15-16 Haziran İşçi Direnişinin Tarihi

15–16 Haziran işçi hareketleri Türkiye tarihinde bir ilktir. İşçilerin anayasaya dayanarak direnişi ve siyasal atmosfer 12 Mart'ta askeri muhtırayla dağılmış, sonrasında işçilerin dayandığı “anayasal özgürlük” kavramının önüne bir set çekilmiştir.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
16 Haziran 2008, Pazartesi

15-16 Haziran İşçi Direnişi, 15-16 Haziran 1970'de gerçekleşen ayaklanmadır. Türkiye tarihindeki ilk işçi sınıfı ayaklanması olması özelliğini taşımaktadır.

Türkiye'de genel siyasal durum

Darbe öncesinde Demokrat Parti iktidarının “oy verme” ile sınırladığı siyasallaşma, darbe sonrasında adeta bir siyasal bastırılmışlığın dışavurumudur. Anayasanın topluma yansıması kendini siyasallaşma olarak göstermiştir. Basının özgürleştirilmesi, aydınların ve gençlerin siyasallaşması, işçi hareketlerinin artışı, bir darbeyle başlayan bir diğeriyle kesintiye uğratılan ve bir üçüncüsüyle de tamamen nokta konulan bir dönemin siyasal ortamının belirleyicileriydi.

Darbe ertesinde, sivil yönetime dönüşte siyasal partiler çeşitlenmiş, 1965 seçimleriyle çok partili sistem genişlemiştir. 10 Ekim 1965’te yapılan genel seçimler “milli bakiye sistemi”yle yapılmış, seçim sonucunda AP tek başına mutlak çoğunluğu elde ederken, en fazla ikinci oyu CHP almış, bunların dışında seçime katılan partilerden dört tanesi, yüzde 10 barajının altında kalsalar da mecliste yer bulmuşlardır.

Bu dönemde planlı ekonomi politikaları sonucunda yüzde 7 büyüme gerçekleşmiş, 3 ancak giderek artan endüstrileşme nedeniyle göçlerin artışı, işçi talebinin kısıtlılığı, nüfus artışı ve Almanya’da işsizliğin artışı ile birlikte Türkiyeli işçilerin Almanya’dan geri gönderilmesi, hep birlikte, işsizlik olgusunun giderek yükseltmiştir.

Sol hareketle birlikte işçi hareketinin de ciddi çıkışlar yapması ne siyasal iktidarın ne de sermaye sahiplerinin menfaatleriyle uyuşuyordu.

Zira grevlerin ve direnişlerin artışı üretim aksaklıklarına neden oluyordu. Bununla birlikte DİSK’in kuruluşuyla Türk-İş’in güç kaybetmesi de bir sorundu.

Çünkü Türk-İş sadece ekonomik taleplerde bulunurken, DİSK’in devreye girmesiyle işçi hareketi, daha da siyasallaşmıştır. İktidar, çözümü siyasallaşanı devreden kaldırmakta bulmuş ve bu amaçla işçilerin direnişlerini daha da körükleyecek olan 274 ve 275 sayılı yasaları değiştirmek üzere harekete geçmiştir.

Birinci gün/15 Haziran

Gösteri ve yürüyüşler İstanbul, Ankara, Kocaeli ve İzmir’de başladı ve olaylara çeşitli işyerlerinden yaklaşık 70 bin işçi katıldı.

İstanbul’da işçiler önce işyerlerinde toplandılar, daha sonra da ellerinde “İşçiyiz, güçlüyüz”, “Anti-demokratik sendikalar istemiyoruz”, “Yaşasın işçi sınıfı”, “Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok”, “Anayasaya aykırı kanun çıkaranlar işçi düşmanıdır”, “Anayasa ve sendika özgürlüğünü alanlara derslerini vereceğiz”, “Kanunlar meclisten geri alınıncaya kadar direneceğiz” gibi sloganlar, yazılı afiş ve pankartlarla Ankara Asfaltı, Eyüp- Cendere, Çekmece-Topkapı ve Levent-Boğaz güzergâhlarında dört koldan yürümeye başladılar. Bu arada Kocaeli’nde de işçiler doğudan ve batıdan olmak üzere iki kol halinde yürüyüşe geçtiler.

