlamıyor artık. 2006da ÖSSye giren 953 bin 278 düz lise öğrencisinin yalnızca yüzde 27,8i bir yüksek öğrenim kurumuna dahil olabildi. Geri kalanlar mesleksiz ve işsiz.

BİA Haber Merkezi - Ankara

27 Aralık 2006, Çarşamba

Türkiye’de gençlerin yüzde 18,2’si işsiz. Türkiye İstatistik Kurumu Aralık Bülteni ’nde yayınlanan verilere göre 15 yaş üzerindeki çalışabilir nüfusun 2 milyon 316 bini istediği halde bir iş bulup çalışamıyor. Öte yandan istihdam kapasitesinin yüzde 3,3’ü de kullanılamıyor.

Genç işsizliğinin büyüklük ve yaygınlığın bir nedeni de çalışmak isteyen ya da zorunda olan gençlerin çok büyük bir bölümünün bir mesleğe, özgün bir beceriye veya yetiye sahip olmayışları olabilir mi?

Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim istatistiklerine bu ışık altında bakmak, sistemin meslek edindirmeye yönelik temel amaçları bakımından bütünüyle çöktüğünü; genel liselerin, gençleri bu doğrultudaki başlıca kulvar olan yüksek öğretime hazırlamaktan tam anlamıyla uzaklaştığını ortaya koyuyor.

“Düz liseler”den mezun olan gençlerin çok büyük bir bölümü ne ortaöğrenimde bir beceri edinebiliyor ne de yüksek öğrenime geçebiliyor. Sokaklar, iş arayan ama elinden hiçbir iş gelmeyen milyonlarca gençle böyle doluyor. İş bulabilenler ise 11 yıl öğrenim görmeksizin de yapabilecekleri vasıfız işlere mahkûm ediliyor.

Bu sürecin haksızlıklar ve eşitsizlikler üreterek nasıl işlediğini görmek için Ortaöğretim sistemimize daha yakından bakalım.

Okulda üretilen niteliksiz ve mesleksiz bir kitle

Milli eğitim sistemimizde ortaöğretim iki ana kolda yürütülüyor: Genel Ortaöğretim(Lise) ve Mesleki ve Teknik Ortaöğretim(Meslek Liseleri).

MEB (Milli Eğitim Bakanlığı) Genel Ortaöğretimin amacını şöyle belirliyor: “öğrencileri ortaöğretim seviyesinde asgari genel kültüre sahip, toplumun sorunlarını tanıyan, ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunan insanlar yetiştirmek ve yükseköğretime hazırlamak” .

Mesleki ve Teknik Ortaöğretimin amacıysa aynı kurum tarafından “iş ve meslek alanlarına iş gücü yetiştirmek ve öğrencileri yükseköğretime hazırlamak” olarak belirleniyor.

Bu yapılanmada meslek edinmenin iki kanalı var: Mesleki ve Teknik Öğretim ve Yükseköğretim. MEB in verilerine göre ortaöğretime devam eden kitlenin üçte ikisi liselerde, üçte biri de meslek liselerinde eğitim görüyor. MEB 2005-2006 istatistiklerine göre günümüz koşullarında her 100 ortaöğretim öğrencisinden yalnızca yüzde 30’u, o yaş grubundaki çocuklarınsa yalnızca yüzde 16’sı yüksek öğretime geçebiliyor. Aynı yaş grubunun yüzde 18’inin meslek lisesinde eğitim gördüğü de hesaba katıldığında yaş grubunun yüzde 65 ile 75’inin eğitim sistemini mesleksiz olarak terk ettiği çıplak gözle görülebilir.

Orta öğretimde eşitsizlikler

Orta öğretim iki ana kolda yürütülüyor olmakla birlikte bu kollar da kendi içlerinde eşitsizlikler üreten çeşitli sınıflamalara tabi. Meslek edinme önünde bu eşitsizlikler de büyük engeller doğuruyor. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) 2006 istatistiklerine göre lisans düzeyindeki yükseköğrenim programlarına daha çok, sınavla öğrenci alan fen liseleri ve yabancı dille eğitim yapan okullardan gelen öğrenciler yerleşirken genel lise ve meslek liselerinden gelenler bu kulvarda varlık gösteremiyorlar.