Doğu kolunda yürüyen işçiler, Köseköy yöresinde DİSK’e bağlı Lastik-İş sendikası üyesi işçilerin çoğunlukta olduğu Pirelli ve Goodyear fabrikalarındaki işçilerin de yürüyüşe katılmaları için tezahürat yaptılar, ancak Lastik-İş sendikasının Kocaeli bölgesindeki yöneticilerinin engellemeleri üzerine, bu fabrikadan yürüyüşe katılan işçi olmadı.

İstanbul ve Kocaeli’nde yürüyüşler devam ederken Ankara ve İzmir’de olaylar oturma eylemi ve işyeri işgalleri biçiminde devam etti. Örneğin Ankara’da DİSK’e bağlı Basın-İş üyesi olan işçiler Ulusal Basımevi ile Ulus Gazetesi’ni iki buçuk saat boyunca işgal ettiler.

Direnişi yönetmek üzere kurulan “Anayasal Direniş Komiteleri” gün içinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Grup başkanları, Güvenlik Kurulu, Çalışma Bakanı ve Tabii Senatörlere 10 binden fazla protesto telgrafı çektiler. Çekilen protesto telgrafı şöyle yazılmıştı:

“27 Mayıs Anayasası’nın temel esprisi olan direnme hakkımızı tasarılar meclislerden geri alınıncaya kadar kullanmaya kararlıyız. Sizi uyarmayı ulusal bir ödev sayarız.”

Günün devamında İstanbul’da, Silahtarağa ve Alibeyköy semtlerinde yürüyen beş bin işçi arasından dört işçi, polis tarafından tutuklanınca, işçiler Eyüp Karakolu’nu kuşatarak, tutuklanan işçilerin serbest bırakılmasını sağladılar. Bununla birlikte, ilk günün en büyük olayı Ankara Asfaltı’nda meydana geldi.

Kartal kavşağında işçilerin karşısına bir tabur asker ve üç tank çıktı ve işçiler asker barikatını aşıp Başbakan Süleyman Demirel’in kardeşi Hacı Ali Demirel’in Soğanlı’da bulunan fabrikası Haymak Döküm’ü tahrip ettiler. Ancak birkaç küçük olay dışında polis yürüyüşe müdahale etmemiş ve yaralanmalar, tahripler vb. olaylar yaşanmamıştır.

15 Haziran 1970 günü yapılan gösterilere katılan işçilerin işyerleri, çoğunluğu DİSK’e bağlı sendikalara üye olan işçilerin çalıştığı yerlerdi. EAS, Mutlu, Koruma-Tarım İlaçları, Chrysler, Cibali Tekel Kutu fabrikalarında Türk-İş’e bağlı sendikalar etkin olsa da, buralarda çalışan işçiler de işlerini bırakıp direnişe katıldılar.

İkinci Gün/ 16 Haziran

16 Haziran’da da işçiler yine aynı güzergâhlardan sabah saat 08.00’de yürümeye başladılar. Ankara’da DİSK’e bağlı sendikalara üye işçiler ve öğrencilerden oluşan bir grup, sanayi çarşısında yürüyüşe geçmiş ancak polis yürüyüşe engel olmak isteyerek işçilerden bir kısmını gözaltına almıştır.

İstanbul’da yürüyüşe geçen işçiler ise Taksim Meydanı’nda toplanmayı amaçlıyorlardı. Ancak polis ve asker birlikleri birçok koldan yürüyen işçilerin yollarını kesmeye çalıştılar.

Şehremini’nden Cağloğlu’na gelen bir grup işçi vilayete gitmek isterken Babıâli Caddesi ile Divanyolu Caddesi’nin kesiştiği yerde Zırhlı Birlikler’in tanklarla kurduğu barikatla karşılaştılar. İşçilerin bir kısmı barikatı aşarken, işçilerin yürüyüşünü durdurmak için İstanbul ve Beyoğlu’nu birbirine bağlayan Galata ve Unkapanı köprüleri açılarak karadan ulaşım kesintiye uğratıldı.

İstanbul yakasından Beyoğlu’na geçmeye çalışan işçilerin bir kısmı sandal ve motorlarla ulaşımlarını sağlamışlardı. Geriye kalanlar da Galata köprüsünden Unkapanı köprüsüne yürümüşler ancak bu köprünün de kapatılması üzerine geri dönmek zorunda kalmışlardır.

16 Haziran, 15 Haziran’a göre çok daha olaylı geçmiştir. Levent ve Mecidiyeköy yöresindeki yürüyüşler İstinye’deki Kavel Kablo fabrikası işçilerince başlatılmıştır. İstinye’den gelen işçiler Levent mahallinde bulunan işyerlerinde çalışan işçilerle birlikte “Sendikamız anamız, feda olsun canımız”, “Demirel istifa” vb. pankartlarla Zincirlikuyu’daki Tekfen fabrikasına doğru yürüyüşe geçtiler. Tekfen’e vardıklarında fabrikanın önünde barikat kuran polisler yürüyüş kolunun ön saflarında yer alan kadın işçileri coplamaya başlayınca işçilerle polisler arasında çatışma başladı. Çatışmanın sonucunda işçiler barikatı aşarak yürüyüşe devam ettiler.

Eyüp ve Edirnekapı’daki işçilerle Kâğıthane civarında çalışan işçilerin yürüyüşü de Silahtar ve Şişli istikametindeki yolların tamamen trafiğe kapanmasına neden olmuştur.

Anadolu yakasında devam eden yürüyüşler ise kanlı geçmiştir. Ankara asfaltı üzerindeki işyerlerinde çalışan işçiler Üsküdar ve Kartal’a doğru yürüyüşe geçtiler. Üsküdar’a gitmeye çalışan işçiler Ankara Yolu’nun başında polis barikatı ile karşılaşıp yürüyüşe devam etmekte direnince çatışma başladı ve bu çatışmada polis silah kullandı.

Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’nda ve iskelede, polisin silah kullandığı çatışmalardan sonra, yürüyüşçüler bazı polis arabalarını ve sivillere ait çok sayıda araba ile AP binalarını tahrip ettiler ve GP ve Tercüman gazetesinin tabelalarını indirip yerlerde sürüklediler.

Gebze’de özellikle AEG, Çivi, Tırpan fabrikalarında çalışan işçiler ile Timas, Demir Çekme, Arçelik işyerlerinde çalışanların çoğunluğu oluşturduğu 10 bini aşkın kişi Ankara Asfaltı üzerinde yürürken, İzmit’te işçiler Maden-İş Sendikası Bölge temsilciliği önünde toplanıp Pirelli’ye doğru yürümeye başladılar.

Daha önce de belirtildiği gibi, 15 Haziran’da Lastik-İş sendikasının bölge yöneticileri engellediği için yürüyüşe katılmayan Pirelli’de çalışan işçiler, 16 Haziran’da yürüyüş kolu fabrikanın önüne gelince, işlerini bırakıp yürüyüşe katılmışlardır. Pirelli fabrikasında çalışan işçilerin de katılımıyla İzmit’teki yürüyüşçüler Goodyear lastik fabrikasına doğru ilerlerken yolda ardı ardına kurulmuş iki komando barikatıyla karşılaştılar ama barikatı yararak Goodyear fabrikasına ulaştıktan sonra burada çalışan işçilerin de yürüyüşe katılmalarını sağlarlar.

16 Haziran’da İzmit’teki yürüyüşler Goodyear fabrikasından şehir merkezine doğru yürüyen işçilerin, İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu’nun emriyle Kocaeli’ne sokulmamaları için kurulan üç barikatı da aşıp Atatürk Anıtı ve Kolordu Komutanlığı önünde yaptıkları konuşmalar ve tezahüratlardan sonra, ertesi günkü eylemler için Maden-İş sendikası önünde buluşmak üzere ayrılmalarıyla son bulmuştur.

16 Haziran’daki eylemlere 168 işyerinden 150 binden fazla işçi katılmıştı. Bu eylemlere 15 Haziran’ın aksine, çoğunlukla Türk-İş’e bağlı işyerlerindeki işçiler katılmışlardır.