En dezanavantajlılar, “düz liseliler”

Meslek lisesi çıkışlıların yüksek öğrenime geçemeseler de bir meslekleri ve önlisans programlarına sınavsız geçiş hakları olduğunu göz önüne alırsak, en dezavantajlı grubun “düz liseliler” olduğunu daha açık bir biçimde görebiliriz.

2005’te Öğrenci Seçme Sınavı’na (ÖSS) başvuran toplam 1 milyon 678 bin 383 öğrencinin 953 bin 278’i lise mezunuydu. Ama bunların yalnızca yüzde 7’si lisans programlarına yerleşebildi. Oysa Anadolu liseleri ve yabancı dille eğitim yapan lise mezunlarının yüzde 35’i, fen lisesi mezunlarının yüzde 59’u, özel liselerden mezun olanların yüzde 27’si bir lisans programına yerleştiler. Bu sıralamada yüzde 3,4 ile düz liselerin gerisinde kalan imam hatip liselerinden mezun olanların dahi ÖSYM kapsamındaki Lisans+Önlisans+ Açık Öğretim Fakültesi programlarından herhangi birine yerleşme yüzdesi 43. Oysa bu oran “düz lise” mezunları için sadece yüzde 27,8’de kalıyor.

Bu okulların belirlenmiş amacının “sosyal ve kültürel gelişim”in yanında “yükseköğrenime öğrenci yetiştirmek” olduğu hatırlanırsa bu sonuçlar, bu amacın fiilen ortadan kalktığını gösteriyor. Verilen eğitimin kalitesi tartışılabilir olsa da bu sonuç, eğitimin kalitesinden kaynaklanmıyor. Yaş grubunun daha yüksek başarıya sahip kısmı guruptan ayrıştırılıp yabancı dille eğitim yapan liseler, fen liseleri gibi kurumlara yerleştirilerek yükseköğretim için yapılacak yarışta avantajlı kılınmıştır. İpi bunların göğüsleyeceği de aşikâr.

Hiç umut yok mu?

Büyük kaynak gerektiren radikal değişimlere kalkışmadan sistem içinde yapılabilecek dönüşümler bile sistemi daha verimli ve etkin kılacaktır.

Bu koşullarda “düz liseler”e devam eden çocuklarda geleceğe yönelik umut oluşturmak, yaşam mücadelesinde güçlendirmek için iki seçenek sunulabilir: Meslek yüksek okulları açmak ya da düz liseleri çok amaçlı liselere veya meslek liselerine dönüştürmek

Yönlendirme gerek

Ortaöğretimdeki bir başka temel sorun da öğrencilerin yeti ve ilgi alanlarına göre yönlendirilememesi. Bunun önüne geçmek için ilköğretimin ikinci kademesinde veya lisenin ilk yıllarında her öğrencinin yetenek, ilgi ve beceri alanları bilimsel ölçüm ve gözlemlerle belirlenip kendisine en uygun alana yönlendirilmesi ve kıt kaynakların gerçekçi olmayan hedefler uğruna heba edilmesine son verilmesi gerekiyor.

Seçilen kulvarı değiştirmek isteyenlerin karşılaştıkları sorunlar da önemli bir başka sorun kümesi oluşturuyor. Yönlendirme sürecine temel oluşturan ölçüm ve gözlemlerin belli oranda hata içermesi kaçınılmaz olduğu kabul edilirse kulvarlar arasında objektif kriterlere dayalı geçiş olanağı sağlanarak yönlendirmelerin içerdiği hata payı azaltılabilir. Bu, fırsat eşitliğinin sağlanmasına da katkıda bulunur.

ÖSS: Kaplumbağa ile tavşanın yarışı

Lise mezunlarının meslek edinmesi için en önemli kulvar olan yükseköğretim olanağı ülkemizde çok kısıtlı. Bu kulvara çıkarken öğrenciler yükseköğrenim kurumlarına ÖSS sınavı verileri ve „Ortaöğretim Başarı Puanı“ kullanılarak yerleştiriliyor. Burada da sorunlu birkaç nokta var.

İlki, ÖSS sınavının yapısıyla ilgili. ÖSS’nin öğrenciler arasında hem zihinsel kapasite hem de ortaöğretimde verilen akademik bilgileri kullanmadaki yetkinliğin derecesine dayalı bir sıralama oluşturması gerekir. Aynı sıralamaya sahip onlarca öğrenci olmamalı. Oysa şimdi yapıldığı şekilde kapsamın dar tutulması, soruların da yıllardır kalıplaşmış bir yapıda hazırlanıyor olması sınavların “seçme” özelliğini azaltıyor.