Ancak eylem geniş olduğu kadar olaylı da geçmiştir. Eylemlerde polisle işçilerin çatışmaları sonucunda 5 kişi ölmüş, 85’i ağır olmak üzere 200’e yakın kişi de yaralanmıştır.

Yukarıda belirtildiği gibi 16 Haziran gününün sonunda işçiler eylemleri ertesi gün devam ettirmek üzere anlaşmışlardı. Ancak tam bu sıralarda, hükümet tarafından, İstanbul ve Kocaeli’nde sıkıyönetim ilan edilmesi kararlaştırılıyordu.

Sıkıyönetim devri

16 Haziran günü öğleden sonra yürüyüşler devam ederken olayların sertleşmesi üzerine, DİSK Yönetim Kurulu 1. Ordu Karargâhı’na davet edilmiş, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’den işçilere eylemlerine son verilmesi yönünde çağrı yapılması istenmiştir. Daha sonra İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve DİSK Yöneticileri vilayet binasında bir toplantı yapmıştır.

Bu toplantıdan sonra DİSK Genel Sekreteri Kemal Türkler basına verdiği demeçte şöyle demiştir:

“Girişilen tahripkâr eylemle ilgimiz olmadığını İçişleri Bakanı’na söyledik. Ve kesinlikle de bu tahripkâr olayları tasvip etmediğimizi bildirdik. Ayrıca işçilere radyoda bir uyarma yaparak kötü cereyanlara alet olmamalarını istedik”

DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ise Sülker’in bahsettiği radyodan çağrısında işçilere şöyle seslenmiştir:

“İşçi kardeşlerim, işçi sınıfının bilinçli temsilcileri, sizlere sesleniyorum, iyi dinleyiniz. Anayasal haklarınız için direndiniz. Direniyorsunuz. Anayasamız her türlü toplantı ve yürüyüşlerin silahsız ve saldırısız olacağını emreder. Bizler anayasaya sımsıkı bağlı işçiler olduğumuz için hiçbir hareketimiz anayasaya aykırı olamaz. Ne var ki bizim aramıza çeşitli maksatlar güden kişiler, çeşitli kılıklara bürünerek girebilirler. Hatta kötüsü, gözbebeğimiz şerefli Türk Ordusu’nun bir mensubuna kötü maksatlarla taş atabilir, tahrikler yapabilirler. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı olarak sizi uyarıyorum.”

Günün ilerleyen saatlerinde DİSK’e bağlı sendikaların merkezleri ve bölge temsilciliklerinde polis tarafından aramalar yapılmaya başlanmış ve birçok sendikacı ve işçi de gözaltına alınmıştır.

Bu sırada hükümetin İstanbul ve Kocaeli’nde bir aylığına sıkıyönetim ilan edilmesine ilişkin kararı ve hemen ardından Genelkurmay Başkanlığı tarafından sıkıyönetim komutanlığına 1.Ordu Komutanı Kemal Atalay’ın tayini açıklandı. Ertesi gün sıkıyönetim ilanına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.

Ancak Bakanlar Kurulunca alınan bu kararın Anayasanın 124. maddesi uyarınca TBMM birleşik toplantısında onaylanması gerekiyordu.

Ferruh Bozbeyli’nin başkanlık ettiği TBMM birleşik toplantısı 17 Haziran 1970 günü saat 15.00’te başladı. Toplantıda söz alan AP’liler ve GP’liler sokağa çıkan içlerinde çok sayıda TÜRK-İŞ mensubu da bulunan 150 bin işçi nedeniyle DİSK’i “rejim düşmanı”, “kanlı ihtilal yanlısı” gibi sıfatlarla tanımlamışlardır.

Toplantının devamında CHP milletvekilleri ve Milli Birlik Grubu üyeleri ile AP ve GP milletvekilleri arasında sıkıyönetim kararı üzerine yapılan tartışmalar büyümüş ve CHP’liler ile MBG üyelerinin salonu terk etmeleri üzerine sıkıyönetim kararının onaylanması AP ve GP’lilerin oylarıyla gerçekleşmiştir.

Sıkıyönetimin ilanını takiben TİP milletvekili Mehmet Ali Aybar, 15-16 Haziran olaylarındaki kışkırtıcı tutumundan dolayı başbakan Süleyman Demirel hakkında soru önergesi vermiştir. 22 Haziran 1970 tarihli oturumdaki konuşmasında Mehmet Ali Aybar şunları söylemiştir:

"Değerli milletvekilleri, şimdi hükümet der ki:’Bu bir ayaklanmaydı’. […] Ayaklanma […] fiili bir durumdur. Anayasamız da bunun üstüne basmış, demiş ki ‘ayaklanma olursa, cumhuriyet aleyhine bir teşebbüsün vukuu geldiği müşahede edilirse’. Demek ki anayasa fiil aramış, laf değil. Ayaklanma da laf değil fiildir. Ayaklanma yapmaya kararlı kimseler, ayaklanmanın tekniği ve stratejisini de hazırlar. Yürüyüş kolu nizamında ayaklanma yapılmaz. […]."

Sıkıyönetim komutanlığına atanan Orgeneral Kemal Atalay göreve başlar başlamaz 17 Haziran’da yedi bildiri birden yayınlandı.

Bu bildirilerle doğası gereği “sıkı” olan yönetim halkın çeşitli hak ve özgürlüklerini kısıtlamıştır. Siyasal partilerle sendikaların faaliyetleri de olabildiğince kısıtlanmış ve bildirilerde basına “hassas” olmaları konusunda uyarılara yer verilmiştir.

Ancak özellikle yedinci bildiriden itibaren işyerleri içerisinde farklı şekillerde direnmeye devam eden işçilere karşı tehditkâr bir tavır takınılmış ve sıkıyönetim ilanının Bakanlar Kurulu tarafından açıklanan amacının dışında grev ya da “grevimsi” oluşumlara da tahammül edilmeyeceği ima edilmiştir.

Sıkıyönetim İstanbul ve Kocaeli şehirlerinde, dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in ifadesiyle “kanlı ihtilal provası yapıldığı” için ilan edilmişti.

Ancak Sıkıyönetim komutanlığı genel düzeni sağlamanın yanında işyerlerindeki düzeni de sağlamaya girişmiş ve bir süre daha, hala direnen işçilere karşı işverenlerle işbirliği halinde “çalıştırma” amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

Sıkıyönetim kararının onaylanması ile birlikte DİSK ve DİSK’e bağlı sendikaların yanı sıra Dev-Genç’in faaliyet gösterdiği öğrenci dernekleri, TÖS, İşçi Birlikleri ve bu kuruluşların yöneticileri ile devrimci olarak tanınan kişilerin evlerine de baskınlar düzenlenerek aramalar ve gözaltıların sayısı giderek arttırıldı.

Arama faaliyetleriyle birlikte İstanbul ve Kocaeli’nde bulunan tüm büyük fabrikaların çevresi askeri birlikler tarafından sarıldı. Buna rağmen İstanbul ve Kocaeli’nde işçiler işi yavaşlatma ya da hiç çalışmama biçiminde direnişe devam ettiler.

İşverenlerin Sıkıyönetim Komutanlığı’na durumu şikâyet etmeleri ve sıkıyönetimin bu konudaki baskılarına karşın özellikle Türk Demir Döküm, Sungurlar, Derby, Elektrometal, Rabak, Auer, Çelik Endüstrisi, Otosan, Arçelik ve Vita gibi büyük fabrikalardaki işçiler eylemleri sürdürdüler. Askeri birlikler de işverenlerin 7 ve 10 no.lu sıkıyönetim bildirilerine dayanan talepleri üzerine işyerinin içine kadar girmişler ve işçilerin çalışmasını zorla sağlamaya çalışmışlardır.11 İşverenler bu durum karşısında da direnişle karşılaşınca daha sonra değinileceği gibi, sayıları binleri aşan işten çıkarmalara başvurmuşlardır.