İkinci sorunlu nokta ”Ortaöğretim Başarı Puanı”nın hesaplanma şekliyle ilgili. Başarı puanı hesaplanırken öğrencinin mezun olduğu okulun yıl grubunun ÖSS puanı ortalaması da hesaba katılıyor. Bu, fen lisesi ve Anadolu lisesi gibi yüksek akademik başarı sahibi öğrencileri toplayan okullarda öğrenim görenlere yükseköğretime geçişte ek puan vermek, vasat bir lisenin en az onlar kadar iyi bir öğrencisinden de puan kesmek anlamına geliyor. Buysa, eğitimde fırsat eşitliğinin dibe vurduğunu bir göstergesi.

”Ortaöğretim Ağırlıklı Not Ortalaması”nın puan hesabında kullanılması ise bir başka sorun. Hiç kimse belirli akademik bilgileri lise çağlarında ve kayıtlı olduğu lisede kazanmak zorunda olamaz. Bu bilgi birikimini daha sonra veya lisede öğrenciyken kendi başına çalışarak da kazanabilir. Bu durumda olanlara “sen lisede tembel bir çocuktun seni üniversiteye alamayız” demek acaba hangi eğitim felsefesiyle açıklanabilir.

Dördüncü sorun “katsayı”. Bir fakülte A veya B alanında belli düzeyde bilgiye sahip öğrenciyi arıyorsa bunun için ölçü sınavın kendisidir. Sınav sonucuna bilginin nasıl kazanıldığına göre değer yüklenemez. Şu andaki uygulamada bilgiye, önerilen kurumdan öğrenildiyse 100 puan başka bir kurumdan öğrenildiyse 20 puanlık değer biçiliyor.

İHL’yi saf dışı etmek adına meslek liselerine haksızlık

Toplumda bütün bu karmaşanın İmam Hatip Lisesi (İHL) mezunlarının yüksek öğrenime geçişlerini önlemeye yönelik olduğu kanısı yaygın. Kurallar bu kadar dayanaksız, eğitimin genel felsefesinden bu kadar uzak olunca durumun vicdanlarda kabullenilmesi de pek mümkün olmuyor.

ÖSYM istatistiklerinde İHL mezunlarının yıllara göre yükseköğrenime yerleşme yüzdelerinden anlaşılacağı gibi bu okullarda varsayıldığı gibi bir potansiyel yok. Lisans programlarına yerleşme oranları açısından genel liselerin de altında kalıyorlar. Bir üst eğitim kurumuna geçmede diğer meslek liselerinden de daha dezavantajlı durumda oldukları açıkça görülüyor: 2001’de meslek lisesi mezunlarının lisans programlarına yerleşme oranı yüzde 4,5 iken olan İHL mezunlarının oranı yüzde 4. Aynı oran 2005’te meslek liseleri için yüzde 4,2 iken İHL’liler için yüzde 3,9’da kalıyor.

Referans alınan batı ülkelerinde olduğu gibi mesleki eğitimden üniversiteye geçmek isteyenlere birkaç kişi de olsalar objektif ölçütlere dayalı geçiş olanağı yaratılmalı. Elimizde İHL’lerin neden tercih edildiğine dair veriler yok ancak genel kanı öğrencilerin bu okullara imam olmak amacıyla gitmedikleri yönünde. Nedenlerden birinin Kuranı Kerim’i okuyabilmek olduğu kanısındayım. Bu ihtiyaç genel liselere seçmeli Arapça dersi veya seçmeli Arapça okuma yazma dersi koymakla giderilebilir. (HS/EK)

Ana Sayfa | Yazarlar | Arşiv-Arama | Bilgi-Belge | Çocuk Sitesi | BİAMag | Kadının Penceresi | News in English
Haber Listesi | Galeriler | Linkler | Künye | BİA Kitaplığı | BİA Hakkında

Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, "Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük" -kısa adıyla BİA3 - projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Web sitesinin yeniden düzenlenmesi masraflarına Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX) de katkıda bulunmuştur. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı'nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA'nın tutumunu yansıtmamaktadır.