İstanbul ve Kocaeli’nde devam eden direnişlerin yanında diğer şehirlerde de direnişler başlamıştır. Örneğin 18 Haziran 1970’te İzmir’de DİSK’e bağlı sendikalara üye 13 işyerinde iş yapmama biçiminde bir direniş başlatıldı ve bu direnişi yürüten “Direniş Komitesi” üyeleri Cumhurbaşkanına çektikleri telgrafta sendikal haklarının kısıtlanmaması, arkadaşlarının öldürülmemesi ve tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması için direndiklerini belirttiler.

DİSK ve TÜRK-İş’e bağlı sendikalara üye işçilerin yer yer fabrikalarda yaptıkları direnişlerin dışında 274 ve 275 sayılı yasalarda değişiklik yapılmak istenmesi üzerine hiçbir konfederasyona bağlı olmayan bağımsız sendikalar da direnişe geçmiştir.

Bağımsız sendikaların direnişini “Bağımsız İşçi Sendikaları Genel Direniş Komitesi” adı verilen ve Rıza Güven (Tekstil İşçileri Sendikası Genel Başkanı), Şadi Uğur (Pektim-İş Genel Sekreteri), Nevzat Köksal (Karayol-İş Genel Başkanı), Özcan Kesgeç (Sosyal-İş Genel Başkanı), Yaşar Altınay (Teknik-İş Genel Sekreteri)’dan oluşan bir komite yürütüyordu.

13 Bağımsız İşçi Sendikaları Genel Komitesi 24 Haziran 1970 tarihinde Ankara’da bir düğün salonunda direniş biçimini saptamak üzere bir forum düzenlemiştir.

Forumu Sabri Tığlı yönetirken forumda sendikalar adına Mehmet Kılınç, Rıza Güven, Özcan Kesgeç, İsmail İnan, Sadık Özkan; üniversiteler adına Prof. Dr. Muammer Aksoy, Prof. Dr. Cahit Talas, Prof. Dr. Bahri Savcı Doç. Dr. Mukbil Özyörük ve Dr. Alpaslan Işıklı; CHP adına Fikret Gündoğan ve yabancı sendikalardan da Uluslararası Maden-İş Federasyonu Genel Sekreter Yardımcısı Alfred Donnenberg konuşmuşlardır.

Konuşmacıların yanı sıra Tabii Senatörlerden Ahmet Yıldız, Şükran Özkaya, TİP adına Şaban Yıldız ve F. Hikmet İşmen, DİSK Bölge Temsilcisi Uğur Cankoçak, Türkiye Maden-İş sendikası Bölge Temsilcisi Halil Birlikseven ile Alman sendikacılar Dr. Fritz Opel ile Vernel Vilf katılmışlardır.

14 Konuşmalardan sonra hazırlanan kararlar oya sunulmuş ve oy birliği ile kabul edilmiştir. Forum sonunda alınan kararlar şunlardır:

Sıkıyönetim altında kanun yapma eğiliminden vazgeçilmeli, askeri yönetim derhal kaldırılmalıdır.

274 sayılı sendika kanununun TBMM’den geçmiş bu şekli derhal geri alınmalı, bilim adamları, DİSK, Bağımsız Sendikalar Direniş Komitesi ve TÜRK-İş’ten eşit sayıda seçilecek bir komisyonda yeniden gözden geçirilerek yeni bir tasarı hazırlanmalıdır.

Türk işçisinin haklı uğraşında kendileriyle aynı mücadeleyi veren, gençlik, basın, üniversite ve mesleki kuruluşlarla işbirliği sürdürülecektir.

TÜRK-İş’in uluslararası sendika örgütlerinden çıkartılması için bu örgütlere başvurulacaktır.

Aksi halde Türkiye çapında komiteler kurularak genel bir boykota gidilecektir.

Alınan kararlar Cumhurbaşkanı, Başbakan, siyasi parti liderleri, Türk ve Dünya kamuoyuna duyurulacaktır.

17 Eylül 1970’te sıkıyönetimin sona ermesinden sonra da 15–16 Haziran’ın izlerini taşıyan direnişler devam etmiştir. Bunlardan biri de Gıslaved işçilerinin eylemidir. 13 Ekim 1970’te 15–16 Haziran direnişine katıldıkları gerekçesiyle ücretleri kesilen Gıslaved işçileri oturma eylemi başlatmışlardır. Ancak oturma eylemi uyarılara rağmen durdurulmayınca, güvenlik güçleri fabrikaya girmek için iş makineleriyle fabrikanın duvarlarını yıkmış, eylem yarım saat süren çatışmanın sonucunda bir işçinin ölümü, birçoğunun da yaralanmasıyla sonuçlanmıştır.

15–16 Haziran eylemlerini sadece iki günlük bir hareket olarak ele alırsak sıkıyönetimle sonuçlandığı söylenebilir. Ancak yukarıda bahsedilen direnişler hareketin devamlılığını somut olarak ortaya koymaktadır. İşverenler açısından da gayet somut ve olumsuz olan bu durum işverenleri sıkıyönetimden yardım almaya, işçilerin açısından bakılırsa sıkıyönetimle işbirliği yapmaya itmiştir.

Askeri birlikler işyerlerinin etrafını sararken işverenler de, askerin yanı başlarında olmasına rağmen direnişi örgütleyen ve direnişe devam eden işçilerin ya ücretlerini kesmiş ya da işten çıkarmışlardır.

16 Eylül 1970 yılında Cumhuriyet gazetesi, işten çıkarılan DİSK üyesi işçilere ilişkin çok ayrıntılı bir liste yayınlamıştır. Bu listeye göre işten çıkarılan işçi sayısı 2533’tür.

Olaylardan neredeyse bir sene sonra Türkiye Solu dergisinde yayınlanan başka bir listeye göre ise işten çıkarılan işçilerin sayısı 4280’dir.

Arada yaklaşık yedi ay gibi bir sürenin olduğu göz önünde bulundurulduğunda işçi çıkarmadaki tek dinamiğin işçilerin direnişi olduğu varsayılırsa hareketin devamlılığı gözlenebilir.

Sıkıyönetimin ilanı ve göreve Kemal Atalay’ın getirilmesi ile birlikte İstanbul’da bir Sıkıyönetim Mahkemesi kurulmuştur.

Daha sonra soruşturma açılan kişilerin sayısının artması üzerine bir mahkeme yeterli görülmeyerek ikinci bir mahkeme daha kurulmuştur.

Sıkıyönetimin üç aylık uygulaması sırasında hem 15–16 Haziran olayları hem de Sıkıyönetim süresince meydana gelen olaylar nedeni ile çoğunluğu işçilerden ve öğrencilerden oluşan toplam 260 kişi hakkında 69 dava açılmış, davaların 38’i sıkıyönetim döneminde Askeri Mahkemelerce karara bağlanmıştır.

Davalar ve suçlamaların bazıları kısaca şöyledir:

DİSK Davası: DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ve DİSK’in üst düzey yöneticileri ile DİSK’e bağlı sendikaların bazı yöneticileri ve bu sendikalara bağlı sendika temsilcilerinden oluşan 24 kişi hakkında “hükümet aleyhine halkı isyana teşvik etmek üzere ittifak etmek”, “kanunlara karşı gelmeyi halkı teşvik ile memleketin emniyetine tehlike teşkil edecek şekilde neşriyatta bulunmak” suçlarından dava açılmıştır.

Anadolu Yakası’ndaki olaylara ilişkin dava: “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hürriyeti Kanununa muhalefet, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hürriyeti Kanununa muhalefete teşvik, nası izrar ve nası izrara teşvik, vazifeli memura mukavemet ” suçlamalarıyla toplam 85 kişiye dava açılmıştır. Kocaeli (İzmit) olayları davası: “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hürriyeti Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla 12 kişiye dava açılmıştır.

Öğrencilerle ilgili davalar: “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hürriyeti Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla 13 kişiye dava açılmıştır.

12 Eylül’den sonra toplam 1477 sendikacı için ağır hapis cezası, 52 sendikacı için de idam cezası istenen DİSK davası başlatılmış ve iddianamede 15–16 Haziran “DİSK’in mevcut düzeni yıkmak ve proletarya devrimini gerçekleştirmek amacıyla işçi sınıfını eğitip biçimlendirmek için giriştikleri eylemler” olarak tanımlanarak, yeniden dava konusu edilmiştir.

15–16 Haziran 1970 işçi hareketleri Türkiye tarihinde bir ilktir. Hareket iki günle sınırlı kalmamış, sıkıyönetimin ilanına rağmen 12 Mart 1971’e dek sürecek bir hareketin başlangıcı olmuştur. İşçilerin anayasaya dayanarak direnişi ve yine anayasanın yol açtığı siyasal hareketlilikle birlikte oluşan atmosfer, 12 Mart 1971’deki askeri muhtırayla dağılmış, sonrasında anayasadaki hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasıyla, işçilerin dayandığı “anayasal özgürlük” kavramının önüne bir set çekilmiştir.(EZÖ)

Kaynakça:

AKALIN, İlhan, DİSK Kısa Tarih (1960–1980), Ankara: Öteki Yayınevi, 1995
ATEŞOĞULLARI, Kamil, 15–16 Haziran: İki Uzun Gün ve Bir Uzun Yürüyüş, İstanbul: Birleşik Metal-İş Yayınları, 2003
AYDINOĞLU, Ergun, Türk Solu (1960–1971) Eleştirel Bir Tarih Denemesi, İstanbul: Belge Yayınları, 1992
ÇAVDAR, Tevfik, Türkiye’nin Demokrasi Tarihi-1950’den Günümüze, Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, , 3.Basım, 2004
ÇAVDAR, Tevfik, Türkiye İşçi Sınıfı Tarihinden Kesitler, İstanbul: Nazım Kitaplığı, 2005
ÇEÇEN, Anıl, Türkiye’de Sendikacılık, Ankara: Özgür İnsan Yayınları, 1973
ÇELİK, Aziz – AYDIN, Zafer Paşabahçe 1966, Gelenek Yaratan Grev, İstanbul: TÜSTAV Yayınları, 2006
DİSK, DİSK Tarihi, http://www.disk.org.tr/ . [20 Kasım 2006]
GÜZEL, M, Şehmus, Türkiye’de İşçi Hareketi (Yazılar-Belgeler), İstanbul: Sosyalist Yayınlar, 1993
IŞIKLI, Alpaslan, Sendikacılık ve Siyaset, 3.Basım. , İstanbul: Birikim Yayınları, 1979
KİLLİ, Suna-GÖZÜBÜYÜK, A.Şeref, Türk Anayasa Metinleri, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2000
KOÇ, Yıldırım, Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Hareketi Tarihi, Genişletilmiş İkinci Basım, İstanbul: Kaynak Yayınları, 2003
MAHİROĞULLARI, Adnan, Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de İşçi Sendikacılığı, İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2005
ÖZTÜRK, Sırrı, İşçi Sınıfı, Sendikalar ve 15/16 Haziran: Olaylar-Nedenleri-Davalar-Belgeler-Anılar-Yorumlar, İstanbul: Sorun Yayınları, 2001
SENCER, Oya, Türkiye’de İşçi Sınıfı, Doğuşu ve Yapısı, İstanbul: Hin Yayıncılık, 1969
Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, İstanbul: İletişim Yayınları, C. 7, 1989
SÜLKER, Kemal, 15–16 Haziran: Türkiye’yi sarsan iki uzun gün, İstanbul: İleri Yayınları, 2005
EROĞUL, Cem, “Çok Partili Düzenin Kuruluşu: 1945-71”, Geçiş Sürecinde Türkiye, Der.Irvin Cemil Schick-Ertuğrul Ahmet Tonak, İstanbul : Belge Yayınları, 1990
GÜZEL, M. Şehmus , “Cumhuriyet Türkiyesi’nde İşçi Hareketleri” , Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İstanbul: İletişim Yayınları, 1985, C. 7 s. 1854–1855.
KUTAL, Metin. “274 Sayılı Sendikalar Kanunu”, Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi, Cilt 2, s.24.
ÖZSEVER, Atilla, “15–16 Haziran Olayları”, Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi, C.II, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, s. 453.

* Bu yazıyı wikipedia'dan kısaltarak alıntıladık.